TÜRKİYE DEVRİMİNİN YOLU

TÜRKİYE DEVRİMİNİN YOLU

Ali Karşılayan, MKK Üyesi
Nisan 2014

TÜRKİYE DEVRİMİNİN YOLU

DERSİN AMACI:

Bu dersin amacı, katılımcılara Türk Devrim Tarihi süreci içinde, bugün ifade ettiğimiz “devrim”in teorik ve bilimsel temellerini anlatmaktır.

DERSTEN BEKLENEN KAZANIMLAR:

Bu dersi eksiksiz alan bir üye
• Devrim tanımını öğrenir; devrimin vatan savunmasıyla olan bağını anlar.
• Milli Demokratik Devrimin (MDD) anlamını ve Kemalist Devrimle ilintisini kavrar.
• Öncü Partinin halk hareketini örgütleme görevini kavrar.
• Devrim – Seçim tartışmasında bilinci netleşir.

GİRİŞ: Bu eğitimi niçin yapıyoruz?

İşçi Partisi Merkez Karar Kurulu 22 Temmuz 2007 milletvekili seçimlerinin hemen ertesinde toplanarak bir karar aldı ve bu kararı “İşçi Partisi’nin Türk Milletine bildirisi” olarak yayınladı. Bu bildiride ifade edilen devrim fikrinin teorik ve bilimsel temellerini kavramak için bu eğitim seminerlerini yapıyoruz.
Devrim bir toplumsal zorunluluktur. Bir parti, bir lider istediği için veya bir partinin merkez komitesi karar verdi diye devrim olmaz. Eğer devrim olacaksa, şartlar devrimi dayatıyorsa, emperyalizm ve işbirlikçi hükümetler yasakladı diye devrim durdurulamaz.
Toplumların gelişim sürecinde, ekonomik, sosyal, siyasi şartlar bir noktaya gelmişse, üretici güçler ile üretim ilişkileri arasındaki temel çelişki uzlaşmaz bir hal almışsa, devrim kaçınılmazdır. O zaman toplum liderini yaratır. Devrimci partiye düşen görev ise bilimsel bir çalışmayla devrimin programını belirlemek, öncüleri devrimci bir partide örgütlemek ve kitle eylemine önderlik etmektir.
İlkçağlardan bu yana toplumlar hep devrimlerle ilerler. Çürüyen, çöken ve üretici güçlerin önünü tıkayan gerici güçler, emperyalist güçler, devrimi yasaklasa, devrimcileri hapislere atsa da devrim durdurulamaz. Toplumların tunç yasası işler ve devrim olur.
Nazım Hikmet’in dediği gibi:

“ O duvar
O duvarınız
Vız gelir bize, vız

Bizim kuvvetimizdeki hız
ne bir din adamının dumanlı vaadinden
ne bir hülyanın gönlü yakışındandır
o yalnız, tarihin durdurulmaz akışındandır.

Bize karşı koyanlar
karşı koymuş demektir
maddede hareketin, yürüyen cemiyetin
ezeli kanunlarına

Sükûn yok hareket var
bugün yarına çıkar
yarın bugünü yıkar
ve bu durmadan akar, akar, akar”

Devrimde ısrar etmek

Özellikle 1980 askeri darbesinden sonra emperyalizmin ideolojik aygıtları, yani dönek solcu aydınlar, devrimin bir macera olduğunu ve başarı imkânı olmadığını söylediler. 1985 sonrasında Sovyetler Birliğinde Gorbaçov SBKP başkanı olduğu dönemde, devrimler çağının bittiğini iddia ettiler. Onlara göre sosyalizm – kapitalizm çelişkisi ortadan kalkmıştı.
Emperyalizm de demokratik bir karakter kazanmış ve ezen millet – ezilen millet çelişkisi tarihe karışmıştı. Aslında tarihin sonu gelmişti. Artık herkes aynı gemideydi. Bu yeniçağı “Küreselleşme”, “Medeniyetler Buluşması” gibi parlak sözcüklerle ifade ediyorlar. Elbette bu durumda devrimden bahsedenlere, devrimde ısrar edenlere deli gözüyle bakılıyordu.
Bu fırtına bizim Partimizi de etkiledi. 1989 yılında Halil Berktay – Oral Çalışlar – Gün Zileli ekibi Gorbaçov’un haklı olduğunu söylediler ve devrimden vazgeçmemizi istediler. Partimizin büyük çoğunluğu bu saldırıya karşı birleşti. “Devrimde ısrar ediyoruz” dedik. 1989 Genel Kongresinin kararı: “Bağımsızlık, Devrim ve Sosyalizm” oldu.

TÜRKİYE DEVRİMİNİN YOLU

Türkiye devriminden söz ettiğimiz zaman bize sorulacak ilk soru; Hangi devrimden söz ediyorsunuz? Sosyalist devrim mi, Milli Demokratik Devrim mi?
Bu soruya cevap, Partimizin tüzüğünde ve programında vardır.
“Vatan Partisi’nin amacı, Meşrutiyetlerle başlayıp Kemalist Devrim’le en büyük atılımını gerçekleştiren milli demokratik devrimimizi tamamlayarak, milli devleti ve halk yönetimini yeniden kurmak, emperyalizmin baskı ve denetimine son vermek, Ortaçağ kalıntısı bütün ilişki ve kurumları hayatın her alanından temizlemek, halkı özgürlüğe, esenliğe ve aydınlığa kavuşturmaktır.” Tüzük Madde: 2
“Milli Hükümet’in amacı, Kemalist Devrim’i tamamlamak; milli devleti bağımsızlık ve halkçılık temelinde yeniden yapılandırmak; özgür, aydınlanmış, çağdaş ve zengin bir toplum kurmaktır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, bu esaslara dayanarak yeniden yapılandırılacaktır” Milli Hükümet Programı Madde:1

Çağımızda Bütün Devrimler Vatan Savunmasında Oldu

“Emperyalizm çağında bütün devrimler, emperyalizme karşı vatan savunmasında gerçekleşmiştir. Osmanlı sultanlığını yıkan Türk devrimi, İstiklal Savaşı içinde oldu. Çin Devrimi, Japon emperyalizmine karşı vatan savunmasının ürünüdür… Sovyet Devrimi de istisna değildir. 1917 Ekiminde Bolşeviklerin iktidara gelmesinin en önemli nedenlerinden biri, Rusya’nın birliğini korumaktı. Bolşevikler, Rusya’yı birleştirecek tek güç oldukları için, hem Rus milletinin hem de diğer milliyetlerin desteğini aldılar ve devrimi başardılar.” Doğu Perinçek, Teori, Mart 2007 sayı 2006.
Teori dergimizin Şubat 2003 tarihli 157. Sayısında yayınlanan 6. Genel Kongre raporunda şöyle deniyordu: Emperyalist sistem mafyalaşmaktadır. Başta uyuşturucu olmak üzere yer altı ekonomisinin ticaret hacmi yılda 1 trilyon doları geçmiştir ve dünya ticaret hacminin dörtte birini oluşturmaktadır
Mafyalaşan ekonomi, siyasette de mafyalaşmayı getirmiştir. Sistemin tepesine, ABD’nin savaş ve uyuşturucu kliğini temsil eden mafya oturmuştur. Seçimler, özgürlükler, sivil toplum kuruluşları vs. toplam olarak “demokrasi” adını verdikleri rejim artık, ABD mafyasının kararlarını hayata geçiren mekanizmaların ve törenlerin toplamı haline gelmiştir.
“Küreselleşme” dedikleri süreç sonuna varmadan, bütün insanlık ABD mafyasının başını çektiği küresel bir tehditle karşı karşıya gelmiştir.”

ABD Güdümlü Süper NATO Darbesi

Küreselleşme sürecinin Türkiye’de yol açtığı kriz, milli devletin dağılması ve milletin parçalanması aşamasına varmıştır.
Devlet dağılmaktadır: Bunun en çarpıcı belirtisi, artık Türkiye’de Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve hukukunun değil, ABD ve AB’nin dayattığı emperyalist hukukun uygulanmasıdır.
Millet parçalanıyor: Bu süreç, aynı zamanda milletin parçalanma sürecidir. Milletimiz etnik guruplara, mezheplere, tarikatlara, cemaatlere bölünmektedir.

Milli ekonomi çökertiliyor: 24 Ocak 1980 kararlarının uygulanması olarak, tarıma destek akçalarının kaldırılması, gümrüklerin neredeyse sıfırlanması, özelleştirme ile devletin küçültülmesi ile tarım, milli sanayi ve iç pazar, emperyalist tekellere teslim edilmektedir.
Bu koşullarda milli çelişme artık, diğer çelişmelerin çözümünü belirlemektir. ABD bölgemizde yeni bir harita çizmek amacıyla müdahalede bulunmaktadır. Kuzey Irak’ta bir kukla devletin kurulması Türkiye’yi bölmek için atılan ilk adımdır.

Türkiye’nin ABD emperyalizmi ile çelişmesi artık baş çelişmedir. Türkiye’nin sorunlarının çözümü, ABD emperyalizminin denetiminden kurtulmasına bağlıdır.
Türkiye halkı ABD emperyalizmine karşı bağımsızlık savaşı verecek, vatanın bütünlüğünü, milletin birliğini savunacaktır.

İşte bu vatan savunması şartlarında devrim kaçınılmaz olmaktadır.
Sistem içi çözümler tükenmiştir. Sorun sadece AKP iktidarından veya Tayyip Erdoğan’dan kurtulmak değildir. Sorun emperyalizmin baskı ve tahakkümünden kurtulmaktır.
Genel Başkanımız Doğu Perinçek 2006 yılında toplanan 7. Genel Kongre kapanış konuşmasında şöyle dedi;
“Önümüzdeki süreçte vatan savunmasının başında olan iktidar olacaktır. İşçi Partisi bunu yapmaktadır ve iktidar olacaktır.

Peki, nasıl iktidar olacaktır? Vatan savunmasının başına geçerek, çöken Küçük Amerika sistemi yerine milletin ihtiyacı olan milli devleti yeniden kurma programı ve pratiğiyle iktidar olacağız. Bu iş fedailerle olur, fedai olmadan hiçbir şey olmaz. Onun için Öncü Parti bizim gözbebeğimizdir, en kıymetli varlığımızdır.”

Devrim Sürecinin İçindeyiz

4-5-6 Ekim 2013 günlerinde Ankara’da toplanan 9. Genel Kurultayımıza sunulan MKK Raporunda şöyle deniyor: “4 Ocak 2013 günü toplanan Merkez Karar Kurulumuz, Nisan-Mayıs aylarında büyük bir halk hareketinin yükseleceğini belirledi. Haziran Ayaklanmasıyla birlikte artık Türkiye’mizde devrim başlamıştır.
Büyük Devrimci Önderimiz Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi gerçek oldu. Halk, Türk bayrağı altında ve “Mustafa Kemal’in askerleri” kimliğinde birleşti. Böylece Partimizin yıllardır amaçladığı program, izlediği strateji ve siyasetler, pratikte doğrulandı.”

Arkada kalan “Öncü Parti Çağımız”da bugünleri tanımlamıştık. Partimizin “tarihin pususunda” olduğunu vurguluyor, emperyalizme bağımlı rejimin çarkı çeviremeyeceği günlere hazırlanıyor, halkın Türkiye’sini kuracak devrimci müdahale için güç topluyorduk.”
Sıcak Para Diktası çıkmazdadır. Kirli para baronlarının, dolar ve borsa vurguncularının, hortumcuların ve tarikat rantçılarının soygun düzeni sürdürülemez. Türkiye, emperyalist-kapitalist merkezlerde derinleşen krizin kenarında değil, içindedir. 2012 yılının halk hareketleri ve 2013 Haziran Ayaklanması, Türkiye’de geniş halk yığınlarının yaşadığı ağır ekonomik bunalımın göstergesidir. Ekonominin tıkırında gittiği bir ülkede halk ayaklanmaları olmaz.
Türkiye’de halk hareketi, iki eksende gelişiyor. Birini Cumhuriyet Hareketi, diğerini Emek Hareketi diye adlandırıyoruz. İkisi de esas olarak ücretle çalışan sınıfları kucaklıyor. Ancak Cumhuriyet Hareketi, daha siyasaldır, Emek Hareketi ise daha ekonomiktir. Bu açıdan Cumhuriyet Hareketi, emekçi sınıfların görece kendisi için hareketidir. Emek Hareketi ise kendiliğindenci karakterdedir; bu nedenle Atlantik emperyalistlerinin etkisine daha açıktır ve bölücülükle içli dışlıdır. Başarısızlıklarının nedeni, bu özelliklerindedir.

Haziran Ayaklanması, Türk bayrakları ve “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” sloganıyla, Cumhuriyet Hareketinin doruğudur. 2012’de yükselen Cumhuriyet Hareketi, Haziran 2013’te çağdaş kitleleri ve o zamana kadar mücadeleyi balkondan seyreden ekonomist solcuları da kucaklayarak yurda yayılmış ve bir üst düzeye sıçramıştır.

Partimiz, Türkiye halkını seferber ederek tarih yapma günlerine gelmiştir.
Artık bütün mesele, yapacağımız büyük işi somutlaştırmak, genel söylemlerin ötesine geçerek, önümüze somut işler koyarak ve bu işleri planlayarak hedefe ilerlemektir.
Hedefimiz, Cumhuriyeti yıkan, ülkemizin gücünü ABD’nin emperyalist planlarının bir aleti haline getiren, Anayasa Mahkemesi kararıyla yasadışılığı hükme bağlanmış Tayyip Erdoğan-Abdullah Gül yönetimini yıkarak Milli Hükümeti kurmaktır.

Türkiye, ancak devrimle çözeceği sorunlarla karşı karşıyadır. Devrimin güçleri ayağa kalkmaktadır. Daha da önemlisi bu güçler ilk kez, çok geniş kitlelere ideolojik ve siyasal önderliğin ötesinde, eylemli olarak önderlik eden bir konuma gelmiştir.

Önümüzdeki büyük görev, Cumhuriyet Hareketiyle Emek Hareketini Milli Hükümet amacıyla birleştirmektir. Yine büyük görev, Kürt kökenli yurttaşlarımızı ABD güdümlü bölücülüğün ve cemaatçiliğin denetiminden kurtararak halk hareketine katmaktır.

Partimizin Kemalist Devrimi Tamamlama programı, bir millî demokratik devrim programıdır. Bu program, Türkiye’nin önündeki programdır. Her toplum, ancak önündeki sorunları çözer.
Bu görevleri başarabilmek için, öncelikle 8. Genel Kurultay Kararı’nın 77. Maddesinde saptadığımız üzere, Partimizin kendisini keşfetmesi gerekiyor:
“Bugün belirleyici olan, halktan önce İşçi Partisi’nin kendi birikimini ve tarihsel görevini keşfetmesidir. Halkın İşçi Partisi’nin önderliğinde toplanması, Partimizin kendi tarihsel görevini kavramasına ve hayata geçirmesine bağlıdır. Partimizin “yaparım” kararlılığını ortaya koyması ve sorumluluk üstlenmesi her işin başıdır. Bu nedenle Partimiz saflarında halktan yakınma yanlışını temizlemek ve öncü niteliklerimizi geliştirmek ve sağlamlaştırmak, belirleyici görevdir.”

Halkın Partimizi keşfetmesi için dua etmek, Parti içindeki hatalı çizginin özüdür. Halkın Partimizi keşfedebilmesi için, önce Partimiz kendisini keşfedecektir; başka deyişle tarihsel görevini “Yaparız” kararlılığı ve bilinciyle yerine getirecektir.
Parti önderliği ve ittifaklar birbirini tamamlar. Parti, halka önderlik etmiyorsa ve müttefiklerden yoksun ise, önderlik konumunda değildir.

Öncü ile müttefikler arasındaki ilişki, her tarihsel durumda pratik bir meseledir. Koşullara, güçlere, halkın durumuna, önümüzdeki göreve ve doğru önderliğe göre belirlenir.

Doğru Eylem Çizgisi

Vatan Partisi olarak, haklı zeminde kalarak, başarıya (kuvvet toplamaya) yönelik, duracağı yeri bilen, ateşkesler yapan bir eylem çizgisini izlemeye devam edeceğiz.

Stratejik Mücadele İlkelerimiz

Bir: Halk önderlerinden oluşan Öncü Parti inşa etmek,
İki: Millî Hükümet hedefiyle güç toplamak,
Üç: Karşı güçleri daraltmak ve birleşebileceğimiz en büyük güçle birleşmek,
Dört: Fırsat kollamak, demiri tavında dövmek, başka deyişle kesin hesaplaşmayı doğru zamanda gerçekleştirmektir.

Yaşadığımız süreçte bir stratejik ve bir de güncel konumlanmada sağlam duracağız.
Stratejik olarak, Kemalist Devrimi tamamlama programında direneceğiz.
Güncel olarak, ABD emperyalizminin Barzanistan‘dan Doğu Akdeniz’e “Kürt koridoru açma” planını bozacağız.

Halkın önüne somut çözüm programları koyacağız, sadece eleştiren ama çözüm göstermeyen parti durumuna düşmeyeceğiz. Çözüm önerirken, gerçekçi ama cesur olacağız. Psikolojik savaşın tahribatından korkarak “bize ne derler” endişesine düşmeyeceğiz.

Meclise Girme ve Seçimde Başarı Görevi

Türkiye’miz, 1876 Birinci Meşrutiyeti öncesinden bu yana, 150 yıldır Milli Demokratik Devrim sürecindedir.
İlk Meclis, Birinci Meşrutiyet Devrimiyle kurulmuş, ilk seçimler devrimle yapılmıştır. Padişahlar Meclis kapatmış, devrimler Meclis açmıştır.

Padişahlar ve gericiler, seçimlere son vermiş veya seçimleri Ortaçağın ve paranın denetimi altına almışlardır. Devrimler ise yurttaşı özgürleştirmiş ve demokratik seçimlerin önünü açmıştır.
Haziran Ayaklanmasıyla başlayan devrim, özgür seçimleri ve milletin meclisini getirir ve yine getirecektir.

Bugün parlamento üyelerini birkaç liderin belirlediği sahte seçim ve güdümlü parlamento rejimi son bulacak, Milli Meclis Milli Hükümet kurulacaktır. 2014 veya 2015 yılında kurulacak olan Millî Meclis, Haziran Ayaklanmasının aşısıyla gençleşecektir. Vatan Partisi, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni devrimcileştirecek ve gençleştirecektir.

Haziran Ayaklanması, içine girdiğimiz süreçte, devrimi genel ve soyut bir tekerleme olmaktan çıkartıp somutlaştırmıştır. Partimiz, bu koşullarda devrimci söylemi lafazanlıktan kurtarıp elle tutulur işlerle hayata geçirme görevini yerine getirmek durumundadır.

Sandıktan Devrim Çıkar mı? Parlamentarizm ve Devrimcilik

Genel Başkanımız Doğu Perinçek, 31 Ekim 2013 tarihli Aydınlık’ta ROTA köşesinde şöyle yazdı:
“Devrim sandıktan çıkacak, sandığı halk hareketi belirleyecek.
Önümüze bakacak olursak, devrim sandıktan çıkacaktır.

ABD, halkın sandığına karşı şiddete başvurursa, bunu aşacak güç, yine halktadır. Millet+Ordu birliği, iki yüzyılın gerçeğidir ve her zaman yürürlüktedir.

Sandığı ise, yönlendirilmiş seçmen kitlesi değil, halk hareketi belirleyecektir. Türkiye’nin geleceğini elinde tutan kuvvet, artık ABD emperyalizmi değildir, tarikatlar ve cemaatler değildir.
Çalışan ve Çağdaş Türkiye, lokomotiftir. Halk hareketinin yurttaşları, özgürleşen ve Türkiye’nin geleceğine el koyan seçmen kitlesidir.

Halk hareketinin rolü, on milyonlarca özgürleşen seçmen yaratmanın ötesinde, bugün düzenin içinde duran kimi partileri düzenin dışına çekmektir. Artık hiçbir örgüt, kazık çaktığı yerde duramaz. Kazıklar sökülmekte, ipler kopmaktadır. Halk hareketi, bütün güçleri Cumhuriyet programının içine çeken tarihî müdahaledir. Olaylara böyle dinamik bakmazsak, dünyanın öküzün boynuzlarında durduğu sanısını sürdürürüz.”

Aşağıdaki soruları sorabiliriz:
Devrim mümkün mü? ABD emperyalizmi buna izin verir mi?
Önceki yılarda sandıktan devrim çıkmaz demiyor muyduk? Şimdi değişen nedir?
Devrim, sistemin bütün kurumlarıyla yıkılması ve yerine devrimci bir devletin, cumhuriyetin yeniden kurulması değil midir? Sistem içinde yapılan seçimlerde alınan oy gücüyle hükümet olsak bile devleti yeniden yapılandırabilir miyiz? ABD bir darbeyle Milli Hükümeti devirmez mi?
Dünyada ve Türkiye’de tarihe mal olmuş devrimler seçimle mi oldu?
Mao “İktidar namlunun ucundadır” demiş. Halk ordusu ve silahlı mücadele olmadan iktidar kazanılır mı?
1971 yılında Deniz Gezmiş, Mahir Çayan ve İbrahim Kaypakkaya gerilla savaşı ile ve silahlı mücadele ile devrim yapacaklarını söylüyorlardı. Başarılı olamadılar ama onların başarısızlığı silahlı devrim teorisinin geçersiz olduğunu ispat etmeye yeter mi?
Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi’nin 1972’de teorisi ve pratiği nedir?
1968-71 arasında Milli Demokratik Devrimi savunan Aydınlıkçılar, Türkiye İşçi Partisi (TİP)’ni, neden parlamentarizme batmakla ve devrimden uzaklaşmakla suçladılar?
1980 sonrası Latin Amerika’da Venezuela, Arjantin, Bolivya gibi ülkelerde seçimle işbaşına gelen hükümetlerin devrim yapmasını nasıl izah ediyoruz?
Bu gibi sorulara açıklama getirmeliyiz.

Parlamento ve Devrim

Bu konuyu Ekim Devriminden başlayarak açalım:
Lenin’in, Türkiye’de “‘Sol’ Komünizm Bir Çocukluk Hastalığı” adıyla yayınlanan bir kitabı var. Bu kitapta özellikle Alman komünistlerini eleştiren yazıları var. Bu yazılar 1918 yılında toplanan III. Enternasyonal toplantısında yapacağı konuşmanın notlarıdır.

“Burjuva parlamentolara katılmak gerekir mi? “
“‘Sol’ Alman komünistleri bu soruya, en büyük bir küçümsemeyle olumsuz cevap veriyorlar, tarihi ve siyasi bakımdan artık zamanını doldurmuş olan parlamenter mücadele biçimlerine her türlü dönüş kesinlikle reddedilmelidir’ diyorlar.”

“Parlamentarizm, ‘tarihi bakımdan zamanını doldurmuş’ imiş. Propaganda anlamında bu doğrudur. Ama parlamentarizmin tarihi bakımdan zamanını doldurmasıyla pratikte yok olması arasında uzun bir yol vardır.”

“Asıl mesele şu ki, bizim için zamanını doldurmuş olan bir şeyin, sınıf için zamanını doldurduğuna, yığınlar için zamanını doldurduğuna inanmamak gerekir. ‘Solların’ durumu değerlendirmeyi bilmediklerini, sınıf partisi olarak, yığın partisi olarak davranmayı bilmediklerini burada bir kere daha görüyoruz.“

Elbette 1918 Rusya’sı ile Almanya’sı ile aynı koşullarda değiliz ama ilkesel olarak o pratiklerin sonuçları bizim için öğreticidir.

Biz de ne diyoruz? Sandığı halk hareketi belirleyecektir. Halk hareketi esastır. Devrim ayağa kalkan milyonların eseri olacaktır. Devrim başlamıştır derken Haziran Ayaklanmasını esas alıyoruz. Ancak Türkiye’de seçimlere katılmayan, parlamentoda bir güç olmayı hedeflemeyen parti, halk tarafından ciddiye alınmaz. Parlamenter mücadele ile halk hareketini birleştireceğiz. “Gerici parlamentoda bizim ne işimiz olur?” demeyeceğiz.

Seçimlerde daha fazla oy alarak kazanmak için de, halk hareketine önderlik etmek için de Vatan Partisi’ni büyütmek esastır.

Daha fazla üye, daha fazla örgüt; özellikle kitle içinde çalışan temel örgütler, öncelikle önümüze koyacağımız görevlerdir.

ABD Emperyalizmi Sandıktan Devrim Çıkmasına İzin Verir mi?

Bu soru abestir. Neden?
1. Devrim için Amerika’dan izin almak durumunda değiliz.
2. Devrim halkın desteğiyle ve isteğiyle yapılacaktır.
3. ABD elbette müdahale etmek ister ve edebilir. Ancak bölgemizde artık güç kaybetmekte olan ABD, doğrudan askeri müdahale yapamaz. Suriye’de, Ukrayna’da olduğu gibi veya Yugoslavya’da olduğu gibi iç savaş yoluyla müdahale edebilir. O zaman da örgütlü halk güçleri göğüslerini siper edeceklerdir.

Önceki Yıllarda Sandıktan Devrim Çıkmaz Diyorduk. Şimdi Ne Değişti?

Önceki yıllarda 1994 seçiminden sonra, ABD’nin Türkiye siyaseti üzerinde egemen olduğu koşullarda “sandığa ne koyarsan o çıkar” demiştik. Yani devrimci halk hareketinin gelişmediği koşullarda böyle bir gerçeklik vardı. Ancak 2002 milletvekili seçimini, bir ABD darbesi olarak adlandırmamıza rağmen böyle bir tahlil yapmadık.

Bugün ne değişti? Türkiye 2012 yılı 19 Mayıs’ından itibaren geniş kitlelerin bir patlama halinde alanlara çıkmasıyla beraber devrim sürecine girmiştir. Bu koşullarda sandığa ne kadar devrimci oy girerse o kadar devrim çıkacak.

Devrimci Öncü Partinin Görevi, Parlamento Dışında Gelişen Halk Hareketiyle Parlamento İçindeki Mücadeleyi Birleştirmektir
Parlamento içindeki meclis grubu, sayısal çoğunluğuna dayanarak değil, halk hareketinin gücüne dayanarak ve halkın desteğiyle öncü tavır alacak, vatansever milletvekillerinin desteğiyle Milli Hükümeti kuracaktır. Milli Hükümetin önüne çıkarılan her türlü engeli de Aslanlı Yola çıkan milyonların harekete geçirilmesiyle aşacaktır. Elbette halk hareketini yönetecek olan Vatan Partisi’nin örgütlü, disiplinli, savaşkan ve güçlü olması gereklidir.
Venezuela’da Chavez’in ABD darbesini nasıl bertaraf ettiğini biliyoruz. Milyonlarca insanı harekete geçirerek.

Dünya’da ve Türkiye’de Tarihe Mal Olmuş Devrimler Seçimle mi Oldu?

Sovyet Devrimi’nin nasıl geliştiğini Lenin’in sözlerinden anlamış bulunuyoruz. Bolşevik Partisi bir yandan işçi, köylü ve asker Sovyetleriyle kitle mücadelesini geliştirirken öte yandan Rus Parlamentosu (Duma) seçimlerine giriyor ve orada bir grup oluşturuyor. Bolşevik Partisi merkezi iktidarı aldıktan sonra bile, parlamentoyu dağıtmıyor, 5 Ocak1918’e kadar varlığını sürdürmesine izin veriyor.
Türk Devrimi nasıl oldu? Türk devrimi 1919’dan itibaren milli kurtuluş savaşı içinde gelişti. Erzurum ve Sivas kongreleri bir parti örgütlenmesi idi. Ankara’da bir iktidar oluşturulması için Meclis kurulması isteniyordu. Ama 1919 Aralık ayında Osmanlı Mebusan Meclisi seçimleri yapıldı. Mustafa Kemal ve diğer önderler bu seçime girdi, mecliste bir grup kuracak kadar mebus çıkardı. İngilizler silah zoruyla o meclisi dağıtıncaya kadar “Felahı Vatan” gurubu görev yaptı. 23 Nisan 1920’de Büyük Millet Meclisi, Malta’ya sürgün edilmeyip de İstanbul’dan kaçabilen mebusların katılımı ile açıldı. Ankara’da bir meclisin toplanması böyle bir meşruiyet zemini kazanmıştı.

Çin Devrimi de silahlı mücadele içinde gelişti. 1927 karşı devriminden sonra parlamenter mücadele olanakları ortadan kaldırılmıştı. Japon işgaline karşı milli kurtuluş savaşı Çin Komünist Partisi (ÇKP) ile Guomindang’ın milli güçbirliği ile kazanılmış olmasına rağmen Çang Kayşek iktidarı seçim yapmaya yanaşmadı. Mao Zedung, yazılarından öğreniyoruz ki, ÇKP seçim ve koalisyon hükümeti öneriyordu.
Venezuela ve Bolivya gibi Latin Amerika ülkelerinde uzun bir zaman askeri faşist diktatörlükler ve gerilla savaşı yaşanmış olmasına rağmen 2000’lerde bu ülkelerde devrimci partiler seçimle iktidar oldular ve devrimi sürdürdüler. Ama bu başarıları halk hareketinin ve örgütlü yığınların desteğiyle kazandılar. ABD bir darbeyle Chavez’i kaçırdığı zaman, darbeyi boşa çıkaran olgu, devrimci parti öncülüğünde kitlelerin sokağa dökülmesi ve başkanlık sarayını kuşatmasıdır.

Evet, iktidar namlunun ucundadır. Türk devriminin gelişmesinde de milli ordu devrimi desteklemiştir. Venezuela’da milli ordu devrimi desteklemiştir. O ordu içinden darbeci generaller çıkmıştır ama bugün Venezuela’da seçimle gelmiş devrimci iktidarı yine o ordu destekliyor. “İktidar namlunun ucundadır” sözünü sadece silahlı mücadele ile devrim olur şeklinde yorumlamak yanlıştır.

Türkiye’de Devrim ve Silahlı Mücadele Tartışması

Türkiye’nin 1960-72 dönemini ele alırsak ne görüyoruz?
1960 yılında 27 Mayıs askeri müdahalesi bir darbe değildir. 1958 ekonomik krizinden sonra gelişen halk hareketi ve gençlik mücadelesi, TSK içinde örgütlenen devrimci subaylarla güçbirliği yaptı. Halkın taleplerine uygun olarak, aynı zamanda Türkiye’nin milli bağımsızlığını savunmak için Menderes diktatörlüğü yıkıldı. O devrimin temel sloganı “Ordu Gençlik El Ele” idi.

27 Mayıs devrimi ilerici bir anayasa getirdi. Siyaset alanını ve parlamenter mücadeleyi emekçilere açtı. Bu ortamda bir sosyalist parti olarak TİP 1965 seçimlerinde 15 milletvekili ile meclise girdi. Bu büyük bir başarıydı ve bütün devrimciler, emekçiler TİP’i destekledi.

1965 seçimleri aynı zamanda karşı devrim hamlesini yürütecek Adalet Partisi’ni iktidara getirdi. Amerikan işbirlikçisi bir iktidar oluştu. Buna karşı 1968’den başlayarak kitle mücadelesi yeniden yükselmeye başladı. TİP önceki yıllarda parlamentoda iyi bir mücadele vermesine karşın, kitle hareketine önderlik etmeyi reddetti. O zaman Aydınlık etrafında toplanan Milli Demokratik Devrimciler TİP’i gerici parlamentarizme teslim olmakla suçladı. TİP sadece devrimci gençliğin eylemlerine değil, fabrika işgallerine ve toprak işgallerine de katılmadığı gibi, karşı çıktı. “Eylem yapmayın, provokasyon olur, faşizm gelir” söylemiyle parti üyelerini ikna etmeye çalıştı. TİP, halk hareketine dayanmadan seçimde çok oy alarak iktidar olacağını ve bu yolla sosyalist devrim yapacağını iddia ediyordu.

1968’den sonra Gladyonun müdahalesiyle Türkiye’de kaos yaratıldı. Devrimcilerin siyasi parti kurarak seçimlere katılmasının önü kesildi. Öte yandan emperyalizmin ideolojik saldırısı devrimci gençlik liderlerini etkiledi. Bu nedenle Aydınlıkçıların 1970 yazında “Sosyalist Kurultay” toplayarak yasal bir parti kurma çabası baltalandı. Ekim ayında toplanan DEV-GENÇ kurultayına hâkim olan hava, Mahir Çayan’ın kürsüden ilan ettiği “şehir gerillası ile devrim yapma” hayaliydi.
12 Mart muhtırasıyla gelen askeri faşist darbe bütün yasal imkânları ortadan kaldırdı, baskı ve zulüm rejimi kuruldu. Aydınlıkçılar, bu koşullarda mecburen yasadışı örgütlenmeye gittiler ve Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi (TİİKP)’ni kurdular. Bütün devrimciler “tek çıkar yol silahlı mücadele” havasına sokuldu.

Bundan biz de etkilendik. İbrahim Kaypakkaya bizim içimizden çıktı. İbrahim Kaypakkaya, “hemen kayıtsız şartsız, derhal silahlı mücadeleye başlayalım” diyordu. Parti Merkez Komitesi bu öneriye karşı çıktı. İbrahim Kaypakkaya bir grup arkadaşla partiden ayrıldı ve silahlı mücadele pratiğine girdi.
TİİKP silahlı mücadeleyi temelden reddetmedi, önce kitle temeli yaratılması gerektiğini, ayrıca parti örgütünün yaygınlaştırılmasını karar altına aldı. Aslında 1972’de ne kitlelerin ayağa kalkması için, ne de partinin yaygın bir örgütlenme ile kitle tabanı yaratması için şartlar uygun değildi. Daha sonra parti bu konuda özeleştiri yaptı. Partinin doğru çizgisi pratik içinde gelişti. 1974 affından sonra cezaevinden çıkan parti önderliği, önce yasal bir yayın organı olarak Aydınlık’ı çıkardı ve ardından biraz gecikmeli olarak Türkiye İşçi Köylü Partisi (TİKP)’ni kurdu. TİKP seçimlere girmek için örgütlendi ama yetişemedi, 1980 darbesiyle de parti kapatıldı.

Paylaş: