Ana Sayfa Yazılar RAŞİT EKİNCİ YAZDI: DERSİMLİ KEMAL’İN BİYOGRAFİSİ

RAŞİT EKİNCİ YAZDI: DERSİMLİ KEMAL’İN BİYOGRAFİSİ

866

Raşit Ekinci/Vatan Partisi Öncü Gençlik Antalya İl Başkanı

Türkiye’deki her siyasi gelişme beraberinde tarihi bir saflaşmayı da getiriyor. Bu saflaşmadaki denklem ise gayet basit. Partimizin de her fırsatta ifade ettiği ve her siyasi kırılmada da karşımıza çıkan iki cephe var. Bir tarafta Atatürk mevzisinden emperyalizme karşı Vatan Savaşı verenler, bir tarafta da emperyalizm ile aynı safta ülkemizin altını oymaya çalışıp, Atlantik’in iktidarı olma hayalleri kuranlar. Bu süreçte bağımsız, milli Türkiye mevzisinden gün geçtikçe uzaklaşan ve artık Atatürk’ün siyasetlerine tam anlamıyla karşıt olan Cumhuriyet Halk Partisi yöneticileri Atlantik’in hayallerine ortak olup Türkiye’ye saldırmaya başladı. Bu cepheler ve aktörleri arasındaki mücadelede galip gelecekler ise hiç şüphesiz rotasını Atatürk belleyenlerdir.

Tüm bu siyasi süreçlerde, Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığındaki CHP’nin hem dış politikada hem de iç cephede yaratmaya çalıştığı tahribat, vatanseverlerin tepkisiyle karşılaşıyor. Atatürk adına bile tahammül edemeyenlerin, NATO sevdalılarının, bizzat Kemal Kılıçdaroğlu’nun anadil söylemlerinin bir anlamı var. Bu anlam CHP’nin geçirdiği dönüşümle beraber çok daha iyi anlaşılıyor. CHP’nin Kemal Kılıçdaroğlu önderliğinde, Atlantik’in Türkiye’deki yaratmak istediği muhalefet rolünü nasıl üstlendiğini inceleyeceğiz.

Kumpasla Gelen Başkan: Kemal Kılıçdaroğlu

“CHP’nin batılı anlamda sosyal demokrat parti olması için Baykal istifaya zorlanmalı, Kılıçdaroğlu genel başkan olmalıdır. Kılıçdaroğlu gelirse parti politikaları değişir.” 

Bu söylemler Silkort Enstitüsü Raporu’nda açıkça yer alıyor.1 Bir temenni cümlesinden ziyade CHP’nin mevcut durumunun Atlantik için ne kadar rahatsız edici olduğu ve ivedilikle buna bir çözüm bulunması gerektiğini bizlere gösteriyor. Deniz Baykal’dan duyulan rahatsızlık sadece bu raporda karşımıza çıkmıyor. 2008 yılında ABD Ankara Büyükelçisi’nin Vaşington’a gönderdiği raporda “Çıkarlarımız için Deniz Baykal CHP’nin başından gitmelidir” ifadesi yer almaktadır.

ABD istediğini alıyor. Deniz Baykal kaset operasyonu ile istifaya zorlandıktan hemen sonra Genel Başkanlığa Kemal Kılıçdaroğlu geliyor ve hemen Yeni CHP’nin temellerini atmak için kolları sıvıyor.

CHP’nin FETÖ’cü Yöneticileri Görevlerine Başlıyor

2011 seçimlerinde “CHP üyesi olmadığını” bizzat kendisi açıklayan Faik Tunay, İstanbul’dan aday gösterildi ve milletvekili yapıldı. Tunay, “Bediüzzaman Said-i Nursi’ye önyargıyla yaklaşanlara Risale-i Nur okumalarını tavsiye ediyorum” diyordu. Her fırsatta Gülen Cemaatini ve okullarını övüyordu. Tunay kimliğini hiç saklamadı ve Fetullah Gülen’in CHP içindeki sözcüsü oldu. Tunay, “Benim görüşlerimi Genel Başkanımız Kılıçdaroğlu biliyordu ve beni CHP’ye özellikle kabul etti” dedi.

“Fetullah’ın CHP İmamı” diye bilinen Muhammet Çakmak ise İstanbul’dan seçilebilecek bir sıraya konulduğu halde milletvekili seçilemedi. Ancak her dönem Kılıçdaroğlu’nun özel ilgisi ve himayesi altında oldu. Parti Meclisi’ne alındı. Meclis Grubunda maaşlı danışman yapıldı. Çakmak, Fetullahçı örgütlenme içinde önemli bir işlevi olan “Abant Toplantıları”nın daimi katılımcısıydı. “Elinde belge olmadan Fetullah Gülen’e iftira atan yüzyılın müfterisidir. Bu büyük ahlaksızlıktır. Fetullah Gülen bilgedir, saygıyla selamlıyorum” diyordu. (Emin Çölaşan, Sözcü, 12 Mayıs 2011.)

Kılıçdaroğlu’nun listesi tam da istenilen CHP’ye uygun bir şekilde diziliyordu. Cemaat de bu dizilimde yer alıyor, hem de Kılıçdaroğlu’nun söylemleri, açıklamaları ile her fırsatta CHP tarafından onore ediliyordu.

Atatürk’ün ilkelerinden ve devrimlerinden sıyrılmaya ve çürümeye başlayan Cumhuriyet Halk Partisi’nin lideri Kılıçdaroğlu daha genel başkanlığının ilk aylarında tarikat ve cemaatlere kucak açarak, “Ben cemaatlere saygılıyım, insanlarımız manevi duygularında cemaatlere yakın olabilir. Nurcu da olabilir, Süleymancı da” diyordu. (Akşam, 21 Eylül 2010.)

Bahsi geçen cemaatin Fetullah olduğu da apaçık ortadaydı. Süreç keskinleştikçe ve saflar yer değiştirdikçe Kemal Kılıçdaroğlu da Atlantik ve cemaat sevdasını daha açıktan yürütme kararı aldı. Cemaat’in emniyet ve yargı içindeki gizli örgütlenmesinin ayyuka çıktığı 2012 yılı başlarında Kılıçdaroğlu şöyle diyordu:

“Yargı içinde böyle bir kadrolaşma vardır demeyi doğru bulmuyorum.”

“Elimizde somut bir veri yok. Elde somut bir veri olmadan bir tarafı suçlamak yanlıştır.”  

Yine 2013 yılı sonunda “Cemaat bize oy verirse memnun oluruz” açıklamasıyla da niyetini belli etmiştir. (CNN Türk’ten akt. Milliyet, 5 Aralık 2013.)

2014 Mart ayında Tayyip Erdoğan’ın “Bundan sonra Türkçe Olimpiyatlarını yapamazlar, o iş bitti” sözlerine tepki Cemaat’ten önce CHP’den geldi. Kılıçdaroğlu “olimpiyatların Türkiye’nin gururunu okşadığını, ileride bu olimpiyatlara katılabileceğini” söyledi.2

CHP Genel Başkanı’nın ABD Ziyaretleri

Bir CHP genel başkanının 37 yıl aradan sonra ilk kez gerçekleştirdiği ABD ziyareti öncesinde, gazetecilerin Kılıçdaroğlu’na “Gülen’le görüşecek misiniz?” sorusu boşuna değildir. Kılıçdaroğlu bu soruya “hayır görüşmeyeceğim” demedi; “Bunu ona sorun” dedi.

2013 yılında CHP’nin arka arkaya yaptığı üç ABD ziyareti dikkat çekicidir. Tümü Fetullah çevresinin mihmandarlığı ile gerçekleşti. Aralık 2013’te Kılıçdaroğlu’nun ABD ziyareti öncesinde hazırlıkları yürütmek adına Erdoğan Toprak’ın ABD’ye gönderilmesi anlamlıdır. Toprak, hangi dış politika birikimiyle görevlendirildi? Kimlerle birlikte gitti? CHP içinde çok daha deneyimli kişiler varken niçin Erdoğan Toprak seçildi?

Partide “Cemaat’le ilgili genel başkan yardımcısı” diye anılan Toprak, ABD’de bulunduğu günlerde Fetullah Gülen’le de görüştü mü? Bu sorunun yanıtı bilinmiyor. Ama Eski CHP milletvekili Dr. Engin Ünsal’ın daha 2012 Temmuz ayındaki şu sözlerinin bir anlamı olsa gerek: “CHP’nin üst düzey yöneticileri, gizli kapaklı Pensilvanya ziyaretleri yaparak iktidar olma kavgası veren bir Cemaat’le kapı açmaya çalışıyorlar.”

Kılıçdaroğlu ve CHP heyeti, Cemaatin ana kuruluşu Rumi Forum ile Fetullahçı Amerikan Türki Topluluğu (TAA) temsilcileriyle buluştu. Heyetin en genç isimlerinden CHP Bursa Milletvekili Aykan Erdemir bu görüşmelerin planlanmasında etkin isimdi. Eski CHP milletvekili, emekli büyükelçi Onur Öymen Kılıçdaroğlu’nun ziyaret sonucunu şu sözlerle özetledi: “Akılda yalnız Cemaat’le buluşması kaldı.” 3

Ergenekon Balyoz Kumpaslarında Kılıçdaroğlu FETÖ’ye Siper Oldu

Ergenekon Balyoz sürecinde de Kemal Kılıçdaroğlu üzerine düşeni yerine getiriyordu. Vatanseverler kumpaslarla Gladyo-FETÖ iş birliği ile hedef alınırken Kılıçdaroğlu FETÖ’yü işin içine katmamak için bir hayli çabaladı.

Kılıçdaroğlu’nun, “Ergenekon, Balyoz gibi davalarda Fetullah Gülen Cemaati’nin sorumluluk sahibi olduğunu düşünüyor musunuz?” sorusuna yanıtı şöyledir: “Yargıçların belli bir merkezden talimat aldığı ve o talimat çerçevesinde yola çıktıkları söyleniyor. Ben bu talimatın siyasal iktidar tarafından verildiğini düşünüyorum. Yani bunu Cemaat’e değil, doğrudan doğruya iktidarın yargı üzerindeki baskısına bağlıyorum.” (Ahmet Hakan, “Tarafsız Bölge”, CNN Türk, 25 Aralık 2013)

Kılıçdaroğlu önceleri “darbeciler yargılansın” diye Ergenekon, Balyoz vb. tertiplere açık destek verdi. Yurtseverler tertibi ortaya çıkardığında geri adım atarak “darbeciler ayıklansın”a döndüler.

CHP’de Karşı Devrimin Dönüştürücülüğü: Mustafa Kemal’den Dersimli Kemal’e

CHP içindeki karşı devrim sürecini en iyi özetleyen çıkışlardan birisi de şüphesiz ki Kemal Kılıçdaroğlu’nun yapmış olduğu “Ben Dersimli Kemalim” açıklamasıdır.4

2014 Eylül’ünde CHP’nin Atlantik’in Türkiye’deki vurucu gücü olduğu ve Atatürk Devrimlerine nasıl da karşı geldiğini bu çıkıştan görüyoruz.

CHP Genel Başkanı, CHP’nin devrimci geleneğine değil, Soros Vakfı’nın işbirlikçi geleneğine bağlılığını bir kez daha kanıtlamıştır.

Cumhuriyeti kuran partinin yönetimini işgal edenler, Cumhuriyeti yıkma projesinde görev almışlardır.

Dersimin bölücülüğünü Cumhuriyetin Tunceli’sine tercih eden Kılıçdaroğlu Atatürk Devrimlerine açıkça karşı geldiğini duyurmuştur.

Vatan Savaşı’nda Bozgunculuk

Vatanseverler Ergenekon kumpaslarını çökertti, Silivri duvarları yıkıldı. 2014 Baharından sonra Vatan Savaşı sürecine giren Türkiye, 24 Temmuz 2015 günü itibariyle ABD’nin “Kara Gücüm” dediği PKK’yı düzenlediği operasyonlar ile hendeklere gömmeye başladı. Açılım süreci bitmiş ve Türk Ordusu PKK’nın başını ezmek için emin adımlarla ilerlerken CHP “Vatan Savaşı değil, Saray Savaşı” açıklamaları ile iç cepheyi bölmeye çalışmaktan kendisini alıkoymadı. Türk ordusunun başarısına ket vurmak ve ABD’nin planlarının bozulmasını engellemek için bu süreçte de üzerine düşen görevi yerine getirmeye çalıştı.

Vatan Savaşının başarıya ulaştığını gören ABD hemen düğmeye bastı ve 15 Temmuz 2016 günü FETÖ eli ile bağımsızlığımıza kastedip darbeye teşebbüs etmiştir. Ordu-millet el ele bu girişimi başarılı bir şekilde bastırıp bağımsızlığımızdan zerre kadar taviz vermeyeceğimizi net bir şekilde gösterdik.

Darbe girişiminden hemen sonra CHP, “tiyatro, kontrollü darbe” gibi söylemler ile ABD, FETÖ ile verilen mücadeleyi yok sayarak bozgunculuğa devam etmiştir.

PKK ve FETÖ ile İstenilen Adalet

Türk ordusu sınır ötesinde kahramanca çarpışırken, FETÖ ile PKK ile başarılı mücadele yürütülürken Kemal Kılıçdaroğlu bu sefer de “Adalet Yürüyüşü” ile PKK FETÖ ile kol kola içerdeki FETÖ’cülere adalet(!) için yollara koyuldu.

Vatan Partisi olarak iç cepheyi bölme planına karşı CHP’ye tarihi bir uyarı yaptık: “PKK ve FETÖ mağdurlarına adalet istemek demek, Türkiye’nin bugün ABD emperyalizmi ve onun cepheye sürdüğü terör örgütlerine karşı yürüttüğü ‘Vatan Savaşı’nın karşısında yer almak demektir.”

PKK ve FETÖ ile istenen adalet, Türkiye’nin ezici çoğunluğunu karşıya almak demektir.

RAND Raporu ve Atlantik Rotasında İktidar Planları

2020 Rand Corporation raporu Türkiye’nin Atlantik’ten kopuşunu ve Asya’daki yerini almaya her geçen gün nasıl da yaklaştığını gözler önüne seren bir rapor niteliğinde. Bu raporu detaylı incelemek ve ABD’nin Türkiye ile ilgili planlarını görmek gerekiyor.

Raporun ana hattını oluşturan mesele Erdoğan yönetimindeki Türkiye’nin Batı’dan uzaklaştığı ve buna bir çözüm bulunmasının gerekliliğidir. Buradaki iktidar alternatifi ise raporda gayet açık bir şekilde ifade ediliyor. Batı’dan uzaklaşan Erdoğan yönetimini devirecek ve tekrardan Atlantik güdümünde bir Türkiye kuracak kuvvetlerin en başında CHP-İYİP-HDP ittifakı geliyor.

Kılıçdaroğlu’nun Biden’a yanıtı

ABD Başkan adayı Joe Biden’ın Türkiye’ye karşı küstah açıklamaları ve Batıcı bir iktidar kurmak istediğini açıkça ifade etmesinin ardından Kılıçdaroğlu’ndan bu mesaja da cevap gecikmedi. Kılıçdaroğlu Biden’ın mesajına Kurultay’da cevap verdi. Kürt sorununun Meclis’te çözüleceğini ifade eden Kılıçdaroğlu, CHP’nin iktidara gelmesi durumunda yeni bir açılımın olacağının sinyallerini verdi.

Kılıçdaroğlu’nun “Ortaklarımızla iktidara geleceğiz” demesi de Biden ve ABD’ye yanıt niteliğinde. Kılıçdaroğlu’nun ortaklarını Adalet Yürüyüşü’nde gördük. Kim o ortaklar? PKK ve FETÖ, tabi ki onun siyasi uzantısı HDP.

Sonuç

Ülkemiz Doğu Akdeniz’de kararlı mücadelesini sürdürürken, PKK ve FETÖ ile başarılı bir şekilde mücadele ederken CHP’nin iç cepheyi bozma, ABD güdümünde iktidar olma planları her fırsatta karşımıza çıkıyor. Ahmet Davutoğlu ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun görüşmeleri ve hemen sonrasında yapmış oldukları basın açıklamasında dış politikamızdan duydukları rahatsızlıklar ve NATO’dan ve AB’den medet ummaları, çözümü ABD’de aramaları, öz gücümüzü hafife almaları, Türkiye’yi Atlantik cephesine tekrardan getirmek için verdikleri mücadeleyi bizlere gösteriyor.

Yakın zamanda Kaftancıoğlu’nun Atatürk çıkışı, Kılıçdaroğlu’nun İngiliz dış istihbarat örgütü MI6’in denetimindeki, PKK’ya yakınlığıyla bilinen Demokratik Gelişim Enstitüsü’nde toplantıya katılması ve toplantıda anadilde eğitimi, yeni anayasayı savunması, FETÖ’nün Türkiye’ye yönelik kumpas operasyonlarında tetikçilik yapmak için çıkardığı Taraf Gazetesi’nin yazarı Yüksel Taşkın’ın CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu tarafından MYK’ya alınarak Genel Başkan Yardımcısı yapılması,  salgına karşı verilen mücadeleye dudak bükerek TTB’nin bozgunculuklarına destek çıkarak sağlık ordumuzu hedef alması ve daha buna benzer her siyasi olayda karşımıza çıkan bozguncu faaliyetler ile ülkemizin verdiği mücadelenin başarılarının karşısında konumlanan bir CHP görüyoruz. Bu yazı yaşanan bu gelişmelerin aslında belirli bir süreç içinde temellerinin atıldığı, yeşerdiği ve CHP’nin Kılıçdaroğlu’nun söylemleri ile “1930’ların CHP’si değiliz!” diyerek şanlı devrim yıllarını ve “6 OK”u reddettiği, Atlantik güdümünde Türkiye’nin menfaatlerinin karşısında yer aldığını bizlere gösteriyor.

Partimizin Vatan Savaşını başarıya ulaştırmak için verdiği mücadele ve “Aynı Gemideyiz” stratejisinin önemini bir kez daha görüyoruz. Türkiye devrim sürecini yaşıyor ve bu süreç başarıya ulaşacaktır. Atlantik’te boğulmak yerine Asya’daki dostlarımız ile birleşerek Atatürk Devrimlerini başarıya ulaştıracaktır.

Kaynakça:

1-https://www.takvim.com.tr/video/haber-videolari/eski-chp-milletvekili-onur-oymen-2009daki-silkroad-raporunu-acikladi-deniz-baykal-istifaya-zorlanir-yerine-kemal-kilicdaroglu-gelir

2-https://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/kilicdaroglu-turkce-olimpiyatlari-gururumuzu-oksuyor-haberi-89841

3-https://www.aydinlik.com.tr/kilicdaroglu-nun-feto-sicili-2-abd-ziyaretleri-cemaat-baglantili-politika-eylul-2017

4-https://www.milliyet.com.tr/siyaset/dersimli-kemal-im-ben-devrimciyim-1936179

5-http://vatanpartisi.org.tr/genel-merkez/basin-aciklamalari/serdar-uskuplu-kilicdaroglu-nun-pkk-ve-feto-ile-iktidar-projesi-29710