SEZER ÖZSEVEN YAZDI: MADURO’YA LAF EDELİM DERKEN MADARA OLANLAR

SEZER ÖZSEVEN YAZDI: MADURO’YA LAF EDELİM DERKEN MADARA OLANLAR

Sezer Özseven, Öncü Gençlik GYK Üyesi ve Ankara İl Yöneticisi

Geçtiğimiz gün Bolivarcı Venezuela Cumhuriyeti Başkanı Nicolas Maduro’nun Çin ziyaretinin dönüşünde İstanbul’da lüks bir restorana davet edilmesinin ardından kimi çevrelerde Maduro’nun halkçılığı sorgulanmaya başlandı. Bu çevrelerin Maduro’yu sorgulaması Maduro’nun ya da emperyalizmin vahşi ekonomik saldırılarına direnen Venezuela halkının ne kadar umurundadır bilinmez ancak bu çevrelerin çaplarına bakmadan yaptıkları eleştiriler kendisine “solcu” diyen aydınlarımızın geldiği noktayı görmemiz açısından önemlidir.

 

EMİN ÇÖLAŞAN VE AKİF BEKİ’NİN BAŞBAŞA İZLEDİĞİ BELGESEL

 

Bugün Sözcü gazetesinde bu konuya ilişkin Yılmaz Özdil ve Emin Çölaşan tarafından 2 tane yazı kalem alındı. Bunların dışında İsmail Saymaz, Metin Uca, Akif Beki , Özgür Mumcu gibi kimi tanıdık simalar da Maduro’ya saldıran açıklamalarda bulundular.

Konuya ilişkin yazılan yazılara baktığımızda yazıların tek bir kalemden yazılmış gibi olduğunu görüyoruz. Birbirinden farklı biçimlerde yazılar yazan bu yazarlarımızın Maduro meselesinde ortak bir manifesto yayınlamasının temel sebebi ortak bir kaynaktan besleniyor olmaları olsa gerek. Emin Çölaşan’ın bugün yazdığı yazısında kaynak olarak gösterdiği belgesel muhtemelen diğer yazarlarımızın da yazısındaki verilere kaynaklık ediyor. Tüm yazarlarımız Venezuela halkının “diktatör” Maduro’dan rahatsız olduğu, Venezuela’da özgürlüklerin olmadığı ve ekonomik sıkıntıların da sadece bunlardan kaynaklandığı noktasında ortaklaşıyor. Sözcü gazetesi yazarları Yılmaz Özdil ve Emin Çölaşan ile Ahmet Davutoğlu’nun gazetesinde yazan Akif Beki’yi aynı kalemde buluşturan şey Amerikan propagandalarına teslim olmalarıdır. Amerikan basını teslim alamadığı Maduro’ya ve Venezuela’nın önceki lideri Hugo Chavez’e dört koldan saldırmaktadır. Amerikan basınında Venezuela’dan ajanlık faaliyetlerinden dolayı sürgün edilen “Venezuela vatandaşlarının” ülke hakkında verdiği “çarpıcı” bilgiler boy boy haber olmaktadır. Bu kara propaganda maalesef ülkemizdeki kimi aydınları da etkilemiştir.

 

AMERİKAN RÜYASININ YENİ “DİKTATÖRÜ”

 

ABD’nin Latin Amerika ülkeleriyle ilişkileri diğer ezilen ülkelerde olduğu gibi sömürü ilişkisidir. ABD sömüremediği ülkelere ise ambargolar uygulayarak liderlerini diktatör ilan etmektedir. Önce turuncu bir devrimin koşullarını yaratan ABD ardından da ülke içerisindeki muhalefeti fonlayarak yapay halk hareketleri yaratmaktadır. Daha önce bu yolla Libya’da Kaddafi’yi, Irak’ta Saddam’ı deviren ABD, şimdi de Suriye’de Esad’ı, Venezuela’da Maduro’yu, Türkiye’de ise Erdoğan’ı “diktatör” ilan ederek bir turuncu devrim yaratmak peşindedir. Suriye’de Esad’a karşı açıkça silah kullanan ABD Türkiye’de ise önce 15 Temmuz’da silah göstermiş, şimdilerde ise hem Akdeniz’den Türkiye’yi kuşatmakta hem de ambargolarla Türkiye ekonomisine saldırmaktadır. Venezuela gibi ABD’ye teslim olmayan Latin Amerika ülkeleri ise ABD’nin ağır ambargolarına maruz kalmaktadır. Emin Çölaşan ve Yılmaz Özdil’in yazılarında özellikle vurguladığı “Venezuela halkının ekonomik sıkıntılar içerisinde olması” durumunun sebebi ise ABD’nin ülkeye uyguladığı ağır ambargodur. Venezuela dünyanın en büyük petrol üreticilerinden olmasına rağmen bu petrolü uygulanan ambargodan dolayı dışarıya satamamaktadır. Yine uygulanan ambargodan dolayı ihracat ve ithalat durma noktasına gelmiştir ve enflasyon olağanüstü boyutlara ulaşmıştır. Bunun yanı sıra son yıllarda Venezuela yükselmekte olan Avrasya cephesiyle de sıkı ilişkiler kurmaktadır. ABD’nin asıl karın ağrısı ise Maduro’nun Türkiye’de yediği yemek değil öncesinde Çin’e uğrayıp oradan ticari antlaşmalarla dönmesidir. Venezuela’nın içinde bulunduğu ekonomik sıkıntıların temel sebebini bilmeyen bu aydınlarımız Maduro’ya ısmarlanan yemekten dolayı Venezuela’nın ekonomisinin kötü olduğunu zannederek gülünç duruma düşmektedirler.

 

YILMAZ ÖZDİL VE EMİN ÇÖLAŞAN’A BELGESEL ÖNERİSİ

21. yüzyıl koşullarında ezilen ülkelerde halkçı olmanın koşulu anti-emperyalist olmaktan geçer. Maduro’nun halkçılığıyla alay etmeye kalkan aydınlarımızın anlayamadığı temel formül budur. Bu yüzden bu aydınlarımız için Kanada başbakanının Suriye’de milyonlarca insanın ölmesine sebep olmasına rağmen bisiklete biniyor oluşu halkçı olması için yeterli oluyor ancak halkının bağımsızlığı için canını ortaya koyan Chavez gibi, Castro gibi, Esad gibi, Maduro gibi antiemperyalist liderler halkçı değil “diktatör” oluyorlar. Emin Çölaşan, Yılmaz Özdil, İsmail Saymaz gibi yazarlarımız kanlı emperyalist politikaların sürdürücülerine kalpli gözlerle bakarlarken ezilen dünya liderleri için “diktatör” kelimesini bir sakız gibi ağızlarına dolayabiliyorlar. Bunun sebebi de meseleye emperyalizmle mücadele mevzisinden bakmamalarıdır. Bu aydınlarımıza Amerikancı propagandalara teslim olmamalarını ve anti-emperyalist liderlere emperyalizm tarafından yapıştırılan diktatör etiketini koşulsuz şartsız kabul etmemelerini tavsiye ediyoruz. Bunun yanı sıra El Cezire’de izledikleri belgeselle yazılar kaleme alan yazarlarımıza diktatör ve darbeci ilan edilip turuncu bir devrimle devrilmeye çalışılan ve halkın emekçi kesimlerinin desteğiyle bu saldırıyı püskürten Chavez’in bu dönemini anlatan “Devrimden Canlı Yayın” belgeselini izlemelerini öneriyoruz. Bu belgeselde medyanın nasıl bir operasyon gücü olarak kullanıldığını net bir biçimde görebiliyoruz. Maduro’ya saldıran yazarlarımıza ise bu operasyonun bir parçaları olmamalarını öneriyoruz.

oncugenclik.org.tr, 20.9.2018

Paylaş: