TOPRAĞA DÜŞEN TOHUM: “YUSUF ATİLA ve KASIM YEŞİLKAYA”

TOPRAĞA DÜŞEN TOHUM: “YUSUF ATİLA ve KASIM YEŞİLKAYA”

Ağaçlar ölür, çiçekler ölür, buğday başakları da ölür. Ölmeyen tohumdur. Tohumlar ölmez. Toprak da ölmez.

Toprak, bağrındaki madeniyle, azotuyla, nemiyle tohumlara hayat suyunu verir.

Topraktan filizlenen her varlık, tohumuyla yaşar.

Tohum, doğanın üretim gücüdür. Bu anlamda tohum, yeryüzünün ilk üreticisidir.

TOHUMUN TOPRAĞA SADAKATİ

Tohum toprağa sadıktır. Toprağına ihanet eden tohum görülmemiştir. Tohumunu beslemeyen toprak da yoktur.

Ağaçlar ve çiçekler, tohumlarıyla toprağın bağrına dönerek yaşamlarını sürdürürler.

Toprak, halktır.

Halkın öncüleri ise, tohumdur.

Halkın öncüleri de toprağın bağrına tohum olarak dönerler.

ÖNCÜ TANIMININ ADLARI: YUSUF ATİLLA VE KASIM YEŞİLKAYA

Son üç günde Kasım Yeşilkaya ve Yusuf Atilla arkadaşlarımızı toprağa verdik.

Öncü tanımını onların isimlerini anarak yapabiliriz.

45 yıl olmuş, nerdeyse yarım yüzyıldır Partili mücadelenin içindeler.

İkisi de öğretmen. Biri Karslı, diğeri Muş Vartolu.

İkisi de halkın öğrencisi.

Halk önderi kimdir diye araştırma yapacaksınız, onların hayatını inceleyiniz.

Köylerin kerpiç evlerinde, toprak damlarda, kentlerin gecekondularında geçen hayatlar. Ama alabildiğine gönül zenginliği.

Kasım Yeşilkaya’nın sofrasında her zaman herkese yer var. Evi, hep bir halk karargâhı. Emekçilerin ve mahallelinin sorunlarının konuşulduğu, mücadele kararlarının alındığı, görevlerin bölüşüldüğü, deneyimlerin değerlendirildiği buluşmalar, görüşmeler…

HARBECİN KÖYLÜLERİNİN BİTMEYEN YÜRÜYÜŞÜ

6 Şubat 1971 tarihli İşçi Köylü gazetesinin birinci sayfası önümde.

Orada bir haber başlığı: Harbecin köylüleri yürüdü.

Bir fotoğraf: En önde dört köylü kadını, arkasında köylüler.

Harbecin köylüleri 4 Ocak 1971 günü Diyarbakır’da yürümüşler.

Yürüyüşü örgütleyen Harbecin köyünün öğretmeni Yusuf Atilla.

İşte bizim Partimiz, o yürüyüşlerden geliyor ve şimdi 2016 yılı o yürüyüşlerin yılı olacak.

Yusuf Atilla’yı Yusuf Atilla yapan işte o yürüyüşlerdir. En son Mayıs ayı sonunda Hakkâri Yüksekova mitingindeydik. Kanser manser dinlemiyor. Öncüler için görev vardır, kanser yoktur.

YEDİ ATEŞTEN GEÇENLERİN DESTANI

Kasım Yeşilkaya ve Yusuf Atilla’nın hayatları, sapına kadar dürüstlüğün, su katılmamış vicdanın, son hücreye kadar fedakârlığın ve herkesin önünde ateşin üzerine koşan fedailiğin destanı- dır. “Yedi ateşten geçenlerin destanı” da diyebilirsiniz. Kimsenin ezberlemediği destanlardır bunlar. Kimseler bilmese de Öncü Parti’yi bugünlere ve geleceğe taşıyan o destanlardır.

TOHUMLARIN VE DESTANLARIN İYİMSERLİĞİ

Destanlar, her zaman iyimserdir. Tohumun kendisi iyimserdir. Çünkü tohum, yarının buğday başağıdır, elma ağacıdır, gül fidanıdır. Tohumu toprağa ekme eyleminin kendisi iyimserliktir. O nedenle destanlar iyimserliği, tohumlardan alır. Kötümserliğin tohumu yoktur. Kötümserlik, kısırdır, üretemez, üretici değildir.

İyimserlik bilgiden gelir. O tohum karın altında uyuyacak, baharda filizlenecek, yazın harman olacaktır. Bunu biliyoruz. Tohumu bildiğimiz için toprağa atıyoruz. Kötümserlik ise, doğanın inkârıdır.

Öncünün iyimserliği de bilimseldir. Yusuf Atilla ve Kasım Yeşilkaya, bilimle ayakta durdular. Bilimin ışığıyla yollarını buldular. Biliyorlardı, bu yolun sonunda halkın yönetimi var, Millî Hükümet var, Kemalist Devrimin tamamlanması var, paylaşanların ve kardeşlerin dünyası var.

TOHUMUN İÇİNDEKİ SIR

Tohum, içinde bir sır taşır. O sır, doğanın kendisidir. Doğanın öyküsüne bilim de diyebiliriz. İşte tohumu dayanıklı kılan doğanın sırrıdır. Bilim, bir bakıma tohumun içindeki sırdır.

Yusuf Atilla ile son üç ayda İstanbul’da buluştuk, Ankara’da buluştuk. Genel Başkan Yardımcımız E. Korg. İsmail Hakkı Pekin ile de tanıştırdım onu, başka arkadaşlar da vardı. Bize Diyarbakır’ı, bize Varto’yu anlattı. Hep halk içinde gelişen birlik isteğine, birlik yönündeki eylemlere, elimizdeki olanaklara vurgu yaptı.

İşte önder odur. Siz elinizde olanlarla bir ürün yaratabilirsiniz, olmayanlarla değil. Yoğurt varsa ayran yapılır. Ayranın olmadığını söyleyenler, yoğurdu görmüyorlardır ve yoğurdu yapamazlar.

Gerçek önder, öncelikle elinde olanlara bakar. Olmayanları elinde olanlarla yaratacaktır. Olanlarla olacaklar yaratılır. Olmayanlara bakarsanız, elinizde bulunanları da yitirirsiniz. Tohumun içinde sakladığı sır budur aslında. Tıpkı doğanın içindeki sırrı saklaması gibi.

DAĞKAPI’DA OYNANAN FUTBOLUN DİLİ

Elimizde ne var?

Diyarbakır Dağ- kapı mahallesinde çocuklar Türkçe futbol oynuyor. Mahalleli kahvede Türkçe konuşuyor. Varto’da halk, PKK’nın dayanaklarının yıkılmasından memnun. Yusuf Atilla, bir halk önderi olarak Kürt yurttaşlarımızın birlik isteğini topladı ve önümüze koydu. Toprağa ekeceğimiz, büyüteceğimiz, gelecek kuşaklara bırakacağımız o birlik isteğiydi.

TOHUMLARIN MİRASI

Her iki arkadaşımız, bize büyük bir miras bıraktılar, bir tohum ambarı: Emekçilerin içinde yaşamak, üreticilerden öğrenmek, emekçilerin fedaisi olmak, mutluluğu üreticilerin mücadelesinde bulmak, halka hizmet etmek, milleti birleştirmek, vatanın fedaisi olmak.

İşte her gün toprağa yeniden düşen tohum budur. Ve rüzgâr o tohumları Karslardan, Vartolardan Anadolu ve Trakya’nın ovalarına ve dağlarına, bahçelerine ve bağlarına savurur. Öncü örgüt, tohumları sabah rüzgârı gibi yurt toprağının en uzak köşesine ulaştırır

“Bir ölür bin diriliriz” denen budur.

Öncüler bir ölür, bin dirilir.

Doğu Perinçek / 10 Aralık 2015, Aydınlık

Paylaş: