UĞUR AYTAÇ YAZDI: 2019 SEÇİMİ NEDEN REFERANDUM OLARAK ELE ALINMAMALI?

UĞUR AYTAÇ YAZDI: 2019 SEÇİMİ NEDEN REFERANDUM OLARAK ELE ALINMAMALI?

Uğur Aytaç

16 Nisan referandumuyla birlikte ortaya çıkan en doğal soru bundan sonra ne yapılması gerektiğine ilişkindi. Olağanüstü gelişmeler takvimi öne çekmezse 2019 seçimleri yakın tarihteki ilk önemli uğrak olacak gibi gözüküyor. Haliyle gelecek seçimlere ilişkin akıl yürütmeler, strateji tartışmaları genişçe bir çevrede konuşulmakta. CHP heyetlerinin referandumda hayır oyu veren partileri ziyaret etmesi, Kılıçdaroğlu-Akşener görüşmesi gibi gelişmeler de muhalefetin 2019’a giden sürece ön hazırlığı olarak yorumlanıyor.

Gelecek seçimlere ilişkin dillendirilen stratejilerden birisi de seçimleri parlamenter sistem-başkanlık sistemi arasında bir referandum olarak kurgulamak ve parlamenter sisteme geri dönüş üzerinden bir kampanya inşa etmek. Ana-akım medyada bu tür bir strateji “CHP kulislerinde tartışılıyor” şeklinde haberleştirilmişti. Selin Sayek Böke de istifasından sonra kaleme aldığı bir yazıda bu stratejiyi savunmuştu. 2019’u referanduma dönüştürme stratejisini savunanların sunduğu ya da sunması muhtemel gerekçeler şunlar:

  1. 16 Nisan’da hayır cephesi %50 oyu yakaladı. Hayır cephesini önümüzdeki seçimlere uzanan bir süreçte kalıcılaştırmak AKP’ye karşı en geniş kapsamlı ve güçlü muhalefeti ortaya koyar.

  1. 2019 seçimini bir başkanlık seçimi olarak ele alırsak hukuka aykırılıklar barındıran 16 Nisan referandumunu meşrulaştırmış oluruz.

Kuşkusuz bu stratejiyi benimseyenlerin başka gerekçeleri olabilir; ancak yukarıda bahsettiklerim en yaygın olanlar. Sondan başlayarak bu gerekçelerin neden dayanaksız olduklarını ifade etmeye çalışacağım.

ŞEREFLİ MAĞLUBİYETİN TEORİSİ

Siyasette öznelerin motivasyonu bakımından iki temel perspektif var diyebiliriz. Birincisi güç toplama ve iktidar hedefi perspektifidir. İkincisiyse siyasette ahlaki güdülerin rolünü gereğinden fazla vurgulayan idealist perspektiftir. Bu ifadedeki idealizmden kastettiğim belli ilke ve ütopyaların peşinden gitmek değildir. Kastettiğim, ilke ve ütopyaların peşinden siyasetin doğasına ters düşecek derecede, bağnazca gitmektir. İktidar perspektifini ikinci plana iten ve idealist perspektife yaslanan anlayışlar siyasetlerini üretirken kişisel ahlaki değer yargılarıyla uyum içerisinde olmayı en başa yazar. Ancak, güç toplamayı ve mevzi kazanmayı ikinci plana iten idealist siyaset anlayışı ancak şerefli mağlubiyetlerin teorisini yapabilir. Üretilen siyasetler toplumdaki gerçeklerle uyum içinde olmadığından güç toplayamayan bu siyasetler bireysel düzlemde “idealist siyaset” taraftarlarının vicdanını rahatlatsa da toplumun kalanını yozlaşma ve adaletsizliğe terk eder. Çünkü toplumu yönetme ve dönüştürme amacına odaklanan iktidar perspektifi bu anlayışta kenarda kalmıştır.

Bu bakımdan 2019’u referanduma çevirmeyi savunanların ikinci gerekçesi tek başına hiçbir ağırlığa sahip değildir. Hukuksuz referandumun sonucunda doğan seçime sahici bir seçim havasıyla girmemek ancak sonunda o hukuksuzluğu ortadan kaldırmanıza yarayacak gücü size kazandırıyorsa anlamlıdır. Eğer bu hukuksuzluğu ortadan kaldırmanız bakımından güç dengelerini değiştirmiyorsa bu tür bir gerekçe ancak kişisel veya grup düzeyinde bir takım psikolojik rahatlamalara, tutarlılığın getirdiği bir nevi haz duygusuna yarar. Bunun dışında, siyasetin içindeki güç mücadelesi bakımından, hiçbir kazanım elde etmemektedir.

TOPLUM 16 NİSAN KOŞULLARINDA DEĞİL

Denilebilir ki bu stratejiyi savunanlar aslında sundukları birinci gerekçeyle güç toplama ve iktidar olma yönünde bir hesap içerisindeler. Toplumun parlamenter demokrasiye sahip çıkan en geniş kesimini birleştirerek başkanlık rejimini ortadan kaldıracak toplumsal gücü yaratmaya çalışıyorlar.

Ancak bu noktada birinci gerekçenin öngörülerinin zayıf dayanaklara yaslandığını ifade etmeliyim. İlk olarak % 50’lik hayırcı kesimin olduğu gibi muhafaza edilebileceği düşüncesi insanların referandum ve seçimlerde aynı tür akıl yürütmeye dayalı olarak oy vermediği gerçeğinin üzerinden atlamaktadır. Seçim zamanı geldiğinde seçmenlerin yapacakları tercihlerin ekonomi, dış politika, terör başta olmak üzere yaşamın tüm alanlarına ilişkin doğrudan etkileri olacak. İnsanların tüm bu başlıklardaki kaygılarına “parlamenter sisteme dönüş” sloganından ibaret bir kampanya hiçbir şekilde karşılık veremez. Gelecek ve güvenlik kaygısı içindeki yurttaşların desteği ancak umut veren, kapsayıcı bir programla ve AKP iktidarını bu kapsayıcı program temelinde eleştirerek kazanılabilir. Bu demek değildir ki parlamenter sisteme dönüş savunulmamalı. Mesele parlamenter sistemi, hukuk devletini ve Cumhuriyet kurumlarını insanların büyük çoğunluğunun hayati bulduğu kaygılarla ilişkilendirilerek savunmaktır. Gelecek ufku belirsiz, teröre ve ekonomik sorunlara ilişkin AKP’nin çıkmazlarını ortaya koyup alternatifi sunamayan “parlamenter sisteme dönüş” sloganı programsız siyasettir. Böyle bir seçim ortamında % 50’lik hayırcı kesimin hatırı sayılır bir kısmının (örneğin referandumda hayır oyu kullanan AKP seçmenleri) yönetim krizinden kaçınma ve güvenlik güdüsüyle AKP’ye oy vermesi çok olasıdır.

Öte yandan, hayır-evet kutuplaşmasının kalıcılaştırılması evet oyu verenleri doğrudan karşı cepheye itmekte, o kesimleri kazanma hedefini baştan rafa kaldırmaktadır. Bu yaklaşım tam da demagoji ve kışkırtıcılıkla kendi kitlesini çevresinde tutmayı ana yöntem haline getirmiş RTE’nin istediği bir seçim kampanyasının taşlarını döşeyecektir.

oncugenclik.org.tr, 17.6.2017

Paylaş: