Ana Sayfa Manşet Talat Paşa’nın son mektubu: Ben yatağımda ecelimle ölmem!

Talat Paşa’nın son mektubu: Ben yatağımda ecelimle ölmem!

226

İttihat ve Terakki Fırkası’nın devrimci önderlerinden Sadrazam Talat Paşa (47)’nın şehit edilişinin bu yıl 97’nci yıl dönümü. Talat Paşa, 15 Mart 1921 günü Berlin’de İngiliz Gizli Servisi’nin kiralık adamı Ermeni militan Tehlirian tarafından tabancayla vurularak katledildi. Davası da uyduruk bir mahkeme süreciyle kapatıldı. Talat Paşa, fedai kuşağı devrimcilerinin teşkilatçı lideriydi. Türk devrimine büyük hizmetlerde bulundu. Yaptıklarıyla Cumhuriyet’in önünü açtı.

KAHPE KURŞUNLARA HEDEF OLDULAR

Tarihe ‘Jön Türkler ‘ olarak geçen Genç Türk devrimcileri emperyalizme karşı verdikleri mücadelede hepsi de ya vuruşarak, ya da kahpe pusularda şehit oldular. Dünyanın hiçbir ülkesinde

böylesine önder kadro biçilmedi. Bu bile mücadelenin ne kadar çetin olduğunu gösterir. Öldüler ama asla boyun eğmediler. Vuruşarak öldüler. Türkiye Cumhuriyet’in kuruluşunun Önsöz’ünü yazdılar.

İşte o şehit kadro: Resneli Niyazi (17 Nisan 1913 günü Arnavutluk’ta vatana dönerken şehit oldu.), Süleyman Askeri Bey (14 Nisan 1915 günü Basra’da İngilizlere karşı savaşırken şehit oldu.), Enver Paşa (4 Ağustos 1922 Tacikistan’da Ruslarla giriştiği çatışmada hayatını kaybetti.), Cemal Paşa (22 Temmuz 1922, Tiflis’te Ermeni kurşunuyla katledildi.), Sadrazam Said Halim Paşa (6 Aralık 1921, Roma’da Ermeni kurşunuyla katledildi.) ve Dr. Bahattin Şakir (17 Nisan 1922 günü Berlin’de arkadaşı Cemal Azmi Bey ile birlikte Ermeni militanlar tarafından katledildi.).

GAZETE DAĞITICILIĞINDAN DEVRİMİN LİDERLİĞİNE

Meclis-i Mebusan Reisi Halil (Menteşe) Bey Talat Paşa’yı şöyle anlatır: “Bulgaristan Kırcalı’nın bir köyünde 1874 ‘te fakir bir köy çocuğu olarak dünyaya gelen Talât, rüştiye tahsilini Edirne’de yapmış, Selânik’te hukuk mektebine devam etmişti. 18 yaşında Edirne talgrafhanesine kayıt memuru olarak girmiştir. Avrupa’dan gönderilen gazetelerle mecmuaları dağıtırken yakalanmış, arkadaşı Faik Bey ve Hoca İbrahim Efendilerle üç sene kalebentlik cezasına mahkûm olmuştur. İki buçuk sene sonra tahliye edilmiştir. Telât Bey, Selânik’te ikâmete memur edilmiş. Tekrar posta memurluğuna başlamıştı. 1903’te de postahane başkâtipliğine terfian tayin edilmiş, orada da Avrupa’dan gelen gazete ve mecmuaları kendi eliyle dağıtmaya koyulmuştur.” Gazete dağıtmakla devrimin olmayacağını da ileri sürerek, Abdülhamid’i devirmek için harekete geçer. (Halil Menteşe’nin Hatıraları, Hayat mecmuası, 1967.)

MİLLİ MÜCADELE’Yİ DESTEKLEDİ

Talat Paşa, 1 Kasım 1918 gecesi arkadaşlarıyla birlikte işgalcilerin eline düşmemek için yurt dışına çıkmak zorunda kaldı. Talat Paşa, uzun süre Almanya’da kaldı. Oradan Mustafa Kemal Paşa‘ya mektuplar göndererek giriştiği Milli Mücadele’yi tüm kalbiyle desteklediğini bildirdi. Atatürk de ona ayrı bir değer verirdi: “Öyle sanıyorum ki Enver Paşa ile aramızda en büyük fark da birimizin gerçekçi, diğerimizin hayalci oluşudur. Bakın, Talat Paşa onun gibi hayalci değildir. Kendisi ile iyi anlaşıyorduk. Hatta Milli Mücadeleye atıldıktan sonra şehit edilmeden önce bana Berlin’den mektuplar göndermiş, tutmuş olduğum yolu övmüştü.” (Sabiha Gökçen, Atatürk’ün İzinde Bir Ömür Böyle Geçti, Hazırlayan: Oktay Verel, THK Yayınları, İstanbul, 1982, s.157.)

ATATÜRK: SAVAŞ KAÇINILMAZDI!

Talat Paşa ve arkadaşları hakkında ‘Birinci Dünya Savaşı’na macera için girdiler. İmparatorluğu dağıttılar’ suçlaması yapılır. Bunu da Atatürk, Sabiha Gökçen’e anlattığı anılarında şöyle yanıtlar: “Ya tarafsız kalarak savaşın sonunda galip gelecek devletlerin bizi koyun gibi parçalayıp yemelerini beklemek, ya da tarihimize ve şanımıza yakışır bir biçimde döğüşerek postumuzu elden geldiğince pahalıya satmak! Savaştık, Çok iyi savaştık. Balkan Savaşı’nın Türk silahlı kuvvetlerine sürmüş olduğu lekeyi temizledik.” (Gökçen, s.157.)

ANNESİNE VASİYETİ

Talat Paşa ve partili arkadaşları düşman eline düşmemek için, yurt dışına çıkma kararı alırlar. Talat Paşa yurdu terk etmeden önce Saray’ın penceresinden Boğaz’a bakar ve gözyaşları içinde yanık bir türkü söyler. Sonra da ağzından şunlar dökülür: “Halilciğim! Kaybettik memleketi!..” Berlin’de de hep vatan için uğraşır. Kemalist hareketi canla başla destekler. Mustafa Kemal ona ayrı bir saygı duyar… Bir gün annesine “Anacığım, ben nasıl olsa yatağımda ecelimle ölmem. Beni muhakkak öldürürler. Kendinizi bu akıbete hazırlayın” demişti. Saygıyla anıyoruz… (Halil Menteşe, 1967.)

ÖLDÜĞÜNDE CEBİNDE 10 MARK ÇIKTI

Öldüğünde cebinde 10 mark çıkan Paşa’nın nâşı, 1943 yılında çıkarılan Bakanlar Kurulu kararı ile yurda getirilerek İstanbul Abide-i Hürriyet Tepesi’ne defnedildi. Vatan toprağına 22 yıl sonra dönen Paşa’nın yurt dışına çıkması da kolay olmamış, tekrar dönmek ve hesap vermek kaydıyla çıkmıştı.

Talat Paşa 4 Şubat 1917-8 Ekim 1918 tarihleri arasında Sadrazamlık yaptı. Savaşın en kritik döneminde bu görevi kabul eden Paşa, 4 Şubat günü Meclis’te Hükümet programını okudu. Paşa konuşmasında ağırlıklı olarak harp hakkında bilgi verdi:

“İki seneyi mütecaviz bir zamandan beri müthiş bir harbin bütün mesaibini çeken harb-i sabıkın bütün zilletlerini şerefli bir surette silen ve tarihinin edvar-ı hamasetine yeni zaferler, yeni şahametler ilavesiyle fıtrat-ı cengaverane ve vatanperveranesini bir kere daha ısbat eyleyen milletin fedakârlığına istinat ile işe başlıyoruz.

Taahhüd ettiğimiz mesuliyetin ağırlığını tamamiyle müdrikiz. Öteden beri müşkilatı dahiliye içinde yuvarlanan memleketimiz Trablusgarb ve Balkan harplerinden tamamiyle yorgun ve uzun bir sulha muhtaç bir halde çıkar çıkmaz zuhur eden şu harb-i umumi esnasında şimdiye kadar tarihimizin hiç bir devresinde görülmemiş derecede büyük fedakârlık ibraz etmeye bütün varlığıyla son zerre-i kudretine kadar gayret eylemeye mecbur bir vaziyete girdi.

Hayatımıza kasdeden düşmanlar bizi İstanbul’dan ve Boğazlardan uzaklaştırarak, Anadolu içlerine atmak emelinde olduklarını ilân ediyorlar. Milletin a’mak ruhundan feveran eden muhafaza-i mevcudiyet azm ve sebat hissiyatın bir timsal-i mehibi olan kahraman ordumuz karşısında bahri ve berri bütün kuvvetleriyle mağlup olarak Çanakkale’den kaçan düşmanların şu gülünç tehdidatına mukabil, deriz ki; dünyada tek bir Osmanlı kaldıkça İstanbul’dan çıkmayacağız.

Şanlı ve muzaffer müttefiklerimizle gayet sıkı ve samimi bir silah arkadaşlığı takib ederek ne kadar büyük olursa olsun, hiçbir fedakârlıktan çekinmeyerek hakk-ı hayatımızı düşmanlara teslim ettirinceye kadar şu azim mücadelede sebat edeceğiz. İşte harp hakkında heyetimizin nokta-i nazarı budur.” (İhsan Güneş, Türk Parlamento Tarihi, C.1, Meşrutiyet Dönemi, TBMM Vakfı Yayınları, 1997, s.320-322.)

BİR EVİNDEN BAŞKA MALI YOKTU

Cihan Harbi bitip 30 Ekim 1918 günü Mondros Ateşkes Antlaşması imzalanınca, İttihatçı önderler 1 Kasım günü yurdu terk etmek zorunda kaldılar. Bunların ardından yönetime gelen işbirlikçi hükümetler ise, birlik ve beraberliğin daha fazla ihtiyaç olduğu bir dönemde bunu sağlayacaklarına, İttihatçı avına çıktılar ve bu dönemde İttihat ve Terakki’nin devamı olan Teceddüt Fırkası’nın bütün mallarına el koydular. Buna İttihatçı önderler Sadrazam Talat Paşa, Harbiye Nazırı ve Başkumandan Vekili Enver Paşa ve 4. Ordu Komutanı ve Bahriye Nazırı Cemal Paşa da dahildi. Aralık 1918 başlarında alınan karar gereği yapılan incelemede, Sadrazam Talat Paşa’nın Edirne ve İstanbul Bakırköy’de bir iki kıymetsiz emlâkı ortaya çıktı. Saray damadı Enver Paşa’nın ise bütün mal ve emlâkının eşi Naciye Sultan üzerinde olduğu ve bunların da o kadar da denildiği kadar büyük olmadığı anlaşıldı. İstanbul Cadde-i Kebir’de 12 bin lira değerinde dörtte bir hisseli bir eczane ve yine aynı yerde 18 bin lira kıymetinde ahşap bir dükkânı olduğu tespit edildi. Bahriye Nazırı Cemal Paşa’nın ise üzerinde bir emlâkı ve birkaç parça eşyası olduğu saptandı. Oysa haklarında edilmedik iftiralar kalmamıştı. (Dr. Bünyamin Kocaoğlu, Mütarekede İttihatçılık, İttihat ve Terakki Fırkası’nın Dağılması, Temel Yayınları, İstanbul, 2006, s.199-200.)

‘KALIP HER ŞEYİN HESABINI VERİRİM’

İttihat ve Terakki Fırkası’nın son kongresi ise 1-4 Kasım 1918 tarihleri arasında yapıldı. Parti’nin fesh edilip Teceddüt Fırkası haline gelmesi sırasındaki tartışmalarda Talat Paşa, yurt dışına çıkmayı uygun bulmadı ve kalarak herşeyin hesabını vereceğini beyan etti. Düşmanın eline geçmemek ve bu yönetimi bahane ederek, daha ağır şartların dayatılmaması ve işgalin önüne geçilmesi için yurt dışına çıkış kararlaştırıldı. 1/2 Kasım gecesi gerçekleşen bu tartışma sırasında, Sadrazam Talat Paşa,

çok inatçı davranıyor ve memleketten ayrılmak istemiyordu. Hatta gerekirse her şeyin hesabını verebileceğini söylüyordu. Birçok İttihatçı önder de aynı görüşteydi. Hatta buhranlı anlarda saklanmak için yerlerini bile hazırlamışlardı. Talat Paşa bu saklanma işine de karşı çıkarak, “Mukadder olan akıbete katlanırız” diyordu.

Kemal Bey durumun vahametini ve olacakları anlatarak Talat Paşa’yı iknâ eder. Talat Paşa, bazı şartlar ileri sürerek çıkmayı kabul eder. Talat Paşa’ya göre önce İttihat ve Terakki Kongresi toplanacak ve fırkanın bütün hesapları tetkik edilecek, mütareke imzalanıncaya kadar beklenecek, şayet mütareke hükümleri içinde İtilaf Devletlerinin memleketi ve İstanbul’u işgal etmeleri şartı varsa ozaman hareket olunacak ve Dr. Nazım ile Dr. Bahattin Şakir Beyler ve diğer bazı İttihatçılar da kendisiyle birlikte gidecekti. Varılan karara göre başta Talat, Enver ve Cemal Paşalar olmak kaydıyla Bahattin Şakir, Dr. Nazım, Dr. Rasuhi Beyler memleketten gideceklerdi. Talat Paşa ise Berlin’e gitmek istiyordu.

Sadrazam Talat Paşa, Enver Paşa ve Cemal Paşa’lar gitmeden önce Sadrazam Ahmet İzzet Paşa’ya verilmek üzere birer mektup yazarlar. Talat Paşa mektubunda, içinde bulunulan şartlar sebebiyle geçici bir süreliğine İstanbul’dan ayrılmayı uygun gördüğünü, ancak müsait bir zamanda hükümetin ilk işareti doğrultusunda açık alın ile hesap vermek üzere tekrar geri döneceğini belirtir. (Mithat Şükrü Bleda, İmparatorluğun Çöküşü, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1979, s.116, ve Celâl Bayar, Ben de Yazdım, C.1, 1965, s.123-124’den aktaran; Dr. Kocaoğlu, s.70-74.)

CELÂL BAYAR ANLATIYOR

İttihat ve Terakki’nin İzmir Genel Sekreteri, 3. Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar, partili arkadaşı Talat Paşa’yı şöyle anlatır: “Talat Paşa, Sadrazam olduğu günden beri daha serbest bir idareye taraftardı. Harp sonlarına doğru sansürü kaldırmış, matbuatın dili çözülmüştü. Paşa, ‘tek parti’ ile memleket idaresinin zorluğundan bahsederek, ‘Uzun müddet iktidar mevkiini elinde tutanlar için yıpranmak zaruridir. Milli meselelerde, milletin iradesinin, tabii birşekilde ve zamanında kullanılmasını temin etmemiz lazımdır’ derdi. Bilhassa, fevkalade zamanlarda memleketi teşkilatsız bırakmamak için programlı, muhalif diğer bir partinin lüzumuna inanmış, İzmir valisi gibi nüfuzlu birkaç kimseye, bu uğurda çalışmaları için teklifte bulunmuştu.” (Celâl Bayar, Ben de Yazdım, C.1, Sabah Kitapları, İstanbul, 1997, s.80.)

SON KONUŞMASI

Talat Paşa, İttihat ve Terakki Fırkası’nın son kongresinde (1 Kasım 1918) yaptığı konuşmada ise savaşa neden girildiğini ayrıntılı şekilde tek tek anlatır ve bir yerde “Hakikatte ben harpçi değildim” der. Konuşmanın devamında ise şunları söyler: “Sadrazam Paşa da nihayet bir karara varmaya mecburdu. O da harp halini kabul etti. (…) Çekilen nazırlar, Almanya’nın ‘nihai zaferi’ nden şüphe ettikleri için, aleyhte rey vermişlerdi. Bütün Osmanlılar galip bir Almanya ve Avusturya’nın yanında Türkiye’nin istiklâlini koruyacağına inanıyorlardı. Rus ihtilalinden sonra bu hakikat daha iyi anlaşıldı. Bizim için Almanya’nın harbi kazanması şüphesiz iyiydi. Almanya’nın mağlup olmaması da kâfi görülüyordu. Kimse harbe girildiğinden pişman değildi. Padişah, veliaht sultan Vahdettin, Ayan ve Mebusan Meclisleri, memleketin kurtarılmış olduğuna kanii idiler. Fakat harbin bu kadar uzun süreceği kestirilememiştir.

Dört harp yılının iki senesi fedekârlıklarla geçti. Halk canını, malını seve seve verdi. Sivil, asker bütün memurlar şereflerini muhafaza ettiler. Harbin üçüncü ve dördüncü yıllarında yolsuzluk yapanlar oldu. Bunlar da takip edildi, cezalandırıldı. Son zamanlarda harp tarihi döndü. Mağlup olduk. İktidar mevkiini bıraktık. Şimdi de cemiyetin reisiliğinden çekiliyorum. Umumi merkez azaları da istifa ettiler. Bundan sonra Fırkanın mukadderatı kongrenin kararına bağlıdır.” (Bayar, s.80-82.)

Ercan Dolapçı
Aydınlık Gazetesi