Emperyalizmin Solu Olarak Sosyaldemokrasi

Emperyalizmin Solu Olarak Sosyaldemokrasi

Ali MERCAN
TEORİ DERGİSİ – Mayıs 2000
Emperyalizmin Solu Olarak Sosyaldemokrasi

Cumhuriyet Devrimimizin programı Altı Ok ve Avrupa emperyalist
burjuvazisinin “sol” kanadının programı sosyal demokrasi, tarihi olarak birbirine
paralel koşullarda oluşmuştur. Nitelik olarak ise, birbirine tamamen zıt koşulların
ve hedeflerin ürünüdürler. Bu paralellik ve zıtlıkları belirleyen olgu
emperyalizmdir. Dünyanın bölüşülmesinin tamamlandığı emperyalizm çağı, işçi
sınıfını da bölmüş, emperyalizmin safına geçen sosyal demokrat işçi aristokrasisi
ile emperyalizme karşı gelişen ulusal kurtuluş mücadeleleri karşı karşıya
gelmiştir.

Emperyalizmin; tekelleşme, mali sermaye-mali oligarşinin oluşması,
sermaye ihracı, dünyayı paylaşan uluslararası tekeller ve dünyanın
bölüşülmesinin tamamlanması gibi temel özellikleri yanında, bunların
tamamlayıcısı olan bir özelliği de Avrupa’da işçi sınıfı üzerinde sosyal demokrat
bir hegemonyanın kurulmuş olmasıdır. Aynı zamanda emperyalist paylaşım ve
yağmaya karşı yükselen ulusal kurtuluş hareketleri sosyalizmle buluşmuştur.
Tarihin tanıklık ettiği gibi Sosyaldemokrasi de, Altı Ok programı da emperyalizm
döneminin ortaya çıkarttığı programlardır; ama birisi emperyalizmin uzantısı ve
sosyal temeli olarak, diğeri ise, emperyalizme karşı ulusal kurtuluş
mücadelelerinin programı olarak gelişip şekillenmiştir.

19. yüzyılın ortalarından itibaren, kapitalist ülkelerde serbest rekabetin
yerini tekellerin alması, sermaye ihracı ve geri ülkelerin sömürü ve yağmasından
elde edilen yüksek kârlar, işçi sınıfı içinde imtiyazlı bir tabakanın oluşmasının da
zeminini yaratmıştır. Bu emperyalist ranttan belli bir pay alan bu imtiyazlı işçi
aristokrasisi, kaderini emperyalist burjuvaziyle birleştirerek işçi sınıfına ihanet
etmiştir.

Emperyalist burjuvazinin toplumsal dayanağı olarak sosyal demokrasi

2. Enternasyonal’in işçi sınıfına ihanetinden doğan bugünkü sosyal
demokrasi, emperyalist sömürü ve yağmayı haklı gösteren bir rol üstlenmiş,
emperyalizmin, boyunduruk altına aldığı ülkelere “uygarlık” götürdüğünü ileri
sürmüştür. Emperyalizm, sosyal demokrat ayağı sayesinde daha kolay hâkimiyet
kurabilmiş ve yığınları kandırabilmiştir.

“İşçi sınıfının belli kesimleri (işçi hareketi içindeki bürokrasi ve
‘anavatan’larının dünya pazarında ayrıcalıklı konumda olması sonucunda elde
edilen kârlardan payına kırıntılar düşen işçi aristokrasisi) ve sosyalist partiler
içindeki küçük burjuva yol arkadaşları, bu eğilimlerin en önemli toplumsal
dayanağını oluşturuyorlardı ve proletaryaya burjuvazinin etkisini taşıyan
bunlardı.”(1) Bilimsel sosyalistler, ezilen milletlerin kurtuluş mücadelelerini
desteklemek ve başarıya ulaşmalarını sağlamak için işçi aristokrasisine, yani
sosyal demokratlara karşı da mücadele etmek zorunda kalmışlardır.

“Eğer meseleyi bilimsel olarak, yani modern toplumun sınıfları arasındaki
ilişkiler açısından formüle edecek olursak, 2, Enternasyonalin en büyük ve en
güçlü partisi olan Alman Sosyal Demokrasisi başta olmak üzere, sosyal demokrat
partilerin çoğunluğunun, proletaryaya karşı, genelkurmaylarının, hükümetlerinin
ve burjuvazilerinin safına geçtiklerini söylemek zorundayız. Bu, dünya çapında
tarihsel öneme sahip bir olgudur ve bu olgunun mümkün olduğunca çok yönlü
tahliline büyük önem verilmelidir.”(2)

Emperyalist paylaşım savaşlarının destekçisi sosyal demokrasi
Yukarda sözü edilen imtiyazlı işçi aristokrasisi, 2. Enternasyonal’de hâkim
olarak işçi sınıfının birliğini parçalamış bu uluslararası işçi örgütünü bugünkü
Avrupa sosyal demokrat partilerinin kuruluşları haline getirmiştir. 2.
Enternasyonal’in sosyal demokrat partileri, birinci paylaşım savaşında kendi
emperyalist burjuvazilerinin kuyruğuna takılarak onların hınk deyiciliğini yapmış,
faşizmin iktidara tırmanışının yolunu döşenişlerdir. “Oportünizmin zararlı etkisi, 2.
Enternasyonal’in resmi sosyal demokrat partilerinin savaş politikasında özellikle
çarpıcı biçimde ortaya çıktı: Savaş kredilerini onaylama, savaş hükümetlerine
katılma vb, vb.

Faşist tırmanışın yolunu açan sosyal demokrasi

Faşizme karşı mücadele yıllarında sosyal demokrasinin tutumu yine
öncekilerle uyum içindedir. 2. Dünya Savaşı öncesi faşizme karşı birleşik
cephelerin kurulmasını engelleyen sosyal demokratlar, faşizmin iktidara
gelmesinden doğrudan sorumludur. Bu durum, sadece sosyaldemokratların dar
görüşlülüğünden değil, emperyalist burjuvaziyle aralarındaki menfaat birliğinin
sonucuydu. Faşizme karşı mücadelenin efsanevi önderlerinden ve Komintern’in
önde gelen liderlerinden G. Dimitrov’un o dönem sosyaldemokrasiyle ilgili
tespitleri şöyledir

“Ancak, kısa ömürlü zaferini kutlayan kapitalist barbarlığın ortaya koyduğu
tablo, galibin arabası arkasında koşan kaçaklar ve hainler olmasaydı eksik kalırdı.
Alman ruhu’na sadık kalan Lubbe ve Severing (Alman Sosyal Demokrat Parti
önderlerinden) Hitler’in önünde diz çökmüş, kanlı bir pislik içinde yuvarlanıyorlar.
Mücadelede şehit olan veya asılan Avusturya’lı savaşçıların henüz soğumamış
cesetleri önünde, Otto Bauer (Avusturya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden)
faşizme karşı mücadele vermenin ve silaha sarılmanın gereksiz olduğu yolunda
fetva veriyorlar. İşçi sınıfını bölen, mücadele birliğini parçalayan ve böylelikle
faşizmi iktidara getiren 2. Enternasyonal önderleri…”(3)

T. Blair ve G. Schröder: Emperyalist yayılma ve sömürgeleştirme
politikalarının bugünkü şampiyonları

Sosyal demokrasinin tarihi köklerini bilmek bugünü aydınlatmak açısından
gereklidir. Ortaya çıkışındaki olgulardan da görülebileceği gibi, sosyal demokrasi
bir döneklik ideolojisi olagelmiştir. Bugünün taklacı döneklerinde görüldüğü gibi,
bu kesim, zamanla kraldan çok kralcı kesilmişlerdir. Baykal ve takipçisi sosyal
demokratlarımızın rehber olarak aldığı Tony Blair, “ABD’nin dünya liderliğini kabul
edin, onunla bütünleşin” önerisinde bulunuyor.4 Blair özelleştirme şampiyonudur.
İç ve dış politikada kesinlikle M. Tatcher’in neoliberal politikalarını olduğu gibi
devralmıştır. Blair hükümetinin, “bir devrim gibi lanse edilmeye çalışılan dış
politikasının, Angola’da, Kolombiya’da, Yeni Gine’de, Sierra Leone’de darbeleri
desteklemek, organize etmek, kiralık askerlerle beraber çalışmak, Shell ve BP’nin
çıkarlarını korumak için özel ordular kurmak demek olduğu”5 kısa sürede
anlaşıldı, İngiltere’nin sosyal demokrat Dışişleri Bakanı Cook, politikasını
açıklarken, ”halklarına baskı uygulayan rejimlere silah satılmayacağını” bir
taraftan söylerken, diğer yandan dünya pazarlarına silah satan birinci ülke ABD
ve ikinci ülke de Britanya iken ve dünya silah pazarının yüzde 80’ini bu iki ülke
elinde tutarken, yukarıdaki tehdidin emperyalist politikaları kabul ettirmek için
kullanılan kozlar olduğu rahatlıkla anlaşılıyor.” Tony Blair, “Endonezya’daki İngiliz
şirketlerinin çıkarlarının korunması için Suharto rejiminin desteklenmeyeceği”
açıklamasını Suharto devrildikten sonra şöyle gerekçelendirdi: “Böylesi bir
destek, Endonezya’da varlık gösteren İngiliz şirketlerinin uzun vadeli çıkarlarına
hizmet etmez.”6 Sosyal demokrasi, İngiltere örneğinde olduğu gibi. Emperyalizm
ve onun sömürgeleştirme politikalarıyla tamamen özdeşleşmiş durumdadır.
Schröder Almanyası da, Yugoslavya ve Doğu Avrupa’nın parçalanıp
sömürgeleştirilmesinin derinleştirilmesini devam ettirmenin bir numaralı
güçlerinden birisidir.

Ülkemiz pratiği açısından baktığımızda, sosyal demokrasinin bugünkü
işlevini çok daha rahat anlayabiliriz. İnsan hakları, etnik ve inanç özgürlüğü adı
altında bağımsız, laik cumhuriyet ilkelerine, ulus-devlete karşı kampanyaların
şampiyonu, Avrupa’nın sosyaldemokrat partileridir. Kapatılan Refah Partisine Batı
adına ilk defa ziyaret edip destek vererek meşrulaştıranlar Alman
sosyaldemokratlarıdır. Sosyaldemokrat iktidar döneminde “Alman İslamı” dersleri
yürürlüğe konuyor, Türkçe anadil dersleri eğitim programından çıkartılıyor. Alman
İmparatoru 2. Wilhelm’in bütün İslam âleminin manevî babalığı rüyasını bugünün
sosyaldemokratları devralmış durumdadır.

Almanya’da Sosyaldemokrat-Yeşiller koalisyonu, başa geçer geçmez, oy
toplamak için verilen sözler hemen unutularak, kendilerinden önceki neoliberal ve
yayılmacı politikaları fazlasıyla benimsemiştir. “Vergi reformu” adı alımda sabit
gelirlilere yüklenen vergilerin artırılması, “sağlık reformu” adı altında sigortalıların
kendi ödedikleri sağlıkla ilgili giderlerin bir hayli yükselmesi, kamu işletmelerinin
hızla özelleştirilmesi vb bu politikaların ilk akla gelen örnekleridir.
Sosyaldemokratların çifte vatandaşlık sözünden çark etmelerinde de
görüldüğü gibi, emperyalist ırkçılığı kontrol etme ve yumuşatmada fazla ileri
giderlerse hemen kulakları çekiliyor ve hizaya giriyorlar.
Sosyaldemokrat partiler, “sol” maskeyi kullanarak 3. Dünya’dan Avrupa’ya
gelen göçmenleri asimile erme, onlar arasındaki entelektüel birikimi olanları
devletin amaçları için devşirme, vakıf, sivil toplum örgütü adı altında etnik
esaslara dayanan örgütlenmeleri destekleme faaliyetlerinde çok başarılıdırlar. Bu
etkinlikler, bugün parçalanan ve sömürgeleştirilmek istenen Türkiye gibi ülkelerin
işini çabuk bitirmek amacına hizmet etmektedir.

Rau’nun Türkiye ziyareti sırasında yürüttüğü protokol dışı temaslar,
sosyaldemokrat kökenli bu politikacının geleneksel Batı ve Alman politikasıyla ne
kadar özdeşleştiğini gösteriyor. Zaten Alman partileri arasında yayılmacılık,
Yugoslavya ve diğer ülkelerin parçalanması ve Türkiye’ye Sevr’in dayatılması
konusunda bir tartışma olmamakta, önemli bir görüş ayrılığı çıkmamaktadır.
Bütün emperyalist dayatmaları ve Sevr prensiplerini kabule zorlamak için
Türkiye’yi kapısına bağladıkları AB’nin fikir babası, ideologu ve bugünkü
uygulayıcıları, sosyaldemokrat parti ve iktidarlardır.

Bilindiği gibi AB’ye girmek, Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet Devrimleriyle
kazandıklarımızın hepsini inkar etmek, Batı’dan özür dilemek, Lozan’ı yırtarak
Sevr’i kabul etmek şartlarına bağlıdır. Batı bu amaçlarına ulaşmak için Türkiye’yi
durmadan sıkıştırıyor ve ülkemize işgal İstanbul’unda bile görülmeyen yoğunlukta
teftiş, grupları gönderiyor. Heyetler, İHD, Mazlum-Der, İHV ve HADEP
yetkilileriyle görüşmektedir. Bu teftiş heyetleri çoğunlukla sosyaldemokrat
partilere mensupturlar. Çünkü bunların “sosyal”, “demokrat” sıfatları gereği,
dayatılan konularda “ikna” yetenekleri daha yüksektir. Marksizmin emperyalist
tahrifinden doğan sosyaldemokrasi, emperyalist dayatmaları “sol” maske altında,
modernlik adına daha kolay kabul ettirebilirler. Bilindiği gibi emperyalizm iki
ayaklı ilerliyor. Bir taraftan sopa kullanırken, diğer taraftan sosyaldemokratlar
aracılığıyla ikna turları düzenliyor.

Avrupa Birliği, yurdumuza karşı olduğu gibi Avrupa’da yaşayan
yurttaşlarımıza karşı da ezen ulus şovenizmi içindedir ve ırkçıdır. İngiliz ırkçılığını
görmek için Galatasaray’ın, Türk seyircisinin sokulmadığı yarı final maçını
görmeye gerek yoktu. İngiliz ırkçılığı, Tony Blair’le daha cilalı ve ikiyüzlü bir hal
almıştır.

9 Nisan 2000 tarihli Aydınlık’ta yer alan bir habere göre, CHP’ye ders veren
Avrupalı sosyaldemokratlardan İngiliz İşçi Partili MacShane, derslerde
Amerika’yla bile ilişki kurduklarını söyledikten sonra piyasa ekonomisini ve
özelleştirmeyi savunmuş. Aslında bunları Baykal, çoktan CHP’ye kabul ettirmişti.
2. Avrasya Konferansı’na katılan ve Moskova Devlet Üniversitesinde Tarih
ve Felsefe bölümü öğretim üyesi Prof. Droban Terenyeviç, doktorasını
sosyaldemokrasi üzerine vermiş ve “sosyaldemokrasi emperyalizmin uzantısıdır”
sonucuna ulaşmış. Aydınlık’ın 16 Nisan 2000 tarihli 665. sayısında yayınlanan
söyleşide Terenyeviç özetle şu görüşlere yer veriyor: “Yeltsin önüne, sosyalizmi
tamamen yok etme hedefini koymuştu. Bunu Batı ve Rus sosyaldemokrasisi
destekledi. Yelisin’in tankları insanlar üzerine ateş açtığında sosyaldemokratlar
bunu alkışladı. NATO Yugoslavya’yı bombaladığında veya Irak bombalandığında
sosyaldemokratlar bu saldırının arkasındaydılar. ABD kendisine sosyaldemokrat
dostlar yaratıyor. Amerika ve İngiliz oligarşisi Blair’i İngiliz İşçi Partisinin başına
yerleştirdi. Amerikan emperyalizmi amacına ulaşabilmek için sosyaldemokrasiyi
destekliyor. NATO, eski Sovyet halklarının boğazına silah dayarken bunlar hiç bir
tepki göstermiyorlar.”

Bugün Avrupa’nın en önemli ülkelerinde sosyaldemokrat partiler
iktidardadır. Kuzeyin sakin ülkelerinde ise, hemen hiç iktidardan inmiyorlar. Bu
iktidarların ne yaptığını doğru kavrayabilmek için, olaya mazlum milletler
penceresinden parçalanan ülkeler coğrafyasından bakmak gerekir. Bu açıdan
bakıldığında, Batı’nın sosyaldemokrat kisveli dayatmalarının emperyalist özü
görülecektir. Sosyaldemokrat hükümetlerin iktidarda olduğu Kuzey Avrupa
ülkeleri, ısrarla yürütülen övücü propagandaların aksine, insanlığın biriktirdiği
toplumsal değerlerin boğulduğu, yabancılaşmanın, bireyciliğin başköşeye
oturtulduğu, uyuşturucu bağımlılığının ve ruh hastalıklarının olağan hale geldiği,
aşkın, arkadaşlığın, dayanışma ve paylaşmanın klasik romanlarda kaldığı,
bunların yerini her türlü sapık ilişki ve ensestin aldığı, çürümüş, çökmüş
toplumlardır. Mazlum milletler dünyasının sömürülmesinden elde edilen rantlarla
ayakta kalmaktadırlar.

Türkiye’de sol adına hareket ettiğini ilan eden CHP’nin, tarihimiz içinde
şekillenen Altı Ok programı yerine sosyaldemokrasiyi kabul etmesi, kendi
cellâdıyla özdeşleşmesi demektir. Kurtuluş Savaşımız, Fransız Devrimi’nin
rotasında ilerlerken, sosyaldemokrasi Avrupa’nın geçmişindeki devrimci mirası
inkâr temelinde ilerlemiştir.

Yukarda kısaca tarihsel köklerini ve gelişmesini incelediğimiz emperyalist
kökenli sosyaldemokrasiyle Altı Ok programları, tarihte de bugün de karşı karşıya
durmaktadır.

Avrupa’nın emperyalist devletleri birinci paylaşım savaşına hazırlanırlarken
-ki bu paylaşımın en önemli alanı Osmanlı imparatorluğundan arta kalan bugünkü
Türkiye coğrafyasıydı- Türkiye’de de Altı Ok’u hazırlayan koşullar
olgunlaşmaktaydı. Batılı devletler işgal ve paylaşım faaliyetini, kendilerini
doğrudan destekleyen ve işgal hükümetlerine katılan sosyal şoven
sosyaldemokratların desteğinde yürüttüler.

Altı Ok Türkiye Devrimi’nin programıdır
Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın ateşinde ve bağımsız ekonomik inşa yıllarında
billurlaşan Altı Ok programı, aynı zamanda, emperyalizmin ürünü ve türevi olan
sosyaldemokrasiye karşı mücadele içinde oluşmuştur.
“Altı Ok, 19. yüzyılın ortalarında Yeni Osmanlılar hareketiyle başlayıp,
Meşrutiyetlerden, Kemalist Devrim’den, 27 Mayıs’tan geçerek 28 Şubat’lara kadar
uzanan Türkiye Devrimi’nin programıdır. 150 yıllık bir devrimci pratik içinde
billurlaşmıştır”(7)

Türkiye’nin “küçük Amerika” sürecine girmesiyle, CHP’nin Altı Ok’tan
kopması, birbirini tamamlayan gelişmelerdir. CHP bu dönüşü 1970’lerden itibaren
Ecevit ve Baykal’ın gayretleriyle sosyaldemokrasiye bağlanarak tamamlamıştır.
Böylece geçen yüzyılın başında girdiğimiz ulusal kurtuluş davasından koptuğunu
ilan etmiştir. Ancak CHP’ye rağmen, ulusal demokratik devrim mücadelemiz Altı
Ok programı temelinde yürümekte ve cephesini genişletmektedir. Ulusal güçler
birleşerek Altı Ok programı temelinde Cumhuriyet Devrimimizi tamamlayacak
iktidarı kuracaklardır. Tek kutupluluğun gerilemesi, Avrasya güçlerinin ortaya
çıkması bu süreci hızlandırırken, yurdumuz, Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi bir
kere daha ezilen milletlere esin kaynağı olacak, Avrasya sürecinin hızlanmasına
katkıda bulunacaktır.

1 Lenin, “Oportünizm ve 2. Enternasyonal’in İflası”, Seçme Eserler, cilt 5, s. 144.
2 Age, s. 180.
3 G. Dimitrov, Faşizme ve Savaşa Karşı Birleşik Cephe, Kaynak Yayınları, s. 33.
4 Bkz. Kağan Güner, Teori, sayı 104, s. 38.
5 Age.
6 Age.
7 Doğu Perinçek, Kemalist Devrim-3, Altı Ok, Kaynak Yayınları, s. 7.

Paylaş: