UĞURCAN YARDIMOĞLU YAZDI: SAVAŞIN ATEŞİNDE KURULTAY GELENEĞİ

UĞURCAN YARDIMOĞLU YAZDI: SAVAŞIN ATEŞİNDE KURULTAY GELENEĞİ

Uğurcan Yardımoğlu, Öncü Gençlik Genel Sekreteri

 

            Önce Parti Sonra Devlet Sonra Ordu

Sivas Kongresi 4 Eylül 1919’da tam olarak vatanın bağımsızlığı ve milletin bütünlüğünü sağlamak amacıyla toplandı. Olağanüstü bir kurultaydı çünkü ana yurdumuz işgal edilirken silah sesleri arasında toplandı. Vatanın bağımsızlığını sağlamak için yeni bir hükümet merkezi yaratılmalıydı. İstanbul’daki hükümet orduyu terhis ettirmiş ve memleketi İtilaf Devletleri’ne teslim etmişti. Ulusal bir direniş, silahlı kuvvetler olmadan başarılamazdı. Düzenli bir ordunun kurulabilmesi için ise o orduya siyaseten önderlik edecek devleti kurmak öncelikli görevdi. Devletsiz, ordusuz bir tür halk tepkisi olarak gelişen Kuvayi Milliye, siyasi iktidara kavuşturulmazsa ordu da olamaz zafere de ulaşamazdı. O gün bunu kavrayan az sayıda vatansever vardı, gerçek bugün açısından da böyledir. Pek çok Atatürkçü’nün sıkça atıfta bulunduğu Kuvayi Milliye’nin vatanın bağımsızlığı hedefine ulaşması mümkün değildi. Kongreler sürecinde bu yalın gerçeği kavramayanlar bugün de kavrayış eksikliklerini Müdafaa-i Hukuk Partisi yerine sürekli Kuvayi Milliye’ye atıfta bulunarak yansıtıyor. Yanlış anlaşılmasın, Kuvayi Milliye elbette vatan için savaşıyordu. Bu anlamda vatansever de çoktu ancak siyasi iktidarın ve silahlı kuvvetlerin önemini kavrayan az sayıda vatansever vardı. Çünkü bu kavrayış tarihsel bir bakış açısının ürünüdür ve vatanseverliğin üzerinde meziyetler ister.

Zafere ulaşacak orduyu kurmak için devleti kurmak ona öncülük edecek partiyi kurmak Mustafa Kemal Paşa’nın kurduğu devrimci denklemdi. Denklem, Sivas Kongresi’nde çözülmeye başlandı. Kongre, yurdun her köşesinden temsilciyle ortak bir siyasal hedef, bu bağlama uygun bir program oluşturmak üzere toplandı ve bunu başardı. Dışarıdan yapılan eleştiriler, savaş zamanı kongre toplamanın gereksizliği, Ege dağlarına çıkıp efeler gibi savaşmanın yerinde olacağı üzerineydi. Ayrıca yeni bir hükümete ve partiye ne gerek vardı; zaten 600 yıllık birikimiyle ve ‘iktidarıyla’ İstanbul ‘ayaktaydı.’ Başımıza da ne gelmişse bu ‘partilerden’ gelmişti. Bu eleştiriler bugün açısından da tanıdık geliyor. “Söz konusu vatansa gerisi teferruattır” sözünün ardına sığınan vatanseverlerimiz açısından, panel düzenlemek, basın açıklaması yapmak ve Sine-i Milletçilik yapmak yeterli oluyor. Kuvayi Milliye ruhunu edebiyat malzemesi yaparak partisizliğe övgüler düzen akılsız vatanseverlerimizin kökleri taa Sivas Kongresi’ne dayanıyor. Bizim de köklerimiz Paris’te gazete çıkarmakla yetinmek yerine İttihat Terakki Partisi’ni kuran, Kuvayi Mİlliye edebiyatı yerine Müdafaa-i Hukuk Partisi’ni kuranlara ve savaşın ateşinde kurultay toplayanlara dayanıyor.

Her toplum önündeki sorunları çözer

Bazı dostlarımız dünün sorunlarına göre çözüm üretiyor ve o mevziye giriyorlar. Aslında girdikleri mevzi hayali bir mevzi oluyor. Örnekleyecek olursak; ‘Atatürk’ün Partisi’ne oy vermekten hala kıvanç duyuyorlar. Ancak gerçek bütün çıplaklığıyla ortadadır bugün CHP’yi destekleyerek Atatürkçü olunmuyor ama sözde Ermeni Soykırımı savunulabiliyor veya Şeyh Said, Seyit Rıza anmaları yapılabiliyor. Bir kurumun Atatürk’ün izinden gidip gitmediğinin o kurumun siyasi çizgisiyle doğrudan ilgili olduğunu söyleyen akılcılar ise akıl dışı bu çağın dışlanan tarafı oluyor. Tıpkı Kurtuluş Savaşı yıllarında, işgal altında olan saltanat makamına bağlılığını her gün tekrarlayanlar gibi cehennemin yollarını iyi niyet taşlarıyla döşeyen dostlarımız oluyor. Halbuki 1915’te saltanat ve hilafet makamını savunmanın vatan savaşında bir karşılığı vardı. Çünkü makarr-ı hilafet ve saltanat İstanbul’da direnişin merkezindeydi. Çanakkale mevzilerinde İstanbul’u savunmak vatanı savunmaktı. Ama 1919’da işler değişmiş İstanbul işgal altına alınmıştı, direnişin merkezi önce Sivas’ta sonra Ankara’da kurulmuştu. O yıllarda hala İstanbul diyerek eski Mebusan Meclisi’ni diriltmeye kalkıp İngilizlere teslim olanlar, bugün hala ‘Atatürk’ün partisi’ne oy verme çağrıları yapanların dedeleri olsa gerektir.

Günümüzde 2. Kurtuluş Savaşı verdiğimizi her açıklamamızda her etkinliğimizde yaptığımız her çalışmada üstüne basa basa vurguluyor olmamız, ona göre mevzilendiğimiz içindir. Tarihi birikime yaslanmak başka fakat o tarihin içinde mevzilenmek başkadır. Kalkıp Dumlupınar mevzilerine girerseniz bu emperyalistler açısından ancak gülünç bir olay olarak değerlendirilir. Ancak Afrin’e taarruz planı yapar ona göre mevzilenirseniz emperyalist merkezleri titretirsiniz. 1. Kurtuluş Savaşı’nın siyasi mirasını devralmış olmanın somut karşılığı bugün Amerikan emperyalizmine karşı mücadele etmektir. Onun aparatları olan PKK terörünü hendeklere gömenler Dumlupınar’daki muzaffer askerlerin torunlarıdır. Ama Dumlupınar ile Hendek Savaşlarını veya Çanakkale ile Fırat Kalkanı’nı birbirinden ayrı yere koyanlar, kendisini tarihe hapseder ve bugün açısından da kendilerini yanlış konumlara sürüklerler. Her toplum önündeki sorunlarla boğuşur. Öncülerinden o sorunların çözümlerini bekler. Ancak tutarsız siyasetlerle çözümsüzlüğe mahkum olan iktidar partisinin veya müzmin muhalif hastalıklarıyla uluslararası komplolara dahil olan ana muhalefetin ya da Fethullahçıların dizleri dibinde oturan ‘yeni’ muhaliflerin toplumun hiçbir sorununu göğüsleyemeyeceği önümüzdeki seçimler açısından apaçık ortadadır.

Bugün, 2. Kurtuluş Savaşı’mızın önündeki görevler bellidir:

Birincisi; terörle mücadelede kesin zafere ulaşmak sınırlarımızın güvenliğini sağlamaktır. ABD emperyalizminin ülkemize kurduğu komploları boşa çıkarmaktır. PKK-PYD-YGP-DAEŞ terörünün kökünü kazımak bu komplonun en önemli aparatlarını ortadan kaldırmak demektir. Fırat Kalkanı Harekatı’yla kestiğimiz koridoru tamamen ortadan kaldırarak tehdit olmaktan çıkarmak birincil görevimizdir. Bugünlerde yapılacak Afrin Harekatı bu açıdan oldukça belirleyici olacaktır.

İkincisi; komşularla işbirliğini geliştirmektir. Bölgemize yönelik saldırılar yalnızca ülkemizi değil Suriye, Irak ve İran’ı da hedef almaktadır. Emperyalizmin bu saldırısını ancak bölge ülkelerinin birliği bozguna uğratabilir. Büyük Ortadoğu Projesi Eşbaşkanlığı döneminden kalma ‘Esad’ düşmanlığı kompleksi aşılmazsa Suriye’nin bütünlüğü dolayısıyla ülkemizin bütünlüğü korunamaz. ABD’nin Yeni Dünya Düzeni adlı saldırı planında, ‘ılımlı islamcı’ roller üstlenenlerin bu gerçeği kavraması olası görünmüyor. Komşularla işbirliği siyaseti olmadan vatan savaşımızı başarıya ulaştırmak oldukça güçtür. Önümüzdeki dönemde iktidar olarak bu siyaseti kararlılıkla izleyecek olan partimiz, vatan bütünlüğümüzü de kesin olarak sağlayacaktır.

Üçüncüsü; üretim ekonomisini kurmaktır. Yeni Dünya Düzeni, ulus devletleri üretimden kopararak borçlanma batağına çekti ve sınırlarını ortadan kaldırdı. Ülkemizin son otuz yılda izlediği ekonomik çizgi, borç batağına batma ve kamu iktisadi teşekküllerini özelleştirme üzerine kuruludur. Bu anlayışı toptan değiştirerek; üreten, müreffeh ve başı dik bir Türkiye olmanın zamanı gelmiştir. Önümüzdeki cumhurbaşkanlığı seçimlerini belrileyecek olan en önemli unsur ekonomi olacaktır.

Dördüncüsü; Atatürk Devrimlerine sarılmak ve aydınlanmayı eğitim programımızın parolası yapmaktır. Laik bir toplum düzeni, ortaçağ kalıntısı fikir ve kurumların tasfiyesi her türlü üretici gücün önünü açacak ve Avrasya’dan yükselen uygarlık birikimiyle birleşmemizi sağlayacaktır. Atatürk’ün de ifade ettiği gibi ”Türkiye, şeyhler, dervişler, müritler ve mensuplar ülkesi olamaz.” Önümüzdeki dönemde topluma hurafeler değil, bilim yol gösterecektir.

Ezcümle, uygarlığın beşiği ön siperlerinde savaştığımız Asya cephesindedir. Avrupa’yı da içine alarak yükselecek olan Avrasya, 21. Yüzyılda devletlerin bağımsızlık, milletlerin kurtuluş ve halkların devrim ihtiyacına cevap verecek gelişme yatağıdır.

Yedi Ateşten Geçenlerin Kurultayı

Vatan Partisi, elli yıllık mücadele birikimiyle ve yetenekli kadrolarıyla ve biz gençleriyle, yukarıda madde madde saydığımız programı uygulamak için önümüzdeki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde milletimizden yetki isteyecek. İstikrar dönemlerinde herkes iktidar olur ancak devrimci dönemlerin devrimci görevleri vardır. Amerikan emperyalizminin bütün kurum ve ilişkileriyle tasfiye edildiği bu dönem, devrimci bir dönemdir. Varlık-yokluk savaşının içerisindeyiz ve bu savaşı sahte milli mutabakatlarla yahut gayri milliliği ayan beyan ortaya dökülenlerle veremeyiz. Partimizin cumhurbaşkanlığı seçimlerinde strateji ve siyasetlerini belirleyeceği ve adayını açıklayacağı bu kurultay, her yönüyle bir Sivas Kongresi’dir.

Savaşın ateşinde kurultay toplayanlar, savaşı başarıya ulaştırma azminde olanlardır. O zaferi yedi ateşten geçen çelik gibi kadrolarıyla Vatan Partisi başarabilir. Milletimizin öncülerini Ergenekon’un demir tutsaklığından kurtararak, alnımıza kara leke gibi sürülmek istenen soykırımcı damgasını yerle yeksan eden Fethullahçıların ipliğini pazara çıkaranlar yedi ateşten geçerek bugünlere geldi. Aydınlıkçılar yani Vatan Partililer toplumun önündeki her meseleyi çözecek birikime ve azme sahip olduğunu 27 Ocak 2018 tarihinde Ankara’da toplanacak olan Olağanüstü Kurultayı’yla dosta düşmana ilan edecektir.

Olağanüstü dönemlerin olağanüstü görevleri olur.

Olağanüstü dönemlerin olağanüstü kurultayı olacak.

Milletimize çağrımızdır; Türk gençliği o kurultayda buluşacak ve olağanüstü görevlere gülümseyerek koşacak. Eminiz, millet gençliğini örnek alacaktır.

oncugenclik.org.tr , 19.01.2018

Paylaş: