EREN ÖZTÜRK YAZDI: VATANINA BAĞLI AYDIN: MEHMET ALİ KAĞITÇI

EREN ÖZTÜRK YAZDI: VATANINA BAĞLI AYDIN: MEHMET ALİ KAĞITÇI

Eren Öztürk, Öncü Gençlik GYK Üyesi

1936’da Türkiye’de kâğıt sanayinde yatırım ve planlamalar yapmak üzere kurulan Selüloz ve Kağıt Fabrikaları (SEKA), 1998 yılında özelleştirme kapsamına alınıp anonim şirkete dönüştürüldü. 2005 yılında ise Sümer Holding ile birleştirilerek kapatıldı. Türkiye’nin yerli kâğıdını üreten fabrikaları özelleştirmeye kurban verildi.

Gazete ve kitap kâğıdını ithal eden Türkiye’deki yayıncılar, yüksek kur nedeniyle ayakta kalmaya çalışıyor. Kâğıt, boya ve tutkal gibi ithal girdilerde yüzde 60’ları bulan maliyet artışları, bazı dergilerin yayınlarına ara vermesine neden olurken, gazetelerin de ya zam yapmalarına ya da sayfa sayılarını azaltmalarına yol açtı. Kurdaki artış dizginlenemez ve yayıncıların yüzde 18’lere varan yüksek KDV’leri aşağıya çekilemezse, pek çok gazete ve derginin yayın hayatına son vereceği, kitapların ise basılamayacağından endişe duyuluyor.

Şimdiden Resmi Gazete baskısına son verdi. Habertürk gazetesi kapandı, Dünya gazetesi yazılı baskıyı azalttı, Leman dergisi boyutunu küçülttü, onlarca yerel gazete kapandı, gazeteler sayfa sayılarını azalttı, çok sayıda dergi yayınına son verdi, yayınevleri aylardır kitap basamadı ve son olarak Vatan gazetesi kapanma kararı aldı.

Yaşanan kâğıt krizinin arkasında yapılan plansız özelleştirmeler ve kâğıt üreticisi olan Türkiye’nin kâğıt ithalatçısı konumuna getirilmesi olduğu aşikar.

 

Aydın sorumluluğu

Mehmet Ali Kâğıtçı, ülkemizde modern kâğıt sanayi kurma düşüncesini ortaya atan, bu yolda, kendisine yapılan cazip iş tekliflerini de geri çevirerek mücadeleye devam eden ve bu ideali gerçekleştiren bir öncüydü. Türkiye’nin ilk kâğıt mühendisiydi.

Haliç’in temizlenmesinden kentsel atıkların değerlendirilmesine, afyonumuzun işlenmesinden geleneksel sabunculuğumuzun korunmasına, arşiv malzemelerinin saklanmasından plastik maddelere, İzmit’in su-elektrik sorunlarına kadar ilgili ilgisiz birçok konu üzerinde çalıştı. Askeri okullarda, üniversitelerde dersler verdi. İzmit Halkevi Başkanlığı da yaptı, milletvekilliğine aday bile gösterildi.

Yaptığı bilimsel çalışmalar nedeniyle Avrupa’da 1963 yılına kadar sadece beş kişiye verilmiş olan “Onur Yüzüğü”nün sahibi olmayı başardı. Hayatı boyunca 90’ın üzerinde makale, 19 kitap yazdı.

Bugün, Mehmet Ali Kâğıtçı’nın mezar taşında “Burada, bizim için yabancı malı medeniyet hamuru, elinde ve irfanında millileşmiş Türk kâğıdının babası yatıyor.” yazıyor.

Mehmet Ali Kâğıtçı gibi vatanına bağlı aydınların yetişmesi de Cumhuriyet aydınlanmasının ve devletçilik politikasının bir sonucuydu. Kâğıtçı, yurtdışına kıvılcım olarak gidip volkan olarak dönen aydınlardan sadece bir tanesiydi.

Aydın kararlılığı

Kibrit Kralı Kreuger denilen kişi, 1920’lerde dünya kibrit satışının yüzde 65’ini elinde bulunduruyordu. On beş ülkede büyük yatırımlar yapmış, yirmi dört ülkede kibrit konusunda tekel haline gelmişti. Kreuger’in temsilcileri, Mehmet Ali’nin kimyager ve kâğıt mühendisi olmasını değerlendirerek çok cazip bir iş teklifinde bulunmuşlardı. Onun için laboratuvar ve tesisler kurulacak, yüklüce bir maaş da ödenecekti. Teklifi yapan kişiler Türk kâğıt sanayisinin kurulması düşüncesinin boş bir hayal olduğunu, Mehmet Ali Bey’in sonuç vermeyecek bu mücadeleden vazgeçip tekliflerini kabul etmesi gerektiğini söylemişlerdi. Ancak Mehmet Ali Bey teklifleri geri çevirdi.

Merkezî Avrupa Kâğıtçılar Birliği’nin temsilcisi de benzer tekliflerle Mehmet Ali Bey’i etkilemeye çalışmıştı. Bu kişi, “Efendim siz, Türkiye’nin tek kâğıt mühendisi ve tek mütehassıs elemanı bulunmaktasınız. Bu müstesna durumunuzu değerlendirmelisiniz.”demişti. Ona göre, Türkiye’de Mehmet Ali Bey’in verdiği mücadeleye karşılık olarak onu en fazla kurduğu fabrikanın müdürü yaparlardı. Oysa kendisinin temsil ettiği kâğıt kartelleri onun hayal bile edemeyeceği olanaklar sunmaktaydı. Bütün bu teklifler Türk kâğıtçılığının kurulması yolundaki mücadeleye son vermesi içindi. Ne var ki, Mehmet Ali Bey’i böyle tekliflerle etkilemek mümkün değildi. Aksine bütün bu teklifler ancak onun kararlılığını sağlamlaştırdı.

İşte bu kararlılık vatanına bağlı aydının tavrıydı ve Mehmet Ali Kağıtçı’da bu kararlılığı oluşturan Cumhuriyet Devrimi’nin ateşiydi. Özelleştirmelere açık, küreselleşme denilerek beyin göçüne zemin hazırlanan bir Türkiye’de ne Kağıtçı gibi aydınlar çıkardı, ne de onun kararlılığında bilim insanları.

Alnı açık aydınlar

“ … Türk aydını … Bu viran ülke ve bu yoksul insan kitlesi için ne yaptın? Yıllarca onun kanını emdikten ve onu bir posa halinde katı toprak üstüne attıktan sonra, şimdi de gelip ondan tiksinmek hakkını kendinde buluyorsun.”

Aydınlarımız, Yakup Kadri’nin Yaban romanında aydınları sorguya çektiği bu kısma verdikleri cevaba göre birbirinden ayrılır. Mehmet Ali Kâğıtçı bu soruya cevabını alnı açık bir şekilde, yaşamıyla ve yaptıklarıyla veren vatansever Türk aydınlarından yalnızca biridir. Kâğıt piyasasında bireysel çıkarını öne almayıp milletin çıkarını öne alması, tüm yabancı teklifleri reddetmesi, fabrika kurma konusunda Millet Meclisi’nden dahi yükselen muhalefet seslerine kulak tıkayıp yoluna devam etmesi Kâğıtçı’yı vatanına bağlı bir aydın yapıyor.

Teori’nin konusu

Teori dergisi Kasım 2018 tarihli 346. sayısında “Vatansız aydın ve yabancılaşma” kavramlarına ışık tutuyor. Aydının temsil ettiği toplumsal sınıflar, aydın sorumluluğu ve yabancılaşma gibi konular tartışılıyor. Konuya derinlik kazandıran makaleler arasında Mehmet Ulusoy “Köksüzleşme ya da aydın yabancılaşması”, Gaffar Yakınca “Doğu Batı arasında veya Türklükten kaçış”, Prof. Dr. İrfan Erdoğan “Yabancılaşmanın kimliği” yer alıyor. Örnek gösterilen aydınlar arasında ise Halit Erdem Oksaçan “Türk Devriminin öncüsü bir Jöntürk: Doktor Abdullah Cevdet” ve Eren Öztürk ”Türk kâğıdının öncüsü Mehmet Ali Kâğıtçı” gösteriliyor.  Teori dergisi bu sayısında Doç. Dr. Atakan Hatipoğlu’nun katkısıyla Türkiye’nin beyin göçü sorununa da ışık tutuyor. Keyifle okumanız ve tartışmanız dileğiyle…

oncugenclik.org.tr, 14.11.2018

Paylaş: