UĞURCAN YARDIMOĞLU YAZDI: TERÖR ÜSSÜNÜ KAPATMA GÖREVİ ATATÜRK ROTASINDA YAPILIR

UĞURCAN YARDIMOĞLU YAZDI: TERÖR ÜSSÜNÜ KAPATMA GÖREVİ ATATÜRK ROTASINDA YAPILIR

Uğurcan Yardımoğlu, Öncü Gençlik Genel Sekreteri

– Bilirim bey sen de onlardansın ya…

– Onlar?

– Kemal Paşa’dan yana olanlar işte.

İnsan Türk olur da nasıl Kemal Paşa’dan yana olmaz! diyen sakat zabit Ahmet Celal, köylülerin kapılarının eşiğine kadar gelmiş düşmana bakış açılarından ötürü hayrete düşmüştü. Yaban romanında Yakup Kadri, halkçı-milliyetçi Türk aydınının, halkın ters bilinciyle olan hesaplaşmasını çok güzel bir dil ve kurguyla ele almıştı. Ters bilinç derken neyi kastettiğimizi açacak olursak; kendi sınıf çıkarının farkında olmayan hatta kendisini ezen sınıfların siyasetlerini can siperane savunan baş aşağı gelmiş insan bilincinden söz ediyoruz.

Bugün de baş aşağı dönen politikalar görüyoruz ancak bunlar artık işçi veya köylümüzden yahut sanayici veya tüccarımızdan gelmiyor. Fakat günün görevlerine uygun olmayan bizzat günün hükümetidir. Bir Vatan Savaşı veriyoruz fakat bu savaşın hedeflerini berrak biçimde ortaya koyamayan, programı olmayan bir hükümetle yönetiliyoruz. Cumhurbaşkanı’nın en son yaptığı ‘İncirlik Üssü’nün kapatılmayacağına yönelik açıklaması bu iddiamızı destekler niteliktedir.

SAVAŞIN PROGRAMI

1920’li yıllarda önce milli hükümeti kurarak ardından milli orduyu yaratıp emperyalistlerin azgın uşağı Yunanlıları denize döken Gazi Mustafa Kemal ve Müdafayi Hukuk örgütü, savaşın ardından arasız devrimlere girişmişti. O arasız devrimlerin en temel nedeni, köylüyü milletin efendisi yapmak olarak özetlenebilecek bir toplum yapısı kurmaktı. Çünkü o toplumsal gelişme gerçekleşmediğinde vatanı bir kere kurtarır, ikincisinde kaybedersiniz. Bunu en iyi Kemalistler biliyordu, acı tecrübelerle hafızalarına kazınmıştı. Köylü, Yaban’da en azından (!) savaşa ilgisiz yaklaşıyor, fakat Anadolu kendi kurtarıcılarına silah çekmiş olan köylüleri, Hilafet Ordularını da görmüştü. Kurtuluş Savaşı’nın iç savaş süreci böyle tanımlanabilir. Silahı düşmana tereddütsüz doğrultmak da devrimci bir bilinç, örgütlü bir önderlik ve siyasal bir program istiyor.

Günümüzde süreç biraz daha farklı işliyor. Türk olup da (işçi-köylü-esnaf-milli sanayici, tüccar vs.) bağımsız yaşamak istemeyen yok. Bu, son 60 yıllık karşı devrim sürecinin zihinlerde yarattığı tahribata rağmen Kemalist Devrim’in ne kadar köklü ve radikal olduğunu ve bundan sonra o mücadeleyi sürdüren başta Vatan Partisi olmak üzere milli kuvvetlerin başarısını gösterir. Ama adı Türk kendisi çok uluslu kimlik taşıyan, küresel sermayenin yerli taşeronları bu bilinci tahrip etmek için son dönemde atak üzerine atak yaptılar. Milli kuvvetlerin lider kadrolarını tertiplerle hapislere atmaktan, lüks tuvalet kağıdı niteliğindeki tarih dergileri çıkarmaya kadar, üniversite kürsülerini neo-liberallere, sanat atölyelerini post-modern şarlatanlara teslim etmeye dek uzatabileceğimiz çeşitli alanlarda karşı devrimin atağı sürdü. Fakat başka bir döneme girdik. Savaşla arınıyor, mücadeleyle özümüzü yeniden kazanıyoruz. NATO üyesi bir ülkenin subayı NATO’dan çıkmaya karar veriyor, ABD madalyasını iade ediyor! Hükümete yakın medya kuruluşları ABD’ye savaş ilan ediyor, düne kadar insanı Silivri’ye gönderen tespitler (ABD’nin müttefik olmadığı ve vatanımızı parçalamaya çalıştığı gerçeği) şimdi merkez medyadan en ıssız köy kıraathanesine kadar dillerde.

SAVAŞIN HEDEFİ

Hükümetin yapması gereken bu birikimi doğru programla buluşturarak milletimizi seferber etmek olur. Devletler ancak milletini seferber ettiğinde savaş kazanabiliyor. Mareşal Moltke’nin topyekün savaş tezi farklı biçimler alarak 19. yy’dan beri geçerliliğini koruyor. 1. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı’mızın birinci dersi topyekün savaş yani seferberliktir. Bugün örtülü savaş olarak ifade edilen terörle mücadelenin yöntemi de özü itibariyle Milli Mücadele’ye benzerdir. Güvenlik Uzmanı Mete Yarar bunu teröristle mücadeleden terörle mücadele evresine geçmek olarak ifade ediyor ki kanımızca yerli yerinde bir ifadedir. Mesele Türkiye’yi yönetenlerin bunu kavramasıdır. Söylem olarak seferberlik çağrısı yapan bir cumhurbaşkanı tuhaflık abidesi gibi duruyor. Çünkü cumhurbaşkanı seferberlik çağrısı yapıyorsa onu uygular. Çeşitli siyasi kuvvetleri ve ülkenin pek çok kurum ve şahsiyetini vatan savaşımızın başarısı için birleştirir. Bunlarla hesaplaşmaya girişmez.

Ancak tuhaflıklar silsilesi burada bitmiyor, terörün bir üst aklı olduğunu kabul edip ona isim koyma noktasında tıkanmak da bir başka örnek olarak nitelenebilir. ABD askerinin kullanımında olan İncirlik Üssü‘nden kalkan uçakların nereye hangi malzemeyi yolladığı apaçık ortada iken söz konusu üssün ABD’ye kapatılmayacağının açıklanması bildiğiniz abesle iştigaldir. Milli Savunma Bakanı Fikri Işık, yerli silah üretiminde ilerleme müjdeleri verirken, ABD’nin NATO menşeili silahlarını Suriye’nin kuzeyinde konumlanan PKK/PYD/YPG güçlerine göndermesi işi daha karmaşık hale getirmektedir.

SAVAŞIN HÜKÜMETİ

Adam size savaş ilan etmeden saldırıyor, siz bırakın üs kapatmayı, onun düşman olduğu tespitini dahi yapamıyorsunuz. Türkiye’nin gerçek yerinin Avrasya olduğunu kavradığınızı gösteren hamleler yapıyorsunuz, ancak hala ABD’nin Esadı vurmasından memnun olduğunuz ve görevlere hazır olduğunuzu ifade ediyorsunuz. Yetmiyor İran düşmanlığında sınır tanımıyorsunuz. Vatanımızı savunmak için irade koymak yetmez, program ve ufuk gerekir. Umudu ve iradeyi besleyen de en sonunda siyasi programdır.

İşte içinde bulunduğumuz dönemin eksiği budur. Vatan Partisi, hükümet görevleri yaparak vatanımızı savunma noktasında kararlı adımlar atıyor, halkın önüne gerçek düşmanı koyuyor o düşmana karşı sözde Ermeni Soykırımı mevzisisinde somut başarı kazanıyor, komşularla iş birliği inşa etmeye çalışıyor. Partimiz, şimdi de İncirlik Üssü’nin ABD’ye kapatılması için kampanya yürütüyor ve milletin yüreğine ferahlık veriyor.

Hangi millet oğullarını şehit eden alçaklara stratejik müttefik diyenleri iktidarda tutmaya devam eder sorusu da kafalarda net biçimde oluşuyor. Somut örneklerini Öncü Gençlik olarak üniversitelerde yürüttüğümüz çalışmalarda görüyoruz, Türk Milleti ve Türk Gençliği gerçek düşman ABD’ye karşı mevzileniyor. Türk Ordusu gerçek düşmana karşı mevzileniyor, madalyalarını reddediyor açıkçası NATO sürecinin geride kaldığını ilan ediyor. Milli devlet ve milli ordu -2002’de ortaya koyduğumuz gibi- direnmiştir, direnmeye devam edecektir. Eksiğimiz bir milli hükümettir! Eksiğimiz ‘Kemal Paşa’dan yana olanların’ hükümetidir. O hükümet ufuktadır ve mutlaka kurulacaktır. Vatan Savaşımızı, 2. Milli Mücadelemizi başarıya ulaştıracak olan hükümet Vatan Partisi’nin merkezinde yer aldığı milli hükümettir. Yoksa başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere 200 yıllık devrim birikimimizle hesaplaşacaklarını ilan edenler bu savaşı başarıya ulaştıramaz. Millet, sonuç almak istiyor; İncirlik Üssü’nü ABD’ye kapatmak o sonucun en belirleyici adımıdır. O adım kesinlikle atılacaktır.

oncugenclik.org.tr , 13.5.2017

Paylaş: