DOĞAN AVCIOĞLU:  KEMALİZM İLE SOSYALİZM ARASINDA BİR “YÖN”

DOĞAN AVCIOĞLU: KEMALİZM İLE SOSYALİZM ARASINDA BİR “YÖN”

Sabrican Tıknazoğlu, Öncü Gençlik Ankara İl Yöneticisi

Yön Dergisi, Türk siyasi tarihine damga vurmuş bir yayın organı. Doğan Avcıoğlu’nun önderlik ettiği Yön Dergisi’nde savunulan görüşler arasında bugün bile halen geçerli olanlar var. Doğan Avcıoğlu’nun doğum gününde, önderlik ettiği ve derginin adıyla anılan bir siyasi hareket olan Yöncülerin doğduğu koşulları, programını incelemek, bugünün de sorunu olan ekonomik kalkınma stratejimiz için öğretici olacaktır.

Küçük bir aydın grubundan oluşan Yön Hareketi, demokrasi ve kalkınma vaadiyle iktidara gelen Demokrat Parti’nin baskı rejimine yönelmesiyle 1950’li yıllarda CHP etrafında oluşan muhalefetin içinde bir eğilim olarak doğdu. 27 Mayıs Devrimi ile gelen özgürlük ortamında ise bağımsız bir akım olarak ortaya çıktı. Türkiye’yi çağdaş uygarlık hedefine ulaştırabileceğini düşündüğü Kemalizm’in, eksiklerini tamamlamayı hedefliyordu. Temel tezlerini, eksikleri Marksizm ile tamamlanmış Kemalist ilkeleri, bir kalkınma stratejisi için yorumlayarak oluşturdu.

Demokrat Parti İktidarı ve Kemalist Muhalefet

Yön Hareketinin doğuşunu anlamak için, 1950’lerden itibaren doğduğu dönemin Türkiye koşullarına bakmamız gerekir. 1950’de CHP’den ve Kemalizm’den kopan büyük toprak sahiplerinin kurduğu Demokrat Parti, demokrasi ve kalkınma vaatleri ile iktidara geldi. İkinci Dünya Savaşı dönemindeki yoksulluk dönemi ile CHP’den kopan işçi ve köylülerin de desteğini almışlardı. İktidarının ilk yıllarında getirdikleri özgürlük ortamı ve ABD desteği ile gerçekleştirdikleri ekonomik kalkınmayla birlikte DP büyük bir yükselişe geçti. Ancak ileriki yıllarda bu yükseliş durdu. Karşılaştıkları 58 devalüasyonu ve ABD’nin destek vermekteki isteksizliği ile birlikte ülke ekonomisi iflasa sürüklendi. Ve bu ekonomik kriz sonrası oluşan muhalefete karşı DP, toplumsal ve siyasi bir baskı ile karşılık verdi. Büyük bir köylü tabanına, büyük toprak sahiplerine ve burjuvaziye dayanarak iktidara gelen DP, 1950’lerin ikinci yarısında yoksullaşan köylüleri ve şehirli nüfusu da karşısına aldı. Ayrıca tek parti döneminde büyük bir ayrıcalığa sahip olan subay ve memurlar, DP ile birlikte bu ayrıcalıklarını kaybetmesi ve gelir kayıplarına uğramaları ile birlikte DP ile karşı karşıya gelmişlerdi. Aydınlar, gazeteciler, öğretim üyeleri de iktidarın karşısında yerlerini almışlardı. Başbakan Menderes, kendisini eleştiren öğretim üyelerine ‘kara cübbeliler’ diyordu. Ülke sorunlarının yaratıcısı olarak görülen gazetecilere sayısız dava açılıyordu. İşçiler ve köylüler bezgindi. Sürekli artan enflasyon, onların yaşam şartlarını çok zorlaştırıyordu. Bu şartlar altında yükselen muhalefeti DP, mecliste oluşturduğu tahkikat komisyonu ile bastırmaya yönelmişti. CHP ise askerler, memurlar, aydınlar, sanayiciler ve yoksulların toplandığı yer olmuştu. Kalkınma, hürriyet ve Kemalizm DP’ye karşı olan muhalefetin başlıca temalarıydı. İşte Yön Hareketi DP’ye karşı oluşan bu muhalefetin içinde bir eğilim olarak doğmuştu.

Akımın doğuşu için bir an saptaması yapmak mümkün değildir. Önce bir eğilim olarak belirmeye başlamıştır. Yön Hareketini kurucuları Doğan Avcıoğlu ve Mümtaz Soysal’ın 27 Mayıs öncesi hayatlarını incelersek eğilimin nerede ve nasıl ortaya çıktığını anlayabiliriz. Yöncüler 1950’lerin ortalarında DP’ye karşı muhalefet bloğunun içinde küçük bir genç aydın grubu olarak bir araya gelmişler. Forum, Akis, Kim gibi dergilerin içinde ve CHP etrafında bir araya gelerek kendi görüşlerini bağımsız bir şekilde dile getirebilecekleri koşulları beklemişler ve hatta o koşulları yaratmaya çalışmışlar.

Yöncülerin Farkı: Cehalet Kalkınmayla Aşılır

Onları diğer muhalefetten ayıran iki nokta vardı. Birincisi, eksik olduğunu düşündükleri Kemalizm’i, Marksizm ile tamamlamak ve yarım kaldığını düşündükleri Kemalist Devrimi sonuca ulaştırmaktı. Ve bu şekilde Kemalizm ile yola çıkarak sosyalizme giden yolu açmayı planlıyorlardı. Ancak sosyalizmin öcü olarak algılandığı ve yoğun baskı döneminin olduğu 50’li yıllarda bu görüşlerini tam anlamı ile dile getiremiyorlardı. Onları ayıran ikinci nokta ise ülke sorunlarının çözümünün hangi yolla olacağıydı. O yıllarda DP’ye muhalefetin asıl odağı ‘hürriyet’ idi. Ve ülke sorunlarının çözümünün memlekete hürriyet ve demokrasi gelmesi ile olacağı düşünülüyordu. İktisadi bunalımın ise önce halkı eğitip cahillikten kurtarıp, oradan yaratılacak nitelikli nesil ile aşılacağı düşüncesindeydiler ve ilerlemenin eğitim ile olacağını düşünüyorlardı. Ancak Doğan Avcıoğlu ve arkadaşları; memleketteki asıl sorunun hürriyet değil iktisadi bunalım olduğunu düşünüyor ve bu sorunun ancak devlet eliyle yapılacak merkezi bir kalkınma planı ile çözüleceğine inanıyorlardı. Diğer muhalefetin, Batı’nın kurumlarının benzerlerinin ülkeye getirilmesi ile uygarlığa ulaşılacağı görüşünü reddediyorlardı. Açlığa ve işsizliğe çare bulamayan demokrasinin bir gün çökmesinin kaçınılmaz olduğunu söylerken, açlığı, işsizliği, yoksulluğu, toplumsal sömürüyü ortadan kaldıran bir iktisadi devrimin demokrasiye gideceğini düşünüyorlardı. Avcıoğlu ve Yöncüler için diğer muhalefetin tezlerini baş aşağı çevirdikleri söylenebilir. Yöncüler, hürriyet ve demokrasi gelince, ekonomi, memleket yükselecek görüşünü; üretim artacak ekonomi ve memleket yükselecek ondan sonra hürriyet ve demokrasi gelecek düşüncesi ile değiştirmişlerdi. Yöncüler aynı şekilde ilerlemenin de eğitim ile olacağı konusunda diğer muhalefet ile ayrışıyorlardı. Bir baş aşağı çevirme de buradaydı. Yöncüler açısından; toplumun geri kalmışlığının nedeni halkın cahil olması değil, halkın cahil olmasının nedeni toplumun geri kalması idi. Cahil olduğumuz için geriyiz, cehaleti aşarsak ilerleriz tezini baş aşağı çevirerek, geri olduğumuz için cahiliz, geri iktisadi yapıyı değiştirirsek cehaletten kurtuluruz demişlerdir. Ve Batı uygarlığına ulaşmanın oradaki kurumların benzerini burada kurmanın değil iktisadi kalkınma ile olacağını savunuyorlardı ve Batı’yı taklit eden kurumlar ile bağımsız bir kalkınma rotası çizilemeyeceğini, Türkiye’nin ancak Batı’nın üstünlüğünü koruduğu ve milli kaynakları dışarı akıtan eşitsiz bir iş bölümüne mahkûm edileceğini düşünüyorlardı. Ancak DP’ye baskı rejimi içinde diğer muhalif eğilim ile aynı blok içinde yer alıyorlardı.

27 Mayıs Devrimi ile beraber muhalefet içindeki ayrışma belirmeye başlamıştı. Gruplardan biri siyasi rejim sorunlarına odaklanmıştı, diğeri iktisadi düzene. Biri buhranın Batı tipi bir demokrasi ile aşılacağını vurguluyordu, diğeri buhranın nedeninin iktisadi düzenin çökmesi olduğunu, onun için düzenin değişmesi gerektiğini vurguluyordu. İlk grubun önderi Turhan Feyzioğlu, ikinci grubun lideri ise Doğan Avcıoğlu’dur. İsmet İnönü’nün önerisi ile Kurucu Meclise giren Avcıoğlu yeni anayasanın temeline görüşlerini yansıtmak için mücadele etmiştir. Ancak Turhan Feyzioğlu’nun ağır basması ile yapılan yeni anayasaya ilk grubun fikirleri temel alınmıştır. Ve yeni anayasa, iktisadi temele oturtulmadığı için Avcıoğlu imza vermemiştir.

Dergiyle Beraber Bağımsızlaşan Çizgi

Yöncüler yeni anayasanın getirdiği özgürlük ortamı ile görüşlerini açıkça dile getirebilecek ortamı bulmuşlardı. Ve bir dergi etrafında toplanmaya karar verdiler. Bağımsız bir akım olarak ortaya çıktıktan sonraki temel tezlerini ise şu şekilde özetleyebiliriz:

– Türkiye’nin temel sorunu iktisadi kalkınmaydı. Siyasi buhran, iktisadi buhran sonucu ortaya çıkmıştır. O nedenle Türkiye’ye ‘yön’ verebilecek kesimler hızlı bir iktisadi kalkınma sağlayacak ‘yeni bir Kemalist program’ etrafında birleşmeliydi.

– Yöncülere göre Kemalist Hareketin en büyük hatası ekonomi politikasının yanlış seçilmesi idi. Kemalist kadrolar, kapitalist gelişme yolunu seçerek yanlış yola sapmışlardı.

– Kemalizm’in hedeflerine ulaşabilmesi için sosyalist yola girmeleri gerekirdi. Emperyalizme karşı bağımsızlık savaşı veren az gelişmiş ülkelerin çoğunda olduğu gibi Türkiye’yi de kalkınmaya götürecek yol sosyalizmdi.

– Sosyalizm, Kemalizm’in devletçilik, milliyetçilik, halkçılık ve devrimcilik ilkelerinin doğal sonucuydu. Yapılması gereken bu ilkeleri sosyalist bir yöneliş ile yeniden yorumlamaktı.

Akım, Türkiye için önerdiği toplum projesini, Kemalist ilkelerin Marksizm yararlanarak yeniden tanımlanması ve bir iktisadi kalkınma stratejisi ile yeniden bir araya getirilmesi yoluyla oluşturdu. İnkılapçılık, radikal bir iktisadi ve sosyal düzen değişikliğini ifade etmek üzere devrimcilik şeklinde tercüme edildi. Halkçılık, sınıf çelişkileri reddeden ‘sınıfsız, zümresiz kaynaşmış kitle’ yerine ‘işçi ve köylülerden oluşan emekçi kesimlerden’ yana toprak ağalarına ve burjuvaziye karşı bir politika olarak anlamlandırıldı. Devletçilik, halkçı politikaların yolu olarak tarif edildi. Milliyetçilik, emperyalizme karşı mücadelenin, tam bağımsızlığın ilkesi olarak içeriklendirildi. Kemalizm’in, sosyalizmden yararlanılarak yapılan bu yorumunun Türkiye’nin sosyalizme ulaşmasının önündeki engelleri kaldıracağı Yön Hareketinin başlıca teziydi.

Günümüze Işık Tutan Kalkınma Programı

Yön Hareketi, kalkınma programını; Asya, Afrika, Latin Amerika ülkeleri gibi az gelişmiş ülkelerde yaşanan anti-emperyalist devrimleri araştırarak, Türkiye’nin İmparatorluk ve Cumhuriyet dönemindeki deneyimleri eleştirel bir yolla inceleyerek, yönettiği Sosyalist Kültür Derneğindeki cumartesi toplantılarında bu sorunlarla ilgili konferanslar ve söyleşilerde tartışarak on yıllık bir uğraşın sonucunda oluşturmuştur. Ve varmak istediği amaçlara yeni bir devletçilik anlayışı ile varabileceklerine inanmışlardır. Yeni devletçilik anlayışlarını da “… devletçilik ama emekten yana bir devletçilik. Bugünkü devlet kapitalizmi değil.” diyerek özetlemişlerdir. Onlardan önceki devletçilik anlayışları sermayeden yana olmuştur. Yön Hareketi’nin yeni devletçiliği ise ‘emekten yana’ olacaktır. “Bugünkü devlet kapitalizmi değil” cümlesi ise kapitalizm karşıtlığını göstermektedir.

Ülkenin iktisadi yapısını emek sahiplerinin lehine düzenlemek gerektiğini, ancak özel sermayeyi de tamamen dışarıda bırakmamak gerektiğini vurguluyorlardı. Yöncüler bir kesimi de bu iki sınıfın dışında görüyordu. Bu kesim ‘Türk toplumuna yön verecek olan çevreler’dir. ‘Asker-sivil aydın’ olarak adlandırdıkları bu çevreleri ‘ara tabakalar’ olarak adlandırıyorlardı. Yön Hareketine göre iktisadi ve sosyal hayatı emekten yana düzenleyecek ve devlet kapitalizmini tasfiye edecek olan, devleti elinde tutan ve mevcut sınıflardan bağımsız olan işte bu ara tabakalardı. Yöncülerin bu düşüncesinin altında, ülkede iktidarı ele alabilecek ve Türkiye’yi sosyalizme götürecek güçlü ve bilinçli bir işçi sınıfının bulunmadığı görüşü vardı. Ara tabakaları, işçi sınıfına yol arkadaşı olarak tanımlayan ama bir öncü nitelik tanımlamayan Batılı sosyalistlerin görüşlerini ise Türkiye gerçeklerine uygun olmadığını düşünüyorlardı.

Yöncülere göre özel sermaye ekonomisi kara dayalı olduğu için gelir dağılımında adaletsizliğe yol açıyor ve milli servetin ihtiyaca yönelik değil en karlı işlere yönelmesini sağlıyordu. Özel sermaye ekonomisi ile kalkınmanın sağlanamayacağını saptayan Yön Hareketi’ne göre sosyalizm de Türkiye’nin önündeki seçenek değildi. Doğan Avcıoğlu bunu “sosyalizmin büyük sanayi ve kuvvetli işçi sınıfının olduğu ülkelerde olabileceği” şeklinde açıklıyordu. Türkiye’de ise ne büyük sanayi ne de güçlü bir işçi sınıfı vardı. Yeni devletçilik ilkesi, sosyalizme giden yolun açılması için bir ara formüldü. Doğan Avcıoğlu’na göre devletçilik programı, köklü bir toprak reformu ile köylüyü ekonomik ve politik bağımlılıktan kurtaracak, sendika ve kooperatiflerle ve Köy Enstitüsü gibi bir eğitim modeli ile bilinçlenmeyi sağlayacaktı. Sanayideki atılım ve sendikalardaki örgütlenme ile işçi sınıfı gelişip örgütlenecek ve böylece sosyalizme giden yol açılacaktı

Yön Hareketini öncelikli olarak ülkenin tarımsal yapısını değiştirmeyi planlıyordu. Doğan Avcıoğlu, “…bir toprak reformu yapılmadan davalarımızın hiçbiri çözülemez.” diyordu. Türkiye’de hâkim sınıflar, emperyalizme dayanan burjuvazi ile onlarla ittifak halinde olan toprak ağalarıydı. Ağalar birkaç şehir haricinde ülke ekonomisine hakimdiler. Ekonomik gücünü toprak mülkiyeti ve tarım ürünlerinden alan toprak ağaları, ekonomik gücüne dayanarak siyasette de hakimiyet kurmuşlardı. Bu nedenle toprak reformunun hedefi, toprak ağalarının ekonomik ve siyasi gücünü kırmak olacaktı. Fakir köylüyü sendika ve kooperatiflerde örgütlenmesini sağlayacak ve geniş bir eğitim atılımı ile köylünün uyanışını hızlandıracaktı.

Bir diğer plan yönü ise işçiler ile alakalıydı. İşçi ve emekçileri sanayi ve ticaret burjuvazisinin egemenliğinden kurtarmayı hedefliyordu. Bu geniş çapta millileştirmeler yolu ile sağlanacaktı. Merkeziyetçi bir planın uygulanması ile bankacılık, sigortacılık, dış ticaret ve sanayi yatırımlarını kapsayan geniş çapta millileştirmeler ile hem burjuvazinin lüks harcamalarının yarattığı kaynak israfı üretime yöneltilecek hem de sanayinin genişlemesi ile işçi sınıfı güçlenecekti. Tarımsal üretimde makineleşme ile tarımda boşa çıkan iş gücü ise sanayiye aktarılacaktı. Yeni baştan kurulan sendikalar aracılığı ile işçi sınıfı bilinçlenecekti. Özgür bir köylü ve güçlü bir işçi sınıfı yaratacak olan halkçılık ilkesi, bağımsız kalkınmanın gireceği kaçınılmaz rota olarak sosyalizmin inşasının da temellerini atacaktı. Avcıoğlu ve Yön Hareketi programı ile Türk siyasetinde yankıları bugüne dek uzanan derin izler bırakmıştır. Ancak kendilerinden sonra ardılını yaratamamış, bir gelenek oluşturamamıştır. Çünkü iktidar planları, geniş halk kesimlerinin sabırlı bir şekilde bir öncü partide örgütlenmesine değil, iktidarın ordu marifetiyle bir çırpıda ele geçirilmesine dayanan bir anlayış üzerine bina edilmişti. Türkiye gibi köklü devlet geleneği olan bir ülkede, toplumsal dayanağı örgütlemeden böylesi bir köklü dönüşümün yapılamayacağı yıllar içinde daha net anlaşılmıştır. 12 Mart Askeri Darbesinde, Avcıoğlu yörüngesinde hareket eden sivil-asker öncü örgütlenmesi dağıtılmış ve Avcıoğlu siyasete veda edip, yaşamının geri kalanında hem siyasal baskı, hem de iktidar stratejisinin yanlışlığının ortaya çıkmasının yarattığı ümitsizlik nedeniyle aktif siyasi faaliyetlerden uzak durmuştur. Ancak son tahlilde, Avcıoğlu ve Yön çevresinin ortaya koyduğu milli güçlerin emperyalizme ve feodalizme karşı işbirliğini öngören, bağımsız iktisadi kalkınma rotasını başa yazan program, Türkiye’nin uzun vadeli stratejik ihtiyacına cevap vermekte ve bugün dahi geçerliliğini korumaktadır. Denilebilir ki bu program, eksiklerinin tamamlanması ve güncellenmesiyle de birlikte bugün Vatan Partisi’nin Milli Hükümet Programı’nda yaşamaktadır.

Kaynakça:

Doğan Yurdakul, Rejim ve Devrim, Tekin Yayınevi, 2017

Gökhan Atılgan, Yön-Devrim Hareketi, Yordam Kitap, 2008

Tustav, Yön Dergisi arşivi

Yön Bildirgesi, 20.11.1961

oncugenclik.org.tr, 13.3.2019

Paylaş: