STRATEJİ SANATI VE MAO

STRATEJİ SANATI VE MAO

Haluk HEPKON
TEORİ DERGİSİ – AĞUSTOS 2001
STRATEJİ SANATI ve MAO

Strateji kavramının kökeni

Strateji kelimesi eski Yunanca “strategema”dan gelir. “Generallerin işleri” anlamındaki kelimenin ilk başlarda savaş hilelerini anlatmak için kullanıldığı anlaşılıyor. Gerçekten de savaş ve strateji kavramları, eşyanın tabiatı gereği, tarih boyunca birbirleriyle ilintili olmuşlardır. Savaş kavramı yağmadan ve çapulculuktan uzaklaşıp örgütlü ve girift bir hal aldıkça strateji kavramının da gelişmesi, bu söylediklerimizi kanıtlamaktadır. Yani stratejiyi bir bilim haline getirenler çok savaşanlar değil, diğerlerine göre daha önce devletleşenler olmuştur.

Altı çizilmesi gereken bir başka nokta ise, iki kavramın da evrensel olmasıdır. Ama strateji biliminin gelişmesi için köklü bir uygarlığın şart olduğu görülüyor. Yönetenler ve yönetilenler arasında ve yönetenlerin kendi aralarında sürekli mücadelelerin olması, stratejilerin gelişmesi için de bir ön koşuldur. Daha iyi anlaşılması için bir örnek vermekte fayda var. İslam öncesi Arabistan’da savaşlar daha çok kabilelerin karşılıklı yağmaları biçiminde gerçekleşiyordu. Ama devletleşme ile savaş kavramı değişti. Silahlı çatışmaların başlama nedenleri, sürme biçimleri ve bitme koşulları farklılaştı. İslam peygamberinin “harp hiledir” sözü, aslında, savaşın karşılıklı meydan okumalar biçiminde geçtiği ve kişisel yeteneklerin her şey demek olduğu bir dönemin bitişini haber veriyordu.1

İkinci bir örnek ise Machiavelli’dir. Batının bu en önemli politika kuramcısının ünlü kitaplarından birisi de Savaş Sanatı’dır. Machiavelli, kitabında iki alan arasındaki benzerliğe dikkat çekmek için olsa gerek, politika ile savaş sanatının tarzlarının aynı olduğunu söylüyor. Tarihsel olgular da bu tespiti doğruluyor. Strateji kelimesi Çin’de milattan önce 8. yüzyılda biliniyordu. Neredeyse2000 yıl önce kullanılan stratejiler sistematik hale getirildiler. Çin dilinde zhao, mou, ce ya da ji olarak okunan sözcüğü “savaş hilesi” olarak tercüme edebiliriz. “Yan” (saymak) ve “shi” (on) anlamlarına gelen ve iki sözcüğün birleşmesiyle meydana gelen, tek ideogramlık bu sözcük, “on saymak” anlamına gelmektedir. Yani söz konusu ideogram, plan ya da hesap yapmayı anlatır.2 Kullanıldığı yere göre, savaş hilesi ya da politikada ve özel hayatta başvurulan hile olarak anlaşılmaktadır. Burada strateji kavramının bir başka özelliği dikkat çekiyor. Uygarlığın gelişmesine paralel olarak strateji kavramı yalnızca askerlik sanatına ait bir alt başlık olmaktan çıkıyor; yönetme sanatının olmazsa olmazı haline geliyor. Gerçekten de stratejiler çok uzun bir süredir yalnızca muharebe alanlarında uygulanan savaş hileleri değillerdir. Gündelik insan ilişkilerinden tutun, tartışmalara ya da ticarete kadar her yerde kullanılıyorlar. Hatta birebir mücadelelerde bile. Burada “savaşın kuralları iki kişi arasındaki düellonun kurallarından farklı değildir” diyen Clausewitz’i anmak gerekir. Günümüzde Uzakdoğu kökenli mücadele sporlarının hemen hepsinde bu stratejilerin izlerini görmek mümkündür. Bir anlamda bu disiplinleri bizim bildiğimiz sporlardan ayıran en önemli özellik de, “strateji sanatıyla iç içe geçmişlik” olmasıdır.

1 Konu ile ilgili bkz. Harro Von Senger, Savaş Hileleri Anahtar Kitaplar Yayınevi, 2000, 2. Basım, s. 34. 2 Age, s.22.

Bu iç içe geçmişlik o derecedir ki, eskiden Japonya’da kılıç ustalarına stratejist anlamına gelen “heihojin” dendiği biliniyor.

36 çeşit strateji

Strateji kavramı Konfüçyüs’ün çağdaşı Sun Tzu’nun savaş sanatı üzerine yazdığı ünlü eserde sık sık geçer. Bu kitap Çin kültürünü temsil eden ilk 20 eser arasında sayılmaktadır. “Stratejin derin ve uzağı gören cinsten ise, daha savaşmadan sen kazanırsın. Stratejik düşüncen sığ ve kısa erimli ise daha savaşmadan sen kaybedersin. Zengin strateji yoksul stratejiye üstün gelir. Stratejisi olmayanlar yenilmeye mahkûmdurlar. Bu yüzden, muzaffer savaşçıların önce kazanıp sonra savaştığı, mağlup savaşçıların ise önce savaşıp sonra kazanmaya çalıştığı söylenir.”3 Kullanılan tüm bu stratejiler ise “36 strateji” adı altında anılıyor. “36 strateji” kavramı ilk kez Güney Qi Hanedanı Tarihi adlı kitapta geçer. Kitapta “saygıdeğer Bay Tan’ın 36 savaş hilesi”nden bahsediliyor. Adı geçen Tan Daoji’nin gerçekten de 36 savaş hilesini içeren bir eser hazırlayıp hazırlamadığı bilinmiyor. Söz konusu kitapta verilen bu bilgiyi doğrulayan başka bir kaynak yok. Kaldı ki burada, benzerlerini hemen her dilde bulabileceğimiz, niceliği belirten bir deyim de söz konusu olabilir. Ama 36 strateji lafı Çin’deki en eski metinlerden olan I Ging’de de yer alır. Uzmanlar 36 strateji hakkında bilinen en eski kaynağın Ming Çağı’nın sonlarında (1368–1649) yazıldığını söylüyorlar. Bu stratejiler sırasıyla şunlardır:

1- İmparatoru yanıltmak ve denizi aşmak
2- Zhaoyu kurtarmak için Wei’yi kuşatmak
3- Başkasının hançeriyle öldürmek
4- Yorgun düşmanı sükûnetle beklemek
5- Hırsızlık yapmak için yangından yararlanmak
6- Doğuda gürültü etmek, batıda saldırmak
7- Bir hiçten bir şey yaratmak
8- Görünüşte asma köprüyü onarmak, fakat gizlice Chengcang’a yürümek
9- Karşı kıyıda yanan ateşi gözlemek
10- Gülücük arkasına hançer saklamak
11- Şeftali ağacı yerine kuruyan erik ağacı
12- Koyunu hafif elle alıp götürmek
13- Yılanı ürkütmek için çayıra vurmak
14- Ruhun geri dönmesi için bir ceset ödünç almak
15- Dağdaki kaplanı düzlüğe çekmek
16- Bir şeyi yakalamak için önce onu serbest bırakmak
17- Bir yeşim elde etmek için bir tuğla fırlatmak
18- Haydut çetesini zararsız hale getirmek için önce elebaşısını yakalamak
19- Başkasının kazanının altındaki odunu gizlice alıp götürmek
20- Balık yakalamak için suyu bulandırmak
21- Ağustos böceği altın gibi parlayan derisini atıyor
22- Kapıyı kapatmak ve hırsızı yakalamak
23- Yalandaki düşmanı yakalamak için uzaktaki düşmanla işbirliği yapmak
24- Daha sonra işgal etmek üzere, askerleri Guo devleti topraklan içinden yürütmek
25- Kirişleri çalmak ve çürük direklerle değiştirmek
26- Akasyaya söylenmek, fakat dut ağacını göstermek
27- Dengeyi kaybetmeden delice hareket etmek
28- Merdiveni alıp götürmek için bakışları dama çevirmek
29- Kurumuş ağaçları yapma çiçeklerle bezemek
30- Konuğun rolünü ev sahibinin rolüne dönüştürmek
31- Güzel kadın stratejisi
32- Açık kent kapısı stratejisi
33- Nifak sokma stratejisi
34- Kendini sakatlama stratejisi
35- Zincirlenme stratejisi
36- Kendi haline bırakma stratejisi4

3 Sun Tzu, Savaş Sanatı, Anahtar Kitaplar Yayınevi, s.72.

Çin Devrimi’nin önderi Mao, tüm bu Çin savaş ve strateji sanatı deneyiminden sonuna kadar yararlanıyor.

Mao ve strateji

Her devrimci içinde yaşadığı ortamdan beslenir. Kökleri ayaklarını bastığı topraklardadır. Bu, özellikle de önder devrimciler için daha çok geçerlidir. Önder devrimcileri diğerlerinden ayıran bir başka faktör daha vardır. Toplumlara önderlik etme iddiasında olanların iyi birer stratejisi olması gerekiyor. Tarih öncü ile sıradan arasındaki en önemli farklardan birisinin strateji bilmek olduğunu gösteriyor. Tüm bu nedenlerden ötürü Mao Zedung’un incelenmesi önemlidir. Mao’nun yazılarını okuduğumuzda, çok önemli bir stratejist ile karşı karşıya kaldığımızı görürüz. Konuya bu açıdan yaklaşmak iki açıdan önemlidir. Birincisi; onun yazılarında dile getirdiği bakış açısını anlamak kolaylaşacaktır. Bunun dogmatizmi önleyeceği açıktır. İkincisi; bu bakış açısıyla okunduğunda, özellikle de askeri yazılar, strateji bilimi açısından çok önemli ve bir o kadar da zevkli belgelerdir. Satırlar arasında gezinirken karşımızda Çin kültürüne vakıf bir dehayla karşı karşıya kaldığımızı hemen fark ederiz. Bu da strateji bilimiyle ilgilenenler açısından az bulunur bir düşünsel ziyafettir.

Mao Zedung’un strateji ve savaş yasaları hakkındaki görüşlerini incelemeye başlamadan önce, bir konunun altını çizmek gerekiyor. Mao, savaş yasalarının herkes tarafından incelenmesi gerektiğini belirtir. Ama bununla yetinmek yanlıştır. Bugün bu saptamanın ne kadar doğru olduğu daha da net olarak görünmektedir. Yalnızca Sun Tzu ile ilgili sınırlı bir savaş sanatı bilgisi yeterli olsaydı, Çan Kay Şek’in yenilgisini nasıl açıklardık?5 Mao, konuyla ilgili olarak, devamla, yalnızca devrimci savaşın değil, aynı zamanda Çin’deki devrimci savaşın yasalarını da bilmek gerektiğini ifade eder. Burada esas olarak, Çin’de de Sovyetler Birliği’ndekinin kopyası bir devrim bekleyenler eleştirilmektedir. “Zaman açısından, hem savaş hem de savaş yasaları gelişme halindedir. Her tarihi dönemin kendine özgü nitelikleri vardır ve bu nedenle her tarihi dönemin savaş yasaları da kendine özgü nitelikler taşırlar ve başka bir dönemde mekanik bir biçimde uygulanamazlar.”6 Yine de tüm bunların binlerce yılın imbiğinden geçmiş olan strateji bilimini küçümsemek olmadığı çok açıktır. “İlke niteliğinde olan bütün askeri yasalar ve teoriler, eski savaşların, o günün ya da günümüzün insanları tarafından özetlenmiş tecrübeleridir. Kan pahasına edinilen ve geçmiş savaşların bir mirası olan bu tecrübeleri ciddi bir şekilde incelemeliyiz.

4 Savaş Hileleri, s. 23. 5 Mao’nun bu konudaki tavrını daha iyi anlamak için “Parti İçindeki Yanlış Düşüncelerin Düzeltilmeli Üzerine” başlıklı yazısına bakılabilir. Yazıda salt askeri bakış açısı eleştirilerek, Kızıl Ordu’nun görevinin Beyaz Ordu gibi yalnız savaşmak olmadığı ifade edilir. (Mao Zedung, Seçme Eserler, Aydınlık Yayınları, c. 1, s. 136.) 6 Age, c.1, s.233.

Bu sorunun bir yönüdür. Fakat sorunun bir diğer yönü daha vardır. Çıkarılan sonuçları kendi tecrübelerimiz ışığında sınamalı, yararlı olanlarını benimsemeli, yararsızlarını atmalı ve onlara kendi tecrübelerimizi de katmalıyız.”7
Mao savaşın siyasetin devamı olduğunu belirtir. Ama bu olgu savaşın kendine has özellikleri olduğu gerçeğinin üstünü örtmemelidir. “Siyaset, her zaman kullanılan araçlarla yürütülemeyecek bir aşamaya geldiği zaman, yoldaki engelleri kaldırmak için savaş çıkar.”8 Dolayısıyla savaş tecrübesi kendine özgü bir tecrübe türüdür. Mao, “Bizler Sung Dükü Siang değiliz ve onun ahmakça ahlakına ihtiyacımız yoktur. Zaferi kazanabilmek için düşmanın gözlerini ve kulaklarını kapatarak, onu kör ve sağır etmek için elimizden gelen her şeyi yapmalı ve komutanlarının kafalarında karışıklık yaratarak onların dikkatini dağıtmalıyız”9 der. Hikâyeye göre Sung Dükü Siang kendisinden daha güçlü olan Çu devletiyle savaşır. Savaş öncesinde Sung birlikleri muharebe düzenine girerler. Çu birlikleri ise bu sırada ırmağı geçmektedirler. Generallerinden biri Siang’a, güçlü düşmanları hazırlıksızken hemen saldırıya geçmeleri gerektiğini söyler. Ama Dük erdemli bir insanın hazırlıksız bir insana saldırmayacağını söyler. Çu birlikleri ırmağı geçtikten sonra muharebe düzenine hemen giremezler. Aynı general düşmana saldırmayı tekrar önerir. Ama Dük Siang yine erdemli insanın hazırlıksız birisine saldırmayacağını söyler. Ardından Çu birlikleri hazırlıklarını tamamlarlar ve savaş başlar. Savaşın sonunda Dük Siang hem yaralanır hem de çok büyük bir bozguna uğrar. Bu hikâyenin ana fikri, Sun Tzu’nun da altını çizdiği bir gerçektir: “Hile düşmanı yenmek için gereklidir. Doğruluk ise bir grubu yönetmek için.” Ya da bir başka deyişle “Bir ülkeyi insancıllık ve adaletle yönetilebilirsin, ama bir orduyu asla.”

Vey ülkesini kuşatarak Çao ülkesini kurtarmak

Mao, “Çin’in devrimci savaşında strateji sorunları” başlıklı incelemesinde kullanılan stratejileri şöyle anlatır: “Düşman üs bölgelerimizde hareketsiz kalırsa taktiklerimizi değiştirebiliriz, yani düşmanın çekilmesini ve esas kuvvetlerimize saldırmasını sağlamak üzere esas kuvvetimizi, düşmanın daha önce bulunduğu bölgeye saldırmak ve oradaki faaliyetlerimizi arttırmak için kullanırken, kuvvetlerimizin bir kısmını düşmanı kuşatmak için üs bölgesinde bırakırız; bu ‘Vey ülkesini kuşatarak Çao ülkesini kurtarmak’ taktiğidir.”10 Burada anlatılmak istenen şey düşman tarafında tehdit edilen bölgeyi kurtarmak için uğraşmamak gerektiğidir. Burada düşman hazırlıklıdır ve kendisine saldırılmasını beklemektedir. Savaş yerini ve zamanını o seçmiştir. Bu yüzden onun güçlü olduğu bu bölgeye değil, zayıf olduğu ve kendisi için önemli olan başka yerlere saldırmak gerekir. Bu kez o, başkası tarafından seçilen yerde ve zamanda savaşa girmek zorunda kalacaktır. Bir başka deyişle “dağdaki kaplan düzlüğe çekilmiş olacaktır.”

Düşmanın zaferini, onun zayıf yerlerinden birini tehdit ederek yenilgiye dönüştürmeyi anlatan bu strateji tarihsel bir olaya dayanmaktadır, İÖ. 354 yılında Vey devleti Çao devletine saldırıp, bu devletin başkentini kuşatmaya alır. Bunun üzerine Çao devleti Qi devletinden yardım ister. Qi ordusunun başında Tian Ji isimli komutan vardır. Komutan danışmanı olan Sun Bi’ye yardım için doğrudan Vey ordusuyla savaşmak istediğini söyler. Sun Bi ise buna şöyle karşı çıkar: “Bir düğümü çözmek istiyorsanız, onu güç kullanarak parçalamamalısınız. Kuşatmayı sona erdirmek istiyorsanız en iyisi, düşmanın yoğun olarak bulunduğu yerden,

7 Age, c. l, s. 243. 8 Age, c. 2, s. 151. 9 Age, c. 2, s. 166. 10 Age, c. 2, s. 99.

yani dolu olandan sakınmalı ve onun yerine düşman tarafından kendi haline terk edilen yeri, yani boşluğu vurmalısınız. Vey devletinin tüm seçkin birlikleri şu anda Çao topraklarında. Bu yüzden Vey devletinin en önemli kenti Daliang’a saldırmayı öneriyorum.” Gerçekten de Qi ordusunun Vey’e saldırdığı haberi hemen yayıldı. Bunun üzerine Çao’daki kuşatma kalktı. Vey ordusu hızla kendi ülkesine geldi ve onu dinlenmiş bir halde bekleyen Qi ordusu tarafından yenildi.11 Bu stratejinin temelini oluşturan “doluluk” ve “boşluk” kavranılan savaş sanatlarında çok önemlidirler. Sun Tzu’nun kitabının 6. Bölümü bu konuya ayrılmıştır. “Savaşçılar doludan kaçınır, boşa vururlar; bu yüzden öncelikle kendilerinde ve diğer kişilerdeki boşluk ve doluluğu taramalıdırlar.”12

Yorgun düşmanı sükûnetle beklemek

Mao, aynı yazıda “yorgun düşmanı sükûnetle beklemek” stratejisini nasıl uyguladıklarını da açıklar. Bu stratejiye göre güçlü düşman üs bölgelerine çekilmeli, yorulması beklendikten sonra da saldırıya geçilerek imha edilmelidir. Mao, bu stratejiye karşı çıkan ve düşmanı “kapının dışında karşılamak” gerektiğini savunanları ise eleştirir. “Stratejik bir geri çekilme, güçsüz bir kuvvetin, kolayca baş edemeyeceği üstün bir düşmanın saldırısı karşısında düşmanı yenilgiye uğratmak amacıyla kuvvetlerini koruyabilmek ve vakit kazanabilmek için aldığı stratejik önlemdir.”13 Mao aynı yazıda aktardığı bir hikâye ile bu stratejinin neden uygulanması gerektiğini anlatır. Hikâyeye göre Lu ve Çi devletleri savaşa tutuştuğunda, Cao Guy Lu kralı ile görüşmek ister. Cao önce savaşa girilmesine karşıdır, ama kral “tüm davalarda gerçeğin açığa çıkması için çalıştığını” söylediğinde, bunun kralın halka bağlılığını gösterdiğini ve bu yüzden duraklamadan savaşa girilebileceğini ifade eder. Savaş sırasında Cao karşı tarafın hücum davulunun üç defa çalınmasını bekler ve ardından hücum emrini verir. Bunun nedeni ise karşı tarafın birinci davulda cesaretinin yükselmesi, ikinci davulda azalmaya başlaması, üçüncü davulda ise bitmesidir. Böylelikle cesareti biten bir güce cesaretle saldırmak ve savaşı kazanmak mümkün olacaktır.

Zaferden sonra da Cao hemen düşmanın peşine düşülmesini istemez. Önce düşman savaş arabalarının izlerini inceler, bayraklarına bakar. Bayrağın eğik, izlerin ise birbirine karıştığını görünce; düşmanın kontrolsüzce kaçtığını, dolayısıyla pusu kuramayacağını anlar ve takip emrini verir. Mao bu öykünün ardından şöyle der: “Öykü, bir savaş öncesindeki siyasi hazırlıklardan (halkın güveninin kazanılması), karşı saldırıya geçmek için elverişli bir savaş alanının seçilmesinden söz eder, karşı saldırıya geçmek için uygun olan zamanı (düşmanın cesaretinin tükendiği, kendilerininkinin ise yüksek olduğu) gösterir ve düşmanın kovalanmaya başlanması gereken ana dikkat çeker (düşmanın izleri birbirine karışmış ve bayrakları düşmüş durumdayken).14

Mao aynı yazıda gerilla savaşının ilkelerini on altı ideogramla şöyle ifade eder. “düşman ilerlediğinde çekiliriz; düşman konakladığında onu taciz ederiz; düşman yorulduğunda saldırırız ve düşman çekilirken kovalarız.”15 Böyle bir geri çekilmenin diğer bir amacı da “düşmanın görece zayıf kuvvetlerine saldırmanın” yollarını araştırmaktır. Aslında bu da “boşluğa dolulukla vurmak” ilkesinin uygulanması demektir.”16 Sun Tzu, ‘düşman güçlüyken savaşmaktan kaçınmalı, yorulduğu ve çekilmeye başladığı zaman ona darbe

11 Savaş Hileleri, s. 56–57. 12 Savaş Sanatı, s. 121 13 Mao Zedung, Seçme Eserler, c. 1, s.270. 14 Age, c. 1, s. 272. 15 Age, c. 1, s. 273. 16 Age, c. 1, s. 278.

indirmeli’ dediğinde, üstünlüğünü azaltmak amacıyla düşmanı yormak ve moralini bozmak gerektiğini anlatmak istiyordu.”17 Bu strateji ilk kez Sun Tzu’da geçer. “Savaş alanına önce gelip rakiplerini bekleyenler rahattırlar; savaş alanına son gelenler ve savaşa hazırlıksız girenler çökerler… İyi savaşçılar düşmanı ayağına getirir, kendisi gitmez… Demek ki düşmanlar rahat oldukları zaman onları yormak, iyi beslendikleri zaman aç bırakmak ve dinlendikleri zaman da harekete geçirmek mümkündür.”18

Doğu’da gürültü ederken Batı’dan saldırmak

Mao “Uzun Süreli Savaş Üzerine” başlıklı yazısında ise, “Doğu’da gürültü ederken Batı’dan saldırmak” stratejisinden bahseder. “Düşman hakkında yanlış fikirlere sahip olmak ve hazırlıksız yakalanmak, üstünlüğü ve inisiyatifi kaybetmek anlamına gelebilir. Dolayısıyla, düşmanda kasıtlı olarak yanlış fikirlerin doğmasını sağlamak, ondan sonra da onu beklenmedik hücumlara maruz bırakmak, üstünlüğü kazanmanın ve inisiyatifi ele geçirmenin gerçekten önemli iki yoludur… ‘Doğudan saldırır gibi yapıp batıdan saldırmak’ da düşmanda yanlış fikirlerin yaratılmasının bir yoludur.”19 Düşmanda kasıtlı olarak yanlış fikirlerin uyanması sağlanmalı, ardından da onu beklemediği hücumlara maruz bırakarak üstünlüğü kazanmalıdır. Strateji bu biçimde ilk olarak devlet adamı ve tarihçi Du You (İ.S. 735–812) tarafından ifade edilmiştir. “Gerçekte batıdan saldırmak için; doğuda saldırı yapacağını yay etrafa”. Amaç saldırırının yönünü gizlemektir. Böylelikle düşmanı hiç beklemediği yerden vurmak mümkün olacaktır.20

Dağın tepesinde oturup kaplanların kavgasını seyretme

Mao, “Japonya’ya karşı birleşik cephe içinde bugünkü taktik meseleler” başlıklı yazısında ABD’yi, “dağın tepesinde oturup kaplanların kavgasını seyretme” stratejisini uyguladığı için, eleştirir. “Sovyetler Birliği ile bütün insanlık arasındaki çıkar birliği” başlıklı yazısında da bu kez İngiltere, ABD ve Fransa’yı, aynı stratejiyi uygulayarak Sovyetler Birliği ile Almanya arasında çıkacak bir savaşı seyretmekle suçlar. Stratejinin bu biçimde formülü Sima Qian’ın Tarihsel İşaretler kitabında aktarılan bir olaya dayanır. Kitaba göre Han ve Wei devletleri savaşırlarken Qin hükümdarı da müdahale etmek ister. Danışmanı Chen Zhen ise bu karara anlattığı bir öyküyle karşı çıkar. Bir gün Bian Zhuangsi, karşısında birdenbire, bir sığırı parçalayıp yemekle meşgul iki kaplan bulur. Kılıcını çeker ve kaplanları avlamak ister. Yol arkadaşı Gan Zhuzi hemen onun elini tutar ve şöyle der: “Her iki kaplan da şu anda tıkınmakla meşguller. Karınlarını iyice doyuruncaya kadar bekle. Bırak sonra onlar birbirlerine gireceklerdir. Ufak tefek kaplan ölüp gidecek, iri yarı kalan ise mücadele sonunda yaralanacaktır. Daha sonra sen, hiç de büyük bir çaba harcamadan bir vuruşta iki kaplan avlamış olacaksın.” Danışman devamla hükümdara iki ülkenin savaşına şimdilik hiç karışmamayı, güçlü olan güçsüzü alt ettiğinde de, savaştan yeni çıkmış ve artık eskisi gibi güçlü olmayan bu ülkeye saldırmayı önerir.21 Bu stratejinin bir başka açılımı da “karşı kıyıda yanan ateşi gözlemek”tir. Anlatılmak istenen, olaylar istenilen kıvama gelinceye kadar müdahale etmemek, oyalamak, daha sonra da harekete geçerek arzu edilen sonucu almaktır.

17 Age, c. 1, s. 279. 18 Savaş Sanatı s. 121-123. 19 Mao Zedung. Seçme Eserler, c.2, s. 165. 20 Savaş Hileleri, s.105. 21 Age, s.165.

“Dağdaki kaplanı düzlüğe çekmek”

Bu stratejide anlatılmak istenen, düşmanı kendi zemininden, yanı alışık ve güçlü olduğu pozisyondan ayırmak ve sonra yenmektir. İÖ. 7. yüzyılda yaşamış Guan Zhong’un yazdığı iddia edilen bir kitapta şöyle denmektedir: “Kaplan ve leopar inlerini terk eder ve insanlara yaklaşırsa, insanlara av olurlar. Kaplan ve leopar inlerini terk etmedikleri sürece güçlü durumlarını koruyabilirler.”22 Bu örnekte Mao, “Bunlar, Guomindang ile on yıllık kanlı savaşımızın kazançlarının bir kısmını, Japonya’ya karşı milli devrimci savaşımızın güney eyaletlerindeki stratejik kalelerini ve Guomindang’ın Sian olayından sonra bile ‘kuşatma ve bastırma’ ile yok etmeye ve hatta Lukuçiao olayından sonra da daha yeni olan ‘kaplanı dağlardan tuzağa çekme’ yöntemi ile zayıflatmaya çalıştığı kuvvetlerimizi temsil etmektedir”23 der.

Almak için vermek

“Toprak kaybına gelince; çoğu zaman öyle olur ki, zarar ancak zararla önlenebilir. Buna ‘almak için vermek’ ilkesi denir. Kaybımız sadece toprak, buna karşılık kazancımız düşman karşısında kazanılmış bir zafer, ayrıca topraklarımızın yeniden kazanılması ve daha da genişlemesi ise, bu, kârlı bir şeydir. Bir iş sözleşmesinde de satın alan, bir miktar para kaybetmezse mal alamaz. “24 Mao burada “bir yeşim elde etmek için bir tuğla fırlatmak” stratejisini kastetmektedir. Bu stratejide anlatılmak istenen, değerli bir şey elde etmek için daha az önemli bazı şeylerin feda edilebileceğidir.

On’a karşı bir’le mücadele etmek

Sun Tzu’nun savaş konusundaki nesnelliği konuya yabancı olanlara ilk bakışta şaşırtıcı gelebilir. Savaş sanatına göre savaşın öznesi hayali kahramanlar değil, soluk alıp veren gerçek insanlardır. Onun için kahramanlıklara önem verilmez. “Bu yüzden iyi savaşçılar zaferi cesaret ya da kurnazlıkla kazanamazlar. Onların zaferleri şans eseri de değildir. Zira kazanacaklarından emin oldukları yerlere geçerler ve çoktan yitirmiş kimseleri yenerler.”25 Kısacası akıllılar önce kazanır, sonra savaşırlar. Aptallar ise önce savaşıp, sonra kazanmaya çalışırlar. Sun Tzu “önceden kazanmak” derken hazırlıklı olmayı, plan yapmayı, akıllıca ittifaklar kurmayı kasteder.

Savaş tabiatüstü bir olay değildir. Zorunluluğun hükmettiği dünyevi bir süreçtir. En ufak bir hatanın yüzlerce kişinin hayatına mal olacağı bilinir. Hiçbir şey şansa bırakılmaz. Bu yüzden güç dengesine dikkat etmeyi öğütler Sun Tzu. Azla çoğu vurmak gerektiğini söyler. “Sen bir’liğe yoğunlaşmışken düşman on’a bölündüğünde gücün bir’e karşı on olur.”26 Sun Tzu’ya göre muharebe söz konusu olduğunda sayıca az olan taraf savaşmaktan kaçınmalı, hele az olan taraf mümkünse hemen kaçmalıdır. Çünkü savaş teorisyenlerinin dediği gibi “küçüğü büyüğe yem eden ancak inatçılıktır”. Savaşta önemli olan zaferdir, inat değil. Mao da savaşta nesnellikten yanadır. Küçüğün büyüğü yenebileceğini, ama bunun inatla değil akılla olacağını

22 Savaş Hileleri, s.280. 23 Mao Zedung, c.2, s.60. 24 Age, c. l. s. 282. 25 Savaş Sanatı, s. 108. 26 Age, s. 128.

bilir. Savaş, doğru fikirlerin eninde sonunda galip geleceği bir tartışma değildir. “‘On’a karşı bir’le, yüz’e karşı on’la mücadele edelim’ derken, stratejiden, savaşın tümünden ve genel güç dengesinden söz ediyoruz ve stratejik anlamda şimdiye kadar yaptığımız da bundan başka bir şey değildir. Harekât ve taktiklerde ise bu sloganı asla uygulamamalıyız. İster karşı saldırıda, ister saldırıda bulunalım, düşman kuvvetlerinin bir bölümüne darbe indirmek için daima büyük kuvvetleri bir arada toplamalıyız… Bizim stratejimiz ‘on’a karşı bir’le’, taktiğimiz ise ‘bir’e karşı on’la’ mücadele etmektir. Bu, düşmana karşı üstünlük sağlamada temel ilkelerimizden biridir.”27
Nesnelliğe bu kadar vurgu yapılması akla bazı soruları getirebilir. Oysa tüm strateji bilimi, daha kuvvetli olanı yenmeyi mümkün kılma üzerine şekillenmiştir. Sayıca az, güçsüz ve silahsız düşmanı yenmek için büyük bir strateji bilgisine ihtiyaç yoktur. Eğer böyle olsaydı tüm bir strateji bilimi “saldır ya da kaç” biçiminde formüle edilebilirdi. Mao’nun yazılarında bu ince noktanın iyi kavrandığını ve iradeyle nesnellik arasında sağlıklı bir ilişki kurulduğunu görüyoruz. “Savaş bir güç denemesidir, ama güçlerin başlangıçtaki durumu savaş süreci içinde değişir. Burada tayin edici etken sübjektif çabadır: Daha çok zafer kazanmak ve daha az hata yapmak. Objektif etkenler böyle bir değişikliği mümkün kılar, ama bu imkânı gerçekliğe dönüştürebilmek için hem doğru siyaset, hem de sübjektif çaba şarttır. Sübjektif etken o zaman tayin edici rolü oynar.”28 “Büyük ve güçlü orduların uğradığı yenilgilere ve küçük ve zayıf orduların kazandığı zaferlere baktığımızda, yanlış sübjektif yönetimin, üstünlüğü ve inisiyatifi zayıflığa ve pasifliğe dönüştürebileceği, doğru sübjektif yönetimin ise tersine bir değişmeye yol açabileceği tezi, daha da ikna edici olmaktadır. Çin tarihinde ve başka ülkelerin tarihlerinde böyle birçok örnek vardır.”29

Düşmanı tanımak

Yukarıda sözü geçen nesnellik, düşmanı tanımak konusunda da fazlasıyla geçerlidir, “İşte bu yüzden Sun Tzu’nun ‘Düşmanı ve kendini tanırsan yenilgi tehlikesi olmaksızın yüzlerce kez savaşabilirsin’ sözü bugün de bilimsel doğruluğunu korumaktadır. Hatalar, düşman ve kendimiz hakkındaki bilgisizliğimizden doğar…”30 Sun Tzu bu konuya gerçekten de özel bir önem verir. “Başkasını ve kendini bilirsen sen, yüz kere savaşsan da tehlikeye düşmezsin; başkasını bilmeyip, kendini bilirsen bir kazanır bir kaybedersin; ne kendini ne de başkasını bilmezsen, girdiğin her savaşta tehlikedesin demektir”. “Eğer Japonya çözülmez çelişmeler içinde olmasaydı, mesela bir seferde birkaç milyon ya da on milyonluk dev bir kuvveti bir araya toplayabilseydi, mali kaynakları şimdikinin birkaç misli olsaydı, kendi halkından ve başka ülkelerden muhalefetle karşılaşmasa ve Çin halkının bir ölüm kalım direnişi göstermesine yol açacak barbarca siyasetler izlemeseydi, mutlak üstünlüğe sahip olur ve her zaman ve her yerde mutlak inisiyatifi elinde tutabilirdi.”31 Mao tüm bu değerlendirmeleri yaparken son derece soğukkanlıdır. Şu satırlar da onun düşmanı nesnel olarak tanımaya ne kadar önem verdiğini gösterir. “Japon ordusunun gücü sadece silahlarında değil, fakat aynı zamanda subaylarının ve askerlerinin eğitiminde, örgütlenme derecesinde, hiçbir zaman yenilmemiş olmasından doğan kendine güveninde, Mikado’ya ve tabiatüstü varlıklara olan batıl inancında, kibirinde, Çin halkına duyduğu nefrette ve buna benzer diğer özeliklerde yatar. Bütün bunlar Japon savaş ağalarının uzun yıllar süren beyin yıkama faaliyetlerinden ve Japon milli geleneğinden kaynaklanır.

27 Mao Zedung, c. 1, s. 302-303 28 Age, c. 2, s. 160. 29 Age, c. 2, s. 164. 30 Age, c. 2, s. 163. 31 Age, c. 2, s. 161.

Oldukça çok sayıda düşman askeri öldürdüğümüz ve yaraladığımız halde çok az esir almış olmamızın baş nedeni budur. Bu, geçmişte birçok kişi tarafından küçümsenmiş olan bir noktadır. Düşmanın bu özelliklerini ortadan kaldırmak, uzun bir süreç içinde mümkün olacaktır.”32

Mao, Japon emperyalizmini çağdaş Sun Vu-Kung’lar olarak niteler ve kuşatmalarının “Buda’nın eli gibi, evreni boydan boya kat eden Beş Unsur Dağı’na dönüşeceğini ve saldırganların işini bitireceğini” söyler.33 16. yüzyılda yazılmış önemli bir eser olan Batı’ya Yolculuk’un kahramanı bu maymun-kral, akıldan uzak gücü anlatmak için kullanılır. Hikâyeye göre Buda maymun-kralı alt eder ve onu kibri yüzünden Beş Unsur Dağı’na hapseder. Yüzyıllar sonra Budist aziz Kuan Yin pişman olmuş maymunun yanına gelerek ona şu dizeleri okuyacaktır. “Sihirli maymunun halkına hizmet etmeyişi ne kötü. Vaktiyle çılgınca kahramanlık taslarken, kalleş bir yürekle yerle bir etti kendini.”34

32 Age, c.2, s.176–177. Aslında Rus-Japon savaşından sonra Japon askerlerinin savaşçılığı ile ilgili hikâyeler oldukça yaygındı. Feroz Ahmad’de İttihat ve Terakki isimli eserinde buna değinir. Aynı şeye Atatürk’de dikkat çeker. (Atatürk’ün Bütün Eserleri, Kaynak Yayınları, c. l, s. 169. Osmanlı ordusunun Enver Paşa tarafından yeniden yapılandırıldığı bu yıllarda, Japon askerleriyle ilgili rivayetlerin bu kadar uzaklara yayılabilmesi hakikaten ilginçtir. 33 Mao Zedung, c.2, s. 145, 34 Savaş Sanatı, s. 27–28.

Paylaş: