MAHİR ULAŞ DEMİRKAYA YAZDI: GERÇEK SOL İLE EMPERYALİZMİN “SOLU” AYRIŞTIRILMALI

MAHİR ULAŞ DEMİRKAYA YAZDI: GERÇEK SOL İLE EMPERYALİZMİN “SOLU” AYRIŞTIRILMALI

Mahir Ulaş Demirkaya, Öncü Gençlik GYK Üyesi

“Bülent Kahraman’a Solu Öğretme İhtiyacı”

Bülent Kahraman’ın 28 Ağustos 2017 tarihinde Sabah’ta yayınlanan “Sol’dan ‘sos’a:bir ayrışma ihtiyacı” (1) başlıklı yazısı çok ilginç. Yazının teorik bir kısmı yok. Yazının gerçekliğe dayanan bir kısmı da yok. Tipik neo-liberal anlayışla, yalanlar ve saptırmalar üzerine inşa edilen bu yazıyı aslında Bülent Kahraman’ın söylediklerini ciddiye aldığımızdan değil, bu tarihsel saptırmayı ve yalanı incelemek ve gerçekleri görmek adına ele alacağız.

Bülent Kahraman yazısına şöyle başlıyor:

Bir ‘ulusal sol-gerçek sol ayrışsın‘ tartışmasıdır gidiyor. Sonuna kadar doğru. Eğer Türkiye’de siyasal planda daha farklı oluşumlardan söz edeceksek ulusal solla sol birbirinden ayrılmalıdır. Bu bizde eski bir tartışmadır. Zaman zaman ısınır. Ama sonuçlanmaz. Ulusal sol her daim solu boğar, maalesef. Ve aklımın almadığı hususlardan biridir solun ‘ulusal sol‘ şekline bürünmesi.”

Öncelikli olarak şu gerçekliği ortaya koymak gerekiyor. Ne dünyada ne de Türkiye’de hem teorik hem pratik olarak ulusal ya da ulusal olmayan sol diye bir şey yoktur. Sol’un, Marksizm’in, ulusalı, ulusal olmayanı olmaz.  Bu tip gereksiz tartışmaların nedeni Marksizm’i aslından kopartma ve emperyalizmin çıkarlarına hizmet eden bir “Marksizm” yaratma çabalarından ötürüdür.  Bu saptırmaları şu Marksizm, bu Marksizm diye ele almak yanlıştır. Belirtmek gerekiyor ki Bülent Kahraman’ın düşman olduğu “ulusal sol”, gerçek soldur. Bülent Kahraman gerçek sola karşıdır. Bu karşıtlığını yaparken ise emperyalizmin sahte “sol”unu kendisine kalkan olarak kullanmaktadır. Şimdi meseleye gelelim. Marksizm ulusallığa yabancı mıdır? Bu sorunun cevabı meseleyi çözecektir. Marksizm ne ortaya çıktığı 18.yüzyıl kapitalizm çağında ne de emperyalizm çağında hiçbir zaman ulusallığa karşı olmamıştır. Hatta emperyalist dünya koşullarında ulusallığa daha da yaklaşmıştır. Marksizm’in iki yüzyıllık teori ve pratiği, Marksizm’in ulusallığa karşıt olmadığını hatta süreç içerisinde ulusallığa yaklaştığını göstermektedir.

Marx ve Engels hiçbir zaman ulusallığa karşı olmadılar. Marx ve Engels Komünist Manifesto’da işçi sınıfının ulusal sınıf olma gerekliliğini şöyle belirtiyor:

 “ Proletarya, her şeyden önce siyasi hâkimiyeti fethetmek, ulusal sınıf durumuna yükselmek, kendisi ulusu oluşturmak zorunda olduğundan zaten ulusaldır; ama kesinlikle sözcüğün burjuva anlamında değil.” (2)

Marx, Bilimsel Sosyalizm’in temel metinlerinden olan, 1871 yılında, Paris Komünü’ne ilişkin yazdığı “Uluslararası Emekçiler Derneği Genel Konseyinin 1871’de Fransa’da İç Savaş Üzerine Çağrısı” başlıklı yazısında şöyle diyor:

“Ulusun birliği bozulmayacak tam tersine, Komün anayasasıyla örgütlenecekti.(3)

Yani Marx ulusun birliğinin güvencesi olarak komün anayasasını görüyordu. Yani ulusun birliğini güvencesi, Marx’a göre sosyalist devlet olmalıdır. Ayrıca Marx ve Engels’in Almanya’nın ulusal birliğini gerçekleştirmesini desteklemeleri de bu konuda oldukça dikkat çekici ve önemlidir.

Bilimsel Sosyalizm’in ilk ustası, Bolşevik Devrimi önderi Lenin de bizlere Marksizm’in ulusallığa yabancı olmadığını gösterir. En nihayetinde Lenin bir devlet kurarak ulusal ekonomi inşa etmiştir. Devrim sonrası iç savaşta yabancı işgaline karşı vatanını savunmuştur ve ulusal gurur duygusu ile alakalı olarak da şunları söylemiştir:

Ulusal gurur duygusu, bize, biz bilinçli Büyük- Rus proleterlerine yabancı bir duygu mudur? Elbette ki, değildir! Biz, dilimizi ve yurdumuzu severiz; biz yurdumuzun emekçi yığınları (yani yurdumuz nüfusunun onda-dokuzunu)  demokratik ve sosyalist bilinç düzeyine yükseltmek için elimizden geleni yapıyoruz.…Yüreklerimiz ulusal gurur duygusuyla doludur.” (4)

Bilimsel Sosyalizm’in büyük ustası Mao’da da yüksek bir vatanseverlik ve ulusallık görmekteyiz:

“ Yaşasın ulusal devrimci savaş! Yaşasın Çin milletinin kurtuluşu!” (5) “Proletarya ve emekçi halk ancak milli kurtuluşu sağlayarak kendi kurtuluşuna kavuşabilir.” (6)

Ayrıca Mao Zedung, iç savaş ve emperyalist işgale karşı direniş dönemlerinde kurtarılmış bölgelerde milliyetçiliği pratik olarak uyguladıklarını şöyle belirtiyor:

Devrimci Üç Halk İlkesi’ni neden uygulamalıyız? Çünkü Dr. Sun Yatsen’in devrimci Üç Halk İlkesi bugüne kadar Çin’in her yerinde gerçekleştirilmemiştir. (…)Bu ilkelere gelince, bugün Milliyetçilik İlkesi Japon emperyalizmini alt etmek, Demokrasi ve Halkın Refahı İlkeleri de, sadece bir kesimin değil, Japonya’ya karşı olan herkesin çıkarları uğruna çalışmak demektir. (7)

Örnekler çoğaltılabilir. Asıl olarak şu gerçekliği görmek gerekiyor. Marksizm ulusallığa karşıt değildir. Aksine emperyalizm çağında ulusallığa daha çok yaklaşmıştır. Emperyalizmin ortaya çıkmasıyla beraber emperyalist devletlerin ve tekellerin ulusları ezmesi, ulusal hareketlerin meydana çıkmasına yol açmıştır. Lenin de ezilen uluslarla emperyalizme karşı bir araya gelerek emperyalizme karşı savaşmıştır. Ezilen ulusların emperyalizme karşı mücadeleleri halen daha sürmektedir. Bu mücadelede ulusların emperyalizme karşı ulusal devletlerini savunması, Marksizm’in günümüz pratiğinin esasıdır. Marksizm’i ulusallığa karşıt olarak göstermeye çalışanlar ya bilgisiz kişileridir ya da Marksizm’e ve ulusallığa düşman olan emperyalizmin hizmetçileridir. 20.yüzyılın tüm devrimleri, bu gerçekliğin pratik örnekleridir. Tüm devrimler de emperyalizme karşı vatan savunması vardır, ulusun birliği vardır. Marksizm’in teorisi de pratiği de bizlere bu gerçekliği göstermektedir.

Şimdi önemli bir soru sormak ve cevabını söylemek gerekiyor. Liberaller neden gerçek sola, yani onların deyimiyle “ulusal sol”a düşmandır? Bu sorunun cevabını gördüğümüzde, Bülent Kahraman’ın asıl derdinin ne olduğunu da anlayacağız. 8 yıl kadar önce Aydınlık Hareketi’ne ilk katıldığımız zamanlarda, AKP’li liberal bir tanıdığımız bize şöyle demişti: “ İşçi Partisi sol bir parti değil, sol evrensel olur. Siz ulusalcısınız, ulusallığa sahip çıkıyorsunuz. Gerçek sol evrenseldir.” Aslında bu anlayışta tüm gerçeklik ortaya çıkmaktadır. Kapitalizm emperyalizme dönüştüğünde ( serbest rekabetin tekele dönüşmesi), emperyalist tekellerin ve devletlerin sömürge arayışı Birinci Dünya Savaşı’nı ortaya çıkartmıştı. Fakat dünya savaşları sonucunda ulusal ve sosyalist hareketler güçlendi ve iktidar oldular. İkinci Dünya Savaşı’nda sonra dünyanın yarısından fazlasını komünist partiler yönetiyordu. 1991’de SSCB’nin yıkılmasıyla beraber Amerikan emperyalizmi, Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar olan alanda bir sömürge arayışına girdi. Kendisini dünyanın “efendisi” sayan Amerikan emperyalizmi, “Washington Merkezli Dünya İmparatorluğu” amacı ile harekete geçti. 1991’den sonra Amerikan emperyalizminin tüm pratiklerinin amacı budur. Bu süreçte daha da gelişen emperyalist tekeller sömürü mekanizması kurabilmek amacıyla ulus-devletlere savaş açtı. Gümrükleri, sınırları, ulusal ekonomileri olan ulus-devletler; emperyalizmin sömürüsüne kapalıydı. Bu yüzden emperyalizm, ulusal pazarları tek bir pazara, yani Washington pazarına, bağlamak amacıyla ulus-devletlere savaş açtı. Devletler, “devletçik” yapılmak maksadıyla bölündü, parçalandı. Ulus-devletin karşısına feodal “birlik”ler konuldu.  Bunun karşısında ulusal ve sosyalist hareketler de ulus-devlet çizgisinde mevzilendi ve ulus-devletlerini emperyalizme karşı korumaya başladı.  20.yüzyıl başlarında başlayan ulus-devlet ve vatan mücadelesi 1991’den sonra daha da şiddetlendi. Amerikan emperyalizminin bu sömürge pratiği her alanda gelişti. Küreselleşme safsatası da böyle ortaya çıkartılarak pompalandı. Bu süreçte emperyalizm “sol”u da boş bırakmadı. Kendi “sol”unu yaratmak amacıyla harekete geçti. Amerikan emperyalizmi “Washington Merkezli Dünya İmparatorluğu”nu kurma amacıyla hareket ederken, ulus-devleti ve vatanı savunan sol hareketler onun en büyük düşmanı oldu. Ulus-devletten ve vatandan bir haber olan, boşluğa “sosyalizm”,” enternasyonalizm” vb. sloganları atan “sol” ise onların dostu oldu. Meselenin aslı budur. Amerikan emperyalizminin hizmetçileri de bu anlayışla “sol evrenseldir”, “ulusal sol olmaz” safsatalarını başlattılar ve neo-liberalizmi solun içerisine sokmaya çalıştılar. Bülent Kahraman’ın amacı da budur. Bülent Kahraman’ın bahsettiği “ulusal sol” gerçek soldur. Savunduğu “sol” ise emperyalizmin sahte “sol”udur. Türkiye dâhil olmak üzere tüm dünyada emperyalizm ve onun hizmetçileri, ulus-devletine ve vatanına sahip çıkan, yani emperyalizme karşı savaşan sola saldırmaya başladı. Emperyalizmden bir haber olan, bölücülüğü ve vatansızlığı bayraklaştıran, kumda “sosyalizm” oynayan “solcu”lar ise onlar için baş tacı oldu.  Bu mesele o kadar ileri gitti ki solu anlatmak ne yazık ki sol ve Marksizm hakkında kelime oyunu yapamaya çalışıp onu dahi yapamayan Bülent Kahramanlara kaldı!

Bülent Kahraman ilginçliklerine şöyle devam ediyor:

1960‘larda Mihri Belli‘nin başlattığı Milli Demokratik Devrim (MDD) tartışması bu ayrışmayı yaratmıştır. İşin özünde İttihatçı geleneği vardı. Belli, ordu (veaydınlarla bürokrasi) olmaksızın Türkiye’de sol bir dönüşüm gerçekleşmeyeceğini vurguluyordu.
Bu görüş kısmen dönüşerek daha sonra Doğan Avcıoğlu tarafından önce YÖN sonra Devrim dergisinde savunuldu.”

Anlaşılan o ki, Bülent Kahraman yapmaya çalıştığı tahrife ve kelime oyunlarına hiç çalışmamış. YÖN Hareketi’nin başlangıç yılı 1961’dir.Mihri Belli’nin MDD hareketi ise 1960’ların ikinci yarısında başlayıp sonlarına doğru gelişmiştir. Ne yazık ki bunu dahi bilmeyen bir adam Marksizm’i anlatmaya yelteniyor ve sonucunda da bu hezeyan ortaya çıkıyor. Devam edelim. MDD, Bülent Kahraman’ın “zannettiği” gibi Mihri Belli ile ortaya çıkmamıştır. Lenin’in “İki Taktik” eseriyle Marksizm içerisinde şekillenen MDD, pratik olarak da 1905-1917 Rus Devrimleri ile ortaya çıkmış, tam anlamıyla ise Çin Devrimi ile şekillenmiştir. Türkiye’de ise MDD’nin kökleri Mihri Belli de değil, Türkiye Marksist hareketinin kurucusu ve ilk önderi Şefik Hüsnü de yatmaktadır. Sayın Bülent Kahraman ahkâm kestiği bu konuda birazcık araştırma yapıp okuma zahmetine katlanırsa bu gerçeği rahatlıkla görecektir. Bülent Kahraman’a göre devrimlerde ordu meselesi de Belli ile ortaya çıkmıştır. Fakat gerçek böyle değildir. Tüm devrimler silahla olmuştur. Silahsız olan bir devrim yoktur. Bolşevik, Kemalist, Çin devrimleri ve diğer tüm devrimler böyle olmuştur. Ordu halkıyla birleştiğinde devrim olur. Ordu halkına karşı geldiğinde de darbe olur. Tarihin gerçekliği budur.  Bülent Kahraman devrimler hakkında biraz araştırma zahmetine girdiğinde bu gerçekliği de görecektir.

Bülent Kahraman solun, Türk tarihinin en devrimci atılımı ve en büyük devrimi olan Kemalist Devrim’e sahip çıkmasını da hazmedemiyor. Ona göre sol, sonradan Kemalizm’e büründürülmüştür. Bu iddia da gerçek dışıdır. Salt Türkiye’de değil, tüm ülkelerde Marksistler, ülkelerinin devrimci miraslarına sahip çıkmışlar, devrimci miraslarına yaslanarak devrimci pratikler de bulunmuşlardır. Bülent Kahraman’ın bu gerçeği görmesi için yine biraz araştırma yapması gerekmektedir.

Bülent Kahraman “muhteşem” tespitlerinden sonra en muhteşem tespitiyle yazısını şöyle sonlandırıyor:

“Bugün ne oldu da gene bu ayrışma ihtiyacı dile getirildi, bilmiyorum. Doğrusu budur.
Yapılmalıdır. Ama bu sol nasıl ve hangi sol olacaktır? Gerçek sol çevrelerin sadece ayrışmakla yetinmeyip bir de bu soru üstünde düşünmesi gerekir. Bu bir entelektüel çabadır.
Bugünkü dünyada sadece ‘işçi sınıfı‘ diyerek sol hareket daha fazla üretilemez. Marksizm kolay bir felsefi düşünce değildir. Yeniden yorumlanması gerekir. Belki de aşılması, yeni bir düşünceyle ikame edilmesi zorunludur.
Ama temel gerçek değişmez: şu tarif ettiğim ulusalcılıkla solculuk olmaz.
Oldu mu ki?…”

Biz hemen cevabını verelim. Emperyalizm ve onun liberal “aydın”ları olan sizler dün de ulus-devlete karşıydınız bugün de. Amerikan emperyalizmine karşı savunduğumuz ulus-devletimiz, vatanımız, milli bağımsızlığımız sizin için gereksizdir. Ve gerçek sol da bu değerlere sonuna kadar sahip çıkmakta, emperyalizme karşı savaşmaktadır. İşte bu yüzden bu “ayrıştırma ihtiyacı”nı tekrardan gündeme sokuyorsunuz. Sizin istediğiniz “sol”, sizin deyiminizle gerçek “sol”, emperyalizmden, ulus-devletten, vatandan, devrimci mücadeleden bir haber olan, emperyalizmin çizdiği sınırlarda “sosyalistlik” oynayan ve emperyalizme hizmet eden sahte “sol”dur. Fakat bunun yanında emperyalizme karşı ulus-devletini ve vatanını savunan gerçek sol her zaman olmuştur ve bugünde vardır. Ve bu solun emperyalizme karşı mücadelesi sizi rahatsız etmektedir. İşte bu yüzden de Marksizm’in yeniden yorumlanması gerekir diyerek saçmalıyorsunuz. Marksizm’in yeniden yorumlanmasını isteyen kişi Marksizm’in M’sinin baştaki çubuğunu bile bilmemektedir. Ne kadar komik değil mi? Marksizm bir felsefi düşünce değildir. Marksizm bir pratiktir. Emekçi sınıfların eylem kılavuzudur. Pratik içerinde sınanır, kendini yeniler ve mücadeleye devam eder. Marksizm’i “yenilemek” ne liberallerin ne de döneklerin haddine değildir. Bülent Kahraman eğer bilinçli olarak bu saptırmaları yapıyorsa boşuna uğraşmasın. Marksizm teorisi ve pratiğiyle açık olarak bellidir. Eğer ki Bülent Kahraman samimi olarak bunları yazıyorsa bu yazısından sonra bu konuda bırakın yazı yazmayı tek kelime dahi etmesin, çünkü bu konuda bilgisi hiç yoktur. Türkiye emperyalizme karşı ulus-devletini ve vatanını savunmaktadır. Emperyalizm ulus-devletimizi yıkmak, vatanımızı bölmek istemektedir. Bu saldırıya karşı da sol dimdik ayaktadır ve emperyalizme karşı mücadele etmektedir. Marksizm’in teorisi ve pratiği de bu haklı mücadeleyi doğrulamaktadır. Emperyalizme karşı savaşmayan Marksist olamaz. Ve son olarak belirtelim, olmadı Bülent Kahraman, söylediklerinin tutar bir yanı yok. Fakat şundan emin ol ki rahatsız olduğun“ ulusal sol”, yani gerçek sol, başarıya ulaşacaktır ve emperyalizmle beraber o savunduğun sahte “sol”u da tarihe gömecektir.

KAYNAKÇA

Yayınları, İstanbul, 2003, sayfa: 27.

  • Marx, “Uluslararası Emekçiler Derneği Genel Konseyinin 1871’de Fransa’da İç Savaş Üzerine Çağrısı”, Fransa’da İç Savaş, Çeviren: Kenan Somer, Sol Yayınları, 3.basım, Ankara, Şubat 2005, sayfa: 63.
  • Lenin, “ Büyük-Rus Ulusal Gururu Üzerine”, Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı, Çeviren: Muzaffer Erdost, Sol Yayınları, 10.baskı, Ankara, Ekim 2007, sayfa: 120-121.
  • Mao Zedung, “Japon İstilasına Karşı Direnme İçin Siyasetler, Önlemler, Olasılıklar”, Seçme Eserler II, Kaynak Yayınları, 3.basım, İstanbul, Nisan 1992, sayfa: 23.
  • Mao Zedung, “Çin Komünist Partisi’nin Milli Savaştaki Rolü”, Seçme Eserler II, sayfa: 203
  • Mao Zedung, “Şensi – Kansu Ningsia Sınır Bölgesi Temsilciler Meclisinde Konuşma”, Seçme Eseler III, Kaynak Yayınları, basım, İstanbul, Ekim 2012, sayfa: 32-33.

 

oncugenclik.org.tr , 31.8.2017

Paylaş: