IRAK’TA EMPERYALİZME KARŞI SAVAŞ VE  ŞEYH MAHMUT BERZENCİ HAREKETİ

IRAK’TA EMPERYALİZME KARŞI SAVAŞ VE ŞEYH MAHMUT BERZENCİ HAREKETİ

Bayram YURTÇİÇEK

Osmanlı Devleti 1. Dünya savaşından yenik ayrılınca, savaş sürerken düşman işgali altında kalan bölgeler yapılan ateşkes gereği fiilen Osmanlı Devletinden koparılmış oldu. Aşağı- yukarı bütün Ortadoğu elimizden çıkmış oldu. O günlerde, dünyanın en büyük emperyalisti İngiltere idi. Ortadoğu’daki Osmanlı topraklarının da büyük çoğunluğunu savaş içinde İngiltere işgal etmişti.

İlk başlarda Arap milliyetçileri, Osmanlı devletinden kurtulmak için İngilizlere destek verdiler ve Osmanlı Devletinin yenilmesi ve geri çekilmesinde rol oynadılar. İngilizler, Araplara, Osmanlı Devletini yendikten sonra onlara bağımsızlık vereceğini söylemişti. Ama kısa süre sonra İngilizlerin bağımsızlık vermek şöyle dursun, işgali altındaki toprakları sömürgeleştirmeye başladığını gördüler. İngiliz sömürgecileri için petrol ve Hindistan’ın güvenliğinden önemli hiçbir şey yoktu. Lord Curzon şöyle diyordu: “Hindistan sınırı Fırat’tan başlamalıdır.” (M. S. Lazarev Emperyalizm ve Kürt Sorunu sayfa 25) Bu nedenle İngilizler Fırat ve Dicle arasında kalan bölgenin denetimini ellerine geçirmeye büyük önem vermişlerdir. Saykes-Picot Antlaşmasına göre Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı Irak’ın Kuzeyi ve İran’ın Batı kısımları Fransa’ya bırakılmıştı. Ama İngilizler müttefikleri Fransa’ya da kazık atarak Mezopotamya’nın denetimini kimseye bırakmayacaklarını gösterdiler.

Bu durumu Mustafa Kemal 24 Nisan 1920’de BMM gizli oturumunda şöyle açıklıyordu:

“Suriye halkı yani Arabistan 1914 tarihinden evvel aynı sınır içinde bulunduğumuz zamanlarda Osmanlı devletinin bir organı, bir parçası olmaktan çok yakınır, bağımsız olmak amacını güderdi. Buna göre çalıştılar fakat sonuç alabilmek için kendi kuvvetlerine dayanmanın yetersiz olduğunu gördüler, ne yazık ki hepimizi birden yok etmeyi kafasına koymuş düşmanlarla işbirliği ettiler. İngilizler, Fransızlar kendilerinin hayali olan amaçlarını gerçekleştirecek diye onların eteklerine sarıldılar.”

“Fakat Dünya Savaşının sonucunu gördükten sonra Suriye’de İngiliz ve Fransız yönetim biçimine, o aşağılayıcı yönetim biçimine hedef olduktan sonra, bu bölgedeki Ehli-İslam pek büyük bir yanılgıya düştüklerini anladılar ve bundan sonra bir kısmı kendi içlerinde bağımsız olmak, fakat bir suret ve şekilde Osmanlı topluluğu içinde bulunmak cihetini düşündüler.”

“Herhalde Suriyeliler… Herhangi bir ecnebi devlet ile ilişkinin kendileri bakımından sonunda esaret olacağına inandılar… Bizim karşılık olarak gösterdiğimiz şekil şundan ibaretti. Dedik ki: İslam âleminin manen olduğu gibi maddeten de bağlaşık ve birleşik olmasını kuşkusuz memnunlukla karşılarız ve bunun içindir ki bizim kendi sınırlarımız içinde bağımsız olduğumuz gibi Suriyeliler de sınırları içinde bağımsız olabilirler. Bizimle uyuşma ya da bağlaşmanın üstünde bir biçimle ki federatif ve konfederatif denen biçimlerden birisiyle bağlantı kurabiliriz.”
“Irak’a gelince, Irak’ta İngilizlerin yaptıkları işlemler, Müslüman halkın gönlünü fena halde kırmıştır. Biz kendileri ile temas aramadan evvel onlar bizimle temas aradı, genel olarak Osmanlı memleketinin bir parçası olmayı kabul ettiler. Fakat biz onlara karşı Suriye’lilere söylediğimiz görüşü söylemekten başka bir şey yapmadık: Kendi dahilinizde kendi güçlerinizle, kendi varlığınızla bağımsızlığınızı sağlamaya çalışın. Biz de herşeyden önce bağımsızlığımızın sağlanmasına çalışıyoruz. Ondan sonra birleşmemiz için hiçbir engel kalmaz.”(ATABE cilt 8 sayfa 80- 81)

1. Dünya Savaşı ve sonrasında, İngilizler Kürt sorununda hep müdahil olmuşlar ve Kürtlerin ezilmesi ve bölünmesinde büyük rol oynamışlardır. Hem bölge halklarına karşı Kürtleri kullanmak istemişler hem de Kürtlerin birleşmelerini ve özgürlüklerini kanla ve ateşle bastırmışlardır. Bu nedenlerle büyük askeri güçlerine ve her türlü entrikalarına rağmen bölge halklarının kendilerine karşı direnişlerine engel olamamış ve bastıramamışlardır.

Türklerden hemen sonra Araplar uyanmış ve İngiliz sömürgeciliğine karşı mücadele etmeye başlamışlardır. Hatta O sırada Kurtuluş savaşı vermekte olan Mustafa Kemal ile ilişkiye geçerek destek istediler. Gerek Irak gerekse Suriyeli Arap yurtseverleri Türkiye ile bir federasyona bile hazır olduklarını bildirdiler.

RUS-İNGİLİZ-ERMENİ VE ASURÎ İTTİFAKINA KARŞI TÜRK-KÜRT BİRLİĞİ

1.Dünya Savaşı boyunca Doğu cephesinde Rus Çarlığı Ermenileri Osmanlı Devletine karşı kullandı. Çarlığın büyük müttefiki İngiltere ise güney cephesinde Arapları ve Hıristiyan Asurileri Osmanlı Devletine karşı örgütledi ve silahlandırdı. Savaş boyunca Kürt aşiretleri Osmanlı Devleti ile birlikte Rus, İngiliz, Ermeni ve Asuri ittifakına karşı savaştı. Osmanlı Devleti yenilip bölgeden çekilince de kendi yerel iktidarlarını kurdular. İlk başlarda İngilizler sanki bu gelişmeyi destekliyor gibi göründüler.
Irak’ın kuzeyinde ve İran’ın batısında yaşayan Kürtler de aynen Araplar gibi ilk başlarda İngiliz emperyalizminin yalanlarına kandılar. Ama süreç içinde görüldü ki, İngilizlerin kimseye devlet kurmak veya bağımsızlık tanımak gibi bir düşüncesi yoktu. İngilizlerin bölgedeki tek hesaplarının petrol bölgelerinin kendi denetimleri altına alınmasıydı.Yani bölgeyi sömürgeleştirmek ve bu yolla bölgenin yeraltı ve yerüstü zenginliklerine el koymaktı. Kürtler, özellikle Musul-Kerkük Kürtleri bölgedeki petrol rezervlerinden dolayı İngilizlerin kuvvetli ilgisini çekmekteydi.

İngilizler bir yandan Kürtleri Türkiye’ye karşı kışkırtmaya çalışırken diğer yandan da Kürtlerin yaşadığı bölgedeki dini ve etnik ayrılıkları sonuna kadar kullanarak Kürtlerin ve bölgenin birleşmesini de engellemekteydiler. Klasik İngiliz politikası “ Böl ve yönet”.

Kürtlerin dini hassasiyetlerinin oldukça fazla olması bölgedeki diğer Müslüman milletlere, özellikle Türklere yakın durmaları İngiliz emperyalizmini bölgedeki Hıristiyan azınlıklara yöneltti. İngilizler her ne kadar Kürtleri Türk, Arap ve Fars’lara karşı kullanmak için çalıştıysa da bölgede esas dayanak olarak Hıristiyan Asurluları kullanıyorlardı. 1. Dünya savaşı sırasında Asurluları silahlandırmış ve bölgede jandarma olarak kullanmıştı. Levni denilen askeri birliklerde örgütlenen Asurlulara, İngiliz’lerle kurdukları bu ilişkiden dolayı yörenin Kürt aşiretleri tarafından iyi gözle bakılmıyordu. Nitekim 16 Mart 1918 de Hakkâri bölgesindeki Asurluların önderi Cilo Patriği Benjamin Marşimun, Şek kak aşiretlerinin reisi İsmail ağa Simko tarafından öldürüldü. Bölge İngilizler ile Türkiye arasında bir boy ölçüşme alanı haline geldi. Türkler, Kürt aşiretlerini İngilizlere karşı mücadele etmeleri için örgütlerken, İngilizler ise Kürtleri Türklerden koparmaya ve ayrılmaya zorluyordu. İngilizler Asurluları silahlandırıp desteklerken Kürtleri de silahlandırıp destekleyen Türklerdi. 1. Dünya savaşında Doğu Cephesinde Ruslar ve İngilizler İran’ı işgal etmişler ve Türkleri Doğudan sıkıştırmaya başlamışlardı. Rus’ların Ermenileri, İngilizlerin Asurluları silahlandırmasına karşı bölgedeki Kürt aşiretleri de Türkiye ile birlikte hareket ediyorlardı. Rusya’da Çarlığın yıkılarak Sovyet yönetiminin kurulması sonucu Rus Orduları işgal ettikleri Türk ve İran topraklarından çekilmeye başladılar. Boşluğu Türkiye doldurdu ve İngilizlerin ilerlemelerine engel oldu.

“Bütün bunlardan sadece kazançlı çıkan, İran Kürdistan’ının sınır çizgisinin pek çok etkili Kürt önderini kendi tarafına çekmiş olan Türk askeri müdahale güçleriydi. Türk’lere, Asurlu ve Ermeni müfrezelere etkili darbeler indiren Simko ve Seyit Taha gibi etkili Kürt önderleri de katılmıştı. Türk yönetimi, Saucbulak (Mehabat) kabileleri ve İran Kürdistan’ının diğer iç bölgelerinin kabileleri arasında taraftarlar elde etmeyi başarmıştı. Türklerden para yardımı alan bu kabileler onlara gerekli erzakı sağlamıştı.
“İran Kürtlerinin çoğunun desteğini almaları, bazı etkili önderlerden alınan yardım 1918 yılı yazı sonunda Türklerin Hıristiyan direnişini kırmalarını ve bütün İran Azerbaycan’ını ve İran Kürdistan’ının önemli bir bölümünü almalarında önemli bir nedendi.” ( M. S. Lazarev Emperyalizm ve Kürt Sorunu Sayfa 21)

ŞEYH MAHMUT BERZENCİ

Halil Paşa’nın Küt’ül Amare zaferine rağmen yüksek ateş gücü, etkin lojistik destek ve sürekli aldıkları takviye güçler karşısında gerilemek zorunda kalan Osmanlı Ordusu Küçük Zap ırmağının gerisine Altun Köprü kasabasına kadar çekilmişti. Ancak cephenin doğu kanadı boşlukta kalmıştı. Bu bölgede Süleymaniye Sancağı bulunuyordu. Bu yörenin en etkili şahsiyeti, zeki ve liderlik vasıflarına sahip Şeyh Mahmut Benzenciydi. Halil Paşa geri çekilirken cephenin doğu bölümünü Şeyh Mahmud’un savunmasını istedi. Gönderdiği telgrafta şöyle diyordu:
“Süleymaniye’de Şeyh Mahmut Hazretlerine…

Süleymaniye-Sakız-Penüvin-Sima’da bulunan topçu kıtaatını, piyade ve süvarileri kâmilen sizin emrinize veriyorum. Sizi yalnız bu kuvvetlerin kumandanı olarak değil, aynı zamanda SÜLEYMANİYE SANCAĞI ve havalisinin azlonulmaz EMİRİ tayin ediyorum.” (Murat Güztoklusu Elcezire ve Özdemir Harekâtı sayfa 25)
Bu telgrafı alan Şeyh Mahmut Süleymaniye’de emirliğini ilan etti ve ilerleyen İngiliz kuvvetlerine karşı konumlanmaya başladı. Şeyh Mahmud Berzenci’nin mücadelesini en özlü bir şekilde, Şeyh Mahmud’un yanında görevli subaylardan birisinin Kazım Karabekir’e verdiği rapordan öğrenebiliyoruz.

“ Osmanlı kıtaları Süleymaniye mıntıkasından çekildikten sonra şeyh o havalide istiklalini ilan etmiş ve teşkilat yapmış, İngilizlerin Kerkük’te bulunan memurları Şeyh Mahmud’un ahvalinden ve teşkilatından haberdar olduktan sonra Süleymaniye’ye giderek ‘hükümetin sizin istiklalinizi tebrik ettiğinin ve sulh konferansında tamamiyet ve hakimiyet-i mülkiyenizi temin edeceğinin tebliğine memurum’ demiş ve görüşmüş, bir müddet sonra Bağdat hakimi ve Irak mıntıkası kumandanı bulunan memurları tayyare ile Süleymaniye’ye gelmiş ve Şeyh Mahmut ile görüşerek Süleymaniye’de bir hakim-i siyasi bir maliye memuru bulunmak ve ebediyen nakz-ı ahd etmemek şartlarıyla teşkilat ve tenkisatına ve hukuk ve şeref-i millilerine müdahale ve tecavüzatta bulunulmayacağı müstakil tanınacağı kararlaştırılmış. Süleymaniye’ye bu memurlar geldikten sonra şeraite riayet edilmemiş, Şeyh Mahmut aleyhine ihtilal çıkartmak ve Şeyh Mahmud’un nüfuzunu parçalamaya çalışmak fikir ve mesleğinin takibine başlanmış, Süleymaniye’de İngiliz bayrağı çekilmiş, kaza ve nahiyelere İngiliz memurlar gönderilmiş ve bu muamelelere Şeyh Mahmud tahammül edemeyerek hazırlıkta bulunmuş ve 26 Mayıs 1918’de İngiliz memur ve askerleri aleyhine hareket ederek bunları esir etmiş, Süleymaniye’deki esirleri kurtarmak üzere gönderilen İngiliz kuvvetini Nasdluca’da mağlup etmiş, otomobil, mitralyöz, cephane, erzak külliyetli miktarda ganimet elde ederek Kerkük’e doğru ilerleyerek toplu haldeki İngiliz kuvvetini muhasara ve mağlup etmiş, bundan sonra Kerkük etrafındaki muharebe şiddetlenmiş. İngilizlerin mütemadiyen kuvvetlerini artması ve günlük 12 tayyare ile ve top ve mitralyözlerle icra ettikleri şiddetli ateşlerle cephanelerinin bitmesi hasebiyle mukavemet ederek 18 Haziran 1918’de Şeyh Mahmud, kuvvetini arttırmak için İran hududuna çekilmiş olduğundan İngilizler Süleymaniye’ye tekrar girerler. Şeyh Mahmud’un 300 pare köyünü tahrip ve yağma ederler.

Bu muharebelerde Şeyh Mahmut İngilizlerden 150 otomobil, 4000 tüfek, 12 mitralyöz, 500 kadana ve katır, 37 yük gümüş para, 40 ruble ele geçirmiş ve 2500 telefat verdirmiştir. Şeyh Mahmud vakasından evvel Musul vilayetinde bir fırkaları varmış, bu vaka ile bir fırka daha getirmişler, aşiretlerin kuvve-i maneviyesi iyi imiş. Bütün Araplar ve Kürtler evvelce Osmanlı Hükümeti aleyhine yaptıklarından pişman imiş. Osmanlı devletini çok arzu ediyorlar ve İngilizlerden müteessir imişler.” (Murat Güztoklusu Elcezire ve Özdemir Harekâtı sayfa 29- 30)

Mustafa Kemal’de 13 Ağustos 1919’da Şeyh Mahmud Berzenci’ye gönderdiği telgrafla yapılan çalışmaları anlatıyor ve İngilizlerin aldatıcı telkinlerinin önüne geçilmesini istiyor.
“Milletin yekvücut olarak kuvvet ve kudretini cihana göstermesinden başka kurtuluş çaresi ve medet noktası kalmamıştır. (…) Zatıâlileri gibi fedakâr, vatanperver dindaşlarımın benimle beraber çalışacağınıza eminim. Bu defa Erzurum Kongresi’nce kararlaştırılan beyanname ve nizamnamelerden takdim ediyorum. O havalice teşkilatın genişletilmesi ve takviyesi hususunda kuvvet sarf olunmasını rica ederim. (…) O havalide İngilizlerin aldatıcı telkinlerinin önüne geçilmesi pek ziyade lazımdır..” (ATABE Cilt 22 Nutuk vesikalar sayfa 56)
Bütün bu gelişmelerden habersiz görünen Lazarev Şeyh Mahmut Berzenci’nin emirliğini İngilizlerin verdiğini zannederek aşağıdaki yorumu yapıyor. Hâlbuki İngilizler Şeyh Mahmud’un Osmanlı devleti ile ilişkisini bilerek hareket ettiğini ve ilk fırsatta onu yıkmaya çalıştığını görüyoruz.
“İngilizler özellikle Hindistan’da uyguladıkları ve diğer sömürgelerinde geliştirdikleri “feodal aristokrasi destekli dolaylı kontrol sistemini” Irak’ın kuzeyinde yaşayan Kürt aşiretleri arasında da uygulamaya başladılar. 1 Kasım 1918’de Kerkük bölgesi politik subaylığına atanan Binbaşı E. Noel’in talimatıyla Şeyh Mahmut Berzenci Süleymaniye’ye vali olarak atandı. Diğer bölgelerde de buna benzer atamalar yapıp bunların İngiliz politik subaylarının yönetiminde bir konfederasyon biçiminde birleşmelerini istediler.(M.S.Lazariyev Emperyalizm ve Kürt Sorunu sayfa 38-39)

“1919’da Irak’ta bir Kürt devleti kuruldu ve Şeyh Mahmut Berzenci Kürdistan Kralı ilan edildi. Ancak kısa süre sonra İngilizler onun aleyhine döndüler. Mager Soon siyasi yönetici olarak Süleymaniye’ye gönderildi.Yarbayın görevi, Mahmud’un nüfuzunu sınırlamak ve onun aleyhine komplolar kurmaktı. Şeyh Mahmut İngilizlere başkaldırdı ve 20.05.1919’da Kürdistan’daki bütün İngiliz görevlileri tutukladı. Ancak bir ay sonra Derbendi Baziyan savaşında yaralı olarak İngiliz kuvvetlerine esir düştü ve ardından Hindistan’a sürgüne gönderildi.” ( Mesut Barzani, Barzani ve Kürt Ulusal Özgürlük Hareketi Sayfa 22)

İngiliz emperyalizmi sömürgelerinde feodal aristokrasiye dayanmakla birlikte içlerinden birinin sivrilerek ülke çapında bir lider olarak ortaya çıkmasını da istemiyorlardı. Küçük, yönetilebilir ve etkisiz yöneticiler istiyor bu sınırları aşmaya çalışanları ise tasfiye etmeye çalışıyorlardı. Sadece Arapların 16 devlete bölünmeleri bile İngiliz sömürge yönetim tarzının tipik bir örneğidir.

“Şeyh Mahmud’un isyanı, onunla müttefik olan sınır Kürtlerinden bir müfrezenin Süleymaniye’yi fethettiği 1919 yılının Mayıs ayının 20’li günlerinde başladı. Hareketin aniliği, Kürtlere başlangıç başarısını sağladı. Küçük leviler(silahlı Asur birlikleri) bozguna uğradı, aralarında politik subayların da yer aldığı İngiliz subayları izole edildi, bazıları öldürüldü. Çok geçmeden Şeyh Mahmud, bütün Süleymaniye bölgesinin tek sahibi oldu.”
“(…)Şeyh Mahmut, Kürdistan’ın bağımsızlığını, kendisini ise hükümdarı ilan etti. Egemen devletin bazı dış görüntüleri de oluşturuldu: Bayrak, para birimi ve şeyh Mahmud’un resminin olduğu pullar, pul damgaları, ‘ Roje Kürdistan’ (Kürdistan Güneşi) adlı gazete yayımlanmaya başladı… Şeyh Mahmud kaymakam olarak adlandırılan küçük kardeşi Şeyh Kadir Berzenci başkanlığında özel bir hükümet kurdu. Finans bakanı olarak Hıristiyan Abdülkerim Alaka’yı, atadı.” ( M.S.Lazarev Emperyalizm ve Kürt Sorunu sayfa 65)
Şeyh Mahmud iktidarını Kerkük’e kadar yaydı. Bu arada Übeydullah’ın torunu Seyit Taha ve İran Kürtlerinin ünlü aşiret lideri İsmail ağa Simko ile ilişkiye geçti. İngilizler General T. Frezer komutası altında Hintlilerden oluşan ordularıyla saldırıya geçtiler. Şeyh Mahmut yenildi ve yaralı olarak esir düştü.

ŞEYH AHMET BARZANİ

Şeyh Mahmut Berzenci’nin ayaklanmasına o sıralarda Barzan aşiretinin başında bulunan Şeyh Ahmed Barzani’de destek verdi. Kendi bölgesi olan Bahdinan’daki Kürt aşiret reislerine ve şeyhlere mektup yazarak onları Şeyh Mahmut Benzenciyi desteklemeye çağırdı. Kardeşi molla Mustafa Barzani komutasında bir grup savaşçıyı da cepheye yolladı.
Mektup yolladığı bazı aşiret reisleri mektupları Musul Valisine vermeleri üzerine İngilizler intikam almaya karar verdiler. Barzan’daki Kürtleri sürüp yerine Asurîleri yerleştirmeyi planladılar.

Ekim 1919’da Musul Valisi Albay Phil, beraberindeki Akre Valisi Yüzbaşı Scout olmak üzere bölgeyi Şeyh Ahmed’e karşı ayaklandırmak için Sorçi, Zibar ve Barzan bölgesini gezmeye başladı. Bunu haber alan Barzaniler 4.11.1919 tarihinde Albay Phil ve Yüzbaşı Scout’a saldırarak öldürdüler. On gün sonra da diğer Kürt aşiretlerle birleşerek Akre şehrini işgal ettiler.
İngilizler bütün bu olayları kışın gelmesinden dolayı seyretmekle yetindiler. 1920 baharında ise daha önce silahlandırdıkları Asurluları Kürtlerle savaşmak üzere harekete geçirdiler. Bu saldırılar karşısında Zibari aşireti İran’a kaçarak Sımail Ağa Şikaki’ye sığınmak zorunda kaldı. Barzan bölgesinde ise Barzan aşireti ile Petros Ağa liderliğindeki Asurîler arasında şiddetli çatışmalar yaşandı. ( Mesut Barzani, Barzani ve Kürt Ulusal Özgürlük Hareketi Sayfa 30-31
Şeyh Ahmet yönetimindeki Barzaniler ile İngilizler arasındaki çatışmalar aralıklarla 1932 yılına kadar sürdü. Barzanileri bastıramayan İngilizler, Şeyh Ahmed’in teslim olması için bölgede dini nüfuzu olan Şeyh Nurettin Bırivkani’yi Şeyh Ahmed’e gönderdiler. Şeyh Nurettin Şeyh Ahmed’e şöyle seslendi:
” Kalbimiz ve gönlümüz sizinle beraberdir, Şeyh Hazretleri. Fakat anlamakta zorluk çekiyorum.Yerkürenin yarısını sömüren Britanya hükümetine karşı nasıl direnebiliriz? Bizi yok ederler, ortadan kaldırırlar. Şu halde realiteyi kabul edelim ve Allahın dileğini bekleyelim.

Şeyh Ahmed ona şu karşılığı verdi:

“Niyetinizin samimiyetinden ve doğruluğunuzdan kuşku duymuyorum. Biz geri dönüşü kabul etsek, silahlarımızı bırakıp işlerimize baksak bile, İngilizler hiçbir zaman bununla yetinmezler. Onlar bizim haklarımızın, bize ait görüşlerimizin olmamasını istiyorlar. Onlar bizim topraklarımızı gasp etmişlerdir ve bizim dinimizin düşmanlarıdırlar. Bizimki gibi küçük bir aşiretin Britanya kuvvetlerine direnmesinin, onları ezmesinin mümkün olmadığını çok iyi biliyorum. Fakat hayat onurlu duruştan ibarettir. Ben Allah’ı ve vicdanımı hoşnut etmek istiyorum. Benim için önemli olan, tarihin, cılız imkânlarımıza rağmen İngiliz emperyalizmine ve onun işbirlikçilerine karşı savaştığımızı kaydedecek olmasıdır. İngilizler köylerimizi ateşe verebilir, yerle bir edebilirler. Bizi yurtlarımızdan söküp atar, öldürebilirler. Ama hiçbir zaman dostluğumuzu kazanamazlar. Biz ebediyen onların düşmanı olacağız. Kararımız budur ve bundan dolayı da pişman değiliz. Bunu İngilizlere kelime kelime aktarabilirsin” dedi.( Mesut Barzani, Barzani ve Kürt Ulusal Özgürlük Hareketi sayfa 45-46)
İngilizlerin üstün kuvvetlerle Barzan bölgesine saldırmaları üzerine Şeyh Ahmed yönetimindeki Barzani aşireti Türkiye’den iltica talebinde bulundu ve silahlarını teslim etmek kaydıyla talepleri kabul edildi.

Şeyh Mahmud’un yenilmesi ve Hindistan’a sürülmesinden sonra Kürt direnişi bir yanıyla İngiliz sömürgeciliğine karşı mücadeleye başlayan Arap milliyetçileri ile birleşmek ve birlikte direnmek olmuştur. Irak’ta İngiliz sömürgeciliğine karşı mücadeleyi inceleyen V.A. Gurko-Kryajin bu isyanı Arap-Kürt isyanı olarak değerlendirmektedir. Kürtleri ve Arapları birleştiren ortak nokta İngiliz sömürgecilerinin Irak’tan kovulmasıdır. Hareketin anti-emperyalist ve devrimci olduğu kuşku götürmez. Ama feodal parçalanmışlık ve bütün Irak çapında birleştirici bir liderin olmaması, isyancıların İngilizlere karşı başarısını engellemiştir. Hem şeyh Mahmud Berzenci’ye hem de Şeyh Ahmed’e İngilizlere karşı mücadelelerinde Türkiye olanakları ölçüsünde yardım etmeye çalışmıştır.

ÖZDEMİR BEY

Türkiye, bütün dikkatini Batı cephesine vermiş olmasına rağmen, Musul’uda unutmuş değildi. Ama var olan olanakları Yunanlılara karşı kullanmıştı. Irak’ın İngiliz işgali altında olması ve İngilizlerle doğrudan silahlı bir çatışmadan kaçınıldığı için düzenli bir cephe savaşı yerine gayri-nizami harp usulleriyle savaşmayı daha uygun görmüştü.
Bu nedenle daha önce Antep savunmasında verdiği mücadele ile öne çıkan Şefik Özdemir Bey milis kaymakam rütbesiyle bir grup subayla birlikte Irak’ın kuzeyine gönderildi. Teşkilat-ı Mahsusa üyesi olan Şefik Özdemir, özellikle Halep-Antep- Hatay yöresinde Türkmen- Kürt ve Arap kökenli insanları aynı safta toplamayı ve tutmayı başarmıştı. 1 Şubat 1922’de bizzat Mustafa Kemal tarafından Özdemir Bey’e verilen talimatta şunlar söyleniyordu:
“ Özdemir Bey’e
1.Faysalın Irak’ta hükümet iddia etmekte olmasına ve Misakı Millimize dahil bulunan Musul vilayetinin bir kısmına bilfiil el koyarak havalide bazı tahriklere ve teşviklere kalkışarak tecavüzü dairesini milli sınırımız dahiline kadar uzatmaya teşebbüs eylemesine karşılık, adı geçenin bu fesatçı faaliyetlerini gidermek ve Elcezire’de Misakı Milli sınırımızın ihtiva eylediği işgal altındaki kısımları gasp edenlerin elinden almak maksadıyla Özdemir Bey’in ekli pusulada gösterilen kadronun başında olmak üzere Elcezire mıntıkasında faaliyete geçmesi tensip edilmiş ve kendisine icap eden talimat verilmiştir.
2.Irak’ın idari ve siyasi himayesine benimseyen İngilizlerin söz konusu havalide özel menfaatleri bulunması hasebiyle siyasi vaziyet icabı milli hükümetimizin İngilizlerle herhangi bir konferans münasebetiyle temas ve müzakereye girişmesi muhtemel olduğundan, Özdemir Bey’in yapılmasını üstlendiği beyan olunan vazifeyi özel bir mahiyette ve şahsi bir teşebbüs şeklinde idare etmesi ve harice karşı böyle bir manzara göstermesi şimdilik daha uygun görülmüştür.
3.Milis kaymakam rütbesine sahip bulunan Özdemir Bey’in kendisi ve maiyetini teşkil eden kadro mürettebatı Elcezire Cephesi’ne gizli bir surette ordu icmaline ithal ve o surette iaşeleri, rütbeleri tahsisatı muntazaman temin olunacak ve ödenecektir.
4.Elcezire Cephesi, Özdemir Bey’e maaşından başka üstlendiği vazifenin ehemiyeti ve kapsamı derecesiyle orantılı bir miktar da örtülü ödenekten icabı kadar aylık tahsisat verecektir
İşbu tahsisatın miktarı Cephe Kumandanlığının takdirine bırakılmıştır.
5.Bu emir Müdafaai Milliye Vekâleti’ne, Elcezire Cephesi Kumandanlığı’na tebliğ olunmuş ve bir sureti Özdemir Bey’e verilmiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi
Başkumandan
Mustafa Kemal
REVANDUZ DEVLETİ

İngilizler, Irak’ın kuzeyinde yaşayan ve o günlerde Musul Vilayeti olarak tanınan bölgedeki Kürtleri kolaylıklşa kazanacağını ve Türklere karşı kullanabileceğini düşünüyordu. Ama İngilizlerin bu düşünceleri gerçekleşememiş ve Güney Kürtleri bırakalım İngilizlerle anlaşarak Türklere karşı savaşmayı, tam tersine İngilizlere karşı silahlı mücadeleye girişmişlerdir. Bu gerçek İngiliz belgelerinde şu şekilde ifade edilmiştir: “Bu güne kadarBritanya Hükümeti Güney Kürdistan’a(Musul’a) İngiliz nüfusunun yerleştirilmesi politikasını savunmaştu. Bunu yaparken yerel halkın kendilerini destekleyeceğini umuyordu. Bu varsayım üzerine İngiliz siyasi danışmanlarının denetiminde Kürt liderlerinin başkanlığında otonom Kürt devletçikleri konfederasyonu yaratmaya yönelik bir karara imza atmışlardı. Ancak şimdi anlaşılıyor ki, bu iyimserlik yersizdir ve halkın çoğunluğu İngiliz’lerin gelişine kucak açacak yerde onlara olan düşmanlıklarını açıkça, hatta silahlı olarak ifade etmektedirler.” Mim Kemal Öke, İngiliz Ajanı Binbaşı E.W.C. Noel’in ‘Kürdistan Misyonu’ (1919) s.110
Şemdinli üzerinden Revanduz’a ulaşan Özdemir Bey hemen teşkilatlanmaya başladı. Türkiye’nin tekrar bölgeye döneceğini gören aşiretler Özdemir Bey’in etrafında toplanmaya başladılar. Özdemir Bey’in etkinliği kısa bir sürede Zap boylarından Urmiye Gölü güneyine kadar uzandı. Yapılanların bölgesel bir girişim gibi gösterilmesi için Revanduz merkezli bir küçük devlet yapılanmasına gidildi. “ Resmi olarak Türk bayrağı kullanılamadığı için yeni bir bayrak tasarımı yapıldı. Bu bayrak Revanduz Devrimi’nin ve Türkmen – Kürt birlikteliğinin ve kardeşliğinin bir simgesi olarak yeşil zemin içinde kırmızı bir hilal olarak tasarlandı.”( Murat Güztoklusu Elcezire ve Özdemir Harekatı sayfa 73)
Batı Cephesinde büyük taarruzun başladığı günlerde Özdemir Bey’de Derbent’te güç yığmaya başlayan İngiliz kuvvetlerine karşı taarruza geçti. Özdemir Bey’in komutasında 250 kişilik Türkiye’den gelen çekirdek gücünün yanı sıra Kürt aşiretlerinden oluşturduğu beş bine yakın yaya ve atlı birlikten oluşan bir kuvvet vardı. Çekirdeğini İngilizlerin oluşturduğu, Hintli sömürge askerleri, yerel Hıristiyan milisler ve Faysalın kurduğu Irak ordusuna ait yedi bin kişiden oluşan bir kuvvetle Derbent boğazında savaş başladı. Düşman bizim bir topumuza karşılık 12 toptan oluşan üç bataryaya sahipti. Ayrıca Irak’ta Kürt aşiretlerine karşı sürekli kullandıkları üstün ve etkileyici hava kuvvetlerine sahiptiler. Üç gün üç gece süren savaştan sonra İngiliz birlikleri geri çekilmeye başladılar.

İngilizler üç subay ve yüzlerce ölü ve yaralı verdi. 4 İngiliz uçağı düşürülmüş ve iki top ve 6 makineli tüfek cephanesiyle ele geçirilmişti. Güneye doğru ilerleyen Özdemir Bey kuvvetleri Köysancağı kurtarmıştı. İngiliz yönetimi çatırdamaya başlamıştı. Kırsal alanlar bir yana Süleymaniye gibi şehirlerde de göstermelik bir yönetim kalmıştı. “ Süleymaniye’deki Şeyh Mahmud’un bazı yakınlarının da dâhil olduğu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti İngiliz yönetimine muhalefet ediyordu”. (Murat Güztoklusu Elcezire Cephesi ve Özdemir Bey sayfa 95). Yöredeki aşiretleri kaybeden İngiltere çare olarak Hindistan’a sürgün ettiği Şeyh Mahmut Berzenci’yi Kürdistan kralı ilan ederek, Süleymaniye’ye dönmesini sağladı. Özdemir Bey Şeyh Mahmud ile hemen ilşkiye geçti. Şeyh Mahmud hala Osmanlı devletine bağlı olduğunu ve İngilizlere karşı birlikte mücadele etmek istediğini bildirdi. Özdemir Bey’in gizlice gönderdiği subay heyetine özetle şu teklifleri yaptı:

1.“Eğer yeterli düzenli kuvvetiniz varsa hemen Süleymaniye üzerine yürüyünüz ve bende size içerden yardım ederek buradaki İngiliz subaylarını ve taraftarlarını tutuklayayım.
2.Bu kuvvetiniz yoksa, isterseniz sadakatimi göstermek için ailemi alıp sizinle geleyim ve devletin uygun gördüğü yere yerleşeyim.
3.Burada kalmamı istiyor ve kuvvet gönderemiyorsanız o zaman, bana bol miktarda top, silah mühimat ve subay gönderin. Bende adım adım askeri gücümü inşa edeyim.
4. Eğer bunları da sağlayamayacak durumda iseniz. Görünüşte İngilizlerle anlaşmış görünüp fırsat kollayayım.
Gerek Özdemir Bey harekâtı gerekse Şeyh Mahmud’un Türkiye ile anlaşmalı çalışmaları İngilizleri yeni taktiklere başvurmaya zorladı. Şeyh Mahmud’un Türkiye ile birleşeceğini anlayan İngilizler, Kürdistan’a bağımsızlık vereceklerini ve bu amaçla referandum yapacaklarını söylediler. Böylece Türkiye ile birleşmek isteyen Şeyh Mahmud’u açığa düşürmeye çalıştılar. Şeyh Mahmud’da İngilizlerin manevrasını boşa çıkarmak için Türkiye’nin Kürtlere özerklik vaddettiğini açıklamasını Özdemir Bey’den ister. Bu sırada Lozan görüşmeleri devam etmekte ve Musul sorunundan dolayı anlaşma olmamaktadır. İngilizler ellerini güçlendirmek için 29 Ocak 1923’te Süleymaniye’de aşiret temsilcileri ve diğer delegelerin katıldığı bir Kongre toplarlar. Amaç Kürtlere ayrı bir devlet kurma kararı aldırtmak. Ama Süleymaniye Kongresinden tam tersi bir sonuç çıkar. Aşiretler ve Kürtlerin önde gelenleri bu “ gayri meşru istiklal” projesini reddederek TBMM’ye bağlı özerk yönetim öngören Özdemir Bey’in projesini kabul eder. Bu Kongrede TBMM sunulmak üzere yörenin en büyük aşiret reisleri ve Süleymaniye eşrafından 33 kişinin imzaladığı on maddelik bir özerk yönetim kararı alınır.

Süleymaniye Mebusu Ahmet Taki, Heyet-i Murahhasa’dan Tetkik Heyeti azası Remzi ve Elcezire ve Irak Teşkilat-ı Umumiye Kumandanlığı namına Cenup Mıntıkası Kumandanı Fevzi tarafından imzalanarak sunulan 10 Maddelik taslak tasarının takdiminde şunlar söyleniyordu.
“Süleymaniye’de toplanarak Anadolu’da Büyük Millet Meclisi Hükümeti ile yaşamaya karar veren Güney Kürdistan’ın saygın temsilcilerinin Revanduz’da Elcezire ve Irak Harekat ve Teşkilat-ı Umumiye-i Milliye Kumandanlığı’na imza ile gönderdikleri 29 Ocak 1923 tarihli mazbataya cevaben belirtilen kişilerin bize yetki ve vekalet ve tam güvene dayanarak maddeleri arz ve teklif etmekle şeref duyarız.” (Murat Güztoklusu Elcezire ve Özdemir Bey Harekatı sayfa 160) Bu sunuştan sonra 10 maddelik tutanağın aşiret reisleri ve ileri gelenler tarafından imzalandığı takdirde bir karşılıklı senet haline geleceği belirtiliyordu. Bu on maddelik öneri kabul edildi. Ankara’ya sunulmak üzere Şeyh Mahmud Berzenci’nin görevlendirdiği heyet Şeyhin kayınbiraderi Yüzbaşı Fettah başkanlığında Süleymaniye Mebusu Ahmet Taki ve Süleymaniye İdadi Mektebi Müdürü Refik bey’den oluşmuştu. On maddelik Özerk Kürdistan projesinin maddeleri şöyleydi.
Madde 1– Güney Kürdistan düşman işgali altında olduğundan ilk başta Anadolu’da kurulduğu gibi Şeyh Mahmud başkanlığında bir heyeti temsiliyenin teşkili ve Güney Kürdistan Harekâtı Umumiye Milliyesi Baş Kumandanlığı adı geçen tarafından üstlenilmesi.
Madde 2 – Heyeti temsiliye başkanlığı vasıtasıyla Güney Kürdistan’da Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetinin teşkilatı esasiyesine uygun bir şekilde iç örgütlenmesini yapması ve adı geçen teşkilatın sadece Güney Kürdistan idaresine ait olması ve Güney Kürdistan Heyeti Temsiliyesi yönetiminde bulunacak mıntıkanın nüfus ve bütçesinin imkânları nispetinde askeri örgütlenme yapılması ve bunun için gereken mühimmat ve silahların Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetince temin edilmesi.
Madde 3– Savunma ve dışişlerinin doğrudan doğruya Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olması.
Madde 4– Güney Kürdistan’da bulunacak Türkiye Büyük Millet Meclisi ordusunun ve birlik kumandanlığının iç güvenliği temin noktasında bu Heyeti Temsiliye Başkanlığı emrinde bulunması.
Madde 5– Stratejik maksadın dışında barış zamanında Güney Kürdistan’da bulundurulacak askeri birliklerin miktarı Heyeti Temsiliye Başkanlığının göstereceği lüzum üzerine TBMM Hükümetince belirlenmesi.
Madde 6– Güney ve Doğu hudutları için hudut komiserlikleri ile hudut birlikleri Güney Kürdistan Heyeti Temsiliyesi tarafından teşkili.
Madde 7– Güney Kürdistan Heyeti Temsiliye’sinin yönetimindeki bölgenin kuzeyde Şemdinan hududuna kadar, güneyde Cebeli Hamrin, Doğu’da İran, Garin ve Dicle nehri olarak sınırlandırılması
Madde 8– İş bu bölgenin İngiliz işgali altında bulunan bölümünün boşaltılması ve Güney Kürdistan Heyeti Temsiliye’ sine teslimi için vaziyetin icabı halinde İngilizlere kesin bir iltumatomun verilerek Güney Kürdistan’ın geleceğini TBMM Hükümetine bağladığının ilan edilmesi.
Madde 9– Güney Kürdistan sınırları içinde olup daha önce TBMM Hükümeti birlikleri tarafından işgal edilmiş bölgelerin 8. maddede adı geçen ültimatom ile birlikte Güney Kürdistan Heyeti Temsiliyesi tarafından teslim alınması.
Madde 10– Bütün bu esasları tesbit etmek için tam yetkili bir delege heyetinin Ankara’ya gitmesine ve heyete eşlik etmek üzere Teşkilatı Umumiye Kumandanlığı tarafından güvenilir birinin verilmesi.

PROJEYİ İMZALAYAN HEYET-İ TEMSİLİYE ÜYELERİ
1. Reisi Cep Fettahzade Kerim
2. Reisi aşiret Şekkak ve Kahramanı Kürt Simiko

3. Reisi Pişidar Selim Ağazade Bekir
4. Reisi Pişidar Mahmut Ağazade Abbas
5. Reisi Pişidar Ahmet Ağazade Salih
6. Reisi Caf Mecit Beyzade Abdülhamit
7. Reisi Menkül Ocak Ağa Reisi Akü Mamend
8. Reisi Mervan Mahmut
9. Selahiye eşrafından Seyid Ahmed Ağazade Abdulkadir
10. Reisi Davuda İsmail Beyzade Hasan
11. Reisi Avraman Mustafa
12. Reisi Hemvend Reşit
13. Reisi Semaili Mehmet Tahir
14. Reisi Şatiri Mahmut Kadir Reisi Turhani Mehmet Hasan
15. Reisi Zengine Ali
16. Reişsi Davuda Abbas Ağazade Dara
17. Reisi Sadatı Karadağ Kaymakamı sabık şehri Pazar Elseyidi Mehmet Aziz
18. Reisi Sat Süleymaniye
19. Reisi Bayat Faris
20. Reisi Kakeyi Seyid Halil
21. Reisi Palatyi
22. Reisi Zinde
23. Reisi Davuda
24. Reisi Mikaili Reisi Kelali
25. Reisi Haruni
26. Reisi Hemvant
27. Reisi Turhani
28. Reisi Ameli Fettahzade
29. Reisi Zind
30. Reisi Hemvend Süleymaniye eşrafından Samizade Mehmet Tahir
31. Eşraftan Seyid Ahmet Efendizade
32. Ulemadan Hüseyin
33. Elseyidi Mahmud

O sırada Elcezire Kumandanlığı Erzurum’da bulunan Kazım Karabekir’e bağlanmıştı. Karabekir kendisine iletilen bu taleplere soğuk bakmış ve projeyi sahiplenmemiştir. Halbuki 27 Haziran 1921 günü TBMM Vekiller Heyeti Kararı olarak Mustafa Kemal tarafından Elcezire Kumandanı Mirliva Nihat Paşa’ya gönderilen telgrafta Kürtlerin yerel yönetimleri kabul ediliyordu. 5 maddelik bu karar da şunlar söyleniyordu:
“ Kürdistan hakkında Büyük Millet Meclisi Vekiller Heyeti’nin Elcezire Cephesi Kumandanlığına talimatıdır.
1. Adım adım bütün memlekette ve geniş ölçüde doğrudan doğruya halk tabakalarının ilgili ve etkili olduğu surette yerel idareler kurulması ve iç siyasetimizin gereklerindendir. Kürtlerin oturduğu bölgelerde ise hem iç siyasetimiz hem de dış siyasetimiz açısından adım adım yerel bir idare kurulmasını gerekli bulmaktayız.
2. Milletlerin kendi geleceklerini bizzat idare etmeleri hakkı bütün dünyada kabul olunmuş bir prensiptir. Biz de bu prensibi kabul etmişizdir. Tahmin olunduğuna göre, Kürtlerin bu zamana kadar yerel idareye ait teşkilatlarını tamamlamış ve reisleri ve etkili kimseleri bu gaye namına bizim tarafımızdan kazanılmış olması ve reylerini açıkladıkları zaman kendi geleceklerine zaten sahip olduklarını, Türkiye Büyük Millet Meclisi idaresinde yaşamaya talip olduklarını ilan etmelidirler. Kürdistan’daki bütün çalışmanın bu gayeye dayanan siyasete yöneltilmesi Elcezire Cephesi Kumandanlığı’na aittir.
3. 3. Kürdistan’da Kürtlerin Fransızlar ve özellikle Irak hududunda İngilizlere karşı düşmanlığını, silahlı çarpışmayla, değiştirilemeyecek bir dereceye vardırmak ve yabancılarla Kürtlerin anlaşmasına engel olmak, adım adım yerel idareler kurulması sebeplerini açıklamak ve böylece bize yürekten bağlanmalarını sağlamak, Kürt reislerinin mülki ve askeri makamlarla görevlendirilerek, bize bağlanmalarını sağlamlaştırmak gibi, genel çizgiler kabul olunmuştur.
4. 4. Kürdistan iç siyaseti Elcezire Cephesi Kumandanlığı tarafından birleştirilecek ve idare edilecektir. Cephe Kumandanlığı bu konuda Büyük Millet Meclisi Riyaseti ile haberleşir. Vilayetler tarafından izlenecek hareket çizgisini düzenleyecek ve birleştireceğinden mülki memurların yöneticilerinin bu hususta mercii de Cephe Kumandanlığı’dır.
5. Elcezire Cephe Kumandanlığı, idari ve adli ve mali değişiklik ve reformlara lüzum gördükçe bunun uygulanmasını hükümete teklif eder.
Elcezire Cephe Kumandanı Mirliva Nihat Paşa Hazretlerine
Kişiye özeldir.
Büyük Millet Meclisi Vekiller Heyeti tarafından zatı devletlerine özel olmak üzere Kürdistan hakkında düzenlenen talimat yukarıda olduğu tebliğ olunur.

Büyük Millet Meclisi Reisi
Mustafa Kemal
27 Haziran 1921 ( Doğu Perinçek Kurtuluş Savaşında Kürt Politikası sayfa 342-343)

Elcezire Cephesi kaldırıldıktan sonra, bu bölgedeki birlikler ve bu arada Özdemir Bey’in birliği de Doğu Cephesine bağlanmıştı. Özdemir Bey tarafından iletilen bu on maddelik özerklik programı Doğu Cephesi Kumandanlığı tarafından uygun bulunmadı ve Genelkurmay Başkanlığına 28 Şubat 1923 tarihinde başvurarak Özdemir Bey’in görevden alınmasını istedi. Genelkurmay Başkanlığı bu talebi 5 Mayıs 1923’te kabul ederek Özdemir Bey’in Irak’taki görevine son verdi ve yerine Süleyman Sabri Bey atandı. Süleyman Sabri Revanduz’a gidemedi. Çünkü İngilizler Revanduz’u almış ve Şeyh Mahmut hareketini ezmişti. Süleyman Sabri’ye ancak İngilizlerin kışkırtmasıyla çıkan Nesturi isyanı ile uğraşmak ve onu bastırmak kaldı.

BAB VE KÜRTLER

Türkiye Kurtuluş Savaşı Misak-ı Milli’yi gerçekleştirmek için verildi. Misak-ı Milli Osmanlı Devleti içinde yaşayan Türk ve Kürt nüfusun yaşadığı bölgeyi kapsıyordu. Artık vatan denilen topraklar içinde Musul, Kerkük, Süleymaniye ve Erbil’in de içinde bulunduğu Türk ve Kürtlerin ortak yaşadığı coğrafya idi. Lozan’da İngilizler Musul ve Kerkük’ü vermemek için uğraşıp durdular. Musul sorunu, Türkiye ile İngiltere arasında görüşülüp çözülmek üzere Lozan Antlaşmasının dışında tutuldu. Irak’ın Kuzeyi Musul ve çevresi Türkiye ile İngiltere arasında nücadele ve hakimiyet alanı oldu. Türkiye, bölgede yaşayan halkın büyük çoğunluğunun Türk ve Kürtlerden oluştuğunu, Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyetinin de Kürt ve Türklerden oluştuğunu dolayısıyla yapılacak halkoylaması ile bölgenin geleceğinin belirlenmesini istiyordu. İngiltere buna karşı çıkıyor Musul ve Kerkük’ün Irak’ın bir parçası olduğunu ve dolayısıyla İngiltere’nin hakimiyetinde kalmasını savunuyordu.

İngilizler ve Irak’taki sömürge yönetiminin işbirlikçi yöneticileri Osmanlı dönemini ileri sürerek halkı Genç Türkiye Cumhuriyeti aleyhine kışkırtmaya çalıştılar. “ Buna rağmen geniş halk kitleleri bildiklerinden şaşmadılar. Musul’un İngiliz mandasına verileceği haberi gelince, bir yandan resmi makamların düzenlediği zafer resmi geçitleri yapılırken, öte yandan Kerkük’te, Musul’da ve diğer şehirlerde İngilizlere karşı coşkun gösteriler yapıldı. Bu gösteriler ancak asker kullanılarak bastırılabildi. (Enternasyonal Belgelerinde Kürt Milli Meselesi sayfa 36)

Türkiye, tarihi, sosyal, kültürel bağları ve ekonomisi ile bölgeyi birinci dereceden etkileyen bir ülkedir. Türkiye Kurtuluş savaşı ve daha sonra yaptığı Cumhuriyet Devrimi ile bütün mazlum milletleri ama özellikle kendisi ile ortak tarihi ve kültürel bağları olan Batı Asya ülkelerini derinden etkilemiştir. Türkiye ne zaman anti-emperyalist, devrimci bir yönelime girdiyse bölge halkları içinde de devrimci gelişmeler boy vermeye başlamıştır.
Emperyalizmin bölgeye girişinden önce kavimler arası bir mücadele sözkonusu değildi. Feodal devletler arası mücadele, bazen aynı kavimden insanların kurduğu devletlerin mücadelesi sözkonusuydu. 16.yüzyıl Batı Asya’sında kurulu bulunan üç büyük devlet te Türklerin yönetiminde idi. Osmanlılar, Safeviler ve Memluk devletini yönetenler Türk asıllı olmalarına karşılık hep birbiri ile mücadele etmiş ve bölgenin diğer kavimleri de bunlara göre saflaşmışlardı.
Uzun süren, ortak devletler çatısı altında birlikte yaşamanın, birlikte sevinmenin ve birlikte üzülmenin yarattığı bir kültürel iklim vardır. Bu iklim bütün tahribatlara karşılık hala kuvvetle hüküm sürüyor. Emperyalizmin bölgeye girişi ile birlikte bölgeye hakim devletlere karşı küçük etnik grupları kışkırtmak ve bölgeye egemen olmanın bir aracı haline getirmek, emperyalizmin en temel işlevi olmuştur.

Batı Asya Birliğinin kurulması bütün bölge ülkeleri için bir barış, özgürlük ve ekonomik gelişme ve refah dönemi demektir. Bu herkesten çok bölgenin bölünmüş ve emperyalistlerin kışkırtmalarında ezilmiş ve hırpalanmış Kürt halkı açısından daha fazla böyledir.
BAB ile birlikte Kürtler ilk olarak birlikte olma olanağına kavuşmuş olacaklar. BAB’ın belkide yapıştırıcı ve birleştirici tutkalı Kürtler olacaktır. Bugün Türkiye, İran, Irak ve Suriye’yi birinci dereceden ilgilendiren sorun emperyalist müdahalelere zemin hazırlayan Kürt sorunudur. Dolayısıyla Kürt sorununun çözümü aynı zamanda emperyalist müdahalelere olanak tanımayarak bölgenin barış ve huzura kavuşmasının önü açılacaktır.
BAB’ ın gerçekleşmesi herşeyden önce Kürtlerin bölünmüşlüğünü ortadan kaldıracaktır. Dört ayrı devlet arasında bölünmüş bir etnik topluluk olarak Kürtlerin tarihsel bölünmüşlüğü ortadan kalkacaktır.

BAB’ın gerçekleşmesi, şimdiye karşı Kürt sorununu birbirinin sırtına yıkmaya çalışan bölge devletleri arasında işbirliği ve güvenin gelişmesine yol açacaktır. Şimdiye kadar kendi Kürdünü ezen ama komşu Kürdü destekleyen bir tutum içinde olan bölge devletleri, böylece emperyalist ülkelerin ekmeğine de yağ sürmüş oluyorlardı. Örneğin İran – Irak savaşında İran Barzanileri desteklerken Irak’ta İran KDP’yi destekliyordu. Suriye kendi Kürtlerini vatandaş olarak bile kabullenmediği bir ortamda Türkiye’de PKK’yı destekledi yıllarca. Aynı şey İran için de söyleyebiliriz.

BAB’ın gerçekleşmesine Kürtlerin de büyük katkısı olabilir. Bu birliğin temel harcı olabilirler. Bu birliğin temel dört devletini birleştirmede tarihsel bir rol oynayabilirler. Bu birlik artık ne Türklerin bir birliği ne Arapların bir birliği ne de Fars’ların bir birliği olacaktır. Bu birlik bütün bölge milletlerinin ve kavimlerinin birliği ama özellikle Kürtlerin tarihte ilk olarak birleştikleri bir birlik olacaktır. Bütün Kürt aydınlarını bu mesele üzerinde düşünmelerini ve önerilerini sunmalarını istemeliyiz.
Milli mesele artık emperyalizme karşı mücadele meselesidir. Emperyalizme karşı direnme potansiyeli her bakımdan ekonomik, sosyal, kültürel ve silahla her zaman büyük devletler ve coğrafyalarda daha kolaydır. Günümüzün gelişmiş ülkelerine bakıyoruz bunların genellikle büyük bir nüfusa ve geniş topraklara sahip aynı zamanda halkçı ve devletçi ekonomik modeller uygulayan devletler olduklarını görüyoruz. Bugünkü dünyanın söz sahibi devletleri artık Çin, Rusya, Hindistan vs.dir. Avrupa ülkeleri birleşmeye çalışarak varlıklarını göstermeye çalışıyorlar. Latin Amerika’da da Venezüela merkezli bir birlik girişimi devam ediyor. ABD emperyalizminin aşırı baskısı ve olağanüstü büyük gücü karşısında bütün dünyada birlik eğilimleri gelişmeye başladı.

Doğal olarak her birlik kendi tarihi, kültürel, ekonomik ve coğrafi özelliklerine dayanmak zorundadır. Birlik biçimlerini de bu arka zemin belirleyecektir.
Küçük devletler ve milletler ise günümüz emperyalist tahakküm ve zorbalık dünyasında ya ayaklar altında kalmak veya emperyalistlerin oyuncağı olarak lejyoner birlikler haline gelmek dışında seçenekleri olmayan bir projedir. Yugoslavya’nın bölünmesinden doğan devletlere bir bakalım. Bunlara devlet denilebilir mi?

Paylaş:

Yorum Yap