Ana Sayfa Manşet Sezer Özseven yazdı: ❝Şeyma Subaşı, Feryal Öney ve davul çalan kadın❞

Sezer Özseven yazdı: ❝Şeyma Subaşı, Feryal Öney ve davul çalan kadın❞

278

Geçtiğimiz hafta sonu bir düğündeydim. Davul ve zurna, KORG’un hayatımıza girmesi ve çeşit çeşit müzik aletinin sesini bünyesinde barındırmasıyla birlikte yaygınlığı azalsa da hala İç Anadolu düğünlerinin vazgeçilmezidir.

Davul, büyüklüğü ve ağırlığıyla olsa gerek genelde erkeklerin çaldığı bir çalgı olagelmiştir. Kadınlara keman, piyano, flüt gibi “zarif” ve “uslu” çalgılar yakıştırılırken erkeklere davul, zurna, saz gibi “kaba” ve “gümbürdeyen” çalgılar yakıştırılmıştır. Bu sınıflandırmanın hangi tarihsel koşullar içerisinde oluştuğunu şimdilik bir kenara bırakıyoruz.

Katıldığım düğünde dikkat çekici olan şey bir kadının çalan müziğe boynuna astığı davulu çalarak tüm heybetiyle, başı dik ve vakur duruşuyla eşlik etmesiydi. O heybetli ve başı dik duruşu geçtiğimiz aylarda keşfettiğim bir konser kaydından anımsamıştım. Feryal Öney, Cavit Murtezaoğlu ile birlikte verdiği bir konserde[i] şarkıyı öyle bir söylemektedir ki sanki o anda tüm dünyaya, tüm insanlık tarihine, tüm kainata meydan okumaktadır.

Davul çalan kadını ve Feryal Öney’i izlerken aklıma bir anda Şeyma Subaşı ve Dede Korkut Hikayeleri’nden tanıdığımız Banu Çiçek geldi.

Davul çalan kadın, Feryal Öney Şeyma Subaşı, Banu Çiçek… Ne alakası mı var? Gelin bir araya getirelim.

ERKEKLE GÜREŞ TUTAN KADIN

Dede Korkut Hikayeleri’nin en meşhurlarındandır Bamsı Beyrek ve Banu Çiçek’in hikayesi. Banu Çiçek’in beşik kertmesi Bamsı Beyrek ile güreş tutması olayı tarihimizdeki en önemli güçlü kadın tasvirlerindendir. Dede Korkut’u okuduğumuzda kadını hem evini çekip çevirip çocuklarını büyütürken hem de güreş tutarken, ata binip kılıç kuşanırken görürüz. Dede Korkut’ta kadın yiğittir, kahramandır, dik başlıdır.

Nihal Atsız’ın Bozkurtlar romanında Onbaşı Pars’ın yanında at sırtında dövüşen Almıla karakteri de kudretli kadın motifinin önemli örneklerindedir. Romanlar her zaman kız kaçıran erkekleri, erkeğinin kollarına atlayan kadınları yazmıştır. Ancak bu sefer zorla evlendirilmek istenen bir kadının sevdiği erkeği alıp ormana kaçması hikayesi yazılmıştır Almıla’nın hikayesinde.

İskitlerin büyük hükümdarı Tomris Hatun da bu kadın motifine tam olarak uymaktadır. En başta bir hükümdardır. Sakaların ulu hatunudur. Ata binip yay kuşanır, Pers İmparatoru Büyük Kiros’u dize getirir. Tomris Hatun bir hükümdar olması sebebiyle popülerleşmiştir ancak tek başına hükümdar olarak değil, bir dönemin güçlü kadın motifinin önemli örneklerinden biri olarak da önemlidir.

Üretkenliğin ve doğurganlığın sembolü olarak toplumda üst mertebelere yükselen kadın için yiğit olmak, yapılı olmak, kuvvetli olmak bu mertebeye yükselmek için önemli bir koşuldu. Güçlü kadının çocuklarının da kuvvetli olacağı gibi bir inanç yaygındı. O yüzden kadınların yiğitliği ve kahramanlığı övülüyordu. Bu yiğitlik ve kahramanlık vasıfları da kadının toplum içerisinde başı dik yaşamasının zeminini yaratıyordu.

KAFES İÇERİSİNDEKİ KADIN

Günümüzde ise kadına tam tersi bir karakter dayatılmaktadır. Hangi vasfıyla meşhur olduğunu pek anlayamadığımız o büyük “rol model” Şeyma Subaşı’nın topluma sunduğu karakter bugün kadına dayatılan karakteri anlamamız bakımından önemlidir.

Bugün kadının toplum içerisinde itibar görebilmesi için öncelikle “güzel” olması gerekmektedir. Ama nasıl güzel? Şeyma’nın bize söylediği şekliyle güzel. Dayatılan güzellik normlarına uygun güzel. “Güzel” olmak istiyorsan o normların dışına çıkamazsın. “Kusurlarını” estetikle gidereceksin. Kılığını-kıyafetini “moda” denilen o normlara göre seçeceksin. Yine mi olmadı? O zaman o standarda ulaşmak için kusurlu kalan yerleri yüz hatlarını tamamen ortadan kaldıran abartılı bir makyajla gizleyeceksin.

Bir kadının toplum içerisinde itibar görmesi için herkesin onun peşinde koşması gerekmektedir. Tüm ilgi senin üzerinde toplanacak. Herkes peşinden koşacak. Seni elde etmeye çalışacak. Çünkü sen çok “değerlisin”. Başkasının paha biçmesine ve ilgisine muhtaç olan bir “değerlilik”. Değeri yerlerde olan bir “değerlilik”. Dışarıdan bakınca bu karakter çok özgür, başı dik ve kendi ayakları üzerinde duran bir karakter gibi gözükse de aslında karşısındakini ilgisine bağımlı bir köle karakteri olduğu ortadadır.

Bir diğer itibar görme koşulu da teslim olmaktır. Kadının tüm bu normlara karşı teslim olması gerekir. Güzel olması için ona biçilen kaftanı giymesi; toplumda yükselmesi için zengin bir koca bulması; kendini var etmesi için de cesur ve dik başlı değil uysal olması gerekmektedir. Bu kafesin dışına çıktığı zaman da dışlanır.

YENİ UYGARLIĞIN KADINI

Kadını yutubırların makyaj setlerine, estetik doktorları kapısına, instagram fenomenlerinin alışveriş sepetlerine sıkıştırmaya çalışan bir köle karakteriyle karşı karşıyayız.

Davul çalma özgüvenine sahip olan kadın işte o başı dik tavrıyla, göğsünü gere gere vurduğu tokmağı bu dayatılan köle karaktere vurmaktadır. İster keman çalsın ister davul, bu özgüvenle ve vakur duruşla işini yapan kadın kendisini bağımlı yapmaya çalışan bu karaktere meydan okumaktadır.

Yeni uygarlığın ilgi bağımlısı, özgüvensiz kadın karakterine değil işte bu göğsünü gere gere dünyaya meydan okuyan kadın karakterine ihtiyacı var. Yeni uygarlık ancak Bamsı Beyrek’in sırtını yere getiren Banu Çiçek’in, kainata meydan okuyan Feryal Öney tavrının ve erkeğin omzundan davulu alıp sesini karşı köyden duyuran davul çalan kadının omuzlarında yeni uygarlık olabilir.

[i] İlgili konser kaydı: https://youtu.be/1OAJoqHS5l8?t=81

Sezer Özseven
Öncü Gençlik Genel Sekreteri