Ana Sayfa Örgütlenme NASIL BİR TEMEL ÖRGÜT

NASIL BİR TEMEL ÖRGÜT

1102

Nasıl Bir Temel Örgüt
Sadık Usta
(Teori Dergisi, Kasım 1997
)

Bugüne kadar partide temel örgüt üzerine yapılan tartışmaları yeniden ele almakta yarar görüyoruz. Amacımız temel örgüt kavramını tartışma konusu yapmak değil. Daha çok “‘temel örgüt nedir?”, “temel örgüt nasıl olmalıdır?” sorularına yaşadığımız Parti deneyimi ve sorunlar, temelinde farklı bir yaklaşım sunmaktır. Bu yazı, sürdürmek istediğimiz tartışmaya bir “giriş” olarak değerlendirilmelidir. Amacımız partide “temel örgüt”ü daha da işlevsel hale getirmektir.

Partide sık sık temel örgütlerin acilen kurulması gerektiğinden bahsediliyor. Hatta bu zorunluluk vurgusu, temel örgüt ile siyasal iktidar arasındaki diyalektik bağla daha da kuvvetlendirilir. Aynı şekilde kimi örgütlerimiz ve yöneticilerimiz, sürekli partide temel örgütlerin kurulduktan kısa bir süre sonra işlevsizleşmesinden ve ardından hemen dağılmasından yakınıyor. Hatta üyelerimiz arasında yeniden temel örgüt kurmak konusunda da bir isteksizliğin olduğundan sık sık söz edilmektedir. Yakınmalar bununla da bitmez; temel örgüt toplantılarının sık sık yapılamaması da gündeme getirilir. Temel örgütler çoğu zaman üyelerinin tamamını toplayamıyor. Ayrıca üyelerin de toplantılara katılmak konusunda çok fazla istekli olmadıklarını, hatta bir kısım üyelerimizin toplantıyı mümkünse kısa keserek bitirmek istediklerini, çoğu kez gözlemliyoruz.

Bu eğilimler nereden kaynaklanmaktadır? Bu sorunu biraz açmakta yarar var. İlk önce şu soruya yanıt arayalım: Nedir temel örgüt faaliyeti? Hemen şunu belirtelim: Kitabi bir temel örgüt kavramı önümüzü pek açacağa benzemiyor, “temel örgüt”, önünde diz çökülen bir dogmatik yasa değildir. Kitaplar ve “yasalar” değil, hayat, yani maddenin gerçeği temel örgüte ruh vermelidir. Temel örgüt toplantısı veya faaliyeti bir “yasak savma” nöbeti olmamalıdır, idealist, gerçeklerden ve somut hayattan kopuk bir skolastik tartışma, pratiğin ve teorinin tıkandığının da ifadesi olur. Her ülkenin devrimcileri kendi mücadele deneyimlerini esas almak zorundadırlar.

“İş”in İnsan Hayatındaki Rolü
Temel örgüt sorununa Bilimsel Sosyalist bilgi kuramıyla yaklaşmak gerekir. Hayvandan kopuşun bir ifadesi olan üretim faaliyeti(iş) insanın temel bilgi kaynağıdır, insan “iş””i sayesinde bilgi sahibi olurken, aynı zamanda kendini “iş” içinde yeniden varederek, kendi geleceğine de hükmediyordu. Yani insanın günlük yaşamı onun gerçek işiydi ve böylece insan kendi özbenliğine kavuşuyordu. Sömürünün ve işbölümünün tarih sahnesine çıkmasıyla birlikte insan, emeğine yabancılaşırken, kendisine de yabancılaştı ve adım adım köleleştirildi(dolayısıyla kendi yaşamı üzerinde söz sahibi olma yeteneğini de kaybetti). Kısacası ezenler tarafından teslim alınan insan, iktidar olma yeteneklerini de kaybetti. Yani insanın “iş”i bilinci ve siyasal iktidar arasında kopmaz diyalektik bir bağ vardır. Aslında emekçinin iktidar olması, kendini yeniden yaratması ve kendi “iş”i üzerinde yeniden söz sahibi olmasından başka bir şey değildir.

Sınıfların ortaya çıkmasıyla, toplumsal hiyerarşinin diplerine itilen emekçi sınıfların aynı zamanda bilinçleri de çarpıtıldı. O bilinç artık onun değil, ezenlerin bilinciydi. Böylece “iş” de insanın gerçek “yaşamı” değildi, “iş” bundan böyle insanın kendini yaratmasının bir aracı değil, onun tüketilmesinin aracı haline geldi. Artık ne kadar fazla (dayatılan, zorunlu ve mekanikleşmiş) “iş”, o kadar yabancılaşma (Marks bu yabancılaşmanın dört çeşidini sayar) ve kendinden vazgeçme söz konusudur. İnsan ne kadar bu ‘”iş” üzerinde söz sahibi ise o derece hayvandan kopmaktadır. Aksi, insanın yeniden hayvanlaşmasıdır. Her ne kadar sınıflı toplum süreci insanlık için bir ilerlemeyi ifade etse de, aynı zamanda insanın kendine yabancılaşmasının da tarihidir. Kapitalist sistem ise insanı aptallaştırmanın, zihinsel faaliyeti budamanın, yetenekleri köreltmenin, yaratıcılıkları hadımlaştırmanın, hayatı zehir zıkkım etmenin de doruk noktasıdır. Kimse bu sistemde zevkle çalışmamaktadır, insan, sürüne sürüne işe gitmekte ve paydos saatiyle gülmektedir, “insanlar mutlu olmak için doğmuşlardır”, ancak kapitalist sistem kendinden bezmiş, umutsuz ve şevksiz, soluk benizli karamsar yaratıklar yaratmaktadır.

Yeni Tip İnsan ve Temel Örgüt
Sınıfsız toplum için yürütülen mücadele bu durumun tersyüz edilmesinden başka bir şey değildir. Kendine yabancılaştırılmış, bezdirilmiş, yıldırılmış, kenarlara itilmiş, bilinci çarpıtılmış, kendine güveni kırılmış insanların yeniden yaratılmasıdır, sosyalist mücadele. Bu “yeni tip” insanın yaratılması, yarına (devrim sonrasına) ertelenemez. Toplumun dönüştürülmesi, ekonominin şalter indirerek değiştirilmesine benzemez. Bu alandaki başarı belki de bilinçli insanın tarihte en büyük başarısı olacaktır. Doğaya hükmetmek, evrenin gizlerini çözmek, ekonomik düzeltmeler gerçekleştirmek, siyasi iktidarı ele geçirmek vb bu sorunun (insanı dönüştürmek) yanında çok hafif kalmaktadır. Proleter devrimciler yüzyıllardır süren sınıflı toplum alışkanlıklarını ortadan kaldırmak ve insanı yeniden “özbenliğine” kavuşturmak göreviyle karşı karşıyadır. Bu yol tabii ki uzundur ve temel örgüt de bu amaç için kullanacağımız yegâne aracımızdır. Temel örgüt, insanın “kendi bilincine varmasının” bir aracıdır. Temel örgütler Gramsci’nin deyimiyle devrimci partilerin “yaşayan organizmalarıdır”. Bu özellik ortadan kalktığı veya mekanikleştiği oranda işlevini yitirir ve devrimcinin kendine yabancılaşmasının bir aracı haline dönüşür. Temel örgüt günlük hayatın her alanından beslenen bir yapıdır. Partimizde çoğu kez öne sürülen faaliyetlerin gerçekleştirilmesi (bu faaliyetleri bir elimizin parmaklarıyla saymak mümkündür) için temel örgüt kurmaya gerek yok. Temel örgütün işlevi afiş asmaya, bildiri dağıtmaya vb indirgendiğinde rutin parti faaliyeti kotarılmış olabilir, ancak insanın dönüştürülmesi gerçekleştirilmiş olmaz.

Üyelerimizin yaşamları incelendiğinde önemli bir gerçek göze çarpmaktadır. İnsanlarımızın iki hayatı vardır; normal günlük yaşamları (gerçek ve olağan) ve ondan kopuk siyasi yaşamları. Normal yaşamları günün yüzde 80–90 oranını kapsarken geriye siyasete “feda ettikleri” yüzde 10–20 kalıyor, iki oran arasındaki ilişki önemli ölçüde kopuktur. Hatta hemen hemen yoktur ve çoğu zaman birbirinden de beslenmezler. Hâlbuki insan, “iş”iyle, yani günlük yaşamıyla vardır. Bilinci esas olarak günlük hayatı tarafından biçimlendirilir. Siyasi alan için harcadığı “zaman” ise çoğu kez bilincinde olağanüstü bir etkide bulunmaz, çünkü yaşamının küçük bir bölümünü kapsamaktadır. O “zaman”ı da “vergilendirilmiş zaman” olarak düşünür ve böylece vicdanını rahatlatır. Bu durum neden böyledir? Bir kaç bin yıllık sınıflı toplum hayatı, emekçilerde siyasete bir yabancılaşma yaratmıştır. Siyaset, yönetenlerin işidir. Bu çoğu kez “boş zamanı olanların iş”i olarak da algılanmaktadır. Yani emekçilerin siyasete olan ilgisizliğinin bir nesnel temeli vardır. Emekçinin bilincinde yaratılan bu tahribatı küçümsemek hiç doğru olmaz. “Dışarıdan bilinç taşımanın” nedeni de budur zaten. Sanırız Lenin’in “Öncü parti” modeli ve Gramsci’nin “çağdaş prens'”i çağımızın en büyük siyasi buluşlarıdır. Hücre tipi örgütlenme çoğu kez (partimizde de bunun böyle anlaşıldığına tanık oluyoruz) illegal partilerde çalışan kadroların korunması için geliştirilmiş bir model olarak anlaşılmaktadır. Çok yanlıştır ve bu, öncü partinin özünü kavramamaktır. Hücre tipi örgütlenme basit, kolay yoldan iktidarı ele geçirmenin modeli de değildir. Hücre (temel örgüt) tipi örgütlenme Lenin’e göre iktidarı ele geçirmenin ötesinde, proletarya diktatörlüğünü uygulama ve yaşatma sorunuyla sıkı sıkıya bağlıdır. Temel örgüt (hücre), üyenin bizzat günlük pratik ve yaşam içinde kendini yeniden varettiği (her türden kendine yabancılaşmayı aşarak) ve adım adım iktidar bilinci ve deneyimi kazandığı yegâne organdır. Hem de yaşayan ve günlük yaşamın içinde cereyan ettiği, canlı organ. Temel örgüt, bölünmüş insanın kendisiyle yeniden barıştığı bir alandır. Yetenekleri köreltilmiş, düşünmesi engellenmiş, dar ve mekanik işler içinde boğulmuş ve aptallaştırılmış insanın yeniden kendini keşfettiği alandır. Temel örgüt aynı zamanda yabancılaşmanın aşıldığı eşiktir. Yabancılaşma bir kader değildir, o, insanın doğrudan doğruya -sistemden kaynaklanan- etkinliğinin ürünüdür. O halde ortadan da kaldırılabilir. Yabancılaşmanın ifadesi kendini “iş”e vermemektir, yani yaptığı işten zevk almamaktır. O zaman yapılması gereken insanın iş’ini “zevkli” hale getirmektir. Temel örgüt hayatımızın tümüne nüfus edecekse, ki etmelidir, o halde yapılması gereken temel örgüt faaliyetini “zevkli” hale getirmektir. Yapılan işler yetenekleri geliştirmeli ve yaratıcılıkları kanatlandırmalıdır. Temel örgüt emekçinin dünyası olmalıdır, içsel anlamda zenginliğin ifadesi olmalıdır.
Temel örgütlerimiz çoğu kez sınıf mücadelesinin, yani emekçinin iktidar olma çabasının bir aracı değil de, aynı branşta çalışan veya aynı işi gören parti üyelerinin mekanik parti işlerini konuştukları, toplantılar şeklinde algılanmaktadırlar. Aslında “temel örgüt, üyelerimizin parti binalarındaki toplantılarıdır” dersek pek de haksızlık yapmış olmayız. Temel örgüt, emekçiyi günlük hayatı içinde eğitmenin, ona yeni bilinç vermenin ve onu bizzat yaşadığı alanda iktidar yapmanın aracıdır.

Nasıl ki bir “nesneyi kavramak için kimi zaman kulağımızı, kimi zaman gözümüzü ve diğer duyu organlarımızı” kullanırız, yani “her nesneye göre farklı bir duyu organı” kullanırız, farklı farklı toplumsal katmanları kavramak için de farklı araçlar kullanmalıyız. Amaç sınıfsız toplum mücadelesinin öznesini “yaratmaksa”, bu ancak onu kavrayarak olabilir. Bunun için de farklı bir “duyu organı” kullanıyoruz. Bunun adı temel örgüttür. Yani temel örgüt emekçiyi gerçekten kavramanın bir aracıdır. Temel örgütlerimizin çeşitleri doğal olarak kucaklayacağımız toplumsal katmanlara göre de çeşitlenmelidir. Sürekli, “nesneye” göre araç ve biçim yaratılmalıdır. Nasıl ki müziği anlamak ve kavramak için gözümüzü kullanmıyoruz. O halde kadın, genç, mühendis, doktor, öğretmen ve emekçiler için -çeşidine göre ve mutlaka aynı işyerinde çalışmak zorunluluğuyla- farklı farklı temel örgütler yaratılmalıdır. Temel örgüt “aynıların eşitliği” ortamı olduğundan karşılıklı saygı, öğrenme ve öğretme ortamı hazırlar ve emekçilerde gerçek iktidar bilincini oluşturur. Bir araya gelme süreci de “zoraki” değildir. Üyelerin (aynı yaşam tarzına ve işyerine sahip) nesnel yaşamının ta kendisi olduğundan, daha özgür iradeye dayanmakta ve böylece insan için daha etkin olma süreci başlamaktadır. “Bir araya gelme” yabancılaşmaya temel olmamakta, aksine üyenin kendini yeniden yaratmasının bir fırsatı olarak değerlendirilmektedir. Böylece üyelerimizin farklı olası eylem yollan ve biçimleri üzerine düşünme, bunları değerlendirme, seçme ve harekete geçirme kapasiteleri ortaya çıkarılmış olur. Kısacası temel örgüt, üyelerin potansiyellerini değerlendirebilecekleri, yeteneklerini geliştirebilecekleri ve çeşitli niteliklerini ifade edebilecekleri ortamı yaratmalıdır.

Partiyi Büyüten Temel Örgüt
Buradaki amaç her üyenin kendi yeteneklerini bir diğerine sunması ve böylece emekçilere ve topluma ait kolektif bir yönetim mekanizmasının yaratılmasıdır. Fakat bu temel amaç çoğu kez unutulmakta ve üyeler çoğu kez partiyi büyütmeyen kısır, rutin ve yanıltıcı işlere hapsedilmektedirler. Kazandığımız birçok üyenin yeniden partiden uzaklaşmasının temel nedeni de budur, insanı daraltan ve bıktıran bir rutin faaliyet, özgür kurulan ilişkiyi çok çabuk koparmaktadır. Parti gerçeklerimizden biri şudur: Parti kazandığı aydını, sendikacıyı, genci, ev kadınını vb büyük oranda değiştirememektedir; kazandığımız insanların büyük bir kısmı yeniden sıradanlaşarak, bu arkadaşlar ya partiden kopmakta veya kopma noktasına gelmektedirler. Bu süreç incelendiğinde şu görülmektedir: Parti örgütlerimiz bu arkadaşları kendi meslek ve yeteneklerine göre değerlendirememekte ve bu arkadaşlara onların “farklı” özelliklerine uygun “iş” verememektedirler. Ayrıca süreç kimi üyeler için uzun sürerken, kimisi için, özellikle bizim gibi uzun süreli bir sosyalist gelenekte deneyimi olmayan, arkadaşlar için çok daha kısa sürmektedir. Yani parti kazandığı değerli üyelerini dönüştürmekte zorlanmaktadır. Nedeni de aslında çok basittir. Parti örgütlerimiz farklı farklı özelliklere sahip arkadaşların “gerçek” yaşamlarına ilgisizdir. Onların yeteneklerinin parti için nasıl değerlendirilebileceği konusunda da çok fazla kafa yormamaktadır. Çoğu kez bu arkadaşlara yukarıdan, bürokratik tarzda (aslında bu düşünsel kabızlıktan başka bir şey değildir) “iş” dayatılmaktadır. Bu işlerin ne olduğu ise kesindir; afiş asmak, bildiri dağıtmak vb. Yalnız, bizim bu faaliyetleri küçümsediğimiz düşünülmemelidir. Tabii ki parti üyesi bunları da yapacaktır; ancak sınıf mücadelesi dendiğinde hep bu faaliyetlerin akla gelmesi gariptir. Küçümsemediğimiz, aksine gerekli gördüğümüz, Öncü Gençlik pratiğinden de anlaşılabilir. Ancak eleştirmek istediğimiz, insanın tıpkı “iş”ine yabancılaşması gibi, bizim üyelerimizin de parti “iş”ine yabancılaşmasıdır. İşine yabancılaşan emekçi çalışmak zorundadır, çünkü günlük ekmeği oradan gelmektedir. Partiyle kurulan bağ ise gönüllüdür. Emekçi çoğu kez partiye coşku ve heyecan duyduğu dönemde gelmektedir. Bu heyecan ve coşku, emekçinin günlük hayatında bir olumlu değişikliğe yol açmalıdır, aksi takdirde yeniden bir uzaklaşma söz konusu olur. Parti üyeliği ve temel örgüt faaliyeti insanı günlük hayatından alıkoyan bir faaliyet olmamalı, aksine onun günlük hayatına nüfus etmelidir. Normal yaşam temel örgüte değil, temel örgüt normal yaşama uyum göstermelidir. Böylece günlük yaşamıyla (özellikle işyerinde) kurulan ilişki içinde emekçi adım adım bilince eriştirilmeli ve etken bir insana dönüştürülmelidir.

Bu soruna başka bir açıdan da yaklaşalım: Yalnız afiş asılan, bildiri dağıtılan bir temel örgüt faaliyetiyle emekçilerin “iktidara” hazırlanması mümkün müdür? Örgütlenme ve eğitim üzerine kafa yormayan (bu da ayrı bir sorun, çünkü partide verilen eğitimlerin büyük bir kısmı, tipik burjuva eğitim tarzından tamamen kopmuş değildir. Bu konuda çok ciddi araştırmalar vardır: P. Freire, J.Spring, Kalinin, D.Richter, M.Huteau/J.Lautrey, Köy Enstitüsü deneyimleri örnek olarak verilebilir. Bunun yanında örgütlenmenin metotları, toplantı düzeni, verimli çalışma vs. üzerine de derin bilgiler edinmek mümkündür. Temel örgütün eğitimciyi değerlendirmesi mümkün değildir. Mali alanda sıkıntı çekiliyor, ancak partinin etrafı banka memuru, işletme okumuş üyeler, esnaflık yapmış arkadaşlarla doludur, ancak bunlar değerlendirilmiyor. Maliye işlerine bakan arkadaşlar ise bu alanla ilgili bir araştırma yapmıyorlar (haksızlık yapmıyoruz, çünkü bu konuda bir soruşturma yaptık), halkın deyimiyle “iş’in kitabını okuma” zahmetine girmemektedirler ve sorunu ‘iman gücüyle’ çözmektedirler.

Parti ressam, edebiyatçı, şair vb kazanmış, ancak bu arkadaşların yeteneklerini değerlendiren örgütümüzün sayısı yok denecek kadar azdır. Partinin yüzlerce ev kadını, işsiz insanı vb olduğu halde Parti, binalarını açacak arkadaş aranmakta ve çoğu zamanda bu sıkıntıdan dolayı ilçe yöneticileri kendileri bu görevi üstlenmektedirler. Partinin çevresinde reklamcı, grafiker, ressam ve mimarlar bulunmaktadır; ancak Parti, bunların hiç birini afiş, pankart dizaynı veya yazımında değerlendirmemektedir. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. Bu arkadaşların bir kısmının kimi dönemler çeşitli faaliyetlerde değerlendirildiğini biliyoruz; ancak bu “değerlendirme” sınıf mücadelesinin normal işleyişine göre (temel örgütler şeklinde) değil de, tamamen bireysel çabalarla ve bazen de tesadüflerle yürütülmektedir. Bu durum, yıllardır böyle devam ettiğinden partinin etrafına yüzlerce üye ve sempatizan birikmiştir. Bu durum herkesçe gözlemleniyor, ancak buna rağmen herkes “kadro, kadro” diye de bağırıyor. Lenin’in tabiriyle “İşte size kadro!”. Bu arkadaşlarımızın Parti’de temel örgütlerde örgütlenememesi onların kabahati değildir.

Bu arkadaşların atıl kalması ve hatta kısa bir süre sonra da partiden uzaklaşması onların “burjuvalığından” kaynaklanmamaktadır, aksine bizim yönetici arkadaşların tek boyutlu yaşam ve parti pratiklerinden kaynaklanmaktadır. Bu durum yöneticilerimizin geniş çaplı düşünmemesinden, yaratıcı olmamasından ve devrimci mücadeleyi tek düzeleştirmelerinden kaynaklanmaktadır. Sorunun temeli yönetici kadrolarımızın zihinsel tembelliğidir. Yöneticiler partiye katılan ve bizzat faaliyetlerimizle kazandığımız üyeleri onların sosyal konumlarını dikkate alarak değerlendirmemekte, herkese aynı tarz iş vererek, ortaya tek tip parti faaliyeti ve tek tip parti üyesi çıkarmaktadırlar. Mutlaka tüm parti üyelerinin katılması gereken parti faaliyeti olacaktır. Ancak, sürekli bu tek tip faaliyetlere katılmaya zorlanan bazı üyelerimiz, bu faaliyetlere katılmak konusunda isteksiz davranınca, kısa bir süre sonra afaroz edilmekte ve bu arkadaşlar (kimi zaman bunlar değerli aydın arkadaşlar veya yetenekli insanlardır) partinin ana kitlesinden soyutlanmaktadırlar. Bu sorunu insanlara sürekli vaaz vererek, çözmek mümkün değildir. Parti yöneticisi her üye için ayrı ayrı kafa yormalı ve o arkadaşı yetenek ve birikimlerine göre nerede parti yararına değerlendirebileceğini düşünmeli ve kelimenin gerçek anlamında ona “iş” yaratmalıdır. Amaç sınıf mücadelesinin farklı alanlarında partiyi etkin hale getirmek değil midir? Amaç kenarlara itilmiş, bilinci çarpıtılmış, her gün böcek muamelesi gören emekçileri bizzat kendi deneyimleri içinde iktidara “alıştırmak”‘ ve kendi kendisini yönetmesini öğretmek değil midir? Bunu tek tip parti faaliyetiyle başaramayacağımız çok açıktır. Yapılması gereken örneğin sanatçıyı kendi alanında etkin kılmak ve o alandaki parti başarısını diğer alandaki emekçilerin yararına sunmaktır. Bu, sendikacı için de, mühendis için de öğrenci içinde böyle olmalıdır. Emekçilerin iktidar bilincine kavuşması, onların aydınlarla salt ortak toplantılarda buluşmasıyla mümkün değildir. Herkes kendi alanındaki mücadelesi ve başarısıyla bilinç kazanacaktır.

Saflarımızdaki bir diğer yanlışlık ise şudur: Aynı işyerinde çalışmadıkları halde, aynı okulda okumadıkları halde parti üyeleri ortak toplantılara çağırılıyorlar ve bunun adı da “temel örgüt toplantısı” oluyor. Zaten temel örgüt faaliyeti denince de (istisnalar olmakla birlikte) “belli sayıda üyenin partide toplanması” olarak anlaşılıyor. Bu sistem mutlaka değişmelidir. Her üyenin önüne, onun yeteneklerine göre “iş koyabilen” temel örgüt geliştirilmeli. Böylece yerelleşme de sağlanır, yerel siyaset de üretilir.

Militanlığın Kıstası: “Şimdi Büyüme Zamanı!” Şiarını Gerçekleştirmektir
“Bugün ihtiyacımız sürekli temel örgütün gerekliliği üzerine vurgu yapmak değildir. İş gelmiş temel örgüt “düğümünü” çözecek İskender’i bulmaya dayanmıştır. Artık partide bu sorunu en iyi kavrayan önder kadrolar her hangi bir fabrikada, okulda, kooperatifte (M. Balaban arkadaşın Aliağa’daki kooperatif çalışması bir temel örgüt faaliyeti olarak çok güzel bir örnekti. Teori Sayı:80) veya bir sendikada bir temel örgütü ele almalı, onun günlük işleyişini kavrayarak, gelişmeleri yerinde keşfederek ve sorunları yerinde çözerek, örnek yaratmalıdırlar. Partinin günlük “iş”lerinden uzak duran bazı üyelerimizin “birden bire” işyerinde temsilci, sendikada veya dernekte yönetici vb olduklarını görüyoruz. Kimi arkadaşlarımızı normal günlük parti faaliyetlerinden uzak tutarak bir alana yoğunlaşmalarını sağladığımızda o alanda çok başarılı olduklarını da görüyoruz. Bunu basit bir olay gibi değerlendirmektense ciddiye alarak, bu gelişmenin yasasını bulmaktan yanayız. Partinin bu tip örnekleri mercek altına almasını ve bu örneklerden hareketle temel örgütlerin önünü açmasını zorunlu görüyoruz. Bu konuda kendi parti deneyimimizi esas almakla birlikte, 3. Enternasyonal’in deneyimlerini de incelemeliyiz. 3.Enternasyonalin bir temel örgüt (işyeri) temelinde yayın organı çıkarma pratiğinin önemi dikkate alınmalıdır. Bu tip deneyimler daha yakından incelenmelidir.

Önümüzdeki dönem vurgu temel örgütün kurulma ihtiyacına değil, çünkü herkes bunu biliyor, bir temel örgütün nasıl çalışacağına ve derinleşeceğine dair yapılmalıdır. Veya yapılması gerekenin “temel örgütlerin kaç tane'” olduğunu sormak değildir. Kanaatimizce Genel Sekreterlikten başlayarak, tüm parti yönetimleri örgütlerimizin önünü açmayan ve kısmen de yanlış yönlendiren “kaç temel örgütünüz var” sorusundan çok “nerede ve nasıl çalışan” temel örgütlerimizle ilgili bilgileri toplamalıdırlar. Bu aynı zamanda üstten alta doğru daha sıkı ve daha yakın örgütsel ilişkiyi de gündeme getirir. Gerçek örgütlenme ve denetim de sanırız böyle sağlanabilir. Mekanik ve şematik örgütlenme ve temel örgüt modelinden kopmalıyız. Partide bugün yöneticilerimizi örnek temel örgüt çalışması konusunda aydınlatmaya büyük ihtiyaç vardır. Öncü Gençlik ve üniversite temel örgütlerimiz de özellikle böylesi bir görevle karşı karşıya bulunuyorlar. Öncü Gençlik’in kamplarda geliştirdiği “Derinden Gidelim Sürprizler Yapalım!” şiarının temeli de buraya dayanıyor. “Şimdi Büyüme Zamanı!” şiarımız da ancak bu sorun derinden kavrandığı ve tedbirler alındığı ölçüde gerçekleşebilir. Yapılması gereken bugüne kadarki eski “militan” çalışma tarzını tekrarlamak değil, partiyi kitlelerle buluşturacak “yeni kadro” (bu konudaki görüşlerimizi de önümüzdeki günlerde açacağız) tipini ve örgütlenme tarzını gerçekleştirmektir. Bugünün gerçek militanlığı da budur!