Ana Sayfa Yazılar YİĞİT ÇINAR YAZDI: YOZLAŞTIRILAN ATATÜRK VE CHP

YİĞİT ÇINAR YAZDI: YOZLAŞTIRILAN ATATÜRK VE CHP

857

Yiğit Çınar, Öncü Gençlik İstanbul İl Yönetim Kurulu Üyesi

31 Mart ve ardından İstanbul’da tekrarlanan 23 Haziran yerel seçimleri Türkiye çapında büyük yankı uyandırdı. Bir yanda haksızlığın olduğunu savunanlar, diğer yanda ise oyların çalındığını savunanlar vardı. Seçimin büyük rüzgarında herkes bir fikre tutunmaya çalışıyordu, siyasetçiler de, seçmen de. Ancak tutunulmak istenen fikirlerde eksikler ve yanlışlar vardı. Göz ardı edilen konu Atatürk ve Atatürkçülüktü.

Geçtiğimiz dönemde Cumhuriyet Halk Partisi’nin İstanbul Belediye Başkan Adayı olan Ekrem İmamoğlu 31 Mart seçiminden sonra mazbatasını aldı. Ardından ilk demecini, Irak’ın kuzeyinde bağımsız bir devlet kurmak için referandum yapan Barzani’nin resmi yayın organı Rudaw’a verdi. Seçimlerin iptali ile bu kez Washington Post’ta makalesini yayımlattı ve hemen sonrasında Alman Die Welt gazetesine demeç verdi. Uzaktan bakıldığında ‘’bunda ne var canım’’ diyebilirsiniz. Hatta bunu bir itibar işareti olarak da görebilirsiniz. Fakat bir büyüteç ile olaylara bakıldığında aslında bunların sebeplerinin ne olduğunu görmek zor değil.

CHP’nin yıllar içindeki değişimi, Kemalizm’den kopuşu, emperyalist işbirlikçiler ile ortak koşma gibi tutumlar bugün Ekrem İmamoğu’nun bu hareketlerinin sebebi olmaktadır. Selahattin Demirtaş’ın çizgisini beğenmek, en büyük Fetullahçılardan olan Abdullah Gül’e ‘’ sesleri daha gür çıkmalı ‘’ ifadelerini kullanmak, ‘’herkes ile işbirliği yaparız’’ diyerek HDP ittifakını meşru kılmaya çalışmak Atatürkçülük değildir. Yalnızca Atatürkçülüğe vurulan darbelerden biri olur.

Atatürkçülük Nedir?

Atatürk, Türkiye’nin kurucusu ve ortak değeridir. 1919 sonrasında Atatürk etrafında teşkilatlanan halk, emperyalist devletleri bu topraklardan adeta püskürtmüştür. Başarının mimarı olarak da Atatürk, her zaman Türk milletini göstermiştir.

Kurtuluşun ardından yeni Türkiye’nin inşası başlamıştı. Kazanılan bağımsızlığın ardından halk artık kendi kimliğine, çağdaşlaşma çizgisi ile kavuşacaktı. Durursak düşeriz şiarı ile hareket eden Atatürk, arasız devrimler ile Türk milletini muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkarıyordu. Bilinmesi gerekir ki bu devrimler ancak bir program dahilinde gerçekleşebilir. Altı Ok, Türk Devrimi’nin programıdır. Mustafa Kemal Atatürk’e gelene kadar gelişen süreç (Fransız Devrimi, Rus Devrimi, Jön Türk Hareketi, İttihat ve Terakki Cemiyeti) Altı Ok’un temelini teşkil etmiştir. Bu altı ilke aslında emperyalizme karşı tam bağımsızlık, saraya/sultana karşı milletin egemenliği ve feodalizmle/gericiliğe karşı çağdaşlaşmanın amaçlandığı ilkelerdir. Tam bağımsızlık, milli egemenlik ve çağdaşlaşma ilkelerinden herhangi birinde taviz veren kimse Kemalizm’i benimsememiştir ve uygulamaya da koyamayacaktır. Atatürk’e, Kemalizm’e bu şekilde bakılamaz. Bu koşulda derhal harekete geçilip Atatürk’ün devrimciliğini, teşkilatçılığını, olaylara materyalist yaklaşımını bilmek ve kavramak gereklidir. Emperyalizmin ellerini ancak bu yolla bağlanacaktır.

CHP Atatürkçü mü?
Türk Devrimi’nin mimarı olan Cumhuriyet Halk Fırkası (Partisi), Atatürk’ün ölümünden sonra Kemalist politikalardan vazgeçip, dünya konjonktürünün de etkisiyle Amerikancı bir yapıya bürünmüştür. Türk toplumunun en çok ihtiyacı olan toprak reformunu gerçekleştiremeyen İnönü hükumeti, devrimleri devam ettirmemiş ve sonuçta Türkiye’yi başka bir sürece yönlendirmişti . İsmet İnönü’nün 1939 yılında yapılan CHP kongresinde ‘’devrimler bitmiştir’’ söylemi, 1941 yılında ABD’den alınan karşılıksız yardım, 1946-47 yıllarında imzalanan Marshall Planı ve Truman Doktrini ve de Fullbright Eğitim Anlaşması ile küçük Amerika olma yoluna girilmiştir. Mayıs 1950’de de NATO üyeliği için başvuru yapılmıştır. Sovyet Rusya’nın boğazlarda istediği hak ve ülkede yaratılan korku, savaş döneminde uyguladığı doğru politikaları (karne ile ekmek, zorunlu vergiler, depolanan yiyecekler vb.) halka anlatamaması İsmet İnönü’nün iktidar koltuğunu sallıyordu. Çözümü ise daha çok Amerika’ya yaklaşmak olarak görmüştü, ancak bu hatasını da daha sonraları fark etmişti.

1950’de yaşanan iktidar değişiminden sonra CHP, yoluna ana muhalefet partisi olarak devam etti. Sonrasında yaşanan 1960 İhtilali ve 1971 Muhtıraları Türkiye siyasetinde önemli değişikliklere sebep oldu. Amerikan ekseninde tekâmül eden Türkiye siyasetinden CHP de nasibini aldı ve Bülent Ecevit ile gelen Sosyal Demokrasi anlayışı partiyi kapladı. 21. yüzyılda kuruluş amacından tamamen sapmış ve emperyalizme maşa olmuş olan Sosyal Demokrasi, CHP üzerinden Türkiye siyasetine büyük etki etmiştir. Yıllar içerisinde hem CHP’yi kemirmiş hem de seçmenini dönüştürmüştür. Bu durum da CHP’den devrimci parti niteliğini ve dinamiğini elinden almıştır. Bu dinamiğin kaybedilmesi aynı zamanda emperyalizmin diğer piyonları ile işbirliğine de sürüklemiştir.

Sosyal Demokrasi emperyalizmin maşası demiştik. Bu koşullarda Atatürkçülük ile Sosyal Demokrasi karşı karşıya gelmektedir. Çünkü Sosyal Demokrasi milli egemenliği, çağdaşlaşmayı veya tam bağımsızlığı savunmaz. Bu ülkenin dinamiklerini oluşturan ilkeler olmazsa Atatürk Türkiye’si bir hayalden öteye gidemez. Bu şekilde Türkiye hiç kuşkusuz bölünür. Bütün bunların sonucunda ise bu durumda CHP’nin Atatürkçülüğü sorgulanmalıdır.

Günümüzde izlemiş olduğu siyasetle CHP, Türkiye’nin nirengi noktalarına dinamit koymaktadır. Muhalefet partisi olmayı sadece hükumeti eleştirmek olarak yorumlayarak, ülke menfaatlerini gözeten politikalarda bile eleştiri yapmayı bırakmamıştır. Önceleri S-400 savunma sistemlerini almayı reddetmeleri, Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatlarında ‘’ bizim ne işimiz var Suriye’de, bu bizim savaşımız değil’’ sözlerini sarf etmeleri, FETÖ, HDPKK ve dolayısıyla Amerika ile mücadele etmek yerine kendi çıkarları dahilinde bu unsurların politikalarını savunmaları örnek olarak gösterilebilir. Durum böyleyken izlenilen siyasi tavır halka yansıyarak sosyolojik olarak bir tavır değiştirme politikası da izlenmiş oluyor. Savundukları görüşlerin kamuoyunda karşılık bulması CHP’i daha da cesaretlendiriyor.
HDP İle Kucaklaşma Atatürk ve Devrimlere İhanet Değil Mi?

Birçok kesim hala inkar etse de bir doğru var: HDP, PKK’nın siyasi koludur. Bu çok net ve sarihtir. Sırtını YPG’ye dayayanlar, aponun heykelini dikmeye çalışanlar, Şeyh Said’i, Seyit Rıza’yı yad edenler, Öcalan’ın ailesini yanlarından ayırmayanlar hep bu partide. Yeni Anayasa istekleri, Kürtçe eğitim talepleri ile bölücülük faaliyetlerini sürdürüyorlar. Şimdi tüm bunlar gün gibi ortadayken HDP=PKK demek tam yerinde bir söylem olacaktır. Bunu göz ardı edemeyiz.

2015 yılında CHP seçmeni kendi partisine oy vermek yerine, sırf AKP tek başına iktidarı alamaması için (zahirde olan gerekçe buydu) HDP’ye oy verdi ve parti meclise girdi. O günlerde ‘’PKK meclise girdi’’, ‘’şehitlerimizin kemikleri sızlıyor’’ söylemleri çok fazla oluyordu. Buna tepki gelmesi de HDP’ye alınacak tavrı olumlu yönde etkileyecekti.

Daha sonra 2017 yılında Kemal Kılıçdaroğlu’nun Ankara’dan İstanbul’a kadar başlattığı sözde Adalet yürüyüşüne HDP’li birçok vekil de destek vererek katılım sağladı. (Bunun üzerine 23 Haziran seçimi sonrası HDP’liler ‘’Adalet yürüyüşünün meyvelerini topluyoruz’’ söylemlerinde bulundular)

Bunların dışında eşit yurttaşlık, ana dilde eğitim, yeni Anayasa istemleri gibi örnekler gerek üstü kapalı gerekse alenen yapılan ittifakı ortaya çıkarmaya yetiyor.

Sorulması gereken soru şu: HDPKK ile iş birliği/ittifak yapan bir parti (CHP) ne kadar Atatürkçü olabilir? Emperyalizm ve terör ile omuz omuza olmak kanla kazanılmış bir zafer ile açılan devrimlerin yolunu kapatmak değil midir? Bunlar, Atatürk ve Devrimlere ihanet değil midir?

Bu demek değildir ki CHP içerisinde Atatürkçü, vatansever, tam bağımsızlıkçı yöneticiler, üyeler veya seçmen yok. Elbette var, bunları bu durumu göz ardı etmeden CHP’nin genel siyasetini tahlil ederek yazıyorum. Bu konuda yapılması gereken, bu durumu gören, bir şeyler yapmaya çalışan kitleye dokunmaktır. Onlara ulaşıp daha güçlü bir yapıya, öncü bir partiye kazandırılmalarını sağlamaktır.

Türkiye’nin Önündeki Çözüm
Türkiye uzun yıllardır Atlantik sistemine bağlı olarak yaşıyordu. Amerikan’ın çıkarlarını gözeten hükumetler ile yıllarca yönetildi. Zaman zaman kırılma anları yaşandı, Amerika’ya ‘’vatanseverler hala burada’’ mesajları verildi (68 Hareketi, Kıbrıs Harekatı, 28 Şubat, Çelik Harekatı vs.). Tüm bu geleneği de arkamıza alarak artık yeni bir döneme girdiğimizi görmemiz gerekiyor. Tekrar Atatürk Türkiye’sinin yolundayız ve Avrasya çağına ancak Atatürk ile tutunabiliriz.

Türkiye’de aslında başlangıç sayılabilecek en sert kırılma noktası 24 Temmuz 2015’tir. Doğu bölgemizde çözüm sürecinde açılan hendeklerin kapatılmaya başlanması, yurt içinde terörün kökünün kazınması başta PKK olmak üzere Amerika’ya büyük darbe indirmiştir. Silivri zindanlarının yıkılması ile başlayan antiemperyalist siyaset Amerika’yı son çareye sürüklemiş ve 15 Temmuz 2016’da darbe girişimini gerçekleştirmeye zorlamıştır. Türk milleti ve Türk ordusunun azimli ve kararlı duruşuyla bu Amerikancı/Fetullahçı darbe girişimi engellendi. Artık bu topraklarda Amerika’nın sözü geçmiyordu. Ardından yapılan Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Operasyonları ile hem PKK hem IŞİD’e büyük çapta darbeler indirildi. Üç denizde yapılan Mavi Vatan ve Deniz Kurdu tatbikatları ile Doğu Akdeniz’de emperyalizme karşı ciddi bir güç kazandık. Şu anda da içinde bulunduğumuz bu süreçte Pençe Harekatı’nı gerçekleştiriyoruz, NATO askeri sistemlerine bağlı kalmıyor, yerli ve milli silahlarımızı üretiyoruz. Tüm tehditlere rağmen Rusya’dan S-400 savunma sistemlerini alıyoruz.

Türkiye tekrardan Atatürk yoluna, tam bağımsızlık yoluna girdi. Bu bir süreçti ve Amerika bunu engelleyemezdi. Çözümümüz her zaman olduğu gibi Atatürk rotasıdır. Altı Ok’u benimsemek, anlamak ve anlatmak birinci görevimiz olmalıdır.

Atatürk Devrimleri ve devrim kanunları tekrardan yürürlüğe girecektir. Bizler gece gündüz demeden bu gaye için mücadele ediyoruz ve edeceğiz. Emperyalizme darbe sözde değil özde olmalıdır. Mustafa Kemal’in askeri ancak bu şekilde olunur.

oncugenclik.org.tr, 4.8.2019