Ana Sayfa Yazılar SABRİCAN TIKNAZOĞLU VE CAN AYBARS BİLGİCİER YAZDI – ZAFERİN İLKESİ: DEVRİMCİ KARARLILIK

SABRİCAN TIKNAZOĞLU VE CAN AYBARS BİLGİCİER YAZDI – ZAFERİN İLKESİ: DEVRİMCİ KARARLILIK

204

Sabrican Tıknazoğlu, Öncü Gençlik Ankara Dünya Devrimleri Çalışma Grubu Üyesi
Can Aybars Bilgicier, Öncü Gençlik Ankara Dünya Devrimleri Çalışma Grubu Üyesi

Tarihi günlerden geçiyoruz. Yarım asrı aşkın süredir içinde bulunduğumuz Atlantik kafesinden çıkıyoruz. Süreç kendisini önce; terörle müzakere yerine mücadeleye başlanması ve BOP eş başkanlığının çöküp, BOP’un yerle bir edilmesi ile gösterdi. Salgının getirdiği gereksinimler ile de kamucu ekonomi ihtiyacı geniş kesimlerce kabul edilir hale geldi. Ancak bu değişim süreci, geometrideki doğru gibi düz bir çizgi halinde ilerlemiyor. İlerlemeler olduğu kadar dönem dönem duraksamalar hatta gerilemeler de oluyor. Karşıt kuvvetler sürekli çatışıyor ve yer yer farklı kuvvetler etkin hale gelebiliyor. Bu kuvvetler dengesinin çatışmalı ve değişken hali, ideolojik iklimde de kendisini gösteriyor. Partimizin dışında olduğu gibi içinde de bu değişim sürecini kavramada eksiklikten kaynaklı yanlış çizgilere savrulanlara rastlıyoruz. Bu savrulmaların önüne geçmek için devrimci değişim süreçlerini iyi kavrayıp, tarihte bu karmaşıklık içinden devrimleri gerçekleştiren kuvvetleri ve zaferlerin önündeki engelleri iyi analiz etmemiz gerekiyor.

DEVRİMİN DİYALEKTİĞİ

İnsanlığın geçmiş deneyimlerine baktığımız zaman, yaşanan büyük devrimler içerisinde kırılmalar, savrulmalar, hatalı çizgiler görüyoruz. Devrim süreçleri; mevcut toplumsal ilişkiler içinde doğan ancak bu ilişkiler içinde artık gereksinimlerini karşılayamayan sınıf, kurumlarla, mevcut ilişkilerin devamını ve yeniden üretimini sağlayan sınıf, kurumlar arasındaki çatışmalar ile başlar. Bu çatışmalardan yeni bir ilişkiler ağı filizlenir. Devrim dediğimiz olay budur. Ancak bu yeni ilişkilerin öncüsü olan sınıf, kurumlar eski ilişkiler içinde doğmuş olup, içerisinde eskinin özelliklerini de bulundurmaktadır. Üstelik eski ilişkilerin egemen sınıf, kurumları artık egemen durumunda olmasa dahi yeni içinde de varlık gösterip etkide bulunabilir. Bu süreç özellikle siyaset, ideoloji gibi üstyapı kurumlarında sürekli çatışmalarla geçmektedir. Devrimci kuvvetlerin içinde her zaman, bu karmaşıklık içinde savrulanlar, gerici kuvvetlerle uzlaşıyı savunanlar, devrimi ilerletme cesareti gösteremeyenler olmuştur. Ancak zaferlerin itici gücü; bu karmaşıklık içinde devrimci hedefe doğru cesaretle, kararlılıkla, karşı devrimci rüzgarlara kapılmadan ilerleyenler olmuştur. Tarih onları yazmış, onlar sayesinde ilerlemiştir.

DEVRİMİN ZOR GÜCÜ: CROMWELL

Yazımızda baştan aşağı bir devrimler incelemesi yapmayacağız. Yazının içeriğini ilgilendiren hususlar özelinde, başlıca iki demokratik devrimden örnekler almakla yetineceğiz.

Kapitalist gelişimin ilk başladığı ülkeler, deniz ticareti ile elde ettikleri kazanımlar sayesinde İspanya, Portekiz ardından Hollanda oldu. Ancak sonrasında bu üstünlüğü İngiltere ele geçirdi ve demokratik devrimler çağının ilk devrimi İngiltere’de yaşandı. İngiltere’nin özelikle güney bölgesinde karı daha yüksek olduğu için tarım alanlarını çitleme hareketleri başladı. Yani tarım alanları geniş otlaklara dönüştürülüp etrafına çit çekilerek koyunlar için otlak alanları haline getirildi. Buralarda yetişen koyunların yününün ticareti daha karlı olduğu için tarım yerine yün ticareti ile uğraşım yoğunlaştı. Bu yolla, yeni soylu sınıfı ve ticaret burjuvazisi ortaya çıktı. Ancak eski feodal ilişkiler, bu ticaret burjuvazisinin gelişiminin ve sanayi üretimin oluşmasının önünde bir engel oluşturuyordu. Ticaret burjuvazisi, ekonomide üstünlüğü ele geçirmesine rağmen siyasette herhangi bir gücü yoktu. Gelişiminin önünü açılması için siyaset içerisinde de etkin güç haline gelip kapitalist gelişim önündeki tıkanıklığı açması gerekiyordu. İşte bu durum yeni gelişen burjuvazi ile feodal ilişkilerin tutucuları feodal soylular ve kral arasında çatışmaya neden oldu. Bu çatışmalı süreç içerisinde burjuvazi ile aristokrasi arasında uzunca iktidar mücadeleleri yaşandı. Burjuvazinin etkin güç olduğu gibi burjuvazi içinde, aristokrasi ve kral ile uzlaşmanın ve devrimin ilerleyişinin durdurulmasının hakim anlayış haline geldiği dönemler de oldu. Ancak Cromwell, halk kitlelerinden oluşan ordusu ve devrimi ilerletmeye kesin kararlı yapısıyla burjuvazinin kesin iktidarını sağladı. Devrim sürecinde aristokrasi ve kral ile mücadele ettiği kadar burjuvazi içindeki uzlaşmacılarla da mücadele etti. Bu mücadele olmasaydı burjuvazinin kesin iktidarı sağlanamazdı. İktidarı aldığı süreçte, burjuvazinin askeri diktatörlüğünü kurdu. Bu sayede kapitalist gelişim önündeki engelleri kararlılıkla aşıp burjuvazinin gelişiminin önündeki engelleri ortadan kaldırdı.

DEVRİMCİ HALK DİKTATÖRLÜĞÜ: JAKOBENİZM

Büyük Fransız Devrimi öncesi Fransa’da feodalizm egemendi. Ekonomik üstünlüğü burjuvazinin ele geçirmiş olmasına rağmen siyasi üstünlük aristokrasi elindeydi. Ayrıcalıklar, aristokratlar ve ruhban sınıfının elindeydi. Burjuvazi de ayrıcalık elde etmek istiyordu. Ancak bu ayrıcalıklar aristokrasi tarafından hediye şeklinde sunulamazdı. Burjuvazinin geniş halk kitlelerini kazanarak mücadele etmesi gerekiyordu. Ekonomik açıdan yoksulluklarla, yoksunluklarla boğuşan işçiler, esnaf-zanaatkarlar ve köylüler kazanılarak geniş bir ittifak kuruldu.

1789’da Bastille Hapishanesi Baskını, feodalizmin yıkılışıydı. Ancak aristokrasi kesin iktidarını kaybetmekle birlikte yok olmamıştı. İktidarı, burjuvazi ile paylaşıyorlardı. Burjuvazi içerisinden büyük burjuvazi, geniş halk kitlelerinin, devrimi ilerletmesinin kendi çıkarına aykırı olmasından korktuğu için devrimi durdurma yolunu seçti. Bu yolda aristokrasi ile tavizlerle uzlaşmayı bile kabul etti. Meclisin burjuvazide, yürütmenin kralda olduğu bir meşruti monarşi kuruldu. Bu uzlaşma burjuvazi içinde de ayrışmalar doğurdu. Uzlaşıyı savunan büyük burjuvazi ile devrimin devamını, kral ile aristokrasinin kesin yok edilişini savunan ve çoğunlukla küçük burjuvazi karakterine sahip olan Jakobenler arası bir cepheleşme gerçekleşti.

Kral ve aristokrasinin, mutlak monarşiyi tekrar egemen kılma hayalleri devam ediyordu. Hayallerini ise Avrupa’nın, monarşi ile yönetilen ülkelerinin Fransa’ya askeri müdahalesine bağlamışlardı. Büyük burjuvazinin temsilcisi Feuillantlar da devrimin devamını isteyen halk kitlelerinin etkisini kırmak için savaşı destekliyordu. Jakobenler içinden bir kısım da halkın yurtsever duyguları seferber ederek kralı devirmek, zaferle beraber Avrupa’da ekonomik üstünlük sağlamak amacıyla savaşı destekliyorlardı. Bu grup Jakobenlerden ayrılarak Jirondenler ismini aldı. Robespierre’in önderliğinde Jakobenler ise mevcut durumda savaşın kralın işine yarayacağını tespit ederek, savaşa karşı çıktılar. Jirondenler ise bu ayrılıktan sonra aristokrasi ile uzlaşıya kadar savruldular. Çoğunluğu oluşturan aristokrasi, büyük burjuvazi ve Jirondenlerin etkisiyle Fransa savaşa sürüklendi. Savaşla beraber derinleşen ekonomik kriz ve gelen yenilgiler, halk içerisinde monarşiye son verme isteğini yaygınlaştırdı. Ancak aristokrasi ile uzlaşım halinde olan büyük burjuvazi ve Jirondenler bu isteği karşılayacak durumda değillerdi. Bunun sonucunda Jakobenlerin halk kitleleri ile birleşip ayaklandığı 10 Ağustos 1892’de meşruti monarşi döneme son verildi ve Jakobenler iktidara geldi.

Jakobenler iktidara geldiğinde çöküş içerisinde bir ülkenin yönetimini devraldılar. Savaş ve ekonomik sıkıntıları göğüsleyebilmek için geniş halk kitlelerinin desteğine ihtiyaçları vardı. Jakobenler işçiler, esnaf-zanaatkarlar ve köylülerin desteğine dayanarak bir devrimci diktatörlük kurdular. Devrimlerin ilerlemesinde etkili olan bu devrimci diktatörlük ise dayandıkları geniş halk kitlelerinin isteği ve zorlamasına dayanıyordu. Bu sayede feodal kalıntıları, kralcı ve aristokrat kuvvetlerin kökünü kazıyıp kapitalist ilerlemenin önünü sonuna kadar açtı.

YOL AYRIMI

Yukarıda örnek verdiğimiz devrimler, feodalizmden kapitalizme geçiş sürecinin devrimleriydi. O süreçte ilerlemenin önünde engel, eski feodal sistemin tutucuları olan kral ve aristokratlardı. Eski sistemin kuvvetleri tam iktidarlarını kaybetseler de etki alanları oluşturabildiler. Ancak devrimi sürdürmek, aristokrasiye karşı her şartta mücadeleyi gerektiriyordu. Bu etkilerle savrulmayıp, kararlılıkla ilerlemeyi savunanlar, devrimlerin önünü açtılar. Şimdi ise Atlantik’ten Avrasya’ya geçiş sürecinin içerisindeyiz. Atlantik sisteminin tutucuları; ABD emperyalizmi, işbirlikçileri ve bu sistemden büyük paylar alan döviz vurguncuları, borsa vurguncuları, üretimin önünde engel olan komisyoncular. Avrasya’nın güçleri ise emperyalizmin kimlik siyasetlerine karşı milli devletin savunucuları, bağımlılık ve üretim dışı ekonominin savunucularına karşı üretimden yana sanayiciler, çiftçiler, işçiler. 2014’te Ergenekon kumpaslarının çöktüğü tarihten beri milli güçler adım adım etkisini arttırdı, kazanımlar elde etti. Ancak emperyalizm de ülke içerisindeki HDP, FETÖ gibi işbirlikçileri yoluyla medya, sanat üzerinden kurdukları kültürel hegemonya yoluyla ve geçmişteki ekonomik bağımlılık döneminden kalan araçları ile bu çatışma içerisinde etkin olabiliyor. Bu yollarla siyaset içerisinde, emperyalizmden yana bir cephe oluşturabildiği gibi milli kuvvetler içinde de kafa karışıklığı yaşayanları, savrulanları, emperyalist politikalara teslim olanları yaratabiliyor. İnsanlığın geçmiş deneyimlerinden bize kalan; bu çatışmalı dönemlerde eski düzenin koruyucusu emperyalizmin hegemonyası karşısında savrulmamak ve her alanda emperyalizmin müdahale gücüne karşı mücadele etmektir. Bu saldırılar ve savrulmaları çeşitli konularda görüyoruz. Bu konularda geçmiş dönemin alışkanlıkları yüzünden kafa karışıklıklarına rastlıyoruz. Peki biz emperyalizmin saldırılarına karşı ne yapacağız? Yaratılmak istenen; alevi-sünnilik üzerinden mezhepsel kimlik, eşcinsellik üzerinden cinsel kimlik, HDP üzerinden etnik kimlik ayrıştırmalarında, BOP döneminden kalan AK Parti karşıtlığı ile eski alışkanlıklarımızdan dolayı sessiz mi kalacağız? Yoksa bu konuların üzerine devrimci kararlılıkla giderek, sürecin ilerlemesinin öncü kuvveti mi olacağız?

oncugenclik.org.tr