BERKE BERKİL YAZDI: “ÇÖZÜMÜN ANAHTARI: SURİYE İLE KARDEŞLİK”

BERKE BERKİL YAZDI: “ÇÖZÜMÜN ANAHTARI: SURİYE İLE KARDEŞLİK”

Berke Mustafa Berkil, Öncü Gençlik GYK Üyesi ve İstanbul İl Başkan Vekili

Son günlerde televizyon programlarında yapılan tartışmalarda, gazete manşetlerinde, köşe yazılarında ve yapılan haberlerde Suriye ve özellikle Beşar Esad’a yönelik düşmanlığın ve kara propagandanın arttığını görüyoruz.

Biraz geriye dönüp bakalım. Amerika, Yeni Dünya Düzeni manifestosu ile birlikte herkese “Küreselleşelim!” çağrısı yapmış, Dünyaya iki seçenek dayatmıştır: Amerika’dan yana olmak; ya da onun karşısında yer almak. Bu seçenek Mazlum Milletlerin ve bölgemizin önüne sefilce yaşamak; ya da işgal edilmek tehditleriyle koyuldu. ABD’den taraf olmayan Saddam bir anda “katil” ilan edildi ve Irak’a saldırının önü açıldı. Amerika’yla uzlaşmayan Kaddafi bir anda “diktatör” ilan edildi ve Libya’ya NATO müdahalesinin önü açıldı.

Aynı Senaryo, Aynı Oyun Bu Kez Suriye’de

Kavramlar savaşta kullanılan önemli silahlardandır. O kavramların gücünü ele geçirmeyenler, anlamını kendi amaçları doğrultusunda değiştirmeyenler kalıcı başarılar elde edemezler. Yani savaşlar sadece cephelerde tankla, topla, tüfekle ve silahlı kuvvetler ile yürümez. Savaşların da ideolojik cepheleri söz konusudur. Askeri bakımdan kurduğun hegemonyayı ideolojik alanda pekiştirdiğin takdirde askeri zaferler kalıcılaşır.

İşte yukarıda verdiğimiz iki örnekte de emperyalist planlar kapsamında bu ülkelere karşı insan hakları ve demokrasi yalanlarıyla kara propaganda yürütüldü. Sonuç ise bu ülkelerin bölünmesi ve emperyalist hegemonyanın yükselişi oldu.

Irak’ta Saddam devrildi, Barzanistan kuruldu. Libya’da Kaddafi devrildi. Bu karışıklıkta ülke petrolleri emperyalist şirketler tarafından satın alındı ve Doğu Akdeniz’de emperyalist güçlerin kontrolü arttı.

Günümüze geldiğimizde ise aynı senaryonun başka bir ülkede yaşandığını görmekteyiz. Önüne koyulan Amerikan planlarını kabul etmeyen Beşar Esad bir anda insan hakları ihlalcisi, diktatör ve katil ilan edildi. Ülkesi içerisinde terör örgütleri palazlandırıldı ve Suriye’de bir savaş başladı. Bu savaş doğrultusunda Irak’ta kurulan Barzanistan’ın bir benzeri Suriye’nin kuzeyinde kantonlar olarak kuruldu.

Son 30 yılda yaşadığımız tecrübe ortada! Amerika’nın bölgemize her girişinde “insan hakları, demokrasi, barış, katiller ve diktatörlerle mücadele” kavramları kullanıldı. Bu kavramlar gazetelerde, televizyonlarda yer aldı.

Astana Süreci ve Milli Devletlerin Yükselişi

Son 30 yılı göz önünde bulundurduğumuzda zorlanmadan şu tespiti yapabiliriz: Amerikan emperyalizmi artık oyun kurucu konumunda değil!

10 yıl öncesinde başlayan Dünya krizi ile Amerikan saltanatı ciddi biçimde sallantıya girdi. Günümüzde ekonomiye katkı ve kalkınma noktasında dünyaya Asya ülkeleri önderlik ediyor . Suriye 7 senedir emperyalist bölünme projesine direniyor. Asya’nın lokomotif ülkeleri artık bu bölünme projelerine karşı sahaya inmiş durumda! Türkiye’de ise Amerikancı şer odakları teker teker devlet kademesinden temizleniyor. İşte bütün bu gelişmeleri topladığımızda Asya’da biriken enerji kendini ittifaklar yoluyla Amerikan planlarına direnmede gösteriyor.

Ülkemiz ise burada kritik bir öneme sahip. Davutoğlu’nun stratejik derinliğiyle komşularımızla karşı karşıya gelmeye başladık. Ancak Türkiye’deki devlet geleneği ve Türkiye’nin mecburiyetleri süreci tersine çevirdi.

Türkiye varlığının devamı için komşularla işbirliğinin gereğini anladı; çünkü Türkiye ekonomisi, Asya’da soluk alıyor. Türkiye Amerikan planlarında bölünmeye itiliyor. Türkiye güvenlik, teknoloji, enerji gibi ihtiyaçlarını Asya ülkelerinden sağlıyor. Bütün bu mecburiyetler AKP iktidarına önce Rusya ile ardından İran ile ittifak yapmayı öğretti. İşte size mecburiyetlerin öğreticiliği!

Astana Süreci işte bu mecburiyetlerin öğreticiliği sayesinde yaratıldı. Türkiye-Rusya-İran bölgedeki şeytanı def etmek için insiyatifi ellerine aldılar. Bir yandan Astana Süreci yürürken diğer yandan terörle mücadele sınır ötesine taşındı. Türkiye moda tabirle ‘beka sorununu’ çözmek ve Amerikan Koridorunu tarihin çöplüğüne atmak için önce Fırat Kalkanı Harekatı’nı ardından Zeytin Dalı Harekatı’nı gerçekleştirdi. Barzani’nin bağımsızlık referandumuna karşı Türkiye-İran ve Irak’ın kararlı duruşu Barzanistan’a geri adım attırdı. Bu operasyonlarda başarı geldikçe Türkiye-Rusya-İran daha sıkı sıkıya birliğini sağladı, Suriye milli birliğini sağlama noktasında önemli aşamalar kaydetti. Amerika bölgede kazandığı insiyatifi bölge ülkelerine kaptırdı.

Bölge ülkeleri birbirine yaklaştıkça Amerika güç kaybetti. Denklem bu şekildedir.

İdlib’te Barış Terör Örgütleriyle Değil Devletle Sağlanır!

Amerika beslediği büyüttüğü PKK’yı ve FETÖ’yü Türkiye’nin üzerine; YPG, PYD, IŞİD’i Suriye’nin üzerine; PJAK’ı İran’ın üzerine; Barzani’yi ise Irak’ın üzerine sürüyor. Bugün dünya üzerinde Ankara, Şam, Bağdat ve Tahran kadar aynı kaynaktan beslenen, benzer tehditlere maruz kalan başka başkentler yoktur. Bunu laf olsun diye söylemiyoruz. Amerika’nın bölgede kurmak istediği Kukla Kürdistan bu dört ülke merkezinde kurulacağı için tehditler de ortak çözüm yolu da ortak! Birlik!

Amerika’nın temel stratejisi kurulan Astana Süreci’ne zarar vermek ve bölge ülkelerini birbirlerine düşman etmektir. Bu stratejiden ötürü ülkeler arasındaki mezhep farklarını, etnik farklılıkları hala kaşımaya devam etmektedir.

İşte bu koşullarda İdlib tartışmaları üzerinden Esad düşmanlığı yürütülmeye başlandı. Bu düşmanlık gazetelerde haber dillerine yansıdı. Birçok köşe yazarı Rusya ve Suriye’ye düşmanlık yapan yazılar kaleme aldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan Amerikan gazetesine yazdığı makale ile İdlib’te Amerika’yı ve batılı devletleri müdahaleye çağırdı. Dışişleri Bakanı İdlib’e operasyonun felaket olacağını söyledi. Yine Çavuşoğlu Suriye Devleti’nin İdlib’i ele geçirme çabası içerisinde olduğunu dile getirdi. ABD Dışişleri Bakanlığı İdlib konusunda Türkiye ile aynı fikirde olduklarını dile getirdi.

İdlib’te ateşkes çağrıları ile birlikte yürütülen bu düşmanlık Suriye Hükümeti’nin sözde insanlık zulmünü durdurmak bahanesiyle perdelenmekteydi. İdlib dediğimiz bölge Suriye’de Hayat Tahrir-i Şam başta olmak üzere El Nusra, Fetih Cephesi gibi Türkiye’nin de terör örgütü olarak kabul ettiği örgütlerin işgali altındadır. Bu terör örgütlerinin tertiplediği yürüyüşte Rus Büyükelçi Karlov’u öldüren FETÖcünün kahraman olarak gösterilmesi İdlib’in kimlerin kontrolünde olduğunun göstergesidir.

Zamanlaması ile de manidar olan bir düşmanlıkla karşı karşıyayız. Bu düşmanlık Suriye Hükümeti’nin, terör örgütlerinin işgal ettiği İdlib’e operasyon hazırlıklarına başladığı bir zamanda sahneye sürüldü. Yusuf Nazik Suriye’de yakalanıp Türkiye’ye getirildi ve ona bazı sözler söylettirildi.  Aydınlık dışındaki bütün gazeteler gerçeği perdeleyen bu açıklamalara yer verdi.

Kısacası Fırat’ın doğusunda kafa kafaya geldiğimiz ABD ile İdlib’te yana geldik. Bu bile başlı başlına iktidarın ne kadar büyük yanılgı içerisinde olduğunu göstermektedir.

AKP iktidarı geçmiş yılların acı tecrübesini bir kenara koyarak emperyalizmin planlarına engel olamaz! Amerika istiyor ki bölge ülkeleri birbirine düşsün! Bölge ülkeleri birbirine düşsün ki Kukla Kürdistan kurulabilsin! Ancak Vatan Partisi bu oyunu görüyor ve bozacak! İdlib’te ateşkes insanların huzura kavuşmasını değil terör örgütlerinin nefes almasını ve kuvvet toplamasını sağlar. Terör örgütlerinin kontrolünde bölgeler olan bir Suriye’de ne insan hakları olur ne de huzur ve barış hakim kılınır. Suriye Devleti’nin her karış toprağında devlet otoritesini sağladığı, terörden arınmış bir ülkede insan hakları ve huzur hakim kılınır.

Yangına Su mu Taşıyacağız Benzin mi Dökeceğiz?

Türkiye’nin sınır ötesinde 3 senedir verdiği savaş ülkemizin vatan bütünlüğünü sağlarken aynı zamanda Suriye’nin de terörden arınmasını ve bütünleşmesini sağlıyor. En başından beri bunun için “Suriye’nin toprak bütünlüğü Türkiye’nin toprak bütünlüğüdür!” diyoruz.

Suriye toprak bütünlüğünü sağlarsa sınırımızda Amerikan kantonları olmayacak! Suriye toprak bütünlüğünü sağlarsa bölgemizde bombalar patlamayacak!

Suriye toprak bütünlüğünü ise 7 yıldır bu savaşta ülkesine komutanlık eden Esad ile sağlayabilir. Bunun kararını biz Türkiye’den vermiyoruz. Bugün Suriye topraklarının yaklaşık %60’ında kontrolü sağlayan Suriye Hükümeti Esad önderliğinde her geçen gün daha fazla alanı terörden temizlemektedir. Ülke terörden temizlenirken Suriye halkının Esad’ın etrafında birbirine daha da kenetlendiğini görüyoruz! Çünkü bu savaşta Esad Suriye’nin birliğini savunuyor ve sağlıyor! Kibri, kişisel çıkarları bir kenara bırakalım. Eğer Suriye İdlib’i temizlerse savaş Fırat’ın doğusundaki Amerikan denetimindeki PKK kantonlarına doğru kayacaktır.

“Savaş siyasetin başka araçlarla devamıdır.” Diyor Clausewitz. Bölgemizdeki bu savaş bölge ülkelerinin siyasetinin bir yöntemi olarak devam ediyor; çünkü esas olan siyaset. Türkiye’nin, Suriye’nin, Irak’ın ve İran’ın siyaseti vatan bütünlüğünü sağlamaktır. Onun için dış siyaseti kişisel çıkarların yönlendirmesine bırakan dar ufuklu yaklaşımlarla değil tehdidi bozguna uğratacak ve temel siyaseti sağlayacak şekilde kurgulamak gerekmektedir.

Avrasya’nın birliğimde öncü konumunda olan Türkiye Amerikan emperyalizminin tehditlerine karşı Avrasya’da hayat bulacak. Türkiye’nin başı dik, bağımsız, kendi kendine yeten bir ülke olması, Avrasya’da yer almasıyla sağlamlaşacak.

Avrasya’nın birliği Suriye ve Türkiye’nin birliğinden geçmektedir. Suriye’nin birliği ise Esad’ın liderliğindeki Suriye ile Türkiye-İran-Irak’ın ittifakından geçmektedir.

Artık yeni hatalara tahammülümüz yok. Basınımızdaki dolduruşa gelmeyeceğiz. Suriye’deki yangına su taşıyacağız! Cihan da yıkılsa bu cephenin sarsılmasına izin vermeyeceğiz!
oncugenclik.org.tr, 17.9.2018

Paylaş: