KUTLUHAN TENCAN YAZDI: LA CASA DE PAPEL BİR SİSTEM ELEŞTİRİSİ Mİ?

KUTLUHAN TENCAN YAZDI: LA CASA DE PAPEL BİR SİSTEM ELEŞTİRİSİ Mİ?

Kutluhan Tencan, Öncü Gençlik GYK Üyesi

İdeolojik hegemonya araçlarının günümüzde en etkili formatlarından birisi, film-dizi sektörü şüphesiz. Bu araçlarla mış-miş gibi yapmak kahramanlık seviyesi ile adlandırılıyor. Sinema dilinde buna seyirciyi kazanmak diyorlar. Kötü karakterler üzerinden iyiyi keşfetme diyebiliriz buna. Joker, psikopat bir karakterdir ama onun eleştirel yönü, izleyici bir damarından yakalar. Sonra, kötü ‘’ama’’ diye başlayan cümleler kurulur. Artık aması vardır, kötü karakterlerin. Biz bu yazımızda Schopenhauer’ın dediğini yapacağız. Önce kötüyü göreceğiz çünkü; kötü olanı göremeyen kimse iyi olanı da göremez.

Kült haline gelen V for Vendettalar, Fight Clublar ve son olarak da La Casa De Papel gibi diziler bize mış gibi yapan yapımlar arasında. La Casa De Papel dizisinde Çav Bella şarkıları çalınıyor, kırmızı tulumlar giyiliyor. Kapitalist sisteme karşı eleştiriler getiriliyor, yaşadıkları haksızlıklara itirazlar ediliyor ama bir türlü çözüm önerisi sunulmuyor. Kafalarında bir program, bir ütopya yok.

ESASLI DÜŞMAN; ANARŞİZM

Biz, anarşistlerin, marksizmin gerçek düşmanları olduğuna inanırız. Bunun sonucu olarak da gerçek düşmanlara karşı gerçek bir savaşım verilmesi gerektiğini savunuruz. Bu nedenle, anarşistlerin ‘’öğretisini’’ incelemek ve bütün yönleriyle iyice değerlendirmek zorunludur. (1) Bu yazının maksadı da budur. Dünya merkezlerinden pompalanan ‘’sivil itaatsizlik’’ formatlı bu tür yapımların bugün daha çok yaygınlaştırılması planlı projelerdir.

DİZİDE NELER VAR

Dizimizde, dokuz kişinin aylarca, hatta soygun planın mimarisi olan Profesör’ün yıllar boyunca planladığı İspanya Kraliyet Darphanesi’nin soyulması olayıdır. Soyguncuların birbirleri hakkında bilgileri yoktur, adları şehir isimleridir. Tokyo, Berlin, Rio, Nairobi, Oslo, Helsinki, Denver, Moskova.

Dizide bu karakterler birbirleriyle güven içerisinde değildir. Aksine sürekli biri diğerine silah çekmekte, dövmekte, hakaret etmekte, birbirlerini satmaktadırlar. Anarşizmin ana değeri ihanettir. Kendisinden başka değerli bir varlık yoktur. Ve birbirlerine ihanet etmekte olan bu grup bir sistem eleştirisi vermek istemektedir. ‘’2011’de Merkez Bankası 171 milyon Euro karşılıksız para yaratmıştır, 2012’de 185 milyon Euro, 2013’de 145 milyon Euro. Ve bu paralar bankalar aracılığıyla zengin kişilere aktarılmıştır. Bunu yaparken onlar hırsız olmuyorsa, bizde hırsız olmayız. Zaten darphanede kimsenin parasını çalmıyoruz, para basıyoruz’’ diyerek yapılan kirli işe makyajlar yaparak onu güzelleştirmeye ve sözde sistem karşıtlığı ile kitlelere bizi sevin algısı oluşturulmaktadır. Bana göre bu eylem parasını çaldıkları İspanya hükümetini memnun etmiştir. Hatta bu eylemlerin tekrarlanması işine yarayacaktır. Çünkü hem kendi hükümetlerinin hırsızlıklarını meşrulaştırmaktadırlar hem de bu sistemi yıkıp, yerine eşitliğin, paylaşımcılığın egemen olacağı bir sistem kurmak isteyenlere kama sokulacaktır. Bu eylemi gerçekleştirmekle, örgütlülüğün yeni dünyasını değil de kaosun, karmaşanın, ahlaksızlık dünyasının önü açılacak ve o güya eleştirdikleri sisteminde tıkır tıkır işlemesine büyük katkı sunacaklar. Çünkü yaptıkları eylem eleştirdikleri şeyi yıkıp, yenisini inşa etmiyor. Aksine onlarda sistemin yaptığını yapıp, sistemi meşrulaştırıyor.

Anarşistler sorumluluk almaz. Her zaman suçlayıcıdırlar. Sorumluluk almayanın da çözümü olmaz ancak kaçış planı olur. Paraları basıp, kimsenin adını bile bilmediği adalarda ölünceye kadar nefes alıp vermekten başka hiçbir şey yapmayan insan profiline dönüşmek onların hayalidir. Aslında anarşistler ilkel zamandaki günah keçileri gibidir. Hititler hastalıktan korunmak için, ‘’ bu hastalığı getiren öfkeli tanrı, bak ben bu koçları bağladım. Bunlarla hiddetini yatıştır demiş.’’ Hatta insanlar arasındaki anlaşmazlıkları gidermek için birbirine kötü söz söyleyenlerin bir koyunun ağzına tükürmeleri istenir, sonrasında da koyunu keserek çukura gömerler. Bugüne kadar ulaşan günah keçisi geleneği işte anarşistlerin elindedir. İlkel dönemlere dönen anarşistler günah keçileri seçerler. Yaptıkları işlerden kendileri sorumlu değildir. Kötü olan kendileri değildir, günah keçileridir. Onların yakılması gerekir. Dizide günah keçileri tüm insanlıktır. Tüm değerler toplamıdır. Onlar için aile, toplum, devlet, insanlık, kültür önemli değildir. Sorgulandıkları alan yok olmuştur. Artık bir hiçtirler. Tokyo’nun annesi, Rio’nun ailesi, Nairobi’nin oğlu değersiz varlıklar haline gelmiştir. Kendilerini kurtarmak hayatın tek anlam ve gayesi olmuştur. Onların artık kimlikleri, isimleri bile yoktur. Kimliksiz kalmışlardır. Vatanları, milletleri, değerleri lakapları olan dünya şehir adları olmuştur.

İHANET VE İNTİHAR

Soygunun çözülmesi için görevlendirilen müfettiş Raquel ise soygunun mimarı olan Profesörle aşk yaşamaktadır. Profesörün soygunun elebaşısı olduğunu öğrenince önce onu yakalama planları yapar, yakaladıktan sonra ise Profesör onu ikna eder ve Raquel kendisine ihanet eder. Raquel için yeminler çiğnenir, her şey inkâr edilir. O andan itibaren hainlik ve şerefsizlik, anarşist için biricik yükselme yolu olur. Anarşistler ancak kendi şereflerinin üzerine basarak yükselebilirler. (2) Raquel’de artık yükselmiştir. Dizinin sonunda Profesörle bilinmez adalarda, bir hayvanın dahi sahip olamayacağı şekilde, her şeyden bağımsız, yaşamlarında sadece nefes alıp verme hayalini gerçekleştirirler.

Berlin karakteri son derece baskın, egoist, gözü kara bir yapıdadır. Soygunun darphane bölümündeki lideridir. Ama bir yandan da birkaç aylık ömrü kalmıştır. Bu durumu önce herkesten saklamış, sonrasında anlaşılmıştır. Birkaç ay ömrü kalan insan neden büyük bir soygunun parçası olur? Aldığı parayı birkaç ay içerisinde bitirmesi söz konusu değildir. Berlin son bölümde ‘’fedakârlık’’ yapacaktır. Polislerin darphaneye girmesiyle çıkan çatışmada arkadaşlarını tünelden geçirecek ve kendisini ‘’feda’’ ederek ‘’davalarına’’ ulaşmalarını sağlayacaktır. Halbuki ne fedakârlık vardır ne de bir dava. Berlin toplumdan soyutlanmış, yaşamış olduğu dünyaya tamamiyle yabancılmaşmiş bir kişiliktir. Onu kimse sevmemiştir. Hatta sevmesi için tuttukları rehinelerden birine kendisiyle evlenmesi için para teklifi eder ama kadın ondan nefret etmektedir. Berlin bu soygunda intihar etmek için vardır. Siyasi akımlarda en fazla intihar eylemleri anarşizmde mevcuttur. Berlin’in görevi de intihardır. Dünyasına yabancılaşan insanın tek kaçışı, intihardır. Bunu en iyi kendisi bilmektedir.

SONUÇ 

   Ezcümle, otorite düşmanlığı ve yıkıcılık devrimcilik değildir. Anarşizm hiçbir sınıfın ideolojisi değildir. O yüzden hırsızlar sahipleniyor. Anarşizm çözümü bireye indirger. Bireyciliği dayatır. Bu yüzden de vadettiği tek şey kaostur. Toplumu reddeden özgürlük anlayışı ancak kaosu doğuracaktır. İnsan tasarım yapan bir canlıdır. İnsanı diğer canlılardan ayıran en temel fark budur. Anarşizm ise bu temel farkı görmez. Tasarımı önüne koymaz. O yüzden de en gerici akımdır. Feodal düzende, kapitalist düzende bile tasarım bulunurken, anarşizmin vadettiği tek şey çürümüşlüktür.

Bu çürümüşlük ancak dizilerde olduğu gibi hayali kalacaktır. Dünya Avrasya çağına girmişken çürümüşlüğün yeri, hak ettiği esaslı yerini alacaktır.

 

Kaynakça

  • Josef Stalin, Anarşim Mi? Sosyalizm Mi?, Sol Yayınları, 4.Basım, Ankara, Aralık 1978
  • Doğu Perinçek, Mafyokrasi, Kaynak Yayınları, 2.Basım, İstanbul, Şubat 2005

oncugenclik.org.tr, 10.4.2018

Paylaş: