Yüzbinlerce Üyeli Bir Parti Yaratmak

Mehmet Bedri GÜLTEKİN

TEORİ DERGİSİ
MAYIS 2002 – SAYI: 148

8–9 Aralık 2001 tarihlerinde toplanan İşçi Partisi Merkez Komitesi Haziran 2002
tarihine kadar üye sayımızı 100 bine çıkarma kararı aldı. Aradan geçen dört ayın sonunda bu
açıdan duruma baktığımızda bir takım sorunların önümüzde durduğunu ve bu sorunları
aşmadan örgütsel bakımdan istediğimiz büyümeyi gerçekleştiremeyeceğimizi görüyoruz.
Sorun, üye yapmak değildir.

Bugün Türkiye’de yapılması en kolay olan iş, herhalde İşçi Partisi’ne üye yazmaktır.
İstediğiniz köye gidin, İşçi Partisi’ni ve çözümlerimizi anlatın, mutlaka 5, 10, 20 veya 40 üye
yaparsınız. Mahallelerde kahveleri dolaşmaya çıkın, aynı şekilde üye yaparsınız. Ev
toplantıları örgütleyin, kesin olarak sonuç alırsınız. Bunu bir tahmin olarak değil, çeşitli
örgütlerimizin defalarca kanıtladıkları bir pratik olarak belirtiyoruz.

Geçtiğimiz Mart ayının güneşli bir Pazar günü Ankara’da bir işçi arkadaş oturduğu
apartmanın dışına sandalyesini attı. Gelen geçen komşularıyla sohbet etti, partiyi anlattı,
üyelik teklif etti ve akşama kadar 7 üye yazdı. Durumu bu örnekten daha çarpıcı anlatan bir
olay olamaz. İmza masalarında üye olan vatandaşların sayısı konusunda ise, her örgütümüz
bizzat kendi pratiğinden dolayı yeterince bilgi sahibidir. Sorunumuz üye yazmak değil.
Sorunumuz, bir yandan üye yazmanın araçlarını yaratırken, diğer yandan yazılan üyeleri
örgütlü üye haline getirmek, görev vermek ve dönüştürmektir.

Üye yazımı konusunda yanlış anlaşılma olmaması için en baştan belirtelim:
Yüzbinlerce üyeye ihtiyacımız vardır. Ve bu rakama kısa zamanda ulaşmalıyız. Üzerinde
durduğumuz nokta, mevcut örgütsel yapımızla, koşullar son derece elverişli olmasına rağmen,
yüzbinlerce üye yapmanın mümkün olmadığıdır

1. Örgüt sayımızı hızla çoğaltmalıyız

Devrimci partiler, her ülkede o ülkenin tarihinden ve toplumsal koşullarından doğan
farklı örgütlenme biçimleri geliştirirler. Türkiye, 1908 yılından bu yana 1925–1945 yılları
arasındaki kısa dönem hariç, çok partili bir hayat yaşadı. Bütün bu yüzyıl boyunca partiler il,
ilçe ve belde örgütleriyle insanımızın günlük hayatının bir parçası oldular. Türkiye insanı, üye
olacağı partinin binasını, tabelasını ve yöneticisini karşısında görmeye alıştı. Örgüt
kurduğumuz her yerde çok kısa bir süre içinde yüzlerce üyeye ulaşmamız bunun kanıtıdır.

Şu anda binası olan, tabelası asılı ve kapısı açılan yaklaşık 200 civarında il, ilçe ve
belde örgütümüz bulunmaktadır. Diğer taraftan Türkiye’deki il, ilçe ve beldelerin toplam
sayısı 3 bin kadardır. Örgütsel durumumuza ilişkin bu tabloyu değiştirmeden yüzbinlerce üye
hedefine ulaşamayız. Çünkü salt kâğıt üzerinde kalmayacaksa, her örgütün ilgilenebileceği
belli sayıda bir üye kitlesi vardır. Bir ilçe yönetim kurulunun binlerce üye ile altında başka bir
örgüt olmadan ilgilenmesi, görev vermesi ve dönüştürmesi neredeyse olanaksızdır. Ve şu
anda üye sayısı binleri bulmuş olan birçok ilçe örgütümüz vardır.

Siyasi partiler yasasında yapılan değişiklikle mahalle ve köy temsilciliklerinin
açılmasının mümkün olması, bize elverişli bir araç sunmaktadır. İl, ilçe ve belde
örgütlerimizin sayısını bu yılsonuna kadar 500’ün üzerine çıkarabiliriz. Aynı şekilde bin,
binbeşyüz hatta 2 bine kadar temsilcilik örgütleyebiliriz. Şu andaki ilişkilerimiz, bu hedefe
ulaşmamızı mümkün kılmaktadır. Bütün mesele örgütlerimizin alıştıkları statükoyu yıkmaları,
büyük parti olmayı benimsemeleridir.

Örgütsel alanda temel sorunumuz; binası ve tabelası olan ve kapısı açılan örgüt
sayımızı çoğaltmaktır. Üye sayımız bakımından sıçrama yapmamızın yolu da buradan
geçmekte, üyelerimizi örgütlü ve işlevsel üye haline getirmemiz de bu halkayı yakalamaktan
geçmektedir.

Örgüt sayısı bakımından yukarda belirttiğimiz rakamlara ulaştığımız zaman,
gövdemizle Türkiye’nin en büyük partisi haline geleceğiz. Parlamentodaki partiler ellerindeki
büyük maddi olanaklardan dolayı hemen hemen bütün il ve ilçeler ile beldelerin önemli bir
kısmında bina tutarak partilerini kurabilmektedirler. Ama sadece binayı tutmakta ve
çoğunluğunun kapısına kilidi vurmaktadırlar. Özellikle şimdi kitle içinde çalışmaya yapmaya
yüzleri olmadığından binaları kaçınılmaz olarak işlevsizdir. Bu bakımdan İşçi Partisi’nin
500’ün üzerinde il, ilçe ve belde örgütüne sahip olması ve bunların yanısıra binin üzerinde
temsilcilik binası açması, gövdesiyle en büyük parti haline gelmesi demektir. Bu durumda İşçi
Partisi, her arayanın bize kolaylıkla ulaşması mümkün olabilecek ve geniş kitlelerin gözünde
de diğer partilerden daha büyük parti haline gelmiş olacaktır.

250 bin seçim sandığına göre düşünmek

1999 seçimlerinde toplam olarak 240 bin civarında sandık kuruldu. O zamandan bu
yana olan seçmen sayısındaki artışı da dikkate alacak olursak, önümüzdeki seçimde yaklaşık
olarak 250 bin sandık kurulacağını söyleyebiliriz. Geçen seçimlerdeki tecrübelerimizden
biliyoruz ki, seçim çalışmasının en önemli bölümlerinden biri de, seçim günü yapılan
çalışmadır. Başka bir deyimle partinin sandıklarda kendi oyuna sahip çıkmasıdır. Her sandığın
başına en az bir görevli koymadan partinin oylarına sahip çıkmak mümkün değildir.

Buradan basit bir sonuç çıkmaktadır: İşçi Partisi’nin her seçim sandığının başına en az
bir görevli koyabilmesi için en az 350–400 bin üyeye ulaşması gerekmektedir. İl ve ilçe
örgütlerimiz hesaplarını buna göre yapmak durumundadırlar. Ama ne yazık ki örgütlerimizin
büyük çoğunluğunun, çalışma alanlarındaki seçmen ve sandık sayısından haberleri bile
yoktur. Böyle bir araştırma yapmamışlardır.

Öte yandan geçen seçimde 37 milyon kayıtlı seçmen vardı ve bu seçmenlerden 30
milyonun üzerinde bir kısmı oy kullandı. Bu rakamları önümüzdeki seçimle ilgili olarak
yaklaşık, 40 ve 35 milyon olarak düşünmek gerekir. Barajı geçmek demek, 3 buçuk milyon oy
almak demektir. İktidar olmak demek, bu rakamın en az iki katı oya ulaşmayı gerekli kılar.

Örgütlerimiz çalışma alanları ile ilgili olarak bütün bunları gözönüne almalıdırlar. Ne
kadar örgütle ve ne kadar üye ile bulunduğumuz yerde iktidar için mücadelede yeterli kuvvete
ulaşmış oluruz? Her örgütün cevaplaması gereken soru budur? Örneğin yaklaşık olarak
seçmen sayısının yüzde l’i civarında bir üye sayısına ulaşmak, bizi bulunduğumuz yerde
iddialı bir parti haline getirir.

Öte yandan yoğunlaşma alanlarında özel bir çalışma yürütmek gerekiyor. Bazı
alanlarda seçmen sayısının yüzde 10’unu üye yapmak mümkündür. Eskiden beri
varolduğumuz, bütün kitlenin bizi tanıdığı ve güvendiği yerlerde büyük sayıda üye
yapabiliriz. Buralarda adeta herkesin İşçi Partili olduğu gibi bir görünüm, başlıbaşına bir
propaganda olacaktır.

Hedefler koymada cesur olmak gerekir

Örgüt sayısını çoğaltmak konusunda örgütlerimizin hemen hepsinden gelecek
itirazların başında mali kaynaklarımızın yetersizliği gelmektedir. Bugün bu itiraz, çok yerinde
bir itiraz değildir. Partimizin bugün yaşadığı gelişme, her alanda yaşanan bir gelişmedir.
Bütün örgütlerimizin mali kaynakları büyümektedir. Önümüzdeki dönemde ise daha da
büyüyeceği görülmektedir. İktidar olma olasılığının daha da somut bir şekilde ortaya çıkışı ile
birlikte parti, hem kendi kitlesinin fedakârlığını daha fazla açığa çıkarabilecektir; hem de
çevremizden dostlarımızın bağışlan, gelişmeye paralel olarak artacaktır. Keza yayın
gelirlerimiz şimdiye kadar olanla kıyaslanmayacak oranda artacaktır.

Onun için yeni ilçe, belde örgütleri kurmada ve temsilcilikler açmada son derece cesur
ve atak olmalıyız. Bilmeliyiz ki örgütsel alanda kaydedeceğimiz başarılar, mali olanaklarımızı
da büyütecektir.

Bu anlamda yeni örgütler kurma çalışmalarında örgütlerimiz, gerekirse borç altına
girmekten çekinmeyeceklerdir. Büyük bir gelişmenin yaşanması, mali bakımdan belli riskleri
üstlenmemizi mümkün kılmaktadır.

Olağanüstü gelişmelere hazırlıklı olmak

Partimiz olağanüstü gelişmelere hazırlıklı olmalıdır. Gerçi şu anda da olağanüstü bir
dönem yaşıyoruz ve partimizin büyük gelişmesi bundan dolayıdır. Bir yıl sonra yüzbinlerle
ifade edilecek üye hedefini gerçekleştirmek, şu andaki rutin gelişmeler devam ettiği taktirde
ulaşabileceğimiz bir hedeftir. Ama dünyada, bölgemizde veya ülkemizde her an meydana
gelebilecek daha büyük gelişmeler; örneğin Amerika’nın Irak’a saldırması, Kıbrıs
meselesinden dolayı Türkiye ile Avrupa Birliği arasında yaşanacak kopuş veya meydana
gelecek yeni bir ekonomik kriz, İşçi Partisi’nin birden bire yüzbinlerce üyeye ulaşması
anlamına gelebilecektir.

Çünkü bu durumları öngören, bu duruma göre tahlili ve politikası olan ve bu duruma
göre mevzilenmiş olan biricik parti İşçi Partisi’dir. İşte bundan dolayı şimdi olduğu gibi krizin
daha da yoğunlaşması durumunda kitleler daha büyük yığınlar halinde partimize yönelecektir.
Örgütlerimizin bu duruma, kadro ve örgüt açısından hazırlıklı olmaları, iktidar sorunu
açısından tayin edicidir.

2. Kadro sorunu ve profesyonelleşme

İkinci önemli sorunumuz kadro sorunudur. Çok kısa sürede onbinlerce yeni üye
kazandığımız koşullarda bu üyeleri örgütleyecek, eğitecek ve çalıştıracak yeterli kadro
birikimine sahip olmak tayin edicidir. Şimdiye kadar dar bir kadro partisi olarak kalmamız, şu
ana kadar gerçekleşen büyümeyi kucaklayacak bir birikime sahip olmamızı mümkün kıldı.
Ama büyümemiz devam etmektedir. Üstelik bu büyümenin hızlanarak süreceği de
görülmektedir. Öyleyse kadro sorununu ciddi bir sorun olarak ele almak ve çözüm getirmek
durumundayız.

Partimizin üye kitlesini nitelik açısından bir sınıflamaya tabi tutarsak kabaca şöyle bir
tablo çıkarabiliriz:

Yaklaşık 50 bin üyemizden 5 bin kadarı kadro düzeyindedir. Bu üyelerimiz son otuz
yılın mücadeleleri içinden gelmişlerdir. Yönetici özelliklere sahiptirler. Her ortamda parti
program ve politikalarını anlatabilirler.

Üyelerimizden 10 bin kadarı ileri üye olarak nitelendirilebilir. Bu üyeler parti program
ve politikalarını kaba hatlarıyla da olsa bilmektedirler. Herhangi bir toplulukta ana hatlarıyla
partiyi anlatabilirler.

35 bin üye ise yeni üyelerdir. Son bir yıl içinde yaşadığımız krizle birlikte Partimize
yönelen bu arkadaşların Partimiz hakkındaki bilgisi, oldukça yüzeyseldir. Elbette bu
arkadaşlar belli bir bilince ulaştıkları için İşçi Partisi’ne gelmişlerdir. Sistemi reddetmişlerdir
ve İşçi Partisi’nin alternatif politikalarını benimsemişlerdir. Üye olmakla sıradan insanlardan
ayrılmışlardır. Ama henüz kitleye önderlik edebilecek donanıma sahip değillerdir.
Eğitilmeleri ve dönüşmeleri gerekmektedir. Bu noktada parti örgütlerimize büyük görevler
düşmektedir.

Şimdi sorun, partimizin büyümesine paralel olarak kadro ve ileri üye sayısını
artırmaktır. Örneğin partimizin üye sayısı 100 bine çıktığında kadro sayımız 10 bin, ileri üye
sayımız 20 bin olmalıdır. Bu amaçla çeşitli tedbirleri hızla almamız gerekmektedir.

Kadro yetiştirmede başvuracağımız yöntemler

Birinci olarak, kuracağımız yeni örgütler aynı zamanda yeni kadrolar yetiştirmek için
son derece elverişli bir araç olmaktadır. Yeni ilçe, belde örgütleri ve temsilcilikler, yönetici
düzeyde görev alacak arkadaşların çok kısa süre içinde eğitilmelerini mümkün kılacaktır.
Örneğin Denizli il örgütümüze bağlı ilçe ve belde olarak halen 10 kadar örgütü
bulunmaktadır. Ve Haziran ayı sonuna kadar bu ilimizde örgüt sayısını 35’e çıkarmak
mümkündür. Bunun için gerekli ilişkiler ve biraz zorlanarak da olsa kaynaklar vardır. Denizli
il örgütümüz 35 alt örgüte sahip olduğu zaman, bu, her bir örgüt için ortalama 5 kadrodan
hesaplarsak 175 kadronun devreye girmesi anlamına gelir.

Burada il örgütümüze büyük sorumluluklar düşmektedir. Üyeye yönetici sıfatı
verdiğiniz zaman, o üye otomatik olarak kadro haline gelmiyor. Ama il yönetiminin
önderliğinde çalışma içine girerek ve tabii ki yönetici eğitimlerinden geçirerek bu arkadaşları,
yeni konumlarının sağladığı olanaklar sayesinde kısa sürede kadro haline getirebiliriz. Benzer
durum üç aşağı beş yukarı bütün örgütlerimiz için geçerlidir.

İkinci olarak, Partimiz büyümeyle birlikte çok sayıda, bugüne kadar farklı siyasi
akımlarda, sendikalarda, kitle örgütlerinde bulunmuş, kadro niteliklerine sahip yeni üyeler
kazanmaktadır. Büyümeyle birlikte oluşacak kadro açığımızın önemli bir kısmını dışardan
kazanacağımız, kadro özelliklerine sahip bu arkadaşlarla kapatacağız.

Bütün örgütlerimiz, dışarıdan kazanacağımız yeni üyeler konusunu bu açıdan da ele
alacaklardır. Partimizin çevresinde bulunan, kazanabileceğimiz ileri unsurları kazanmaya özel
bir önem vereceğiz.

Üçüncü olarak, köylü önderleri okullarını yaygınlaştırarak kurumlaştırmalıyız.
Şimdiye kadar ki okulların büyük bir başarı elde ettiğini söyleyebiliriz. 600’e yakın köylü
arkadaş bu okullardan geçerek diploma aldı. Mayıs ayındaki okullarla birlikte bu rakam 700’ü
geçecektir. Okullardan mezun olan arkadaşlarımız köylerine farklı insanlar olarak dönmüşler
ve bir kadro gibi çalışmaya başlamışlardır.

Köylü önderleri okullarını kurumlaştıracağız. Her il örgütümüzün yılda en az bir kere
okul açmasını sağlayacağız. Ayrıca il örgütlerimizin Köylü Önderleri Okulu’nu ilçeler
düzeyinde açmaya başlamasıyla birlikte, daha fazla sayıda ihtiyaca uygun kadro yetiştirmiş
olacağız.

Dördüncü olarak, ilkini Ankara’da açtığımız Yönetici Okullarını ülke çapında
yaygınlaştırmamız ve daha sonrada merkezi bir okul olarak kurumlaştırmamız gerekiyor.
Binası olan ve birbirini takip eden devreler biçiminde yöneticilerin sürekli olarak eğitim
gördükleri bir parti okulunu devreye sokmak hedefimizi gerçekleştireceğiz.

Beşinci olarak, Bütün örgütlerimiz parti binalarında yeni üyelerimize yönelik eğitim
çalışmalarını rutin bir iş halinde sürekli olarak yapacaklardır.

Çok sayıda yeni profesyonel kadro

Partimizin profesyonel kadro sayısı şu anda 500 kadardır. Büyümenin önümüze
getirdiği ve getireceği sorunların altından kalkmak, açıktır ki profesyonel sayımızı artırmaya
bağlıdır. İlk elde profesyonel kadro sayımızı 1000’e çıkarmalıyız.

Profesyonel kadro kaynakları olarak şunları değerlendirmeliyiz.

1. 1970’lerde partimiz saflarında mücadeleye başlayan arkadaşlarımızdan
küçümsenmeyecek sayıda bir kısmı, içinde bulunduğumuz yıllarda emekli olmaktadırlar. 45–
50 yaşlarındaki bu arkadaşlar, partimizin profesyonel ihtiyacını karşılamada önemle ele
alınmalıdırlar. Bu arkadaşların hepsiyle tek tek konuşmalıyız. Onların da bugünlere
gelmemizde kendi ölçülerinde emek verdiği mücadele, bugün artık başarıya ulaşma
noktasındadır. Profesyonel olarak parti saflarında görev üstlenmek ülkeye, halka ve devrime
bağlılığın ve kendi emeklerine saygının bir gereğidir.

45, 50 yaşlarındaki bir devrimci, hayatının geri kalan kısmını, emekli kahvelerinde
geçirmeye veya torun sevmeye mahkûm edemez. Hele birçok emeklinin içine girdiği, artık bu
dünyada “işlerinin bittiği” şeklindeki bir ruh hali, bir devrimciye yakışmaz. Çeşitli
kurumlardan emekli olan arkadaşlar, kendini partiye adayarak hayatının en verimli ve anlamlı
dönemini yaşayabilirler. Birikimleri itibariyle de bu arkadaşlar, partinin bu büyüme
döneminde ihtiyaç duyduğumuz önemli kadroları haline gelebilirler. Nitekim emekli olduktan
sonra partide çalışmaya başlayan çok sayıda arkadaş bunu kanıtlamaktadır.

2. Partimizin gençlik kadroları, parti saflarında profesyonel kadro olarak çalışmayı en
büyük hedef olarak benimsemelidirler. Bütün gençlerimiz profesyonel kadro olarak çalışmaya
hazır olmalı, bu yönde irade koymalı; Parti, profesyonel olmak isteyen çok sayıda genç kadro
arasından ihtiyacı olan kadarını profesyonelleştirmelidir.

Hiçbir meslek profesyonel devrimcilik kadar bir devrimciye manevi tatmin
sağlayamaz, hayatını bu kadar anlamlı kılamaz. Gerçek budur. Parti genç kadrolarını bu ruhla
eğitmelidir.

3. Parti, bütün üyelerini profesyonel kadro ihtiyacı açısından gözden geçirmelidir.
Mesleği ne olursa olsun bütün üyelerini, bulundukları yerde mi, yoksa profesyonel kadro
olarak mı daha yararlı olacakları açısından değerlendirmeli ve yetenekleri ve yönetici
özellikleri itibariyle profesyonel kadro olarak daha yararlı olacak arkadaşları
profesyonelleştirmelidir.

Bazı istisnalar hariç bilmeliyiz ki profesyonel kadro olarak çalışmak bugün her
zamankinden daha fazla ülkeye, devrime, halka ve partiye yarar getirmektedir.

3. Gerçekliğimiz ile bilincimiz arasındaki çelişme

Partimizin bugün iktidara yürümekte olduğu tespiti, arkadaşlarımızdan önemli bir
kısmının sadece dilindedir. İçlerinde daha açık sözlü olanlar bu tespite, gerçekte
inanmadıklarını söylemektedirler. Bazı arkadaşlarımız da, “Parti herhalde başka yerlerdeki
gelişmelere bakarak bu tespiti yapıyor, bizim burada iktidara yürüdüğümüz yok”
demektedirler.

Bu arkadaşlar, genellikle kitle çalışmasının içinde olmayan arkadaşlardır. Nitekim bu
yönde düşünen birçok arkadaşımız kitle çalışmasına girdikten sonra bu kanaatlerini
değiştirmişlerdir.

Öte yandan genel bir davranış olarak arkadaşlarımızın büyük çoğunluğunda iktidar
olma hırsının bulunmayışını belirtebiliriz. On yıllardan beri iktidarın uzağında olan bir
partinin mensubu olmak, arkadaşlarımızda neredeyse bunun bir kader olduğu duygusunu
yerleştirmiştir. Arkadaşlarımız olgulara bakmamakta, idealist bakış açısıyla hareket
etmektedirler.

Partimiz, Türkiye’nin 2000’li yıllarla birlikte bir sistem değişikliğini yaşayacağı
tespitini bundan 25 yıl önce yaptı. Gelişmeler Partimizin büyük öngörüsünü doğrulamıştır.
Genel Başkanımız, 1999 yılında yaptığımız 5. Kongre’de yaptığı konuşmada önümüzdeki üç-
beş yılın sonunda Türkiye’nin bir sistem değişikliği yaşayacağını, Ankara’da bir ulusal
hükümet kurulacağını ve bizim de o ulusal hükümetin bir parçası olacağımızı söylemişti.
Oysa bu konuşmanın yapılmasından 5 ay önce biz bir seçim yenilgisinden çıkmıştık. Ve o
günlerde partimize öyle gözle görünür bir yönelim de yoktu.

Bu saptamaları yaparken ne geleceğe dönük bir kehanette bulunuyor, ne de
gerçeklerden kopuk bir ajitasyon yapıyorduk. Süreci belirleyen temel dinamiklere bakıyorduk.
Önümüzdeki kısa dönem içinde, hem ülke içinde hem de ülke dışındaki gelişmelerin
Türkiye’yi bir yol ayrımına getireceğini görüyorduk. Öngörülerimiz doğrulandı. Şimdi sayısız
olgu, İşçi Partisi’nin iktidara doğru yürüdüğünü göstermektedir.

Ama bizim her şeyden önce, partimizin öngörülerinin doğrulandığı gerçeğini de
görerek kendimize inanmamız gerekmektedir.

Son bir yıl içinde 3 mislini aşkın bir büyüme gerçekleştirmemiz kaydedilmesi gereken
çok önemli bir olgudur. Şimdi bulunduğumuz yer, duracağımız yer değildir. Partimiz artan bir
ivmeyle büyümesini sürdürmektedir. Yüzbinlerce üyeye sahip olacağımız günler çok uzak
değildir. Yüzbinlerce üyeli bir İşçi Partisi, iktidarın en büyük adayıdır.

Eylülden bu yana kamuoyu yoklamalarında yüzde 10’u geçen parti olarak görülmemiz,
önemle kaydedilmesi gereken bir olgudur. Bu noktada da belirtilmesi gereken nokta, grafik
eğrimizin yukarıya doğru olduğu gerçeğidir. Gelecek sene çok daha yukarılarda olacağız.

Sistem partilerinden hiçbirisi rakibimiz değildir. Hepsi büyük bir tükenişi
yaşamaktadırlar. Yeni partiler kurmaya soyunanların, aylar ve yıllar geçmesine rağmen
partilerini kuramamaları, halktan bir destek görmemelerinden dolayıdır. Kaldı ki kursalar bile
hiçbir şansları yoktur. Hatta yeni yeni partilerin kurulması, sistemin partilerinin birbirlerini
daha da yıpratmaları sonucunu verecektir ki, bu da hayırlı bir gelişme olacaktır.

İşçi Partisi bulunduğu kulvarda yalnızdır. Sistem partileri cephesindeki bölünme İşçi
Partisi’nin şansını artıracaktır.

Toplumun bütün kesimlerinden İşçi Partisi’ne olan yöneliş, bizim iktidara
yürüdüğümüz gerçeğinin önemli bir başka kanıtıdır. İki anlamda toplumun bütün
kesimlerinden İşçi Partisi’ne yöneliş vardır:

Siyasal anlamda: Bugüne kadar ideolojik ve siyasi bakımdan bize en uzak olan toplum
kesimlerinden partimize yöneliş vardır. MHP ve diğer sağcı partilerin tabanından partimize
olan katılım, çeyrek yüzyıldan bu yana ilk defa görülmektedir ve toplumumuzda büyük bir
siyasal dönüşümün yaşandığının göstergesidir.

Toplumsal anlamda: Sınıfsal konumu itibariyle bugüne kadar İşçi Partisi’nden uzak
durmuş, hatta karşısında yer almış olan toplum kesimlerinin, bugün İşçi Partisi’nden olumlu
olarak söz etmeleri, hatta desteklediklerini kamuoyu önünde beyan etmeleri, kaydedilmesi
gereken çok önemli bir olgudur. Ankara ve İstanbul Ticaret Odaları yöneticilerinin, Ege
Çiftçiler Derneği Başkanının açıklamaları, Türkiye’nin yaşamakta olduğu büyük değişimin
habercileridir.

Bütün bunlar Partimizin iktidara yürüdüğünü gösteren olgulardır. Elbette bütün bu
olguların yanısıra, kitle çalışmaları sırasında doğrudan doğruya yaptığımız gözlemlere
güveniyoruz. Hiçbir yerde sistem partilerini görmüyoruz, ama partimize yönelik ilgi ve
katılım her yerde var. Bundan daha büyük bir kanıt olamaz.

Geldiğimiz noktadan sonra herşey, bizim göstereceğimiz performansa gelip
dayanmıştır. Partimizin önünde tarihi fırsat dönemi açılmıştır. Değerlendirip
değerlendirmemek bizim göstereceğimiz gayrete bağlıdır. Ama Partimizin tarihi, bu fırsatı
değerlendireceğimizin kanıtıdır. Bizim bütün bir parti olarak bu gerçeği görmemiz ve
kavramamız, başarıya giden yolun yarısını katetmemiz anlamına gelecektir.

4. Ulusal Kanal ve Aydınlık

Ulusal Kanal’ın 1 Şubat 2002 tarihinden itibaren uydu yayınına geçmesi ve küçük
yatırımlarla Anadolu’nun birçok ilçe ve beldesinde izlenir duruma gelmesi, Partimizin iktidar
mücadelesinde büyük bir avantaj yakalaması anlamına gelmektedir. Batıcı ve hortumcu
medyanın yalan bombardımanına ve partimize karşı uyguladığı ambargoya karşı, gerçekleri
halka ulaştıran Ulusal Kanal, şimdiye kadar mücadelede değerlendirdiğimiz araçların
hiçbiriyle kıyaslanmayacak önemdedir.

Örgütlerimizin büyük çoğunluğu Ulusal Kanal konusunda bekleyiş içindedir. Oysa her
yerde vakit geçirmeden belediyelerle görüşmeler yapmalıyız. İlçe ve beldelerin hemen
hepsinde, illerin ise önemli bir kısmında belediyelere ait, TV yansıtıcılarının yerleştirildiği
televizyon direkleri vardır. Ulusal Kanal’ın da yansıtıcısının bu direğe yerleştirilmesi,
belediyeye bir yük getirmiyor. Tam tersine belediye, yeni bir televizyon kanalını halka
izleterek yeni bir hizmet sunmuş olacaktır.

Şimdiye kadar belediyelerle bu konuda görüşen örgütlerimizin hemen hepsi, olumlu
sonuçlar aldılar. Hatta bazı belediyeler yapılması gereken yatırımı bizzat kendileri yaptılar.
200 milyondan başlayarak birkaç milyara kadar ulaşan yatırım, bütün örgütlerimizin altından
rahatlıkla kalkabilecekleri bir yüktür. Mücadelede televizyon silahını devreye sokmak, en
büyük mücadele silahına sahip olmaktır. Örgütlerimizin kavraması gereken gerçek budur.
Örgütlerimiz, Ulusal Kanal yayınının çalışma alanlarında izlenmesiyle birlikte örgütlenmede,
siyasal mücadelede ve toplumu gerçekler doğrultusunda yönlendirmede, daha önceki
dönemlerle karşılaştırılamayacak bir üstünlük elde ettiklerini göreceklerdir.

İkinci olarak her il örgütümüz Ulusal Kanal için bir muhabir belirlemeli, kamera
temin etmeli ve haber bakımından Ulusal Kanal’ı beslemelidir. İllerimizden Ulusal Kanal’a
gidecek haberler, her şeyden önce o il örgütünün örgütlenmesine ve mücadelesine katkı
olacaktır.

Aydınlık Dergisi’nin örgütlenme ve mücadelede oynadığı rol yeterince açıktır ve
biliniyor. Yeni biçimi ve içeriğiyle daha da kaliteli bir yayın haline geldiği için bugün
Aydınlık’ı değerlendirmek, çok daha kolay hale gelmiştir. Son dokuz ay içinde Aydınlık
satışının ikiye katlanmış olması, güzel bir gelişmedir ama yetersizdir.

Aydınlık satışını bütün örgütlerimiz, şu andaki satış rakamlarının iki katına çok kısa
sürede çıkarabilirler. Öncelikle bütün partinin Aydınlık okuması sağlanmalıdır. Uygun
kadroların yayın sorumlusu yapılması, bütün partinin yayın satışını bir propaganda ve siyasi
çalışma aracı olarak değerlendirmesi, bulunduğumuz yerdeki siyasi elite, sendika, oda ve
demokratik kitle örgütleri yöneticilerine yönelik Aydınlık satma çalışması, bir kez daha satışı
iki katına çıkarmamızı mümkün kılacaktır.

Ulusal Kanal muhabiri, aynı zamanda Aydınlık muhabiri olacaktır. Çalışma alanımızla
ilgili olarak Aydınlık’a sürekli olarak haber yapmalıyız. Gönderilen haberlerin Aydınlık’ta
yayınlanmaması, haber göndermemenin gerekçesi olamaz. Gönderdiğimiz haberlerin
Aydınlık’ta yayınlanması da bir mücadele konusudur. İki anlamda: Birinci olarak daha iyi
haberler göndererek, Aydınlık’ı haberlerimize yer vermeye mecbur bırakacağız, yani
kendimizle mücadele ederek daha iyisini yapmaya çalışacağız. İkinci olarak Aydınlık’ı çıkaran
arkadaşlara anlatarak ve eleştirerek gönderdiğimiz haberlerin mücadelemiz ve örgütlenmemiz
açısından önemini kavratmaya çalışacağız.

Ayrıca gönderdiğimiz hiçbir haber boşa gitmiyor. Ulusal Kanal’ın varlığı,
gönderdiğimiz bütün haberlerin değerlendirilmesi olanağını yaratmıştır

Paylaş: