LGBT MESELESİ

LGBT MESELESİ

LGBT meselesi: cumhuriyet hareketi ve özel siyaset üzerine

ABD’de eşcinsel evliliğin yasalaşması, sosyal medyada LGBT bayrağı renklerindeki profil fotoğrafı uygulaması ve 2015 Onur Yürüyüşü’ne gerçekleşen polis saldırısı cinsel yönelimlerden kaynaklanan toplumsal meselelerin politik düzlemde nasıl ele alınacağına ilişkin yeni bir tartışma dalgası başlattı. Aslında çoktandır süren bir tartışma nitel olarak yeni bir boyut kazandı. Sosyal medyadaki hararetli tartışmalarda yanlışlarla doğrular birbirine karıştırılıyor, üslup sorunları çoğu zaman içeriğin önüne geçiyor. Meselenin neliği, bir politika konusu olarak ele alınma biçimi ve yaklaşımlara ilişkin birkaç kelam edelim:

1- Meseleyi muhafazakârlıkla (homofobi de dahil) kimlikçi – sivil toplumcu bir hat arasına sıkışmış yanlış eksenden çıkartalım. Eşcinselliğin hastalık, kültürel yozlaşma vb… olduğu yargıları insanlığın bilimsel birikimi tarafından çürütülmüştür. Öte yandan tüm toplumsal meseleleri emperyalist – kapitalist düzene, onun politika enstrümanları olan sivil toplumculuğa ve kimlik politikalarına karşı konumlandıracak temelde eleştiriler üretilmelidir.

2- Politik bir strateji düzenden zarar gören kesimleri bazı ortaklıklar üzerinde birleştirir. Eğer mücadele için bir strateji varsa, orada ilk hedefler ve toplumsal meseleler arasında hiyerarşi var demektir. Cumhuriyet Hareketi için hiyerarşinin en üstünde emperyalizme ve onun Türkiye’deki politik doktrinleri gericilik-bölücülük-neoliberalizme karşı mücadele vardır.

3- Emperyalizmle mücadele soyut bir “Türk milletinin bağımsızlığı ve birliği” meselesi değildir. Bu soyut ifade aslında hiyerarşik olarak kendi altındaki diğer tüm meselelere ilişkin somut çözümlerin toplamını içerir. Kadının gerici referanslarla baskılanması, takunyalı mafyatik kapitalizmin grev ve sendikalaşma haklarını fiilen imha etmesi bu somut toplamın içindedir. Toplamın “emperyalizm” olarak ifade edilmesi ülkemizdeki sosyal ve ekonomik ilişkilerin dünya ölçeğindeki bir ekonomi-politik sistemin uzantısı olmasından ve ideolojik düzlemde de emperyalist sistemin merkezinden çıkan fikirlerle mücadele edilmesindendir. Bugün mücadele ettiğimiz kimlik politikaları, sivil toplumculuk, radikal demokrasi gibi doktrinler emperyalist merkezlerde üretilmiştir. “Merkezlerde üretilmiştir”den kastım bu fikirleri ajanların üretmesi değil. Sistemin merkezinde sınıf mücadelesi ve devrimci fikirler yenilgiye uğrayınca, bu yenilgi psikolojisi doğal olarak reformist ve düzen içi “özgürlük” arayışlarını tetiklemiştir. Ancak Türkiye’deki toplumsal mücadele batıda olduğu gibi devrimci barutunu yitirmemiştir. Dolayısıyla reformist ve düzen içi “özgürlük” mücadelelerinin bizdeki sonuçları daha yıkıcı olacaktır.

4- Toplamın (emperyalizm) özel alanlarla (kadın, gençlik, çevre) olan ilişkisini doğru kurmak mücadelenin kilit noktalarındandır ve taktik bir meseledir. Örneğin bir Mühendis-Mimar Odası’nda çalışma yürütseniz ve üçüncü köprüye tepki duyan mühendislere “bırak şimdi üçüncü köprüyü, vatan elden gidiyor” deseniz, kuvvetle muhtemel ertesi gün çalışma yürüttüğünüz odada yanınızda kimseyi bulamazsınız. Genel ile özeli, yapısal problemle yapının uzuvlarını eşgüdümlü hale getirmek zorundayız. En nihayetinde devrimci siyaset kitleler nezdindeki tepkilerle kendini ifade eder.

5- Eşcinsel yurttaşların da cinsel yönelimlerinden kaynaklı somut yaşamsal problemleri vardır. Nefret kaynaklı cinayetler, baskı sonucu kendini gizleme ve istihdam alanlarında yaşadıkları sorunlar bunların başında geliyor. Bu tartışmaya açık-spekülatif bir mesele değil. Ya “müstehaktır” dersiniz ya da “evet burada bir sorun var”. Ancak burada bir parantez açma ihtiyacı hissediyorum. Eşcinsel evlilik özgürlük bakımından oldukça çelişkili bir taleptir. Evlilik ve aile cinsiyetler arasındaki işbölümünün ve kadın-erkek eşitsizliğinin üretildiği yapılar olagelmiştir. Gerek kökensel gerek güncel olarak bunun üzerinden tanımlıdır. Kadın erkek eşitsizliğinin daha hafif olduğu toplumsal kesimlerde dahi aile kurma kadın-erkek ilişkisini düzenleyen gizil bir muhafazakar dinamiktir. Muhtemelen sınıflı toplum devam ettiği sürece de aile kurumu bu işlevleriyle sürecektir. Bu yapıyı daha da yaygınlaştırmak, meşruiyetini daha da “herkes için” yapmak özgürlük değildir, olamaz da. Eşit yurttaşlık talebi deniyor. Biraz aşırıya vararak şu örneği kullanacağım. Kadın için özgürlük ifade edemeyen türban, erkeklerin de takmak istemesiyle birden bire özgürlük talebi haline gelebilir mi? Bazı pratik faydalarından bahsediliyor. Günümüz Türkiyesi’nde cemaat mensubu olmanın da pratik faydaları var. Ölçüt bu mu? İhtiyacımız olan şey aileyi daha da kurumsallaştırmak değil, bireyi aileden özgürleştirmek.

6- Cumhuriyet Hareketi eşcinsel yurttaşların bu somut yaşamsal sorunlarını inkâr etmeden, homofobiye kapılmadan eşcinsel bireylere, kimlik tabanlı kurulan örgütlere değil, her zaman kendi bağrında yer açar. Açmıştır da. Yurttaşlara cinsel yöneliminden dolayı şiddet, ayrım vb… kabul edilemez. Cumhuriyet hukukunun anlamı budur. Cumhuriyetin kamuculuğu her yurttaşın olduğu gibi eşcinsel bireylerin de çalışma hakkını ve istihdam alanındaki problemlerini tespit etmelidir.

7- Laik, eşitlikçi ve kamucu bir Cumhuriyet programı tüm üreten toplumsal kesimleri ve bu kesimlerdeki eşcinsel bireyleri de mücadeleye davet eder. Burada kimsenin açık davet beklemesine de gerek yok. Yurttaş olmanın zemininde bütünleşiyoruz.

8- Eşcinsel bireylerin sorunları Cumhuriyet programının eşitlikçiliğinde kapsanan genel ilkelerin ötesinde bir özel siyaset alanı olarak ele alınmalı mı? Bu sorunun cevabını bize toplumsal pratik gösterecek. Eşcinsellerin ezici çoğunluğunun gizli yaşadığı bir ülkede özerk bir özel siyasetin sonuç alıcılığı muhtemelen çok kısıtlı olacaktır. Hele ki mevcut liberal hareketlerin teşhirciliği kendileriyle emekçi halk arasına büyük bir set çekmektedir. Kaldı ki konunun toplumsal bir sorun olarak özgül ağırlığı Türkiye gibi bir ülkede belirleyicilikten uzaktır. İhtiyacımız olan hep birlikte daha kapsayıcı ve kitleselleşme potansiyeli yüksek mücadeleleri örmektir. Eşcinsellerin ayrımcılığa karşı özgün ve başarı şansı olan mücadele gündemleri için en asgari düzeyde gericiliğin tasfiye olduğu, laik Türkiye noktasına ulaşmamız gerekiyor. O an gelene kadar eşcinsellerle ilgili susmayalım, ancak buraya yaslanmayan bir stratejinin başarı şansı yok. 2015 Onur Yürüyüşü’ne yapılan saldırıdan anlamamız gereken şey özelde heteronormativiteden ziyade genelde siyasal İslamcılıktır. Eyleme katılanlardan bazılarının gerçekleştirdiği teşhircilik meseleyi daha da apolitize etmiş, halkla aralarına daha çok set çekmiştir.

9- Bir de meseleyi “duyarlılık” ve “kazanım” temelinde değerlendirenler var. Maalesef siyasi gündem dediğimiz şeyin hacmi “hem onu hem bunu” şeklinde esnek ve şiştikçe şişen bir özelliğe sahip değil. Bugün “gay marriage” kutlamaları, iki hafta önce “Yulin’de köpek yenmesin kampanyası” ve bu şarkı böyle akar gider. Zararsız düzen içi muhalefet dinamikleri tekil örneklerin seri halindeki muazzam sürekliliğiyle gerçek gündemleri sürekli “bir günlük” gündemler uğruna öteliyor. Ondan sonra da ötelemeci, ertelemeci biz oluyoruz. Yersen.

10- Özetle Türkiye’deki eşcinsel yurttaşların yaşadığı somut problemlerin çözümü kimlik örgütlenmelerinde değil ilerici-aydınlanmacı siyasi öznelere katılımdadır. Ülkenin gerçekliği üç-beş üniversite kampüsünden ve Beyoğlu sokaklarından ibaret değildir.

Uğur Aytaç

Not: Bu yazı Haziran 2015’te ABD’de eşcinsel evliliğin yasalaşmasının ardından başlayan tartışmalara ilişkin kaleme alınmıştır.

Paylaş: