TOLGA DİŞÇİ YAZDI: LİBERAL ADALET VE DEVRİMCİ ADALET

TOLGA DİŞÇİ YAZDI: LİBERAL ADALET VE DEVRİMCİ ADALET

Tolga Dişçi, Öncü Gençlik Ankara

Adalet isteminin birçok çeşidi vardır ancak biz bugün Türkiye muhalefetinin güncel tartışmalarına konu olan ve daha da fazla konu olması gerektiğini düşündüğüm iki temel türü ele alalım: liberal adalet istemi ve devrimci adalet istemi. (Bu üçerli kelime öbeklerini literatürde belirlenmiş birer kavram olarak değil, “adalet istemi” söz öbeğinin başına onu niteleyen “devrimci” ve “liberal” sıfatlarını getirerek ve günümüzdeki durumlarına göre kullanıyorum) Liberal adalet istemi, Adam Smith’in “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” görüşünün daha kapsamlı şekilde hukuk kanadını savunur. Bu yaklaşıma göre, insanlığın yararına ya da zararına olması fark etmeksizin neredeyse her türlü düşünce ve eylem serbesttir, savaşlar onlar için bunun tek istisnasıdır çünkü o yaklaşımda, her türlüsü zararlı ve haksızdır. Yine onlarca topraktaki yararlı mineralleri emip, diğer bitkilerin köklerine zarar veren yabani otlara çapa vurulmamalıdır çünkü onlar da canlıdır; dünyaya hızla yaklaşan bir göktaşı kesinlikle tatlı dille geri çevrilmelidir, araç kullanarak göktaşına zarar verilmemelidir. Örnekler biraz abartılı mı geldi? Hayır değil,eğer yabani ot çok yaygın bir kavram olmasa ve “dünyaya hızla yaklaşan göktaşı” çoğumuzun izlediği filmlerde gerekli siyasi mercilere haber verildikten sonra çeşitli araçlarla patlatılmasaydı muhtemel ki liberal adaletçilerimiz gerçeğe uygun olmayan o diğer çözümleri savunacaklardı. Çünkü bu yaklaşımda “Dersim katliamı” diye bas bas bağrılırken, o döneme değin yaklaşık 150 yıl aralıklarla meydana gelen bölücü ayaklanmaların, az zamanda çok işler başarılan bir dönemde dört sene süren görüşmelerin, ağalığın marabalaştırdığı, yoksullaştırdığı deyim yerindeyse köleleştirdiği insanların hiç ama hiçbir önemi yoktur, Savaş ya da çatışmanın her türlüsü kötüdür çünkü.

Bombalar patlatan terör örgütünün doğrudan üyesi değilse, elinde silahı yok veya dağda değilse, yani “barışçıl”(!) ise o terörizmi destekleyen ya da temsil eden kişi de suçlu değildir. Ne yazık ki bu yaklaşımda olanlar arasında Atatürk ve Cumhuriyet sevdalısı birçok yurttaşımız var, hatta bu yaklaşımı oluşturanların çoğunu onlar teşkil ediyor. Onları suçlamamalı, çünkü liberal adalet isteminin dayatılması “insan sevdalısı” gözüken yalanlar dizisinden başka hiçbir şeye dayanmıyor. Terör örgütleri, farklı isimler kullanarak farklı çalışmalar yürütüyor yeni yeni mağdurlar yaratıyor, iktidara karşı gelmeleri ve onurlu(!) duruşları mağduriyet sebebiymiş gibi gösteriliyor birçok defa çakma insan sevdalılığına kapılmış ana akım medyanın da bu mağdurları yücelttikçe yücelttiğine şahit olduk.
GERÇEK DURUM VE ANLIK DURUM
Olaylar da olgular da yalnız anlık durumla ölçülemez, anlık durum arkasında bir birikim barındırır, halihazırda erimeye başlamış bir buz kütlesi yukarıdan bakıldığında suya benzer, doğrudur üstü sudur ama altı hala buzdur, altına bakmadan içmeye çalışırsanız ya boğazınızda aniden keskin bir soğuk hissedersiniz ya da kafanıza sert bir buz kütlesi darbesi alırsınız. Liberal adalet istemine dalıp gitmek de aynı böyle sonuçlar doğurur. Üniversitelerden canlı bomba çıkmasına, bölücü gövde gösterilerine ve nihayet bölünmeye izin vermiş olursunuz.

Adam Smith zamanında bu yaklaşım büyük ölçülerde ilericiydi ama çağımızın mevcut durumunda tamamiyle gericidir. Bu gerici yaklaşımı pazarlayanlar bir terör örgütünü adını değiştirerek sistem medyasına rahatça sunabiliyor ve bunları çok temiz kalpli insanlarmış gibi gösterebiliyorlar, hatta bu pazarlamacılar kimi zaman vicdani değerlere ve özgürlüklere vurgu yapmada o kadar ileri gidiyorlar ki kendilerini bir an sosyalist zannedip, böyle yansıtabiliyorlar. Ama bu pazarlamacılar o insani değerleri ve özgürlüğü bütün gün sokakta kağıt mendil satmaya zorlanan altı yaşındaki Ahmet’e, anne ya da babası daha o ilkokuldayken şehit düşmüş Ayşe’ye ya da köyündeki okul yakıldığı için çocuğunu karda kışta kilometrelerce sırtında taşıyan Mahmut amcaya değil medyada gözüken birkaç popüler yüze istiyorlar, foyaları meydana çıktığındaysa yüzsüzce başka bir olaya sarılıveriyorlar. Aynı Enis Berberoğlu’nun tutuklanmasının haksızlığını bir anda sahiplenerek medya yüzlerine tekrar makyaj yapmak için zaman kazanmaya çalışmaları gibi. Berberoğlu’nun tutuklanmasına gölge düşürerek “Apo’nun heykelini dikeceğiz” diyenleri de suçsuz göstermek istiyorlar. Bu insan sevdası satıcılarının muhalif diye pazarlayıp, özgürlük istedikleri alenen PKK’nın Ankara’daki propogandacıları değil mi? İnsan sevdasını kullanan liberaller işte bu yüzden bu kadar iki yüzlüdür. Teröristleri dışarı çıkarıp terörün can almasına izin vermek için kendilerini yırtıyorlar, Enis Berberoğlu’nu tutuklanması ne kadar haksızsa HDP’li vekillerin tutuklanması da o kadar haklıdır. Bu vekiller seçilmiş değildir, seçilen onların yüzlerindeki makyajdır.

DEVRİMCİ ADALET
Mustafa Kemal’in bu konuda iki sözünü hatırlatarak bu alt başlığa başlayalım: “Samimi ve meşru olmak şartıyla her türlü fikre saygı duyarız.”,”Biz kimsenin düşmanı değiliz. Yalnız insanlığın düşmanı olanların düşmanıyız.” ne güzel özetlemiş bu anlattıklarımızı. İskilipli Atıf’ı, Şeyh Said’i, Seyit Rıza’yı “fikir özgürlüğü” adı altında savunanlara diyor ki: meşru ve samimi değiller, insanlığın düşmanılar.

Topluma zarar verenlerin önüne adaletin sağlam yumruğunu bu örneklerdeki gibi çıkartıyor işte Mustafa Kemal, çıkartıyor ki Türkiye o dönemde büyük aydınlanma ve özgürleşme atılımları yaşıyor, özgürlüğü savunacaksak Mustafa Kemal gibi, devrimci adaleti toplum düşmanlarına göstererek savunacağız, insanımızın canına, malına, özgürlüğüne kasteden engelleri ortadan böyle kaldıracağız. Toplumumuza özgürlüğü, barışı ve mutluluğu getirecek yöntem, Mustafa Kemallerin devrimci adaletidir, vatanseverler içeri atıldığında sevinen maskeli liberallerin adaleti ancak meclise canlı bomba sokulana kadardır. Adaleti savunacaksak liberal soytarıların sunduğu medya yüzü adaletinde değil, halkın tümüne adalet isteyen devrimci adalette birleşelim.

oncugenclik.org.tr, 24.6.2017

Paylaş: