ERDEM ŞAHİN YAZDI: EMPERYALİZMİN ‘SOL’UCANLARI

ERDEM ŞAHİN YAZDI: EMPERYALİZMİN ‘SOL’UCANLARI

Erdem Şahin, Öncü Gençlik Genel Sekreter Yardımcısı

Kavramlar da hayat gibi akışkandır, statik değildir. Tarihsel süreçte yeni anlamlar kazanabilir, içi boşaltılabilir ya da gelişebilir. Bugün ne yazık ki ülkemizde kendisine sol diyen kuvvetler, emperyalizmin ulus-devlet düşmanlığının aktörü konumuna gelmiş ve neo-liberal politikalarına teslim olmuş durumdadır. Teslimiyet aklın ve vicdanın teslimiyetini de doğurunca kendisine sol diyenler ‘sol’ucanlaşmaya başlamıştır.
Emperyalizmin bir yere nüfuz etmesi için kendisine içeride ve dışarıda dayanak noktaları bulması gerekir. Bu noktalar üzerinden girmek istediği yerde kaos iklimi yaratmak ya da kaos iklimi varmış gibi göstermek durumundadır. Bugüne kadar bölgemizde Suriye, Irak, Türkiye ve İran’ı bölmek istemiş, bölemese de istediği kıvamda iktidarların varlığıyla dilediğini yaptırmaya çalışmıştır. Ancak son yıllarda emperyalizm karşısında mazlum milletlerin ve gelişen milletlerin kazandığı zaferleri görmekteyiz.
Türkiye’nin de “küçük Amerika” sürecinden çıktığını kısaca şu somut örneklerle görebiliriz. Suriye’nin kuzeyinde YPG eliyle kurmaya çalıştığı Kürt koridoru-Amerikan koridoru da diyebiliriz- Türk ordusunun Fırat kalkanı operasyonuyla bozguna uğratılmıştır. İçeride ise Amerikancı-Fetullahçı Gladyonun kalkışması bastırılmış, bölücü terör örgütü PKK hendeklere gömülmüş, komşularımızla ilişkilerimiz Vatan partisinin girişimleriyle düzeltilmiş ve Türkiye Atlantik sisteminden Avrasya’ ya doğru yönelmiştir.
YENİ BİR PLAN GEREKLİ
ABD buralarda yenilince kaybettiği mevzileri kazanmak için yeni bir plan devreye sokmak durumunda kalmıştır. İçeride kendisine yeni bir iktidar ortağı yaratarak -HDP+Fetö+CHP+Meral Akşener’in kurduğu Merkez Demokrat parti- bir nevi renkli devrim yapmaya çalışmaktadır. Bu planla Türkiye’nin Avrasya rotasından döndürülüp Atlantik limanına çevrilmesini amaçlamaktadır. Dolayısıyla bu yeni iktidar denklemini yaratırken PKK ve Fetö ye karşı yönelecek olan Türk milletinin öfkesini söndürmek için ‘sol’ucanlarını devreye sokmaya başlamıştır. Ancak Türkiye’de ABD’nin iktidar denkleminin hayat bulması mümkün gözükmüyor.
Dışarıda ise bölgemizdeki emperyalist politikalarına ulaşmak amacıyla savaşabileceği yeni bir üs kurmaya ihtiyaç duymuştur. Çünkü ABD’nin Suriye’de Esad’a karşı oluşturduğu kuvvetlerin- IŞID, YPG/PYD- etkisi kırılmıştır. ABD’nin en büyük üssünün bulunduğu Katar’ı sünni bloğa çekme çabaları başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Türkiye’nin 15 Temmuz’dan sonra Avrasya’ya yönelişinin hızlanmasıyla ABD İncirlik üssünü eskisi kadar etkin kullanamayacağının farkına varmıştır. Bu bağlamda ABD açısından Kuzey Irak’ta yapılması planlanan “bağımsızlık” referandumu hayati önem taşımaktadır ve Suriye’nin kuzeyinde kurulmak istenen Amerikan koridorunun tamamlayıcı parçasıdır. Bu planın başarısızlığı Türkiye+Suriye+İran+Irak’ın kararlı birlikteliğiyle mümkündür.
Hal böyle olunca ülkemizdeki solucanların Kürdistan sevdaları depreşti, PKK’nın yaptığı eylemler görmezden gelinmeye ya da basitleştirilerek sunulmaya başlandı. Nedeni ise Barzani’nin 25 Eylül tarihinde bağımsızlık referandumu yapmayı planlaması ve hendeğe gömülen PKK’nın içeride oluşturulmak istenen yapıda kendini var etmesini sağlamak. Bu ‘sol’ucanların tutarsızlıklarına bakmak gerekirse;
*Referanduma karşı çıkanlara ilk ses Cumhuriyet gazetesi yazarı Aslı Aydıntaşbaş’tan geldi. Aslı Aydıntaşbaş “Size ne Irak’taki Kürtlerden” diyerek bir mantık kurmuş ancak bu mantığa göre ABD ve İsrail’in referandumu destekleyerek Irak’ın içişlerine müdahalesine itiraz etmiyor. Etmediği gibi yazısının bir bölümde “Kısaca Bağdat’ın Kürtlere vaat ettiği tek şey, kaos, mezhepçilik ve yolsuzluktur” diyor. Meseleyi yine her zamanki gibi etnisite temelli ele aldığı için hatayı daha burada yapmaktadır. Aslı Aydıntaşbaş aklına şunu iyice kazısın! Irak’taki kaosun ve mezhepçiliğin esas sorumlusu ABD emperyalizmidir. ABD, 2003’te Irak’ı işgal ederek, 1 milyonu aşkın masum insanı öldürmüş, Irak’ın kaosa sürüklenmesini ve bölünmesini sağlamıştır. Yazısının yine bir bölümünde Saddam’ın 2001 yılında devrildiğinden bahsediyor, bahsederken de gerçekleri örterek, geçiştirerek bahsediyor. Şunu hatırlatalım: Gerçekleri örtemezsiniz! Saddam Hüseyin 2001’de Irak halkı tarafından değil 2003 yılının Nisan ayında ABD’nin işgaliyle devrilmiş ve 2006 yılında da sözde demokratik bir mahkemeyle idam edilmiştir. Ayrıca yazıda son olarak talep edilenlere de dikkat etmek gerekir: “Oysa Ankara’ya düşen önemli rol de var referandum sürecinde. Ankara’nın yapması gereken, bağımsızlık referandumuna karşı çıkmak değil, eğer bağımsız Kürdistan kurulacaksa bunun mevcut oligarşik yapıdan farklı olarak daha demokratik bir hukuk devleti olmasında ısrarcı olmak, göstermelik değil işlevsel bir meclis talep etmektir.” Böyle bir ifadenin tarih süzgecinden geçmediği açıktır. ABD, 2003 yılında Irak’a hangi taleplerle girmiştir? Bölgeye girdikten sonra Irak’ta kimin için yaşam devam etmiştir? Irak’ın birçok yerinde patlayan bombaları hangi kulaklar duymuştur? Olayları bütünsellik içinde görmek zihinleri açar. Bunlar farklı projeler değildir. 2015 yılında İngiltere’nin hazırladığı Chilcot raporunda 12 yıl öncesinin günahını çıkarmıştır. Irak’a girmekteki İngiltere’nin amacı sorgulanmıştır. Şimdi Aydıntaşbaş aynı hataları Ankara’dan talep etmektedir. Kürdistan için demokratik bir hukuk devleti isteği, ABD’nin Irak rejimini dünya demokrasisi için bir tehdit olarak görüp talep ettiklerinden çok mu farklıdır? Ayan beyan herşey ortadadır. “Bağımsızlık” referandumu, bölgede kurulmak istenen ikinci İsrail Devleti projesinin bir parçasıdır. Bu bir Amerikan projesidir. Bu proje, Türkiye+Suriye+Irak+İran daha da genişletirsek Rusya, Çin, Azerbaycan dahil Avrasya birlikteliğiyle bertaraf edilecektir. Sonuç olarak, Aydıntaşbaş’ın Kuzey Irak’ta kurulması planlanan Kürdistan devletinin bir Amerikan projesinin parçası olduğunu görmemesi “cahillikten” mi gelmektedir?
*Aynı mantıkla başka “sol”ucanlar Suriye’nin kuzeyinde kurulmak istenen Amerikan koridoruna ses çıkarmadıkları gibi Türk ordusunun müdahalesine karşı “Ne işimiz var Suriye bataklığında?” çığırtkanlığı yaptılar. O güne kadar umurlarında olmayan Mehmetçiklerimizin kanı üzerinden emperyalist politikalara çanak tutmaya çalıştılar.
* Aynı solcular kardeşlik, demokrasi gibi lafları ağızlarından eksik etmezlerken aynı ağızlarla bölgeyi kana bulayacak uygulamalara da dur demeyi hiç düşünmediler. Açık açık yapılan ve resmi yetkililer tarafından kamuoyu önünde birçok kez dile getirilen ve boy boy fotoğraflarla gösterilen ABD’nin YPG’ye yönelik silah yardımlarına “Sana ne kardeşim Suriye’deki rejimden!” demediler.
*Tunceli’de 23 yaşındaki Necmettin Yılmaz öğretmenimizin PKK tarafından kaçırılıp şehit edilmesini, Batman’da 22 yaşındaki Aybüke Yalçın öğretmenimizin, Trabzon’da yine PKK tarafından henüz 15 yaşındaki kardeşimiz Eren Bülbül’ün, Şırnak’taki işçilerimiz Kadri Oslu, Ramazan Yakut ve Cangir Yılmaz’ın yine PKK tarafından şehit edilmesini açık yüreklilikle yazarak PKK’nın ahlaksız cinayetlerinin karşısında durmamışlardır.
Bu durum hangi solla, hangi akılla, hangi vicdanla hepsini geçelim hangi insanlıkla bağdaşmaktadır? Gördüğümüz üzere PKK ve Kürdistan seviciliği söz konusu olunca bu solucanların Türkiye’nin birliği-bütünlüğü, emperyalizmle mücadelesi, çağdaş uygarlık seviyesine ulaşma, aydınlanma, cumhuriyet değerleri önemsizleşiyor.
Bu kişilerin gözleri görmez, kulakları duymaz, akılları anlamaz mı? Tabii ki görürler, duyarlar ve anlarlar lakin emperyalizmin “sol”ucanları oldukları için ona göre kıvrılıp sürünürler.

oncugenclik.org.tr, 2.9.2017

Paylaş: