ERSOY AKALIN YAZDI: GÜCÜMÜZ BİRLİĞİMİZDEN GELİR

ERSOY AKALIN YAZDI: GÜCÜMÜZ BİRLİĞİMİZDEN GELİR

Ersoy Akalın , Öncü Gençlik GYK Üyesi

Neredeyse bir “tarihsel dönem” olarak nitelenebilecek, uzun süreden beri Türkiye’de kendine sol diyen örgütlerin , sınıflar ve siyaset ilişkisi çerçevesinde incelediğimizde, bir siyasal sınıf hareketi olarak mevcut olmadığını görürüz. Siyasal İşçi Hareketi sadece 1 Mayıs günü bir araya gelen hareketleri, bir siyasal sınıf hareketi olarak “yok” sayınca, elbet buna bir açıklama getirmek gerekir ve bu noktada her şeyden önce, bu çalışmada merkezi bir yer tutan siyasal işçi hareketi kavramı üzerine konuşmakta yarar var. İngiltere’de 1830’lu yılların sonlarında ortaya çıkan Çartist hareketi, esas olarak oy hakkının yaygınlaştırılmasını hedeflemesine rağmen, bir anlamda ilk siyasal işçi hareketi örneğidir. Türkiye’de ise 15-16 Haziran Direnişi ile doruğa ulaşan işçi sınıfı mücadelesi, sonraki yıllar boyunca dalgalı bir seyir izlemiştir.
1980 sonrası insanlık tarihinin en büyük buluşu gibi gösterilen küreselleştirme olayı, bir kapitalist enternasyonal olarak tanımlanabilir. 19. yüzyılın ikinci yarısında, işçi sınıfı bir enternasyonal kurma çabası içindeydi. 1950’li yılların sonundan itibaren bu çabayı sermaye sınıfı sahiplendi. İkinci işçi enternasyonalinin 100. yılına rastgelen 1989’dan sonra, ABD’nin önderliğinde dünya çapında bir kapitalist enternasyonal kuruldu. Küreselleşmenin amacı sermaye sınıfının dünya çağında serbestçe ticaret yapabilmesidir. Bu ne demek? Dünyanın her yerinde istediği gibi üretim yapabilmek, istediği gibi mal ve hizmet satmak ve daha önemlisi de, sıcak para denen spekülatif parasını bütün dünyada istediği gibi dolaştırmak, en yüksek kâr oranı neredeyse, anında oraya ulaşmaktır. Bu serbestliğini, kendi güvenliğini ve kârını gerçekleştirmek için sermaye, dünyadaki bütün engellerin kaldırılmasını istemektedir.
Ancak bu isteklere, ülkelerin sınırları, bu sınırlar içindeki devletlerin kural koyma gücü engel. Onun için bunların zayıflatılması gerek. Bunlar nasıl zayıflatılır? Devlet zayıflatılır. Devleti zayıflatmanın birkaç yolu var. Bir tanesi, devleti eritmektir. Avrupa Birliği’nde, Kuzey Amerika NAFTA birliğinde ve Japonya ekseni etrafında Uzakdoğu’da Pasifik Birliği örgütleri bunun araçlarıdır. Bir başka yol, devletlerin parçalanması ya da yok edilmesidir. Emperyalizm bu yolu da uyguladı. Doğu Bloku çöktükten sonra Doğu Almanya, Batı Almanya’ya bağlandı. Yugoslavya parçalandı, Çekoslovakya parçalandı. En önemlisi Sovyetler Birliği parçalandı. Üçüncü bir yol, merkezi devletlerin gücünü kırmaktır. Bir, kural koyma güçleri azaltılarak. Örneğin, iç politika alanında Uluslararası Para Fonu’nun, Dünya Bankası’nın kurallarına uyma zorunluluğu. İkinci bir yol, devletlerin dibini oymaktır. Bunu bölge yönetimleri kurarak, “yerelleştirmeyi” ileri boyutlara götürerek sağlamaktır. Sermayenin büyük düşü, temel birimlerin, ulus-devletlerden çok daha güçsüz, çok sayıda “bölgesel” diyebileceğimiz kuruluşun, dünya çapındaki bu yeni biçimlenmede yeni oyuncular haline gelmesidir. Bu yönde birtakım oluşumlar var. Örneğin, Avrupa Konseyi’nde .yerel ve bölgesel temsilciler
meclisinin kurulması, bunun bin bir işaretinden bir tanesi. Son bir yol da, bizim yakından tanıdığımız özelleştirmedir. Bir ulusal devletle başa çıkmakla, bu ulusal devletin alt birimi olan büyük sayıda yerel birimle başa çıkmak karşılaştırılırsa, kafa tutacak muhatabın gücünün zayıfladığı açıkça ortaya çıkar. Emperyalizm, bir yerde serbest bölge kurmak, özel sermayeye özel olanaklar sağlamak, istiyorsa. Bunun pazarlığını, güçlü bir ulusal devletle
yapmak yerine, zayıf bir yerel birimle yapmak, tabii ki emperyalizmin işine gelir. Bu çerçeve iyice akılda tutulursa, bugün dünya çapında gelişmekte olan azınlıkların korunması
siyasetinin bir yönüyle ne anlama geldiği apaçık ortaya çıkar. Ulusal devletler içinde azınlık haklarının körüklenmesi ve işte bu yerelleştirme, bölge yönetimleri ile ulusal devletleri zayıflatma siyasetine hizmet eden yaklaşımlardır. Onun içindir ki 1 Mayıs’ta emperyalizmin taşeron örgütlerinin bayraklarıyla değil vatan üstünde üretim yapan işçiyle kol kola, bağımsızlık bayrağımızla birlikte meydanlarda olmak önemlidir.
İşçinin Düşmanı Kim Türkiye’de kendine sol diyen örgütlerin solculuğu bir etiket gibi görüp, toplumsal değişimlere anti emperyalist cepheden bakamamalarıyla kaynaklıdır. Bugün sermaye ulusal niteliğini yitirip enternasyonal bir hale gelince, emekçi yığınların elindeki en önemli araç artık sendikalar değil, ulusal devlettir. Çünkü, dünya çapındaki bir saldırıya, bir boğma hareketine, ancak ulusal devletlerle karşı çıkılabilir. Yani burada sormamız gereken soru işçinin düşmanı kim ulusal devlet mi, yoksa küreselleşme mi? Eğer hayat sizin için İstanbul Üniversitesi Havuzlu Bahçede PKK ile kol kola halay çekmekse, (https://www.youtube.com/watch?v=7keVjN2_8xs) ayağı bu topraklara basan devrimcileri, işçi sınıfını onların sorunlarını anlamayıp işbirlikçi, çomar vs gibi ayrıştırıcı kelimelerle yaftalayıp emekçinin baş düşmanını devlet olarak görmeniz normaldir. Ancak olgulara baktığımızda emekçi sınıfın düşman olarak küreselleşmeyi gördükleri açıkça ortadadır. 1980 sonrası Türkiye’de özelleştirme politikaları konuşulmaya başlandığı dönem Aydınlıkçılar özelleştirmeye karşı mücadele ederken kendine sol diyen bir çok parti, örgüt ha devlet patron olmuş ha özel olmuş bir farkı yok diyordu. Süreç ise durumu ortaya koydu bugün fabrikalarda işçilerimiz Zonguldak’ta, Soma’da, Ermenek’te, Bursa’da özelleştirmeye karşı ayağa kalkıyor. 1 Mayıs’tan, 1 Mayıs’a gördüğümüz örgütler bu seneki çağrıları yine halkı birleştirmekten uzak, işçilerin sorunlarına uzak ayrıştırıcı bir şekilde “Hayırını al 1 Mayıs’a gel” şeklinde. 15-16 Haziran işçi eylemlerinin en öne çıkan pankartlarından birisi “gücümüz birliğimizden gelir” pankartıdır.Dünyaya şöyle bir baktığımızda büyük zaferlerin birleşmeyle kazanıldığını görürüz. Mustafa Kemal her kesimle ittifak yapmasaydı kurtuluş savaşı denklemini doğru kurmasaydı savaşı kazanılabilir miydi? Stalin, faşizme karşı mücadelede hep kendi ülkesinin devrimci birikimine , milli değerlerine yaslanmasaydı yıkabilir miydi Alman faşizmini? ÇKP’ nin Genel Başkanı Mao Zedong Japon Emperyalizmine karşı bir çok ÇKP üyesini katletmesine rağmen o dönemin iktidar partisi Çan Kay Şek’in başında olduğu Guomindang partisiyle işbirliği yapmasa devrimi yapabilir miydi?, 15-16 Haziran 1970’de işçiler milleti ayrıştırsaydı direnebilir miydi? Direnişte olan işçiler halkın bütün kesimiyle birleşerek güçlendiklerini söylerken 1 Mayıs’ı milleti ayrıştırarak örenlerin bu sloganını ilk duyduğumda referandumda evet oyu kullanan vatansever, anti- emperyalist, kalbi ABD kuklası PKK ile savaş veren askerimizle, polisimizle atan emekçi halk 1 Mayıs işçi bayramı kutlamalarına katılamayacaklar mı? Yada oraya gelip sorunlarını, şikayetlerini, taleplerini anlatamayacaklar mı? Sorusu geldi.
BUGÜNÜN SINIF MÜCADELESİ VATAN MÜCADELESİDİR
1 Mayıs sınıf mücadelesi diyorsak sınıf mücadelesi de emperyalizme karşı bir vatan mücadelesidir. Başka bir devletin taşeronunun bayrağıyla sınıf mücadelesi veremezsiniz. Bugün Türkiye’de özelleştirmeye karşı mücadele veren işçilerin elinde Türk Bayrağı vardır. İşçilerimiz grevdeyken şehit haberi geldiğinde saygı duruşunda bulunuyor onun için Vatanı vatan yapan, üzerinde üretim yapan emekçidir diyoruz. 1 Mayıs alanlarında, Emek, Vatan ve Üretim olmalıdır.
Tarihte ister istemez diye bir şey yoktur, hiçbir şey kendiliğinden olmaz. Bizim dışımızda bir çözüm yoktur. Emperyalizmin ulus devletlerine saldırılarını milleti ayrıştırarak mı karşı duracağız yoksa milleti emperyalizme karşı birleştirerek mi? 1 Mayıs meydanlarında emperyalizm söylemi olmayan, PKK bayraklarıyla yapılan hiçbir buluşma ABD emperyalizminin taşeronu PKK’yı meşrulaştırmaktan başka bir işe yaramaz. PKK bayrağının olduğu yerde de ne işçiyi nede onların sorunlarını dile getiren bir yapı göremezsiniz. Ulus devletine küreselleşme masallarıyla işçiyi sömüren emperyalizmin kuklası PKK bayraklarıyla 1 Mayıs kutlamanın ne sınıf mücadelesine nede siyasal işçi hareketlerine bir faydası olmadığı gibi sadece zarar verir.

AYNILAR AYNI YERE, AYRILAR AYRI YERE
Baş düşman emperyalizmi görmeyenlerin son DEV-GENÇ kurultayından beri söyledikleri bir söz var “Aynılar aynı yere, ayrılar ayrı yere” bizce de haklılar ABD’nin kuklası PKK ile kol kola halay çekenler, işçiyi sömüren emperyalizmin oyuncağı olanlar aynı yere, Vatanseverler, Devrimciler, Anti-emperyalistler, üretenler ayrı yere. Aydınlık hareketine böyle saldıranların, onlarca parçaya bölünüp bir çoğunun adı sadece 1 Mayıs’ta duyulan örgütler olduğunu görüyoruz. 1 Mayıs’ı ayrıştıranların kafasında birleştirme, emperyalizme karşı mücadele, partileri, kitle mücadelesi ve emekçilerin sorunları olmadığı için bu kadar bölünüp parçalanıp emperyalizmin oyuncağı olmalarına şaşmamalı. Kendine sözde sol diyen örgütlerin diğer bir özelliği ise, 12 Mart sonrası ABD emperyalizmine karşı bir tek bile eylemlerinin olmamasıdır. 12 Mart öncesi sınıf mücadelesinin doruğa çıktı yıllarda sol örgütlerin hedefinde ABD emperyalizmi var. Eylemlerin hepsi ABD Emperyalizmini hedef alıyor. Emperyalizmi hedefe koymayan örgütlerin işçi sorunları tabi ki kafalarında olmaz. Aydınlık hareketinin tarihi bellidir. Zonguldak madenci eylemleri, Yatağan işçilerinin, Renault işçilerinin direnişi, hepsinde işçilerle birlikte Türk bayraklarıyla küreselleşmenin karşısında durmuştur.
1 Mayıs’ta bütün halkımızı ellerinde Türk bayraklarıyla işçilerimizi taleplerini dile getirmek için Gebze Kent Meydanı’na bekliyoruz.

oncugenclik.org.tr , 29.4.2017

Paylaş: