Ana Sayfa Haberler DOĞU PERİNÇEK- FETÖ’CÜ DARBENİN SEYİR DEFTERİ (TAMAMI)

DOĞU PERİNÇEK- FETÖ’CÜ DARBENİN SEYİR DEFTERİ (TAMAMI)

598

 

 

1- TİYATRO MU TÜRKİYE-ABD SAVAŞI MI?

 

Yılmaz Özdil, Bekir Coşkun, Emre Kongar gibi değer verdiğim aydınlarımız, 300 asker ve sivilin hayatını kaybettiği Amerikancı- Fethullahçı darbeye “tiyatro” dediler, “Tayyip Erdoğan’ın tezgâhı” lafları havada uçuştu. Yalnız onlar mı?.. Fethullah Gülen ve PKK da darbeyi “Tayyip Erdoğan’ın tiyatrosu” olarak nitelediler.

ERGENEKON-BALYOZ SAVAŞI

Türkiye, 2007 yılından bu yana aslında ABD emperyalizmi ile savaş içindedir. ABD, 24 Temmuz 2002 tarihinde Binyılın Meydan Okuması (Millenium Challenge 2002) adı altında Türkiye’yi işgal tatbikatı bile yapmıştı.

12 Haziran 2007 günü Ümraniye’de bir gecekonduda bulunduğu söylenen bombalar, Üsküdar Karakolu’nun masasında dizili olarak duruyordu ve savaş başlamıştı. Polis kamerasıyla çekilen kayıtlar yıllar sonra Ergenekon Davasında ortaya çıktı. Tertibin içindeki polis, savaşın şifrelerini veriyor, Genelkurmay Başkanı’ndan “O… çocuğu” diye söz ediyordu.

Strateji biliminin babası Çinli Sun Tzu, savaşta birinci tercihi “Savaşmadan yenmek” diye tanımlar. ABD, savaşın ilk çarpışmasında komuta kademesini tek bir kurşun atmadan teslim aldı. E. Astsubay Oktay Yıldırım’ın tutuklanmasıyla başlayan taarruz, o zaman da belirttik, “Eğer direnilmezse Genelkurmay Başkanına kadar uzanır.” Ve uzandı. Yüzlerce general ve amiral, binlerce subay, savaşmadan esir alındı.

Komutanlar dahil herkes şaşırmıştı. Savaşın farkında değillerdi. Hukuk devleti söylemleriyle suçsuz olduklarını anlatmaya çalışıyorlardı. Oysa kale içerden fethedilmişti ve savaş yargı düzleminde değil, silahların konuştuğu düzlemdeydi. Yalnız hapse atılanlar değil, Genelkurmay da teslim alınmıştı. Türk Ordusu hükümet mevzilerinden gelen bir saldırıyla karşı karşıya kalmıştı. Fethullahçı Gladyo, gücünü ilk kez gösteriyordu. Koskoca Türk Ordusunun komuta kademesini savaşmadan teslim alacak kadar güçlüydü.

Ergenekon-Balyoz tertipleri, Batı Asya’daki büyük savaşın Türkiye cephesiydi. ABD, silahlı güç kullanarak Irak’ı bölmüş, Kuzeyinde Barzanistan’ı kurmuş, komşumuz olmuştu. Türkiye topraklarının bir bölümünü de kapsayan “Free Kürdistan” haritaları yayımlanmıştı. Washington yönetimi, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ve İşçi Partisi’nin (Vatan Partisi) direncini kırmadan hedefine ulaşamazdı. Aslında Türkiye’ye açılan savaş, Kürdistan’ı kurma savaşıydı, daha doğrusu İkinci İsrail’i kurma savaşıydı.

Washington yönetimi, Türkiye’yi bölme savaşının ilk aşamasında Fethullahçı Gladyo’yu kullandı. Tayyip Erdoğan-Abdullah Gül yönetimi de ABD planı içinde Fethullah Hoca ile birlikteydiler. Binlerce subay Ordudan uzaklaştırıldı. Fethullah Hoca, bir bakıma Yüksek Askeri Şura’nın başına geçti. Türk Ordusunun terfi planı artık Beşiktaş Adliyesindeki F Savcıları ve F Yargıçları tarafından yapılıyordu. Bu süreçte vatansever-Atatürkçü komutanların yerine FETÖ mensupları getirildi.

DUVAR SAVAŞI VE HENDEK SAVAŞI

ABD-Türkiye Savaşında, Silivri duvarlarının yıkılmasıyla birlikte girişim, Türkiye’ye geçti. Türkiye kuvvetleri, FETÖ’nün polis ve yargıdan temizlenmesi için harekete geçti.

En önemlisi, 24 Temmuz 2015 günü Türk Ordusunun ve Polisinin PKK Terör Örgütünü silahla bastırma harekâtı başladı. Ergenekon-Balyoz tertiplerine karşı mücadele, artık Vatan Savaşıydı. Savaşın bu aşamasında, Türk Ordusu ve Polisi, ABD’nin “Kara Gücünü” hendeklere gömdü.

KORİDOR SAVAŞI

Suriye’de hedefine ulaşamayan ABD, Türkiye’nin güneydoğusunda da yenilgiye uğramıştı. Türkiye sınırları içindeki Vatan Savaşı, artık bölgesel boyutlar kazanıyordu. Suriye’nin kuzeyindeki ABD-İsrail Koridoru, savaş cephesi oldu. Karşı tarafta ABD, İsrail ve PKK/PYD vardı. İnsanlık tarafında Suriye, Irak, İran ve Rusya yanında Türkiye de bulunuyordu.

Türkiye, sözde “Kürt Koridoru”nun Doğu Akdeniz’e bağlanmasını gereğinde kuvvet kullanarak bozacağını ilan etti. Dahası Rusya ile işbirliğine yöneldi. ABD, Türkiye’nin bu kararlılığına büyük kentlerimizde canlı bombalarla yüzlerce insanımızı öldürterek yanıt verdi. Arkasından Rus uçağı düşürüldü. ABD’nin iç cephedeki harekât gücü Ergenekon tertibinde olduğu gibi yine FETÖ’ye bağlı silahlı örgütlenmeydi. Hava Kuvvetleri’nin içinde yuvalanmışlardı.

Tayyip Erdoğan’ın Putin’e mektubu, Türkiye’nin Kürt Koridorunda Rusya ile işbirliğine yöneldiğini ortaya koydu. Bu mektupla birlikte iç cephenin sağlamlaştırılması için, TSK içindeki FETÖ örgütlenmesini temizlemek gerekiyordu. Soruşturmalar başladı. Yüksek Askerî Şura’da FETÖ’nün başına gelecekler gazete başlıklarına çıktı.

15 TEMMUZ SAVAŞI

ABD bekleyemezdi, çünkü FETÖ’nün subayları ya tutuklanacaklar ya da emekli edileceklerdi. ABD’nin Türkiye’de kapsamlı silahlı harekât yeteneğinin beli kırılıyordu. Türkiye iç cephesini sağlamlaştırıyordu. Bu durumda düğ- meye basıldı. ABD, 15 Temmuz günü ülkemizdeki en değerli varlığını ateşe sürdü.

Son darbe girişimi, Türkiye-ABD Savaşının doruğudur. TSK’da yapılacak temizliğin sonuçlarını kuşkusuz herkes biliyor. ABD’nin Türk Ordusu içinde nerdeyse 70 yıldır biriktirdiği güce öldürücü bir darbe indirilmiştir.

DARBECİ SANIK SAVUNMALARI

On yıldır süren bir savaş var. Bu savaşı “Tayyip Erdoğan’ın tezgâhı” veya “kurgusu” diye niteleyenler, ne yaptıklarının farkındalar mı?

Kanlı darbe “Tayyip Erdoğan’ın kurgusu” olunca, ABD’nin ve Fethullah Gülen Gladyosunun üzerini örtmüş oluyorlar.

Vatan savaşına “Saray savaşı” diyenler, bu hatalarını düzeltmeyince, Amerikancı darbeyi “Tayyip Erdoğan’ın tezgâhı” olarak damgalıyorlar. Türk Ordusu, onlara göre, “Tayyip Beyin oy alması, iktidarda kalması” için savaşıyordu. Bu durumda Mehmetçiğe hangi propagandayı yaptıklarını düşünmediler mi: “PKK’ya karşı savaşma, Tayyip Erdoğan’ın saray bekçiliğini yapma!”

Bugün de aynı mevzide “Darbeye karşı tavır almayın” dediler. “Tayyip Erdoğan’ın tiyatrosunda rol almayın” demiş oluyorlar.

Darbeyi Tayyip Erdoğan kurgulamış, öyleyse ABD ve Fethullah cephesinde Tayyip Erdoğan’a karşı savaşa devam! Türkiye’nin toprak bütünlüğüne sırt çevirmeye devam! Fethullahçı darbecilerin suçunu örtmeye devam! Türk milletinin özlemlerine ve duygularına yabancılaş- maya devam!

ABD emperyalizminin senaryosunda rol almak, FETÖ darbecilerine siper olmak, o aydınlarımıza yakışıyor mu?

Belki uyarır: Türkiye’ye karşı ABD’nin silahlı gücü olarak savaşan, binlerce insanın kanına giren darbeciler, göreceksiniz mahkemelerdeki savunmalarında Yılmaz Özdil, Bekir Coşkun, Emre Kongar gibi yazarlarımıza göndermeler yapacaklar.

-Amerikancı FETÖ Darbesi niçin bozguna uğradı?-Darbeyi kim bastırdı?

 

2- TANKSIZ HALK VE HALKSIZ TANK

 

ÜÇ KÜME

Bu sorulara verilen yanıtları üç kümede toplayabiliriz:

-Halkçı yanıtlar.

-Tankçı yanıtlar.

-Halkçı ve tankçı mevzileri birleştiren yanıtlar.

AKP merkezli yanıtlarda halk ya da millet vurgusunun öne çıkarıldığını görüyoruz.

Özellikle TSK’nın saygınlığını korumak isteyenler, Ordunun rolünü belirtiyorlar.

Vatan Partisi’nin merkezinde olduğu vatansever güçler ise, darbenin bastırılmasında devletin ve milletin eylemli birliğine dikkat çekiyorlar, ancak Ordunun ağırlığının belirleyici önemini saptıyorlar.

HALKI OLMAYAN DARBE

FETÖ darbecilerinin tankları vardı, ama halkları yoktu. Silah kullanmakta gözü kara idiler, terör uygulamada dizginsizdiler ama halkları yoktu. Bu nedenle halka kurşun sıkmak zorunda kaldılar.

Darbeyi destekleyen bir kitle yok. Öte yandan darbenin toplumsal zemini de yok. Halksız kalan tankın çamura saplandığını gördük. Darbenin niçin başarıya ulaşamadığı konusunda, askerî bakış açısıyla, komuta yeteneğine, silahlara, strateji ve taktiğe ilişkin açıklamalar yapılıyor. Ancak darbeciler halkın bir kesimine dayansalardı, o askerî eksenli açıklamalar ikinci plana düşerdi.

TANKI OLAN HALK

Başbakan Binali Yıldırım, kararlı ve soğukkanlı duruşuyla darbenin bastırılmasında görevini başarıyla yerine getirdi. Ancak darbenin bastırılmasından sonraki, “Halk tankları yenilgiye uğrattı” edebiyatının gözden geçirilmesi Türkiye için yararlı olur. Devletin ve milletin mücadelesinin darbecilerin tanklarını yenilgiye uğrattığı doğrudur. Yenilgiye uğrayan, Türk Ordusunun tankı değil, darbecilerin tankıdır. Darbecilerin tankını yenen ise, Türk Ordusunun tankıdır ve halktır.

Tankı hiçbir zaman çıplak elle yenilgiye uğratamazsınız. Bunu herkesin kavraması önümüzdeki süreç açısından gereklidir. Nitekim Cumhurbaşkanı ve Hükümet de, bu sürecin kritik anlarında hep “Ordunun bütünü darbecilerle birlikte mi” sorusunu sordu ve o sorunun yanıtını araştırdı. Çünkü onlar da biliyorlar ki, darbe yalnız halkla bastırılamaz, yalnız polisle ve halkla da bastırılamaz, Ordunun ağırlığı belirleyicidir. Halkın ve polisin direnmesi de, Ordunun tavrına bağlıdır. Darbe sürecini dikkatli izleyenler, bu gerçeği biliyorlar. Darbeci tankın karşısında TSK tanklarının sağlam duruşu ve üstünlüğü, polisin direnme mevzisine girmesinde ve halkın darbeye karşı cesaretinde etkili olmuştur.

KRİTİK SORU VE KRİTİK AN

Darbeciler açısından da her şeyden önemli olan, Ordunun bütününün temsil ettiklerini göstermekti. Nitekim

Genelkurmay Başkanı’na bildiriyi imzalatmak için şiddete bile başvurdular.

Darbe sürecinin en kritik anı, Türk Ordusunun bu darbenin yanında olmadığı gerçeğinin Vatan Partisi tarafından kamuoyuna bildirilmesidir. En önemlisi, herkes bu açıklamaya güvendi. Arkasından TSK komutanlarının açıklamaları, yüreklere ferahlık verdi ve darbecilerin talihi baş aşağı döndü.

İKİNCİ İSTİKLAL SAVAŞININ TANKLARI

Devlet adamları ve siyaset yapan herkes, tanka karşı halk söyleminin başarı getirmeyeceğini bilmelidir. Kaldı ki, Vatan Savaşı diyoruz, Başbakan Binali Yıldırım’ın belirttiği gibi, “İkinci İstiklal Savaşı içindeyiz.” İkinci İstiklâl Savaşı da birincisi gibi, en sonunda silahla yürütülüyor. Elbette belirleyici olan silah değildir, insandır. Ancak tanksız insan değil. Düşmanın tankları çok olsa da, savaşın sonucunu belirleyen insandır. Ne var ki o insan, silahsız veya tanksız değildir. Türkiye tarihine bakarsak, Millet+Ordu birlikteliğinin her zaman kazandığını görürüz. Bu iki gücü karşı karşıya getiren söylemler, niyet ne olursa olsun, Ordu düşmanı anlayışları okşar ve zararlı olur.

Darbeden birkaç gün önce, Machiavelli’nin ünlü Hükümdar kitabını, içine girdiğimiz sürecin anlaşılması için özetlemiş ve özellikle orada devletin zor gücünün önemi konusundaki tarihî saptamaları hatırlatmıştım.

SİLAH KULLANAN AĞIRLIK

Türk Ordusunun darbeyi bastırmadaki rolü, yalnız kuvvet tablosundaki ağırlığı değildir. O ağırlık darbecilerin üzerine yürümüştür. Yalnızca birkaç örnek:

Havadaki darbeci helikopteri TSK’nın uçakları tarafından düşürülmüştür. O helikopterler meydanlara toplanan halkı tararsa, başka manzaralar ortaya çıkar.

Akıncı üssünün pisti TSK uçakları tarafından bombalanmış, darbecilerin uçak kaldırması önlenmiştir.

Darbecilerin yığınak yaptıkları merkezlere TSK’nın kumandası altındaki birliklerle girilmiştir. Darbecilerin bastırılmasında, özellikle iki zırhlı birlik tank gücüyle ve Özel Kuvvetler Komutanlığı üstün yetenekli asker gücüyle göze çarpmıştır.

ORDUSUZ HALK AYAK ALTINDA KALIR

Silivri’deyken, Ulusal Kanal’da “Ordusuz Kalmak” başlıklı bir Çin filmi izlemiştik. Olağanüstü etkili bir filmdi. Japon işgali sırasında ordusuz kalan halkın halini çok çarpıcı çok etkili sahnelerle yansıtıyordu. Yeniden gösterilse daha iyi anlaşılır.

Kendi tarihimizde de bu tür dersler vardır. Ancak burada tarih dersi vermiyoruz, önümüze bakıyoruz. “Bugün Türkiye için en gerekli olan nedir” diye sorarsak, verilecek doğru yanıt kesinlikle Ordu’dur.

TÜRK ORDUSUNUN SAYGINLIĞI

Sayın Binali Yıldırım’a da telefonla belirttim: Türk Silahlı Kuvvetleri’nin saygınlığını korumak ve güçlendirmek çok önemli. Başbakan da konuşmalarında Ordunun itibarını savunmanın önemine kuvvetle işaret ediyor.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin saygınlığını güçlendirmek, bugün halkın da birinci görevdir, hele devlet için birincinin de birincisi olan görevdir. Çünkü Türkiye, dış cephede ve iç cephede silahlı tehditle karşı karşıyadır.

İç cephede ABD’nin yetmiş yıldır Ordu içinde inşa ettiği güç darmadağın oldu, büyük zafer ve büyük sevinç! Ancak Türkiye-ABD Savaşı bitmedi. Suriye’nin kuzeyinde cepheler çoktan kurulmuştur. ABD yönetimi, PKK ve IŞİD gibi terör örgütlerini kullanarak iç cephedeki saldırılarını yoğunlaştıracaktır. İşte o zaman Türk Ordusunun gereğini göreceğiz.

KRİTİK DURUMLARDA GEÇERSİZ LAFLAR

Bugün Ordu düşmanı, aynı zamanda halk düşmanıdır.

Bugün Ordunun en gerekli varlığımız olduğunu göremeyenler, halkın dostu olamaz.

İktidara yakın gazete sayfalarında, Ordunun önemine zayıflatma amacıyla halk ve polis edebiyatı yapanlar, o lafların kritik durumlarda geçersiz olduğunu göreceklerdir.

Ordunun karşısına halkı ve polisi koyan, Orduyu kıskanan veya Ordunun rolünü küçültmeye çalı- şan gevezeliklerin kıymeti harbisi yoktur. Orduya vurmak için fırsat yakaladığını sanan sorumsuzlar, akıllarını başlarına toplamalılar.

15 Temmuz gecesi yaşadıklarımız Ordunun değerini öğretmediyse, önümüzdeki dönemin deneyimleri öğretecektir. Umarız öğrenmekte gecikmiş olmazlar.

Ordu, devletin temel gücüdür.

Ordunun itibarını zedeleyen laflar, devlet deneyimi eksikliğinden gelir.

Tanksız halk, paletlerin altında kalır.

Halksız tank, çamura saplanır.

 

3- GLADYO EZİLDİ

 

15-16 Temmuz 2016 gecesi ne olduğunu iki sözcükle özetleyin derseniz, olay şudur: Gladyo ezildi.

Evet, ABD emperyalizminin son 70 yıl içinde Türk Silahlı Kuvvetleri içinde inşa ettiği silahlı örgütlenme ezilmiştir.

“Kontrgerilla” dedik, “Gladyo” dedik, işte o örgüt silahlı darbe girişiminde bulunmuştur ve Türk Ordusu tarafından ezilmiştir.

ARTIK ÜSTÜNLÜK TÜRK ORDUSUNDA

Gladyo, 1971 ve 1980 Amerikancı darbelerinde ve Ergenekon/Balyoz tertibinde, Türk Ordusundaki binlerce Cumhuriyet subayını tasfiye etmişti. 1971’de 1500, 1980’de 2000, 2007-2014 arasında yine binlerce.

Bu kez tersi oldu. Türk Ordusunun Cumhuriyet birikimi, Amerikancı Gladyoyu ezdi ve tasfiye etti. Artık belleri kırılmıştır ve içine girdiğimiz süreçte onlara yeniden etkili bir güç oluşturma olanağı verilmeyecektir.

ABD SİLAHSIZLANDIRILDI

1945 yılı sonrası tarihimizin dönüm noktaları vardır. 1960, 1971, 1980. İşte bu kırılma noktalarından sonra takvimin en önemli yaprağında 15 Temmuz 2016 yazıyor.
O gün ABD, Türkiye’deki silahlı harekât gücünü kaybetti.

O gün ABD’nin Türk Ordusu içindeki silahlı aygıtı yerle bir oldu.

O gün ABD emperyalizmi silahsızlandırıldı.

O gün Türk Ordusunun silahlı gücü, ABD’nin Türkiye’deki silahlı gücünü ezdi. Elbette milletiyle birleşerek, elbette polisle el ele vererek, ancak olayı iyi anlayalım: Tankı ancak tankla yenebilirsiniz. ABD tankları, Ankara’da Türk tanklarına yenilmiştir.

ABD’nin polis içindeki, yargı içindeki, genel olarak devlet içindeki aygıtı temizlenmektedir. Hepsini toplayın Türkiye Cumhuriyeti devletinin içine yuvalanan Gladyo temizlenmektedir. En sonunda silahla temizlenmektedir.

Olay işte budur.

BOP EŞBAŞKANI İDİ ŞİMDİ BOP’A KARŞI MÜCÜDELE EDİYOR

Kimileri hemen şunu soruyorlar: Nasıl oluyor, Tayyip Erdoğan BOP Eşbaşkanı değil miydi?

Evet, Tayyip Erdoğan BOP Eşbaşkanı idi. Bu gerçeği de Türkiye’ye öğretmek için az ter dökmedik. Ancak 24 Temmuz 2015’ten bu yana ABD’nin stratejik piyonu olan PKK’nın üzerine silahla yürüyen Türkiye cephesindedir.

Tayyip Erdoğan’ın hükümeti yönettiği bir dönemde Türk Ordusu ve Polisi, PKK’yı hendeklere gömmüştür.

Türkiye, ABD’nin dünya çapındaki örgütlenmelerinden biri olan Fethullah Terör Örgütü’nün üzerine yürümüştür.

Türkiye şimdi Tayyip Erdoğan yönetimi altında Atlantik kampından uzaklaşmakta ve Rusya ile stratejik dostluğa yönelmektedir.

Türkiye, şimdi Batı Asya’da İran, Irak ve Suriye ile güçbirliği arayışına girmiştir.

NATO, Türkiye’nin üyeliğini sorgulamaktadır.

Toplam olarak bakarsak: Tayyip Erdoğan, BOP Eşbaşkanı idi, şimdi BOP’a karşı mücadele ediyor.

Bunlar olgular.

Amerikancı darbe, bu olgular nedeniyle Tayyip Erdoğan’ı da hedef almıştır.

AKP İKTİDARININ ELİNDE ABD’YE TESLİM OLMA SEÇENEĞİ YOK

ABD’nin ülkemizi bölme girişimine karşı koymak, Türkiye’nin mecburiyetidir. Çünkü Türkiye, Atlantik sistemi içinde bütünlüğünü koruyamaz hale gelmiştir ve borca batmıştır. Türkiye ekonomisi artık Avrasya’da nefes almaktadır. En büyük ticaret ortaklarımız Rusya, Çin ve Almanya. Enerji güvenliğimiz, Irak, İran, Azerbaycan ve Rusya’ya bağlı.

İşçi sınıfından sanayicisine kadar Türk milletinin bütün sınıflarının yaşamsal çıkarlarının karşısında hiçbir güç duramaz.

Hele şimdi Gladyo’nun ezilmesinden sonra, Türkiye’nin komşularıyla ve Asya ülkeleriyle işbirliği sürecini bozmaya yönelik girişimlerin başarılı olma şansı yoktur. Önümüzdeki dönem Türkiye, ABD emperyalizmi karşısında devleti ve milletiyle gittikçe daha kararlı mevzilere girecektir. Bu tavrı paylaşmak, AKP iktidarı için ölüm kalım sorunudur. Bugün Türkiye’nin başında olan AKP’nin elinde, ABD’ye teslim olarak yaşama seçeneği bulunmuyor.

Gladyo’nun ezilmesinden sonra, Türkiye’nin ufku açılmıştır, ABD’nin ufku iyice kararmıştır.

Yalnız arkada kalan süreci değil, önümüzdeki süreci de, Türkiye-ABD savaşı zemininde anlayabiliriz. Doğru mevzide olmak da buna bağlıdır.

OHAL’e karşı demokrasi ve özgürlük gevezelikleri yapanlar, Gladyo’yu kurtarma planına alet olmaktadırlar. Ne var ki, Türkiye-ABD savaşında Atlantik cephesinden üretilen bütün siyasetler, halk içinde yankı bulmayacaktır.

 

4- MUHAFAZAKAR KİTLELER ABD DENETİMİNDEN ÇIKIYOR

 

Amerikancı darbenin ezilmesinin iki önemli sonucu var.

Devlet ve Ordu katında: Gladyo temizlendi. ABD emperyalizmi Türk Ordusu içindeki silahlı gücünü kaybetti.

Halk katında: 1945 yılından bu yana ABD’nin denetiminde olan ve “Muhafazakâr” veya “Milliyetçi” diye adlandırılan kitleler, ABD karşıtı mevzilere girmektedirler.

“SAĞ” DENEN SEÇMENDE BİLİNÇ SIÇRAMASI

Bugün yurdun her köşesinde ellerinde Türk bayraklarıyla meydanlara çıkan halk, çoğunlukla AKP’ye ve MHP’ye oy veren insanlarımızdır. Daha önce de DYP’ye, ANAP’a, RP’ye, MHP’ye, MSP’ye, AP’ye, DP’ye oy veriyorlardı. Onlara genellikle “Sağ seçmen” deniyor. Bu kitle, 1960’lardan yakın tarihe kadar sistemin partilerine bağlıydı. Bir anlamda ABD’nin toplum içindeki sigortası idiler. Küçük bir kesimi, ABD’nin vurucu gücü dahi oldu. Sol, ABD emperyalizmine karşı harekete geçtiği zaman, üzerlerine sağcı diye anılan şiddet örgütleri sevk ediliyordu.

Amerikancı FETÖ Darbesinden sonra durum değişmiştir. ABD hegemonyası altındaki halk kitleleri kendi eylemleri içinde ABD emperyalizmine isyan etmekte ve sistemin dışına çıkmaktadırlar. Bu olay, milyonların bilincinde büyük bir sıçramadır.

Kitleler, kendi tecrübelerinde gerçeklerle buluşuyorlar. Ancak bu buluşmada bilinçlenme dediğimiz olayın mimarı, Vatan Partisi’dir. Parti, yıllardır önüne koyduğu sağ-sol demeden bütün halkı birleştirme görevini başarıyla yerine getirmiştir.

Bir kısım eski Solcu, daha doğrusu Sahte Solcu ise, PKK ile işbirliği sürecinde ABD emperyalizminin denetimi altına girmiştir ve kendi milletine yabancılaşmıştır. Onlar, ABD emperyalizmine karşı mücadele mevzilerine giren on milyonlarca insana öcü gibi bakıyorlar. ABD propaganda aygıtı da, bütün olanaklarıyla “halk öcüsü” imal etme faaliyetinin merkezindedir. ABD’nin denetimi dışına çıkan halk, onlar için en büyük tehlikedir.

BÜYÜK KARARIN ALÂMETLERİ

Ama işte o tehlike artık tarih sahnesindedir ve geçmişte sağ veya sol diye adlandırılan vatansever güçler, şimdi Türkiye cephesinde birleşmektedir. Halk ile devletin güçleri de vatan bütünlüğü ve bağımsızlık için birleşmektedir. Gündemde olan kavramlar, “Vatan Savaşı”dır, “İkinci İstiklâl Savaşı”dır. Önümüzdeki süreci belirleyen etken budur.

“Türkiye Büyük Karara gidiyor” diyorduk. Evet gidiyor.

Büyük Karar, Atlantik sisteminin zincirlerinden kurtulmaktır.

Türkiye, 1945’te başlayan Küçük Amerika sürecinden çıkmanın sancılarını yaşamaktadır. Artık halk sistemin bilinçlerde ördüğü duvarları zorlamaktadır.

Düne kadar ABD’ye bağlanmış olan kitlelerin bugün ABD emperyalizmine karşı cephe tutması, bir devrim alâmetidir.

Alâmetler bir iki değil, birbiri ardı sıra geliyor.

PKK hendeklere gömüldü.

Fethullah Terör Örgütünün beli kırıldı.

Devlet içindeki Gladyo temizleniyor.

Türkiye ile Rusya ilişkilerinde stratejik ufuklar açılıyor.

Türkiye, “Kürt Koridoru”nda ABD ile cephe cepheye gelirken, Batı Asya ülkelerine yaklaşıyor.

Şule Perinçek’in belirttiği gibi, düne kadar iddianameleri CIA yazardı, şimdi iddianameler CIA’nın suçunu kanıtlamak için yazılıyor. Düne kadar savcı ve yargıç olan CIA, sanık sandalyesine oturtuluyor.

Amerikancı darbenin komutanları hapse atılıyor, Amerika’ya boyun eğmediği için hapse atılanlar komutan oluyor.

Emekçi sınıflardan büyük sermayeye, solcusundan sağcısına kadar milletin en geniş kesimleri, artık çözümleri ABD’ye bağlılıkta değil, bağımsızlıkta arıyorlar.

Bunların hepsi, devrimci bir döneme girdiğimizi gösteriyor.

MİLLİ HÜKÜMETİN HALKI

ABD, Gladyosunu kaybettiği gibi, dayandığı halk kitlesini de kaybetmiştir. Artık Millî Hükümetin halkı oluşmaktadır. Mesele bu gerçeği görebilmektir. Eskiden “Bizim Mahalle”de olmayan geniş kitlelerin ABD emperyalizmine karşı bayrak açtıklarını görmezsek, Millî Hükümetin halkını nereden bulacağız, Mars’tan mı getirteceğiz?

Eskiden kendilerine Sol veya Sağ diyenlerin bağımsızlık mevzisinde buluşmaları, Millî Hükümetin kurulmasıyla taçlanacaktır.

Vatan Partisi, işte bu sürecin bilincindedir ve eylemindedir.

“Vatan Savaşından Millî Hükümete” sloganı, hayattan kaynaklanıyor ve hayata yön veriyor.

 

5- BUGÜN TÜRK ORDUSU ÇOK DAHA GÜÇLÜ

 

Bazı kaygılar dillendiriliyor: Türk Ordusu, bu tasfiyelerden sonra Bölücü Teröre karşı görevini yerine getirebilecek mi?

Bu kaygılar yersiz. Olayı anlamış değiliz. FETÖ yuvalanmasının temizlenmesi, Türk Ordusunun savaş yeteneğini zayıflatmıyor, güçlendiriyor.

TSK içindeki Gladyo temizlenmektedir.

ABD, TSK içindeki silahlı gücünü kaybetmiştir.

Türk Ordusu Ortaçağın cemaat ağlarını parçalıyor, çağdaşlaşıyor.

Türkiye ve Türk Ordusu, kanserli bir urdan kurtulmuştur. Şimdi çok daha güçlüyüz.

FETÖ MENSUBUYLA OMUZ OMUZA KİMİN SAVAŞI

TSK içindeki temizliği izliyoruz. Kara, Deniz, Hava Kuvvetleri ve Jandarma Genel Komutanlığı’nda görev yapmış emekli komutan arkadaşlarımız, darbeye katılanların FETÖ mensubu olduklarını saptıyorlar.

Bunlar, cemaat örgütlenmesine bağlı, Ordunun Mustafa Kemal geleneğinin dışında, İstiklal Savaşı ruhuna sahip olmayan, askerlik yetenekleri zayıf unsurlardır. Zekâları da Türk subayı ortalamasının çok altındadır. Askerlikteki başarılarıyla değil, sınav sorularını ele geçirerek, kayırmalarla yükselmişlerdir. Apoletlerindeki yıldızları komutan birikimlerine ve karakterlerine değil, FETÖ’nün devleti ele geçirme tertiplerine ve sinsiliklerine borçludurlar.

Kişilikleri de Türk subayının ölçülerine uygun değildir. Türk Ordusunun değil, Fethullah Örgütünün subayıdır. İstiklâl Savaşı ruhuna değil, cemaat ruhuna sahiptir. Vatanı için canını verecek karakterden yoksundur, vatanın parçalanması planlarında rol alacak tıynettedir. Milletin fedaisi değil, çıkarcıdır.

İşte Türk Ordusu, bunlardan kurtuluyor, niçin zayıflasın, kuvvetleniyor.

Düşünün komutanınız, emrinizdeki subay, ölüme omuz omuza gittiğiniz silah arkadaşınız, FETÖ mensubu!

O’na ne kadar güveneceksiniz?

Halkın üzerine tank sürene ne kadar güveneceksiniz?

Emir komuta zincirine değil, cemaat imamına bağlı olanla hangi disiplini sağlayacaksınız?

ABD’li komutanlarla kafa kafaya verip Türk komutanlarının boğazını sıkanlarla birlikte kimin vatanını savunacaksınız?

Türk Ordusunun Mustafa Kemal geleneğine savaş açanla hangi savaşı vereceksiniz?

TÜRK SUBAYI

Türk Subayı, cemaatçi değildir, Atatürk Devrimcisidir.

Türk subayı, padişahçı değil, Cumhuriyetçidir.

Türk subayı, İngilizci-Amerikancı değil vatanseverdir.

Türk subayı Atatürk Devrimcisi değilse, subay değildir.

FETÖ darbesini bastıranlar da, Mustafa Kemal’in subaylarıdır.

Onlar olmasa, bugün Türkiye ABD güdümünde parçalanma sürecine girmişti.

TARİH DERSLERİ

Türk Ordusunun yakın tarihine bakalım: İçindeki yabancı unsurlardan kurtulduktan sonra savaş yeteneği güçlenmiş ve büyük askerî zaferler kazanmıştır.

1908 Devriminden sonraki devrimcileşme ve gençleşme olmasaydı, Birinci Dünya Savaşında o kadar geniş bir cephede yedi düvele direnemezdik. Çanakkale, genç devrimci subayın ve Mehmetçiğin zaferidir.

1918 yılında Orduda 300 kadar paşa vardı. İstiklâl Savaşımıza altı genç general komuta etti: Mustafa Kemal Paşa, Fevzi Paşa, Ali Fuat Paşa, Kâzım Karabekir Paşa, Yakup Şevki Paşa, Sakallı Nurettin Paşa. 294 paşanın savaşın dışında kalması, savaş yeteneğimizi zayıflatmadı, fakat güçlendirdi.

MEHMETÇİK RUHLU GENERALLER

Felâket tellallarımızın propagandası gerçeği yansıtmıyor. Fethullah Terör Örgütü’nün psikolojik savaşına alet oluyorlar. Önümüzdeki süreçte PKK terörüne karşı silahlı mücadele zayıflamayacak, tam tersine güçlenecektir.

Ordudan temizlenen FETÖ mensuplarının yerine, Mustafa Kemal’in askerleri geliyor.

Ayağına bot giymemiş generallerin yerine, Bölücü Teröre karşı mücadelelerde dağda bayırda komuta yeteneğini geliştirmiş kahramanlar, komutayı üstleniyor.

Güneydoğuda Ordu birliklerimiz artık, göreceksiniz daha yetenekli komutanların emri altında savaşacaklardır. Tecrübe kazanmış genç albaylar, yarbaylar, binbaşılar, yüzbaşılar, teğmenler, başçavuşlar, çavuşlar, Mehmetçiğin başına geçecek ve PKK’yı kırsal alanda da etkisiz hale getireceklerdir. Mehmetçik ruhuna sahip generallerin komuta ettiği bir Ordumuz olacaktır.

EFSANE GERİ DÖNÜYOR

FETÖ mensuplarının temizlenmesiyle Türk subayı tarihsel kimliğine kavuşuyor. E. Tüma. Soner Polat, Silivri duvarlarının yıkılmasından sonra çok önemli bir saptamada bulunmuştu: Efsane geri dönüyor.

Evet şimdi daha güvenle, daha kuvvetle söyleyebiliriz: Efsane geri dönüyor.

 

6- DİKTATÖRLÜK TEHDİDİ KİMDEN GELİYOR

27 Temmuz Salı günkü Aydınlık’ta Sadık Can Perinçek, ABD strateji kuruluşlarının darbe sonrası tavırlarını özetledi. Hepsi ağız birliği halindeler. Bütün haberler ve yorumlar tek merkezde yazılmış. Darbenin bastırılması büyük hayâl kırıklığı yaratmış. Ülkemizin Atlantik kampından kopuşunu kaygıyla, dahası korkuyla izliyorlar. Fethullah Terör Örgütü’nün üzerine gidilmesinden olağanüstü rahatsızlar. Şu anki siyasetleri, Türkiye’nin elini kolunu bağlamak diye özetlenebilir. Elbette bilinen İnsan Hakları gevezelikleriyle ve Özgürlükçü Demokrasi teraneleriyle. Emperyalizmin sahte demokratlığı yine sahnede.

Alman basını da öyle. Alman hakim sınıflarının tavrını yansıtan Der Spiegel’in kapağında Türkiye dikenli teller içinde. Başlık şöyle:

“Diktatör Erdoğan ve çaresiz Batı

Bir zamanlar demokrasi vardı.”

Sizin anlayacağız: Amerikancı darbe ezilince, demokrasi gitmiş!

“Darbe kazansa demokrasi gelecekti” diye de anlayabilirsiniz!

‘DARBECİLER TEMİZLENSİN’ DİYORLARDI ŞİMDİ FETÖ TEMİZLENMESİN DİYORLAR

Atlantik yandaşlarının Türkiye’deki feryatlarını da duyuyorsunuz. Fethullah Terör Örgütü’nün bastırılması, onlara göre diktatörlük tehlikesine yol açıyor. Ergenekon-Balyoz sürecinde, “Darbeciler temizlensin” diye tempo tutanlar, şimdi FETÖ darbecilerinin temizlenmesine karşı vaziyet alıyorlar.

Önde gelen örnek CHP yönetimi. Aynen Atlantik emperyalistlerinin sloganlarıyla FETÖ’ye ve PKK’ya yönelik her uygulamanın karşısına dikiliyor. Diktatörlük tehdidi Tayyip Erdoğan’dan gelince, FETÖ ve PKK/HDP müttefik oluyor; ABD ve AB ise, baş güvence. Bu nedenle FETÖ’nün bastırılması onları çok kaygılandırıyor.

GÜNÜN DİKTATÖRLÜK REÇETESİ

Yarını anlamak için en önemli saptama şudur: Bu koşullarda diktatörlük kurabilmek için, ABD’ye teslim olmak gerekir. Bugün Türkiye’de diktatörlük ancak ABD ile birlikte kurulabilir. Tayyip Erdoğan yönetimi ise, elindeki bütün araçlarla ABD’ye karşı mevzilenmiş durumda ve ABD’den gelecek yakın tehditlere göre siyaset belirliyor.

FETÖ takımı, ABD desteğiyle kanlı bir diktatörlük kurmaya kalktı ve altında kaldı. Diktatörlük tehdidi, Tayyip Erdoğan’dan değil, FETÖ’den geliyordu ve kanıtlandı. Tayyip Erdoğan’ın diktatörlük tehdidine karşı yürütülen propaganda, meğerse FETÖ Darbesi için ortam hazırlamaya yönelikmiş. Yaşadığımız süreci anlamayan birçokları buna hizmet ettiler.

DİKTATÖR SADDAM, DİKTATÖR KADDAFİ KAMPANYALARINDAN KALAN DERSLER

İki gün önce Prof. Dr. Birgül Ayman Güler dostumuzun Ulusal Kanal’da hatırlattığı gibi, ABD’nin Irak’a ve Libya’ya saldırısı öncesinde de “Diktatör Saddam” ve “Diktatör Kaddafi” kampanyaları yürütülmedi mi? Arkasından ABD’nin kanlı işgali ve kanlı diktaları geldi.

Cumhuriyetçi bilinen kimilerinin bile gözleri Atlantik propagandası sonucu o kadar bağlanmış ki, kanlı bir darbenin psikolojik savaş aygıtında görev yaptılar. Ve içlerinde yaşanan sürecin hâlâ farkında olmayanlar var. Göreve devam ediyorlar.

TAYYİP ERDOĞAN HANGİ GÜCE DAYANARAK DİKTATÖR OLACAK

ABD Gladyosunun Ordu içindeki gücü ezildi. ABD’nin Ordu, Yargı, Polis içindeki güçleri temizlendi. Temizlik devam ediyor. Bu koşullarda Tayyip Erdoğan, kime dayanarak diktatörlük kuracak?

Mustafa Kemal’in askerlerine mi? Cumhuriyet yargısına ve polisine mi, kime?

Türkiye ekonomisi alarm veriyor. Çanlar sıcak para komisyoncuları, faizciler, Dolar ve Borsa vurguncuları için çalıyor. Peki Tayyip Erdoğan diktası hangi sınıf veya zümreye dayanacak? Sanayiciye, tüccara, esnafa, işçiye ve köylüye mi? O zaman diktatörlük hangi sınıflara karşı uygulanacak?

Uluslararası düzlemde Tayyip Erdoğan diktatörlüğünü kim destekleyecek? Rusya mı, İran mı, Çin mi?

TEHDİT NEREDEN GELİYOR

Bugün Türkiye’nin önündeki tehdit, Suriye’nin kuzeyinde açılan ABD-İsrail Koridoru’dur. Bu Koridora karşı mevzilenen güçlerden diktatörlük tehdidi gelmez, gelemez. ABD’ye direnmek için milletin geniş güçlerini birleştirmek bugün en önemli meseledir. ABD ile bir tür ölüm kalım mücadelesine girenler diktatörlük yapamazlar, böyle bir şansları yok. Milletin geniş güçleriyle birleşmek durumundalar.

KAMPANYA KİMİN HİZMETİNDE

Peki bu “Tayyip Erdoğan diktası geliyor” diye kampanya yürütenler neyin hizmetinde?

Çok açık söyleyelim: ABD’nin Kürt Koridorundan yönelttiği dış tehdit ve iç cephede terör örgütlerini kullanarak yönelttiği iç tehdit karşısında Türkiye’nin direncini kırmaya ve iç cepheyi bölmeye çalışıyorlar.

AKP yönetimi de, Ordunun itibarına yönelik uygulamalara göz yumarak, laiklik karşıtı hınçları okşayarak ABD emperyalistleri için elverişli ortam yaratıyor.

 

oncugenclik.org.tr, 07.08.2016