MAHİR ULAŞ DEMİRKAYA YAZDI: KURTULUŞ SAVAŞI ANTİ-EMPERYALİST DEĞİLMİŞ

MAHİR ULAŞ DEMİRKAYA YAZDI: KURTULUŞ SAVAŞI ANTİ-EMPERYALİST DEĞİLMİŞ

Mahir Ulaş Demirkaya , Öncü Gençlik GYK Üyesi

Bazı insanların yapacakları bir iş olmaz ve canları sıkılır. Bu canı sıkılan insanlar can sıkıntılarını giderebilmek için ipe sapa gelmez saçma işler yaparlar. Bu, ipe sapa gelmez saçma işler her alanda görülebilir.

Bu fiiliyatın bir de; siyaseten teori ve pratik kısmı vardır. Benimsediği (!) ideolojiyi anlayamamış, bu anlayamadığı ideolojiye göre siyaset ve pratik üretemeyen, ( bunun tam tersi de aynı yola çıkar: pratikten teori üretememek…) partiler, oluşumlar, kişiler vb. işsizlikten ipe sapa gelmez şeyler yaparlar ve söylerler. Bu partiler, oluşumlar, kişiler vb. bir de kendilerini ideolojiye bağlı göstermek ve o ideolojinin yaşanılan zamanda yegâne temsilcileri olduklarını gösterebilmek adına nerelerinden çıkarttıkları belli olmayan “teori”ler ve “fikir”ler üretirler. Bu durum Türkiye solunda yoğunlukla görülür. İşte bu yazıda da böyle bir örnek göreceğiz.

*

soL yazarı sayın İlker Belek, 29 Mayıs 2017 tarihinde soL’da yayınlanan “ Emperyalizm ve Kurtuluş Savaşı’nın antiemperyalistliği üzerine”1başlıklı yazısında, Kurtuluş Savaşı’nın anti-emperyalist bir savaş olmadığını, bu savaşın sadece bir anti-ilhak savaşı olduğunu ve satır aralarında da Kemalizm’in emperyalizmin değirmenine su taşıyan bir pratik olduğunu söylüyor.

Yazı o kadar soyut ve idealist bir bakış açısıyla yazılmış ki, yazının her cümlesi sayfalarca eleştirilecek cinsten. Tabii bunu yapmamıza imkân yok. Çünkü yazımız bir makale yahut kitap değil. Sadece asıl meseleye ilişkin değerlendirmeler yapacağız.

*

Sayın Belek, yazısında ki gerçek dışı iddialara bir “temel” yaratmak adına, en başta emperyalizmi anlatıyor. Sayın Belek’in emperyalizmi anlatması ise Lenin’in “Emperyalizm” kitabından birkaç cümle alıp, onu kendisine göre biçimlendirmesinden ibaret. Eğer bizler Kurtuluş Savaşı ve emperyalizm ilişkini değerlendireceksek, emperyalizmi hem genel olarak hem de bu konu dâhilinde somut durumlara göre değerlendirmemiz gerekir. Öncelikle şunları iyi anlamak gerekiyor:

-Emperyalizm, kapitalizmden farklı bir ekonomik sistemdir. Kapitalizmin üst aşamasıdır ama kapitalizm değildir. Emperyalizmi kapitalizm olarak görenlerin başında ise Kautsky gelir. Lenin ile Kautsky’nin ayrıldığı bir nokta da budur. Sayın Belek emperyalizmin kapitalizmden farklarını anlatıyor fakat en nihayetinde emperyalizme kapitalizm diyor. Bu gerçek dışıdır. Her yeni ekonomik-toplumsal sistem, bir önceki toplumsal sistemin bağrından çıkar. Bu gerçektir. Kapitalizm de feodalizmin bağrından çıkmıştır. Bu halde kapitalizm feodalizmdir diyebilir miyiz? Lenin’in emperyalizm hakkında teorilerini ve pratiklerini inceleyen herkes, emperyalizmden kapitalizmin bir üst aşaması olduğunu ama kapitalizmden de farklı olduğunu görebilir. Lenin’in şu sözleri çok önemlidir:

Emperyalizm, genel anlamda, kapitalizmin bazı özelliklerinin gelişimi ve doğrudan doğruya devamı olarak ortaya çıkmıştır. Ama, kapitalizm, kapitalist emperyalizm haline ancak gelişmesinin belirli ve çok yüksek düzeyinde, kapitalizmin esas özelliklerinden bazıları kendi 

karşıtlarına dönüşmeye başladığı zaman; kapitalizmin yüksek bir ekonomik ve toplumsal yapıya geçiş döneminin bazı öğeleri bütün gelişme çizgisi boyunca biçimlenip belirdiği zaman gelebilmiştir.”1

Devam edelim. Emperyalizm, kapitalizmin getirdiği ilerici kurumları yadsır. Bu çok önemlidir. Lenin bu durumu birçok yerde sık sık belirtir. Gerçekte böyledir. Yani, kapitalizm emperyalizme dönüşürken, kendi yarattığı ilerici kurumlara savaş açmıştır:

Demokrasi serbest rekabete tekabül eder. Siyasal gericilik tekele tekabül eder.”2

Gerek dış politikada, gerek iç politikada emperyalizm demokrasiyi ihlal etme, gericiliği kurma eğilimindedir. Bu anlamda emperyalizm, genel olarak demokrasinin, onun istemlerinden yalnızca birinin, yani ulusların kendi kaderlerini tayin isteminin değil, tüm demokrasinin su götürmez biçimde, “yadsınması”dır.”3

-Emperyalizm, bir ekonomik sistemdir. Emperyalizm döneminde ilhak, sömürü, işgal vb. emperyalizmin ekonomik sisteminden bağımsız şeyler değildir. Emperyalizmin yaptığı işgaller, ilhaklar, sömürüler vb. emperyalist tekellerin hâkimiyet kurması için yapılır. Emperyalizm, tam tekel demektir. Bir emperyalist ülkenin, tekelin; bir ülkede hâkimiyet kurabilmesi için o ülkede milli devletin, milli ekonominin, milli sınırların, milli bağımsızlığın olmaması gerekir. Emperyalizmin milli devletlere saldırmasının temel nedeni de budur. Eğer emperyalizm bir ülkeyi işgale kalkıştıysa, asıl amaç o ülkede tekel sömürüsü kurmaktır. Bunun karşısında emperyalizme karşı olan hareketler, kendi ülkelerinde milli bağımsızlığı, milli ekonomiyi, milli sınırları, gümrükleri vb. inşa ederler/korurlar ve ilerletirler. Bu noktayı da unutmamak gerekir. Tam tekel sömürüsüne karşı mücadele, milli ekonominin varlığı ile mümkündür. Çünkü tam tekel, serbest rekabetin zıddıdır.

*

Şimdi asıl meseleye gelelim. Sayın Belek şöyle diyor:

Kapitalist kalkınma yolunu tercih eden ve bu yarışa sonradan katılan bir ülke (bizim 1. Cumhuriyet gibi) mecburen bu sistemin kurallarına tabi olmak ve sistemin çeperine yerleşmek zorunda kalacaktır.

Bu tercih, yani (adına “karma ekonomi” denilerek) kapitalist “kalkınma” yolunun (görevin “milli sermayenin yaratılması” olarak belirlenmesi suretiyle) tercih edilmesi, bağımsızlığın daha baştan bir tarafa bırakılması anlamına gelir.”

Birinci durum şudur: sayın Belek, Atatürk’ün savaştan sonra kapitalist kalkınma yolunu tercih ettiğini iddia ediyor. Bu, sadece bir iddiadır. Bu iddia gerçek olsa bile, sayın Belek bu durumun tersini anlatmıyor. Yani Atatürk bu yol yerine, o dönemin şartlarına göre nasıl bir yol izlemeliydi bunu belirtmiyor. Yani bu iddia tamamen soyut ve salt eleştiri amacıyla söylenmiş bir iddiadır.

İkinci durum şudur: Atatürk savaştan sonra kapitalist kalkınma yolunu tercih etmemiştir. Tercih edilen şey, o dönemde önümüzde duran sorunu çözmekti ve bu sorunda uluslaşma

sorunuydu. Bu sorunun çözümü de ancak ve ancak devlet eliyle kapitalizmin inşa edilmesi ve devamında bağlantılı olarak devletçi ekonominin uygulanmasıydı. Aynı durumu Rusya’da ve Çin’de de görebiliriz. Bunun ismi “devlet sosyalizmi”dir. Kemalist Devrimi salt burjuva devrimi olarak görmek, tarihi ve gerçekleri görmemek demektir. O döneme kadar burjuvazisi dahi olmayan bir ulusun burjuva devrimini nasıl gerçekleştirdiği gerçekten merak konusudur. Ayrıca emperyalizm döneminde gerçekleşen tüm devrimler, anti-emperyalist nitelikte olmuştur. Ve Bolşevik Devrimi’nden etkilenme şiddetle görülür. Emperyalizm döneminde gerçekleşen devrimleri salt burjuva devrimleri olarak görenler, emperyalizm öncesi çağda yaşıyorlar demektir. Ortada emperyalizm gerçekliği vardır ve bu gerçeklik emperyalizme karşı mücadeleyi gerekli kılar. Bu mücadele sonucu ise salt burjuva devrimi gerçekleşemez. Çünkü salt burjuva devrimler emperyalist çağın değil, kapitalist çağın devrimleridir.

Sayın Belek gerçek dışı iddialarına “temel” bulabilmek adına “karma ekonomi”den dem vuruyor… Evet. Atatürk karma ekonomi modelini getirdiği için kapitalist yolu tercih etmiştir bu yüzden de anti-emperyalist değildir (!) Ya Lenin? Lenin devrimden sonra neyi uygulamıştır? Lenin’in NEP politikası nedir? O zaman biz, Lenin NEP politikasına bakarak şunu diyebilir miyiz: “Lenin devrimden sonra özel girişimleri engellemedi, NEP politikası ile özel girişimlerin yolunu açtı. O yüzden Lenin kapitalist kalkınma yolunu tercih etti.” Böyle bir mantık olabilir mi? Sovyet Rusya’da uygulanan ekonomi modeli katıksız sosyalist-devletçi ekonomi modeli miydi? Peki ya Lenin’in İngiltere ile yaptığı ticaret anlaşmaları? Bu anlaşmalardan ötürü Lenin’e “kapitalist yolu tercih etti.” Diyebilir miyiz? Lenin’in uyguladığı da karma ekonomik modeldir. Çünkü bu bir zorunluluktu. Bu zorunluluğu, Marksizmi kitaplarda yazanlar olarak anlayan kişiler, o günde anlamamıştı, bugün de anlamıyor. Peki ya Mao? Mao, devrimden sonra özel girişimlere müsaade etmemiş midir? Mao devrimden sonra katıksız bir sosyalist-devletçi ekonomi modeli mi uygulamıştır? Bu soru diğer tüm sosyalist ülkeler içinde geçerlidir. En önemli nokta ise, Sovyet Rusya ve Kemalist Türkiye birbirleriyle paralel ve uyumlu olarak ekonomik modeller uygulamışlardır. Rusya NEP politikasını uygularken Türkiye İzmir İktisat Kongresi kararlarını uyguluyordu. Rusya devletçi kalkınma planlarını uygularken de Türkiye aynı yolda ilerliyordu.

Bu “tercih” ise bağımsızlığın baştan bir tarafa bırakılması demekmiş!…Gerçekten mi?…

Sayın Belek daha da ileri gidiyor ve şunları söylüyor:

Bütün bunlar nedeniyle, Milli Mücadele antiemperyalist değil, anti ilhaktı. Yani emperyalist orduların Anadolu’dan çıkarılması mücadelesiydi, ama ülke sınırlarını sermaye işgaline kapatmak gibi bir amacı bulunmuyordu. Kemalist kadronun zaten bu türden bir vizyonu zaten Türkiye’yi kapitalize etmekti.

Şimdi sayın Belek’e soralım. Emperyalizm çağında ilhakı kim yapar ve ne için yapar? Emperyalizm çağında yapılan ilhakın amacı nedir? Acaba sayın Belek bu soruların yanıtını biliyor mu? Emperyalist tekeller bir ülkede hâkimiyet kurabilmek adına ilhaklar yapar. Amaç budur. Yoksa kimse hadi şurayı ilhak edelim diye ilhak yapmaz. Emperyalizm döneminde emperyalist ülkelerin yaptıkları ilhakların amacı, ilhak yapılan ülkede sömürü mekanizması kurmaktır. Bu ilhaklara karşı verilen savaşlarda anti-emperyalisttir. Çünkü ilhak sadece araçtır. Amaç emperyalist tahakkümü kurmaktır. Bu gerçeği görememek nasıl bir eksikliğin tezahürüdür bilemiyoruz. Emperyalizm döneminde yapılan ilhakların amacı zaten emperyalist sömürü mekanizması kurmaktır. Bu ilhaklara karşı yapılan savaşların amacı da emperyalist tahakkümü engellemektir. Emperyalizm çağında, emperyalist sömürüden bağımsız bir ilhak anlayışı ortaya koymak emperyalizmi bilmemek demektir. Eğer savaş kazanılmasaydı, Türkiye aynı Türkiye mi olacaktı? Atatürk’ün yapacaklarının aynısını emperyalist tekeller mi yapacaktı? Sayın Belek burada ister istemez Atatürk’e saldıran gerici feslilerin dediklerini, daha “bilimsel” bir şekilde, “Marksistçe” ifade ediyor. Ülke sınırlarını sermaye işgaline kapatmak gibi bir amaç yokmuş! Gerçekten pes! Kapitülasyonlara karşı mücadele, kapitülasyonların kaldırılması, böylelikle Düyunu Umumiye’nin feshi nedir? Emperyalist tekellerin Türkiye topraklarında rahatça “ticaret” yapmalarının engellenmesi nedir? Ticaret vergilerinin sil baştan düzenlenmesi nedir? Yabancı şirketlerin faaliyetlerinin sınırlandırılması, böylelikle bu şirketlerin Türkiye’den kaçması nedir? Millileştirilen kurumlar nedir? Kabotaj kanunu nedir? Boğazların kurtarılması nedir? Sanayileşme atılımları nedir? Birinci ve İkinci beş yıllık sanayi planları nedir? Aşar vergisinin kaldırılması nedir? Tarım kooperatifleri nedir? Daha sayalım mı? Bizce Sayın Belek, Sovyet Rusya tarihini okumaktan, Türkiye tarihini okumayı unutmuştur. Osmanlı’nın son iki yüz yılı tamamen sömürüdür. Bu sömürünün son aşaması olarak emperyalist ülkelerin yaptığı işgal engelleniyor, Osmanlı zamanında ki tüm sömürü mekanizmaları her alanda kırılıyor ve bağımsız bir Türkiye inşa ediliyor, ama Atatürk’ün ülke sınırlarını sermaye işgaline kapatmak gibi bir amacı yokmuş!…

Sayın Belek ayrıca “Emperyalizm esasen tekelci sermayenin işgali anlamına geldiği için, antiemperyalist mücadele de tekellere karşı, yani antikapitalist nitelikli olmak zorundadır.” Diyerek “teorik referans” gösterdiği Lenin’in emperyalizm teorini yerle bir ediyor. Sayın Belek bu sözlerle, tekel ile kapitalizmi aynı görüyor. Hâlbuki Lenin tam tersini ifade ediyor:

Ekonomik açıdan emperyalizm (ya da mali-sermaye “çağı”- sözcükler önemli değil) kapitalizmin gelişmesindeki en yüksek aşamadır, üretimin çok büyük ve engin boyutlara ulaşmasıyla serbest rekabetin yerini tekellere bıraktığı aşamadır. Emperyalizmin ekonomik özü budur… Ekonomik tekel her şey demektir.”1

Bu süreç içinde, ekonomik yönden de önemli olay, kapitalist serbest rekabetin yerine kapitalist tekellerin geçmesidir. Serbest rekabet, kapitalizmin ve genel olarak meta üretiminin temel niteliğidir; tekel ise serbest rekabetin tam karşıtı oluyor; ama, serbest rekabetin, büyük üretime geçerek, küçük üretimi safdışı bırakarak, büyüğün yerine daha büyüğünü geçirerek, üretimdeki ve sermayedeki yoğunlaşmayı tekellerin doğduğu ya da tekelleri doğuran bir noktaya değin götürerek, gözlerimizin önünde, nasıl tekel durumuna dönüştüğünü daha önce görmüştük.”2

Sayın Belek şu sözlerle ise asıl fikriyatını ortaya koyuyor:

Yani, antiemperyalist olunacaksa sosyalist olunacak; aksi durumda mutlaka kapitalist emperyalizm kendi tahakkümünü  tesis edecek.”

Yani Sayın Belek şunu diyor: Anti-emperyalist olmak için sosyalist olmak şarttır. Bu gerçek dışıdır. Tarihin bize gösterdiği şey şudur:

Her anti-emperyalist sosyalist olmak zorunda değildir fakat her sosyalist anti-emperyalist olmak zorundadır.

Burada Lenin’in, sosyalist olmayan anti-emperyalist kurtuluş hareketlerine ilişkin tahlillerini alıntılamaya gerek yoktur. Zaten Sayın Belek bu tahlilleri okumuştur. Daha da önemlisi, Lenin’in sosyalist olmayan ulusal hareketlere desteğini burada anlatmaya gerek yoktur. Çünkü bu gerçekliği herkes bilmektedir. Sayın Belek ise bu gerçeklikleri reddederek Lenin’in temel teorisine ve pratiğine karşı çıkmaktadır.

Özellikle 1917 Bolşevik Devrimi’nden sonra Lenin, Asya’da yükselen anti-emperyalist ulusal hareketleri dikkatle incelemiş ve bu hareketlerle emperyalizme karşı ittifak kurmuştur. Türk Kurtuluş Savaşı ise Lenin için son derece önemliydi. Ve Lenin, Türk Kurtuluş Savaşı dâhil tüm “anti-ilhak” hareketlerini ( Sayın Belek’in deyimiyle) anti-emperyalist olarak görüyor ve bu hareketlerle sıkı bir işbirliği kuruyordu. Lenin bu konuda oldukça hassastı. Öyle ki anti-emperyalist ulusal hareketlere burjuva-demokratik hareket yerine ulusal-devrimci hareket denilmesi, III. Enternasyonal’de karar altına alındı.1

Ayrıca Lenin, “bir anti-ilhak hareketi olan ve emperyalizme karşı savaş gibi bir amacı olmayan Türk Kurtuluş Savaşı” için şunları söylemiştir:

Türkiye emperyalist devletlerce yağma edilmeye öyle bir şiddetle karşı koydu ki, içlerinde en kabadayı olanı bile elini ondan çekmek zorunda kaldı. Türk hükümetiyle bu görüşmeleri çok büyük bir başarı saymamızın nedeni budur.”2

Stalin ise “bir anti-ilhak hareketi olan ve emperyalizme karşı savaş gibi bir amacı olmayan Türk Kurtuluş Savaşı” için şunları söylemiştir:

Müslüman halklar arasında, en gelişmiş devlet olan Türkiye, buna katlanamazdı; savaşım bayrağını kaldırdı ve emperyalizme karşı Doğu halklarını kendi yöresinde topladı.”3

Sayın Belek “Yani, antiemperyalist olunacaksa sosyalist olunacak; aksi durumda mutlaka kapitalist emperyalizm kendi tahakkümünü  tesis edecek.” İddiasını Hilferding’ten yaptığı alıntı ile desteklemektedir. Zaten bu iddiayı Lenin ile desteklemesi imkânsızdır. Çünkü Lenin’in teorisi ve pratiği, Sayın Belek’in bu iddiasının tam tersidir. Sayın Belek bu iddia ile Lenin’i, Stalin’i, Mao’yu, Ho Amca’yı, Fidel Castro’yu, Kim İl Sung’u ve diğer tüm devrimci sosyalist önderleri ve onların pratiklerini karşısına almaktadır. Çünkü bu devrimcilerin tümünün pratiği, emperyalizme karşı sosyalist olmayan anti-emperyalist kesimlerle ittifaktır. Ve bu önderlerin hiçbirisi, anti-emperyalist olmak için sosyalist olmak zorunludur anlayışına sahip değildi, eğer olsalardı devrimci önder olamazlardı. Tüm bunların yanında, bu iddiası ile Sayın Belek, Türkiye devrimci hareketinin birikimini de karşısına almaktadır. Türkiye’nin devrimci hareket tarihi, Kurtuluş Savaşı’nı anti-emperyalist olarak tahlil etmiş ve yine zamanın koşullarına göre sosyalist olmayan anti-emperyalist kesimlerle emperyalizme karşı ittifak kurmuştur.

*

Sayın Belek, Kurtuluş Savaşı anti-emperyalist değildir, anti-ilhaktır, diyerek, bizim tavuğu bir hayvan kaptı, kesinlikle çakal değildi ama ne olduğunu göremedim, diyor. Kurtuluş Savaşı’nın anti-emperyalist olmadığını, onun anti-ilhak bir hareket olduğunu iddia ederek kanıtlamaya çalışmak gerçek dışıdır ve komiktir. İlhakın amacı zaten emperyalist sömürüdür. Böyle bir mantık olamaz.

Düşünelim, iki yüz yılı aşkın bir süredir sömürgeci ve emperyalist büyük devletlerce her alanda sömürülen bir ülke… Vergisini dahi yabancılar topluyor. Kendi burjuvazisi dahi yok, azınlık ve emperyalistlerin tüccarları ülkenin ekonomisini işletiyor. Sömürgecilere ve emperyalistlere her alanda kapitülasyonlar var… Ve en sonu bu ülkeyi iki yüzyıldır sömüren emperyalistler bu ülkeyi boğmak için saldırıyor ve Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde ihtilalciler emperyalistleri ülke topraklarından atıyor, kapitülasyonları kaldırıyor, boğazları özgürleştiriyor, sanayileşmede atılımlar yapıyor, eski ülkeden kalan yabancılara verilen ticaret haklarını kaldırıyor ve yabancı şirketlere sınırlamalar getiriyor, birçok kurumu millileştiriyor, Kabotaj kanununu çıkarıyor, devletçi kalkınma planlarını uygulamaya koyuyor ve her alanda bağımsızlık için yoktan var olan bir ülkeyi seferber ediyor..

Fakat tüm bunlar; Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları, kültür merkezlerinde içkiler eşliğinde enternasyonal marşı dinlemeyip, sosyalizm sloganları atmadığı için, Sayın Belek tarafından yok sayılıyor.

Sayın Belek, Hilferding’ten “Emperyalizme, mali sermayenin ekonomik politikasına proletaryanın vereceği karşılık… sosyalizm olabilir.” Bu sözleri alıntıladıktan sonra şöyle diyor:

Kurtuluş Savaşı’nı antiemperyalist olarak niteleyenlerin bu diyalektiği kavrayamamak gibi çok önemli bir sorunu var.”

Biz ise, Sayın Belek’in yazısını okuduktan sonra şunu gördük; Sayın Belek’in gerçekleri ve tarihi kavrama noktasında ciddi ve vahim sorunları vardır. Sayın Belek’in yazısından çıkan tek gerçek sonuç budur.

1) Belirtilen yazı için bakınız: http://haber.sol.org.tr/yazarlar/ilker-belek/emperyalizm-ve-kurtulus-savasinin-antiemperyalistligi-uzerine-197949

 2) Lenin, “Emperyalizm”, Çeviren: Cemal Süreya, Sol Yayınları, 12.baskı, Temmuz 2009, Ankara, sayfa:99.

3) Lenin, “Emperyalist Ekonomizm”, Çeviren: Yurdakul Fincancı, Sol Yayınları, 3.baskı, Ağustos 2008, Ankara, sayfa: 42.

4)  Aynı yer.

5) Lenin, Emperyalist Ekonomizm, sayfa: 42.

6) Lenin, Emperyalizm, sayfa:99-100.

7) Lenin, “ Uluslar ve Sömürgeler Komisyonunun Raporu”, Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı, Çeviren: Muzaffer Erdost, Sol Yayınları, 10.baskı, Ekim 2007, Ankara, sayfa: 209-210

8) Lenin, “Moskova İşçi ve Köylü Temsilcilerinin Bir Genel Toplantısında Konuşma’dan”, Doğu Ulusal Kurtuluş Hareketleri, Çeviren: Tektaş Ağaoğlu, Ant Yayınları, 2.basım, Kasım 1974, İstanbul, sayfa: 374.

9) Stalin, “Ulusal Sorun Konusunda Partinin İvedi Görevleri”, Marksizm ve Ulusal Sorun ve Sömürge Sorunu, Çeviren: Muzaffer Erdost, Sol Yayınları, 5.basım, Kasım 1994, Ankara, sayfa: 120.
oncugenclik.org.tr , 11.6.2017

 

Paylaş: