ÖNCÜ PARTİ TEORİSİ VE İNŞA DENEYLERİ

Nerede sınıf mücadelesi varsa orada sınıfların örgütlü güçleri vardır. Sınıf mücadelesinin tarihi aynı zamanda sınıf örgütlerinin çatışmasının tarihidir. Ancak tarihteki her sınıf örgütü parti değildir. Parti, sınıflarının gelişiminin belli bir aşamasında ortaya çıkmıştır. Burjuva devrimleriyle birlikte işgücünün serbestçe alınır satılır bir duruma gelmesi ve büyük bir emekçi kuvvetinin ortaya çıkışı, beraberinde bütün yurttaşlara oy hakkını, seçim sistemini, politikaya kitlesel katılımı gündeme getirmiştir. Siyasi partiler böyle bir dönemin ürünü olarak büyük siyasi organizasyonlar şeklinde ortaya çıktılar. Sınıfların değişik türdeki örgütlenmelerinden farklı olarak sınıf iktidarının gerçekleşmesinin ve yürütülmesinin bir aracı olmak onların temel karakterlerini oluşturdu.

Partilerin doğduğu bu dönemin tipik özelliği, emekçi kitlelerin ilk kez bu kadar geniş bir şekilde politika alanına çıkmış olmalarıdır. Kapitalist piyasa sistemindeki rekabet burjuvazinin çeşitli kesimlerinin ayrı ayrı partiler oluşturmasına neden olmuştur. Ancak bu partiler sistemin devamı söz konusu olduğu zaman tek parti gibi davranmışlardır. Emekçilerin uyanışı ve elde ettikleri mevziler karşısında sadece bir devlet örgütlenmesiyle egemenliklerini sürdüremeyeceklerini görmüşler, bu nedenle hakim sınıfların diktatörlüğünü kitlelere kabullendirme fonksiyonunu da üstlenmişlerdir. Burjuvazinin seçim sisteminin ve seçim partilerinin misyonu budur. Burjuva partilerin kendilerini “sınıf partisi olmadıkları, bütün sınıfların çıkarlarını savundukları” şeklinde tanımlamaları da buradan kaynaklanır. Sınıf çelişmelerinin derinleşmesi ve emekçi kitlelerin politik alanda yer almaları sonucunda işçi sınıfı partileri doğmuştur. Kitleler işçi sınıfının teorisi ve partisi ile nesnel olarak işçi iktidarı için mücadele düzlemine çıkmışlardır. Kapitalizmi yok edecek çelişmenin başını çeken işçi sınıfının partileşme deneyleri, burjuvazinin tam tersi olarak, gerçek bir kitle demokrasisine doğru uzanan bir yol izlemiş ve bu durum her aşamada örgütsel çizgide derinleştirilen politikalarla kendisini göstermiştir. Öncü parti deneylerinin günümüze kadar uzanan tarihi, onun toplumsal devrimlerin gerçekleştirilmesinde belirleyici bir role sahip olduğunu kanıtlamıştır.

Marks’ta Parti Teorisi

Sosyalizmin 19. yüzyılın ortalarında bilimsel bir teori olarak şekillenmesi işçi sınıfının pratikleri içinde gerçekleşti. 19. yüzyılın başlarında Avrupa’da irili ufaklı birçok işçi örgütünün ortaya çıkışı, 1848’deki büyük işçi hareketleri, bu gelişmenin başlıca dinamikleridir Marks, “Feuerbach Üzerine Tezler”in 11. sinde “filozoflar sadece dünyayı değişik biçimde yorumlamakla yetindiler. Söz konusu olan onu değiştirmektir”1 derken “değiştirici”ye de işaret ediliyordu. Bu dinamiklerin başında, işçi sınıfının burjuvazinin varlığını tehdit eden bir sınıf olarak ortaya çıkması ve kendi sınıf iktidarı için siyasi örgütlenmelere girişmiş olması geliyordu. Bu bağlamda “değiştirmek” işçi sınıfının iktidar olması demekti; değiştirme eyleminin özü ise sınıfın örgütlenmesiydi. Marks ve Engels işçi sınıfının teorisini oluştururken sınıfın örgütlenmesinin de teorisini yaptılar. Sosyalist teorinin bir eylem kılavuzu olmasında örgütlenme eksenine oturması belirleyicidir. Sosyalist teorinin çerçevesi Marks ve Engels tarafından 1848’de yayınlanan Komünist Partisi Manifestosu’nda açıklandı. Bu Manifesto’nun Komünist Partisi adına yayımlanması da anlamlıdır. Sınıf mücadelesinde partiye verilen değeri göstermektedir. Komünist Partisi Manifestosu bir iktidar programıdır. Bu metinde parti ile iktidar arasındaki ilişki ilk kez sistematik bir şekilde ortaya konmuştur. Buna bağlı olarak işçi sınıfının öncü partisi ile ilgili ilk teorik ilkeler yine bu metinde yer almıştır. Marks ve Engels sınıf partisi ile ilgili düşüncelerini Manifesto’da şöyle açıklamışlardır.

“Komünistler, öteki işçi sınıfı partilerine karşı olan ayrı bir parti oluşturmazlar.

“Komünistlerin bir bütün olarak proletaryanın çıkarlarından ayrı ve farklı çıkarları yoktur.

“Komünistler, proletarya hareketini biçimlendirmek ve kalıba dökmek üzere kendilerine özgü hiçbir sekter ilke koymazlar.

“Komünistler, öteki işçi sınıfı partilerinden yalnızca şu noktalarda ayrılırlar:

1. Farklı ülkelerin proleterlerini kendi ülkelerindeki mücadelelerinde, her türlü ulusallıktan bağımsız olarak bütün proletaryanın ortak çıkarlarını vurgular ve öne çıkarırlar.

2. İşçi sınıfının burjuvaziye karşı mücadelesinin geçmek zorunda olduğu çeşitli gelişme aşamalarında, her zaman her yerde bütün bir hareketin çıkarlarını temsil ederler.

“Dolayısıyla komünistler, bir yandan pratik bakımdan her ülkenin işçi sınıfı partilerinin en ileri ve en kararlı kesimini, bütün öteki kesimleri ilerleten kesimini oluştururlar; öte yandan da teorik bakımdan proletaryanın büyük çoğunluğu karşısında, proletarya hareketinin hangi yolda ilerleyeceği, proletarya hareketinin koşullarını ve en sonunda varacağı genel sonuçları açık seçik kavrama üstünlüğüne sahiptirler. “Komünistlerin dolaysız hedefi, bütün öteki proletarya partilerinin dolaysız hedefiyle birdir: Proletaryanın bir sınıf olarak oluşması, burjuvazinin üstünlüğünün yok olması, siyasal iktidarın proletarya tarafından ele geçirilmesi”2 Engels Manifesto’ya 1890’da yazdığı bir önsözde, başından beri “işçi sınıfının kurtuluşu işçi sınıfının kendi eseri olmalıdır görüşünü büyük bir kararlılıkla”3 savunduklarını belirtir. 1871 Londra Konferansında ise “işçi sınıfının kendisini… bir politik parti haline getirmediği takdirde sınıf olarak hareket etmesinin mümkün olmadığı”4 değerlendirmesini yaparlar.

Marks ve Engels’in Paris Komünü’nden çıkarttıkları en önemli ders, “İşçi sınıfının hazır devlet aygıtına el koymakla yetinip onu kendi amaçları doğrultusunda kullanamayacağı”5 tespiti olmuştur. Bu tespit proletaryanın bir iktidar kuvveti olarak nasıl hazırlanması gerektiği sorusunu da beraberinde getiriyordu. Paris Komünü yenilgisinden hemen sonra yapılan I. Enternasyonal Londra Konferansı, işçi sınıfını politik eylemde eğiten bir parti vurgusu yaptı. Devrimin gerçekleşmesi ve sürdürülmesi için partinin gerekli olduğu belirtildi. “Devrim en yüksek bir politik harekettir ve devrim isteyenler onu elde etmenin yolunu da istemelidirler. Bu yol, devrim için ortamı hazırlayan ve işçilere devrimci eğitimi veren politik eylemlerdir. Bu eğitim olmaksızın işçiler savaşın ertesi sabahı Favreslerin ve Pyatların aletleri haline gelmeye mahkûmdurlar. Öte yandan bizim politikamız işçi sınıfı politikası olmak zorundadır. İşçi Partisi asla herhangi bir burjuva partisinin kuyruğuna takılmamalıdır. Bu parti bağımsız olmalıdır.”6 Konferans kararlarından bir diğeri ise şudur: “İşçi sınıfının kendisini politik bir parti haline getirmesi, sosyal devrimin ve nihai sonucunun -sınıfların kaldırılmasının- zaferini sağlamak için gereklidir.”7 Marks ve Engels’in yazılarında işçi sınıfının öncü partisinin esasları şöyle konmuştur:

1) Komünist Partisi “siyasi iktidarın proletarya tarafından ele geçirilmesinin” aracıdır.

2) Proletaryanın “bir sınıf olarak oluşması”, “sınıf olarak hareket etmesi” proletarya partisiyle gerçekleşir. Bu değerlendirme ile sınıf meselesinin özünün örgütlenme meselesi olduğu net bir şekilde belirlenmiştir.

3) Komünist Partisi “işçi sınıfı partilerinin en ileri ve en kararlı kesimini, bütün öteki kesimlerini ilerleten kesimini oluşturur”. “Proletaryanın büyük çoğunluğu karşısında, proletarya hareketinin hangi yolda ilerleyeceği ve… varacağı genel sonuçları açık seçim kavrama üstünlüğüne sahiptir”. Marks ve Engels bu görüşleriyle öncü parti teorisinin ana hatlarını ortaya koymuşlardır.

4) Komünist Partisi’nin “proletaryanın çıkarlarından ayrı ve farklı çıkarları yoktur”. “Devrim işçi sınıfının kendi eseri olacaktır”. Parti’nin sınıf çizgisi ve sınıfa tabi parti anlayışı bu ilke ile temellendirilmiştir.

5) Marks ve Engels Paris Komünü’nden sonra, devrim öncesinde ve sonrasında partinin öncülüğünü bir şart olarak görmüşlerdir.

Marks ve Engels bu görüşleriyle proletarya partisinin ilkelerini ilk kez ortaya atmışlardır. Bu ilkeleri Manifesto’da belirttikleri gibi diğer işçi sınıfı örgütleriyle rekabete girişmeden yaymaya çalışmışlardır. Sınıfın varolan örgütlerinde işçilerin bilincini geliştirme başka türlü olmazdı. Onların 1847’de kurdukları Komünist Ligası’nın ve daha sonra I. Enternasyonal’in örgütlenmesinin kısa sürmesi, işçi sınıfının gelişme düzeyine denk düşer. 1871’de de görüldüğü gibi proletarya, iktidarı alacak bir olgunluğa ve güç birikimine henüz ulaşmamıştır. İktidarı alma koşullarının olmaması, işçi sınıfının partileşme pratiğini ve parti teorisinin derinleşmesini engellemiştir. Bunun içindir ki, genel bir çerçeve konmakla birlikte, emekçileri iktidara hazırlayacak bir partinin inşası meselesi Marks ve Engels’in çalışmalarında yer almamıştır.

Leninist Öncü Parti Teorisi

20. yüzyıla doğru kapitalizmin çelişkilerinin giderek keskinleşmesi, proletaryanın büyük sanayi merkezlerinde deneyimli ve büyük bir siyasi güç olarak ortaya çıkması, yoksul halklar ile emperyalizm arasındaki uçurumun derinleşmesi işçi sınıfının sosyalist iktidarı için koşulları olgunlaştırdı. Yoksul halkların ve metropollerdeki işçi sınıfının yükselen mücadeleleri, devrimin gerçekleştirilmesini pratik bir sorun haline getirdi. 1900’lerden itibaren Lenin’in önderliğinde yürütülen mücadele bu tarihi eksene oturdu. Rusya’da işçi sınıfının mücadele ve örgütlenme düzeyindeki gelişmeler ve bu zemin üzerinde Bolşevik Partisi’nin örgütlenmesi ve siyasal öncülüğü, işçi sınıfının iktidarı alabilecek bir kapasiteye sahip oluşunun ölçüsü olmuştur. Lenin’in arkasında sadece bir Paris Komünü deneyi vardı. Sorun sadece proletarya diktatörlüğünün oluşturulması değildi. İktidara gelmek ve onu yaşatmak için sınıf nasıl bir hazırlık döneminden geçmeliydi? Ortada bir ikinci deney olarak, Avrupa’da kitleselleşmiş işçi partileri vardı. Bu partiler işçi sınıfının bütünüyle işçi partisi arasında fark görmeyen bir çizgi izliyorlardı. Lenin bu parti modelini kabul etmedi. İşçi sınıfının özelliklerini ve iktidar olma potansiyelini analiz etti; işçi sınıfının iktidarı almasının ve yaşatmasının biricik koşulunu bir öncü partinin önderliği olduğunu ortaya koydu. Leninist öncü parti teorisinin ana hatları şunlardır:

a) Proletarya partisi; işçilerin sınıf bilincine sahip önderlerinin örgütüdür. Lenin, proletarya partisini işçi sınıfının çoğunluğundan ayırdı ve sınıf bilincindeki önderlerin örgütü olarak tanımladı. Öncü partinin örgütlenmesi tamamen bu esasa dayandı. Lenin partinin örgütlenme modelini şöyle açıklamaktadır. “Güçlü bir illegal parti merkezleri örgütü, sistemli olarak çıkan illegal yayınlar ve en önemlisi yerel hücreler, özellikle de doğrudan doğruya işçilerin arasından gelen ve kitlelerle sıkı ilişki içinde yaşayan öncü üyelerin yönettiği fabrika hücreleri; Devrimci ve Sosyal Demokrat işçi hareketinin her türlü zorluğu göğüsleyebilecek sağlamlıktaki çekirdeğini işte bu temel üzerinde inşa ettik.”8 Lenin partinin genişlemesinin anahtarını, bu öncü karakterin korunmasında görmektedir. “Parti’nin çekirdeği ne kadar sıkı olursa işçi sınıfından ve diğer toplumsal sınıflardan harekete katılabilecek ve aktif görev alabileceklerin sayısı o kadar büyük olacaktır.”9 Lenin’e göre kitle hareketinin yüksek olması öncü örgütlenmeden vazgeçmeyi gerektirmez, tam aksine bu durumda öncünün önemi daha da artar. “Şunu ileri sürüyorum. Sürekliliği sağlayan bir önderler örgütü olmaksızın hiçbir devrimci hareket varlığını sürdüremez. Hareketin temelini oluşturan ve ona katılan halk yığınları mücadeleye kendiliklerinden ne kadar fazla katılırlarsa katılsınlar, böyle bir örgütün gerekliliği o ölçüde artar.”10 Leninist parti teorisi, devrim için bir “önderler örgütünü” temel şart sayar. Lenin sık sık partinin önderlik niteliğini korumak için “küçülmeyi” göze aldığını belirtir. Esasen Bolşevik Partisi 1905 devriminden önce 8400 üyesi olan küçük bir partiydi. 1905 devrimiyle birlikte 1906’da üye sayısı 48.000 1907’de ise 8400 olmuştu.11 Parti Stolipin gericiliği döneminde üyelerinin önemli bir bölümünü kaybetmişti. 1917 Şubat devriminden önce partinin üye sayısı 23.600 idi. Ama bir yıl sonra Bolşevik Partisi’nin üye sayısı 115.000’e yükselmişti.12 Görülüyor ki Bolşevik Partisi küçük bir parti olmakla birlikte devrim dönemlerinde milyonlarca emekçiyi çevresinde toplayabilmiş onların devrimci atılımına önderlik edebilmiş, üye sayısını hızla arttırabilmişti. Lenin ve Stalin böyle bir öncü örgütün “işçi sınıfının gücünü yüz kat daha arttırdığını”13 söylerler. O halde Lenin’in öncü parti teorisinde önümüze çıkan temel soru şudur. Niçin azınlık bir önderler örgütü olmadan, ayağa kalkan kitlelerin devrim yapabilmesi mümkün değildir? Niçin öncü parti işçi sınıfının gücünü yüz kat daha arttırabilmektedir? Bu soruların cevabı toplumsal gelişmenin ve işçi sınıfının analizinde yatmaktadır. Kapitalist sistem sürekli olarak işçi sınıfının gücünü parçalar. Sistemin ideolojik, siyasal ve örgütsel mekanizmaları bunu amaçlar. İşçi sınıfının gücünün parçalanması esas hangi noktalarda gözükür? Birinci olarak üreten bir sınıf olmakla birlikte bölüşümü kontrol edememesidir. İkinci olarak toplumsal bilginin esas kaynağını oluşturmasına rağmen, teoriden kopartılmış olmasıdır. Üçüncü olarak ise toplu üretim yapmasına rağmen, bireysel ekonomik arayışlar içinde tutulmasıdır. Kapitalist sistem devamlılığını, bu parçalanmanın üretilmesine bağlamıştır. Hakim sınıfların şiddetli baskısı altındaki işçi sınıfı bu çelişkiler yumağı içinde yaşar. Sınıfın partisi bütün bu çelişkileri çözmeye yönelen bir nitelik taşıdığı ölçüde öncü rolünü oynayabilir. Çelişkinin çözülmesi, işçi sınıfının gerçek gücünün ortaya çıkması demektir. Ancak bunun gerçekleştirilmesinde kritik nokta, hakim sınıfların parçalayıcı şiddetinin, dirençli bir örgütsel yapıyla karşılanmasıdır. Bu şiddet kırıldığı oranda işçi sınıfının çelişkilerinin çözümünde özgür bir gelişim ortaya çıkar; var olan dinamikler harekete geçerek sınıfın niteliğini hızla değiştirir. Lenin’in, her şart altında varlığını sürdürebilecek bir önderler örgütünün oluşturulması ilkesi üzerinde özenle durması burada bir anlam kazanmaktadır.

Öncü parti birinci olarak, sınıfı, kendi yarattığı bilgi birikimi ile buluşturur. Sınıf mücadelelerinden çıkartılan ve pratikte kanıtlanan Bilimsel Sosyalist Teori işçi sınıfı önderlerinin silahı haline gelir. Toplumsal gelişme birbirine tarihi süreç içinde yaklaşan iki paralel düzlemde ilerler. Birinci düzlem sınıf mücadeleleri, ikincisi ise teori ve bilginin birikimi ve kullanılmasıdır. Tarih boyunca ezilen sınıfların yürüttükleri mücadele, toplumsal gelişmenin maddi temelini yaratır. Bu maddi temel, bilginin ve teorinin de kaynağıdır. Ancak sistemleştirilmiş bilgi, ezilen sınıf geri bıraktırıldığından her zaman bir grup aydının elinde bulunur. Oluşan teorinin ezilen sınıfa ulaşması zaman alır: Bu süreçlerin birbiriyle ilişkisi olması ama farklı düzlemlerde yaşanması kafa ile kol emeği arasındaki çelişmeye tekabül eder. Proletarya partisi tarihte ilk kez bu çelişmeyi çözmeye yönelen ve iki düzlem arasında bağı kuran bir örgütsel biçim oluşturur. Öncü partide sınıfın yarattığı bilgi sınıfın içindeki önderlerle birleşir. İşçi sınıfı partisi ideolojik bir çekirdek yarattıktan sonra devamlı olarak işçi önderleriyle birleşmeye ve onları dönüştürmeye yönelir. Bu sınıfsız topluma kadar devam eden bir görevdir. İşçi önderlerinin ideolojik olarak cihazlanmaları, sınıfın olanaklarını harekete geçirmeleri bakımından son derece önemli bir adımdır. Öncü parti ikinci olarak sınıf mücadelesi içinde tek tek kalmış bireyleri birleştirir, örgütlü bir kuvvet haline getirir. Kapitalizmin yol açtığı, işçi ile emeği ve yarattığı ürün arasındaki yabancılaşmayı ortadan kaldırmanın tek yolu kamu mülkiyetini esas alan bir işçi sınıfı iktidarı hedefiyle örgütlenmektir. Sınıfın önderleri, örgütlü siyasi eylemleriyle üretim araçları üzerindeki ağırlıklarını görürler ve iktidar mücadelesinin öznesi haline gelirler. Proletarya partisi işçi sınıfının parçalanan gücünü bir araya getirerek, sınıfın kuvvet noktalarını birleştirir. Sınıfın çoğunluğunu yönlendiren bir kaldıraç yaratır. Öncü partinin kitle hareketinin yükseldiği koşullarda hızla kitleselleşebilmesi, parti tarafından ilk reaksiyonun başlatılmasıyla ilgilidir. Lenin küçük bir partinin oynayabileceği büyük rolü şöyle anlatmaktadır: “Küçük bir partinin bile -İngiliz ve Amerikan partisi- siyasal gelişmenin sürecini iyi inceler ve partisiz kitlenin hayat ve geleneklerini iyi tanırsa uygun bir anda devrimci bir hareket yaratabilmesi mümkündür.”14

b) Leninist parti işçi sınıfının en ileri örgütlenmesidir: Lenin, Bolşevik partisinin yapılanmasını şöyle tanımlanmıştır: “Parti, örgütlerin toplamı ve parti üyesi de parti örgütlerinden birinin üyesi olan kimsedir”.15 1903’de Bolşevikler ve Menşevikler arasındaki ayrışma bu tanımlama temelinde olmuştur. Menşevik Martov parti üyesi tanımını, “parti programını kabul eden, parti örgütlerinden birinin önderliği altında düzenli işbirliği içine giren ve paraca destekleyen kimse RSDİP üyesidir” şeklinde yapmıştır. Lenin’in ise bu konuda görüşü şöyledir: “Parti programını kabul eden, parti örgütlerinden birine şahsen katılan ve paraca destekleyen kimse parti üyesidir.”16 Menşeviklerle Bolşeviklerin arasındaki temel ayrım parti üyesinin parti örgütlerinden birisine üye olup olmaması noktasında ortaya çıktı. Bu tartışma işçi sınıfının örgütlenmesinde çok ileri bir aşamayı ifade etmektedir.

Marks’ın Komünist Ligası tüzüğünde organa üyelik şeklinde bir üyelik tanımı getirilmiyordu. Parti üyesinin tanımlanması, aslında parti örgütünün nasıl olması gerektiği konusundaki bir tartışmaydı. Çünkü üye, partinin temel taşıdır. Onun görevleri ve rolü parti örgütünün genel yönelimini ortaya koyar. Parti emekçiler içinde örgütlü bir kuvvet olacak mıdır? Başka bir deyişle emekçiler iktidar mücadelesinin öznesi midir? Menşevikler bu sorulara ‘hayır’ yanıtını veriyordu. Onlara göre merkezin örgütlü olması yeterdi. Düzen partilerinde olduğu gibi üye pasif konumda tutuluyor, tepede ise örgütlü emekçi kuvvetinden koptuğu için hakim sınıflarla uzlaşmaya yatkın komplocu ve bürokratik bir merkez yaratılıyordu. Menşevizmin Rus devriminden kopuşu buralarda başladı. Bolşevik Partisi üyenin bir temel örgüt içinde çalışmasını tüzük kuralı haline getirerek, üyeyi parti hayatında ve sınıf mücadelesinde etkin bir role yükseltiyordu. Üyenin karar alan ve uygulanan bir temel örgütün parçası haline gelmesi partinin kitlelere önderlik gücünü arttırıyor, diğer yandan parti içi demokrasinin de temelini oluşturuyordu. Parti üyesinin bir örgüte üye olması ilkesi, partinin emekçiler içinde temel örgütler biçiminde örgütlenmesinin teorik temelini oluşturmuştur.

c) Öncü partinin nesnelliği: Lenin’in “önderler örgütü” tanımlaması çoğu kez yanlış anlaşılmaktadır. Sadece ideolojik bir cihazlanmanın günün birinde kitleleri harekete geçireceği düşünülmektedir. Oysa ki Lenin irade ile nesnellik arasındaki ilişkide, iradenin nesnelliğin ateşleyicisi olduğunu söylemiştir. Bu ateşleyici irade, sosyalist teorinin inatla tek tek işçi önderlerine ulaştırılarak, onların dönüştürülmesi ve örgütlü bir kuvvet haline getirilmesidir. Lenin bu görevi reddeden iki eğilimi 1900 yılında yazdığı bir makalede şöyle eleştirmektedir: “Bizim başlıca ve temel görevimiz, işçi sınıfının politik örgütlenmesi ve politik gelişimini kolaylaştırmaktır. Bu görevi arka plana itenler, mücadelenin her türlü özel yöntemlerini ve bütün diğer görevlerini buna bağımlı kılmayı reddedenler yanlış bir yol izlemekte ve harekete ciddi zararlar vermektedirler. Ve bu, birinci olarak yönetime karşı girişilen mücadelede işçi sınıfı hareketinden kopuk, tecrit edilmiş gizli çevrelerin güçlerini kullanmak için devrimcilere başvuran kimseler tarafından ikinci plana itilmektedir. İkinci olarak da politik propaganda, ajitasyon ve örgütlenmenin alanını ve muhtevasını sınırlayanlar…”17 Lenin, proletarya partisinin öncülüğünün, sınıfla birleştiği ölçüde gerçekleştiğini belirtir. Komünist Enternasyonal kongresinde, Komünist Partilerinin rolü üzerine yaptığı konuşmada öncünün işçi sınıfı ile bağının önemini şöyle açıklar:

“Parti’nin işçi sınıfının azınlığı ile geri kalan işçiler arasında bir bağ vazifesi görmesi üzerinde kesinlikle ısrar ediyoruz. Eğer azınlık kitlelere liderlik etmeye ve onlarla sıkı bağlar kurmaya muktedir değilse, kendine ister parti desin…… parti değildir ve genel olarak hiçbir değeri yoktur”.18

Öncü parti teorisi hem Ekim devrimiyle hem de daha sonraki devrimlerle kanıtlandı. Öncü parti teorisini her ülkenin devrimcileri kendi somut şartlarına uygulayarak başarılı olabildiler. Çeşitli ülke devrimcilerinin kendi koşullarında partiyi nasıl inşa ettikleri, sorunları nasıl aşmaya çalıştıkları oldukça öğreticidir. Öncü parti teorisinin uygulanması açısından iki zıt örnek olan Bolşevik Partisi’nin ve Almanya Komünist Partisi (KPD)’nin inşa deneyimi dikkat çekicidir.

Bolşevik Partisinin İnşa Deneyi

Bolşevik Partisi her şart altında sınıfa dayanma çizgisi izledi: Bolşevik Partisi politik ve örgütsel çalışmasını her şart altında sınıf temeline dayanarak yaptı. Partinin üye profili işçi çoğunluğunu yansıtıyordu. David Lane Bolşevik Partisi’nin yüzde 61,9’unun işçilerden oluştuğunu belirtmektedir. Lane, Bolşevik Partisi’ni şöyle tanımlamaktadır: “Parti’nin alt düzeylerine ve özellikle kitle desteğine bakarsak şunu söyleyebiliriz ki, Bolşevikler bir işçi partisi idiler. Oysa Menşevikler’in buna kıyasla daha küçük burjuva üyelere, daha alt düzeylerde daha az sınıfından taraftarlara sahip oldukları görünür.”19 Bolşevik Partisi, işçi sınıfının en yoksul en radikal kesimlerine dayanıyordu. Carr bu objektif durumu şöyle açıklamaktadır: “Menşevikler kendi üyelerini en kalifiye ve en örgütlenmiş işçiler arasından, basın işçileri, demiryolu işçileri ve Güneyin modern sanayi bölgelerindeki çelik işçileri arasında buldular. Oysa Bolşevikler’i Petersburg bölgesindeki köhnemiş ağır sanayide çalışan nispeten vasıfsız işçiler ile Petersburg ve Moskova dokuma fabrikalarındaki işçiler destekliyordu. Sendikaların büyük bir kısmı Menşevikti.”20 Bolşevik Partisi mali kaynaklar bakımından da sınıfın öz gücüne dayanan bir çizgi izlemiştir. “1914’ün ilk çeyreğinde Pravda’ya yapılan bütün bağışların yüzde 87’si işçilerden yüzde 13’ü işçi olmayanlardan toplandı. Oysa aynı dönemde Menşevik yayın organlarına bağışların sadece yüzde 44’ü işçilerden yüzde 56’sı işçi olmayanlardan geliyordu.”21

Bolşevik Partisi’nin temelini, temel örgütler oluşturdu: Bolşevik Partisi’nin örgütlenmesi üretim esasına dayanmaktaydı. Parti ülke çapında büyük işletmelerde örgütlenmeye ağırlık vermişti. Lenin bu örgütsel çizgiyi şöyle açıklamaktadır: “Hareketin temel gücü büyük işletmelerdeki işçilerin örgütlenmesinde yatmaktadır. Çünkü büyük işletmeler (ve fabrikalar) işçi sınıfının sadece sayı bakımından üstün kesimini değil, aynı zamanda daha da önemlisi, etki, gelişme ve savaşma gücü bakımından üstün kesimini kapsamaktadır. Her işletme bizim kalemiz olmalıdır.”22 Bir Bolşevik örgütçüsü olan Osip Piatnitsky Parti’nin mahalli alanlardan çok üretim esasına göre örgütlenmesini şöyle anlatır: “Bütün dönemlerde Bolşeviklerin daha alt düzeyde parti örgütlenmesi yaşanılan bölgeden çok iş yerinde bulunuyordu.”23 J. Molyneux bu açıdan Bolşevikler ile Menşevikler’i şöyle karşılaştırmaktadır: “Bolşevik Partisi’nin küçüklüğüne rağmen bu yapı parti ile proletarya arasında, sosyal demokrat partilerin sağladığından daha yakın bir ilişki sağladı. Sosyal demokrat partilerin fabrikalar ile bağları ancak sendika denetimi aracılığıyla dolaylı yoldan kuruluyor… Bolşevikler’de bu tür de facto ayrım olmadı.”24 Bolşevik Partisi’nin üretim birimlerine dayanan örgütlenme çizgisi partinin her şart altında devamını sağlamış, işçi sınıfı içinde uzun süreli ve istikrarlı bir çalışma yürütülmesinin temelini yaratmıştır. J. Molyneux bu durumu şöyle tespit ediyor: “Gericilik dönemlerinde hareketten kitlesel bir entelektüel kaçış oldu; oysa fabrika hücreleri tecrit olmuşluklarına rağmen, partinin proleterleşmesini artırarak daha kolay yaşayabildiler.”25 Parti’nin işçi sınıfı içindeki bu devamlılığı işçi hareketindeki yükselişleri hazırlıklı karşılanmasına yol açtı.

Bolşevik Partisi inisiyatifli örgütlere dayanıyordu: Bolşevik Partisi, üretim birimlerindeki örgütlenmesini bu örgütlerin bağımsız çalışmalarıyla birleştirdi. Bolşevik Partisi 1905 devrimi sırasında işçi hareketiyle kucaklaşmanın bir yolu olarak parti örgütlerinin inisiyatifini bir tüzük maddesi haline getirdi. RSDİP 3. Kongresinde kabul edilen parti tüzüğünün ilgili bölümü şöyledir: “Kapsamlı bir çalışma yürüten bütün parti örgütleri (yerel komiteler, bölge işletme komiteleri) özellikle ve yalnızca parti faaliyetinin, yönetimini sürdürmek üzere oluşturuldukları (çalışma) alanıyla ilgili olarak bütün işleri bağımsız yürütürler; tek tek ve özel işlevleri yerine getiren grupların… bağımsızlık derecesi, bu grupları oluşturan merkezi organlar tarafından belirlenir.”26 Bolşevik Partisi’nin her şart altında kitlelere ulaşması ve önderlik etmesi inisiyatifli örgütler sayesinde olmuştur. Bolşevik örgütçü Pianitsky inisiyatifli örgütlerin tayin edici önemini şöyle belirtmektedir: “Yerel parti örgütlerinin, hücrelerin inisiyatifi teşvik edildi. Odesa veya Moskova veya Bakü veya Tiflis’teki Bolşevikler gericilik ve savaş yıllarında tutuklamalar nedeniyle çoğu kez varolmayan Merkez Komitesinden veya bölge komitelerinden sürekli direktif bekleselerdi, bunun sonucu ne olurdu? Bolşevikler işçi kitlelerine ulaşamazlar ve onların üzerinde etki sağlayamazlardı.”27

Bolşevik Partisi genç bir partiydi: Molyneux, Bolşevik Partisi’nin yaş profilini şöyle açıklamaktadır: “1907’de parti üyelerinin yaklaşık yüzde 22’si 20 yaşından küçüktü. 20-24 arasında olanlar yüzde 37’yi, 25 ile 29 arasındakiler yüzde 16’yı oluşturuyordu.”28 Troçki bunun önemini ve yarattığı sonuçları şöyle değerlendirmektedir: “Bolşevizm yeraltındayken daima genç işçiler partisi oldu. Menşevikler daha saygıdeğer kalifiye üst tabakaya dayanıyordu, bununla gurur duyuyor ve Bolşevikler’e tepeden bakıyorlardı… Belirleyici anda gençlik daha olgun tabakayı, hatta yaşlıları peşinden sürükledi.”29

Bolşevik Partisi değişen koşullara uyum gösteren bir örgütlenme çizgisi izledi: Bolşevik partisi dogmatik ve statik bir örgütlenme tarzını büyük tehlike olarak gördü. Her somut durumda halk hareketiyle Çarlık rejiminin güç ilişkilerini dikkate alan bir örgütsel çizgi oluşturuldu. Bu örgütsel çizgi her değişen durumda işçi sınıfıyla birleşebilmenin ve ona önderlik edebilmenin örgütsel taktiklerini belirledi. Bu örgütsel taktikler, güç ilişkilerindeki değişime göre parti örgütlenmesinin yasal alana doğru genişletilmesinde veya daraltılmasında görülmektedir. Bolşevik Partisi 1905 devrimine kadar profesyonel devrimcilerden oluşmuş bir parti çekirdeğinin inşasına yöneldi. 19. yüzyıla girerken Rus sosyalistlerinin oluşturduğu çeşitli örgütlenmelerin yaşamı üç ayı geçmiyor. Çarlık rejiminin baskısıyla örgütlerin faaliyeti kesintiye uğruyordu. Lenin’in sıkı bir çekirdeğin inşasına yönelmesi bu şartlarda oldu. Bolşevik Partisi bu komitelerin önüne sınıfın birleşme görevini koymuştu. Bu hem Rus sosyalistleri içinde ideolojik bir çizgi olarak savunuluyor, hem de örgütsel planda işçi öncülerini alt örgütlerde örgütleyerek, kimisini de çekirdeğin içine alarak gerçekleştiriliyordu. “Komitelerin isçilerin üzerinde büyük etkisi olmasına karşın, bu örgütlerin tümünde hemen hemen hiç işçi üye yoktu. Ancak komitelerin yayınları ve buyrukları, işçi kitlesinin özlemlerini yansıtıyor ve işçiler artık bir öndere sahip olduklarını hissediyorlardı.

Böylece komiteler onların gözünde çok popülerdi. Ama, işçilerin pek çoğu için bu komitelerin faaliyetleri bir gizlilik perdesiyle örtülmüştü. İşçiler çoğu kez, hareketin temel sorunlarını görüşmek için aydınlardan ayrılarak kendi aralarında toplanmışlardı.”30 1905 devriminin büyük işçi hareketleri Bolşevikler içinde önemli tartışmalar yarattı. Lenin yeni durumu şöyle tahlil ediyordu: “Artık zayıflamış hükümetin baskısından kurtulmuş demokratik düşünceler ve istemlerin açık propagandası o denli yayılmıştır ki, kendimizi bu tümüyle yeni hareket alanına uyarlamayı öğrenmemiz gerekiyor.”31 Yeni durum iki önemli açılımı getirdi. Bunlardan birincisi, partinin güçler dengesindeki değişikliğe bağlı olarak yasal alana açılması ve bu yolla ayağa kalkmış çok sayıda işçi önderini partinin içine alması ve işçi hareketine önderlik etme yeteneğinin kazanılması hedefiydi. Lenin bu politikayı şöyle açıklıyordu: “Partimiz çok uzun zaman illegal kalmıştır. Üçüncü kongrede bir delegenin haklı olarak söylediği gibi, son birkaç senedir yeraltında boğulmuştur. Yeraltı dönemi sona ermektedir. O halde cesaretle ileri; yeni silahı eline al, onu yeni insanlara dağıt, tabanını genişlet, tüm işçi sosyal demokratları çevrende topla, onların yüzlercesini ve binlercesini Parti saflarında birleştir. Onların (sosyal demokrat işçiler) delegeleri merkezi kurumlarımızın saflarını canlandırsın, genç devrimci Rusya’nın taze ruhu onlar vasıtasıyla içimize aksın.”32 Lenin yasal mevzinin daha da genişletilerek parti örgütlerinin yasallaştırılması amacını da şöyle belirtmektedir: “Eğer tam koalisyon özgürlüğü olsaydı ve halkın yurttaşlık hakları tamamıyla sağlam olsaydı o zaman şüphesiz her yerde sosyal demokrat birlikler (yalnız sendikalar değil, politik yani parti birlikleri) kurmamız gerekirdi. Mevcut şartlarda elimizdeki bütün yollar ve araçlarla bu amaca ulaşmak için çalışmalıyız.”33 Bolşevik Partisi ikinci olarak, parti örgütlerindeki işçi ağırlığının arttırılması ve parti örgütlerinin inisiyatifinin teşvik edilmesi görevini önüne koydu. “Tüm yoldaşların bağımsız, yaratıcı, birleşik gayretleri ile yeni örgüt biçimleri yaratmaları zorunludur. Bunun için herhangi önceden belirli standartları koymak mümkün değildir. Çünkü tamamen yeni bir alanda çalışıyoruz; yerel şartlar hakkındaki bilgi ve her şeyden önce tüm parti üyelerinin inisiyatifi harekete geçirilmelidir. Yeni örgüt şekli ya da daha doğrusu işçilerin partisinin temel örgütsel hücresinin yeni şekli kesin olarak eski çevrelerden çok daha geniş olmalıdır. Bundan başka yeni hücre büyük ihtimalle daha az katı, daha ‘özgür’ ve daha esnek (gevşek) bir örgüt olmak zorunda olacaktır.”34 Lenin hiç işçi üyeye sahip olmayan komitelerin çoğunluğunun işçilerden olması gerektiğini belirtiyordu: “Parti’nin 3. Kongresi’nde Parti komitelerinin 2 aydına karşılık 8 işçiden oluşturulması dileğini açıklamıştım. Bu dilek şimdi ne kadar modası geçmiş görünüyor!… Şimdi yeni Parti örgütlerinin bir sosyal demokrat aydına karşılık bir kaç yüz sosyal demokrat işçiye sahip olmasını dilemeliyiz.”35 Lenin’in bu iki noktadaki açılımı Parti içinde “komiteciler” olarak adlandırılan ve 1905 öncesinde komitelerde görev alan bazı parti üyeleri tarafından tepkiyle karşılandı: “komiteciler genellikle biraz kendi başına buyruk kişilerdi. Komite çalışmalarının kitleler üzerinde yaptığı muazzam etkiyi görmüş ve kural olarak parti içi demokrasi diye bir şey tanımaz olmuşlardı.”36 Komiteciler 3. Kongrede işçilerin komitelere alınmasına karşı çıktılar. Krupskaya Lenin’in onları şöyle eleştirdiğini belirtiyor: “Umacılar icat etmeyiniz yoldaşlar. Sosyal demokrat aydınlar şimdi işçilere gitmek zorundadırlar. İşçilerin kişisel girişimleri, bizlerin dünün yeraltıcı grupçuklarının hayal bile edemedikleri bir ölçüde, artık kendisini ortaya koyacaktır…”37 Bolşevik Partisi 1905 devriminde kendisini yenileyebilme yeteneği olduğunu gösterdi. 1905 devriminden sonra gericilik yıllarında da Bolşevik Partisi’nin gizlilik koşullarına uyumu biliniyor. 1912’den sonra Birinci Dünya Savaşının arifesinde büyük grev hareketleriyle yeni canlanmanın başlaması Parti’nin yeniden yasal alana doğru genişlemesine yol açtı. Bolşevik Partisi’nin tarihi, örgütlenmenin dogmatizmi dışladığını açık bir şekilde kanıtladı.

Almanya Komünist Partisi (KPD)’nin İnşa Deneyi

KPD işçi sınıfının dayanan bir politika izlemedi.38 KPD 1927 yılında 143.172 üyeye sahipti. Üyelerinin yüzde 68,1’i işçiydi. Zenaatçılar yüzde 9,57, sendika ve kooperatiflerde çalışanlar yüzde 2,61, tarım işçileri yüzde 2,21, orta sınıf 2,21, satıcılar yüzde 1,73, parti işletmesinde çalışanlar yüzde 1,64, düşük dereceli memurlar yüzde 0,7, köylüler yüzde 0,3 diğerleri yüzde 11,73 idi. KPD üye sayısının çoğunluğu işçi olmasına rağmen, örgütsel inşasını, politik çalışmalarını ve eylem çizgisini işçi sınıfı zemininde oluşturmadı. Bunun en tipik örneği KPD’nin yükselen faşizme karşı izlediği çizgidir. Faşistlerin orta sınıf içinde güç topladığı tespitini yapan Parti, faşizme karşı mücadelede işçi sınıfı dışındaki tabakalara yöneldi. Orta sınıfın bulunduğu mahallelerde politik çalışmayı ve örgütlenmeyi esas aldı. Faşist saldırı mahalle örgütlerini kolayca dağıttı. KPD faşizme karşı işçi sınıfının gücünü etkili bir şekilde kullanamadı.

KPD üretim esasına göre örgütlenmekten vazgeçti: KPD üye sayısının çoğunluğunun işçi olmasına ve 1926 yılında 2243 fabrika komitesine sahip olmasına rağmen, mahallelerde örgütlemeyi esas aldığı için, işçi üyelerini mahalle örgütlerinde örgütlemeye başladı. Bu fabrika dışı örgütlenmeler Parti’nin işçi gücüne önemli bir darbe vurdu. Parti’nin örgütsel gücü etkisizleşti.

Yıl
Fabrika hücresinde Mahalle hücresinde Hiç hücresi olmayan örgütlü işçiler (%)
örgütlü üyeler (%)
mahalle örgütlerindeki üyeler (%)

1927, 15, 47, 31
1928, 12, 42, 43
1929, 14,7, 45, 40,3

Bu tabloya göre işçi üyelerin yüzde 53’ü fabrika dışında ya örgütlüdür ya da örgütsüzdür. İşçilerin fabrikadaki örgütlenmelerden ve kendi somut koşullarında politika yapmaktan kopartılması partinin hızla işçi üye kaybetmesine yol açmıştır.

KPD’nin üye bileşimindeki değişim (İşçi üyelerin tüm üyelere oranı):
1928 63,3
1929 51,6
1930 33,2
1931 20
1932 11

KPD hızla işçi üyelerini kaybederken, işsizlerin çoğunluğu oluşturduğu bir parti durumuna gelmiştir. 1931’de üyelerin yüzde 78’i 1932’de üyelerin yüzde 85’i işsizdir.

KPD güç ilişkilerin dikkate alan bir örgütsel çizgi izlemedi, legalizme saplandı: KPD 1931-32 yıllarında büyük bir işçi üye erimesi yaşarken, toplam üye sayısında ve oy oranında bir artış sağladı. KPD’nin seçimlerde aldığı oylar ve üye sayısının gelişimi:

alınan oy % üye sayısı
1928 3.263.400 10 130.000
1930 4.590.179 13,1 134.000
1932 Temmuz 5.297.068 14,3 287.000
1932 Kasım 5.980.329 16,9 336.000

KPD’nin mahallelere yönelmeyi esas almasında, bir seçim kaygısının olduğu düşünülmelidir. Seçime göre örgütlenmenin tipik ölçüsü yerleşim yerlerine göre ve idari yapıya göre örgütlenmektir. KPD’nin oy oranındaki ve üye sayısındaki dikkate değer yükselişin faşist yükselişi durdurmada hiçbir rolünün olmadığını hayat gösterdi. Fabrikalardaki temel örgütlerden vazgeçmek KPD’nin yıkımı olmuştur. Faşizmin güçlendiği koşullarda KPD’nin kendi gücünü analiz edip işçi sınıfında yoğunlaşmaması, parlamentarist seçim başarılarına kendisini bağlaması yenilgisinin nedenlerinden biridir. KPD deneyi şunu göstermiştir: Bir öncü partinin asıl gücü, oy grafiklerinde değil, fabrikalardaki örgütlü kuvvetlerinde ve bunların işçi sınıfına kumanda etme yeteneğindedir.

Ülkemizdeki Parti İnşası Deneyleri Üzerine

Öncü Parti ile Sınıf Çizgisi Arasındaki Zorunlu İlişki

Günümüzde Türkiye sosyalist hareketinin panoramasını çizecek olursak, solun önemi bir kesiminin parti yapılanmasının dışında, sınıfın nesnelliğinden uzak, sınıf hareketi içinde ciddi bir başarı elde edememiş konumda olduğu görülecektir. Bu eğilimin tipik özelliği sınıf mücadelesinin dışında, kendi iç ölçülerini yaratmış olmasıdır. Bir diğer akım İP’nin sınıf içinde derinleşen çizgisidir. Bu çizginin belli başlı özelliği partili mücadelede ısrar etmek, sınıf çizgisinde istikrarlı politikalara sahip olmaktır. Bu tablonun tarihimizden kaynaklanan nedenleri vardır. 1960’lardan sonra gelişen sosyalist hareket esas olarak öğrenci ve aydın tabakalara dayanıyordu. Dönemin koşullarından da kaynaklanan bu durum, önemli zaafların yeşermesine yol açtı. Sınıfa dışardan propaganda anlayışıyla yaklaşılması ve bunun getirdiği örgütsel biçimlere yönelinmesi bu zaafın esasını oluşturdu. Hareketin böyle bir zeminde gelişmesi sosyalistlerin iradesi dışında oluşmuştu. Fakat bu zaafı altetmek için mümkün olduğunca iradi çaba gösterilmesi gerekiyordu. 70’lerdeki saflaşma bu temelde yaşandı. TİKP partili mücadele ve sınıf çizgisini esas aldı. THKP, THKO gibi akımlar sınıf çizgisini ve partili mücadeleyi reddederek “öncü savaş” çizgisini izlediler. 1989 yılında başlayan işçi hareketleri yeni bir dönemin habercisi oldu. Esasen 80’li yıllarda aydın hareketi kendi arasında parçalanmış, önemli ölçüde düzenin kontrolü altına girmişti. 1989’da başlayan işçi hareketleri toplumsal mücadelenin güç merkezinin artık işçi sınıfına kaydığını ortaya koydu. Bu yeni durum, sosyalist hareket için büyük bir şans yaratmıştı. İşçi omurgasına dayanan bir parti örgütlenmesine girişmek ve sınıf içinde karargâhlar kurabilmek. Bu yetmiş yıllık Türkiye sosyalizm tarihinde bir dönüm noktasıydı. 1988’de kurulan Sosyalist Parti tamamen bu yeni duruma uygun bir örgütlenme modelini uygulamaya çalıştı. Sınıf zemininde büyük bir siyasi çalışmaya girişti. Sosyalist Parti bu durumu görebildi ve tedbirlerini aldı. Diğer gruplar ise işçi hareketlerine soğuk baktılar ve bunun gerektirdiği sorumluluklara ve politikalara yönelmediler. Aydınların önemini yitirdiği bir dönemde eski omurgaya dayanmak bu örgütleri reformcu bir mecraya soktu ve dağıttı.39 Bu tarihi tecrübe gösteriyor ki, THKP/C kökenli hareketlerde görüldüğü gibi parti örgütlenmesine karşı olanlar, aynı zamanda sınıf çizgisine de karşı olmuşlardır. Buna karşın sınıf çizgisini savunanlar partinin gerekliliğini görmüşler ve parti inşasına girişmişlerdir. Partileşme ve sınıfa yönelme çizgileri arasında çarpıcı bir ilişki vardır. Bu ilişkiyi kavrayamayan saflarda iki eğilim dikkati çekmektedir. Bunlardan birincisi “kadromuz yeterli olursa parti kuracağız” veya “işçi sınıfıyla güçlü bağlar kurduktan sonra partileşeceğiz” biçiminde kendini ifade ediyor. İkinci eğilim ise TDKP gibi parti kurmuş olanlarda kendisini gösteriyor. Bu arkadaşlara göre, kurmanın kendisinde bir keramet vardır. Dünyanın merkezine kendilerini koyarak, işçi sınıfına öncülük görevlerini yaptıklarını düşünmektedirler. Her iki eğilim aslında bir madalyonun iki yüzü gibidir. Hem “kurulunca tam kurulur” fikri hem de “kurduk, öncülük işi tamamdır” fikri aşırı bir idealizmden kaynaklanmaktadır. Bu idealist bakış parti yapılanmasının bir an meselesi olmadığını, sınıfın kendi pratiğiyle süreç içinde gerçekleşeceğini görememektedir. Partileşme bir kuruluş anından çok, bir sürecin tanımlanmasıdır. Dünyamız ve ülkemizin içinde bulunduğu çelişmeler yumağı, işçi sınıfının yetenekleri ve devrimci potansiyeli, çağımızda işçi iktidarlarının kurulmasının güçlü bir zemini olduğunu göstermektedir. Bu durum aynı zamanda, gücü başlangıçta ne olursa olsun proletarya partisinin kurulmasını da zorunlu kılmaktadır. Ancak burada önemli olan partinin hangi perspektiflerle kurulduğu ve kurulduktan sonra sınıfla olan ilişkisinin niteliğidir. Parti sınıfın bir parçası haline gelebilmek için, uygun bir teorik ve pratik hat izliyorsa süreç içinde gerçekten bir öncü parti durumuna gelecektir. Bir parti ancak sınıfın nesnelliğine oturan politikalar izleyerek kendi varlık temelini yaratabilir. Sınıf, partisiz iktidar olamaz. Parti de sınıf dinamikleri içinde yer almadan gerçek bir öncü parti olamaz. Parti ile sınıf arasındaki bu diyalektik ilişkiyi kavrayan bir hat, devrimin güçlerini yaratın tek yoludur ve devrimci bir örgütsel yönelimin temelini oluşturur. Bu çizginin karşısında yer almak ise kaçınılmaz olarak örgütsüzlüğü ve reformculuğu doğuracaktır.

Öncü Partinin İnşa Modeli

Parti inşası konusunda iki model vardır. Bu iki modelin ayrım noktası, kitleleri devrim için seferber edip etmemektir. Ne kadar sol ve keskin temalarla çıkılırsa çıkılsın, kitlelerden kopuk, onlarla dinamik bir ilişki içinde olmayan bütün örgütlenmeler reformcudur Bu tür örgütlerin iki özelliği dikkat çekmektedir. Bürokratik bir merkez ve hiçbir kitle çalışmasında sınanmamış dar ve statik bir gövde. Bu örgütler, kopuklukları nedeniyle kitle fırtınalarından beslenemezler, ancak düzenin rüzgârlarıyla bir oraya bir buraya savrulurlar. Kitleler içinde örgütsel bir temelleri olmadığı için uzun süreli bir mücadele çizgisine sahip değillerdir. Öncü partinin amacı devrim yapmaktır. Devrim ise, geniş emekçi kitlelerin kendi iktidarları için seferber edilmesiyle gerçekleştirilir. Öncü partinin örgütlenmesi tamamen bu amaca hizmet etmelidir. Bunun için, istikrarlı bir önderlik, kitlelerin ihtiyacına cevap verecek politikalar ve kitleleri harekete geçirecek bir örgütlenme gereklidir. Bunların gerçekleşebilmesi için parti örgütlenmesi, uygun mekanizmalardan oluşturulmalıdır.

Bu örgütsel mekanizmaların yaratılmasında ve işletilmesinde temel alınacak ilkeler şunlardır. Proletarya partisi yukardan aşağı inşa edilir. Bunun pratik anlamı, uzun bir tarihi dönem boyunca kitleleri öncüleştirmek görevinin varlığıdır. Bir diğer önemli nokta ise, sınıf hareketine önderlik yeteneğinin aşağıdan yukarıya kazanılıyor olmasıdır. Öncü parti bu esaslara uygun olarak örgütlenmelidir. Proletarya partisinde iki tür örgüt vardır. Yönetici örgütler ve kitlelerin içindeki temel örgütler. Bu örgütler arasındaki ilişki tayin edicidir. Düzen partilerinde ve reformcu sol örgütlerde merkez her şey, örgüt hiçbir şeydir. Üyeler ve alt örgütler fonksiyonsuzdur. Proletarya partisinde ise örgüt her şeydir. Merkezin varlık nedeni olan önderlik yeteneği tamamen örgüte bağımlı olarak oluşur. Öncü partinin örgütlenmesini bir piramite benzetebiliriz. Bu kitlelerin içine gömülmüş bir piramittir. Piramitin üst kısmında merkezi örgütler, geniş tabanında ise temel örgütler vardır. Temel örgütler halk hareketinin merkezini oluştururlar. Çevrelerindeki kitle örgütleri kanalıyla kitle hareketine önderlik etmeyi hedeflerler. Temel örgütler ile merkez arasında düzgün bir ilişki kurulduğu taktirde, parti merkezi sınıf mücadelesine önderlik edecek bir kurmay haline gelir. Temel örgütler de kitlelere önderlik görevlerini gerçekleştirebilir. Parti tüzüğümüz ve temel örgüt iç tüzüğümüz temel örgütler ile yönetici örgütler arasındaki ilişkileri kurumlaştırmış ve belli esaslara bağlamıştır. Bu esaslar partinin kitleleri kumanda edebilme yeteneğini geliştirmek, öncü karakterini kuvvetlendirmek içindir. 1- Yönetim kurulu üyelerinin yarıdan fazlası temel örgütlerde yer alan işçi ve emekçilerden oluşmaktadır. “Madde 4: İşçi Partisi, demokratik yapısını organlarının ve üyelerinin emekçi karakterine dayandırır. Bütün bu kademelerde yönetici organ üyelerinin ve kongre delegelerinin çoğunluğu işçilerden ve emekçilerden oluşur. Kol emekçilerine öncelik tanınır.”40 2- Yönetim kurulu üyelerinin bütünü temel örgütlerde yer almalıdır. Merkezi görevlerini aksatmayacak şekilde yöneticiler, temel örgütleriyle ve onların çalışmalarıyla bağlarını sürdürmek zorundadır. “Yönetici organlarda görev yapan üyeler dahil, bütün üyeler bir temel örgüt içinde çalışır.”41 3- Yönetici örgütler ile temel örgütler arasında düzenli bir siyasi ilişki kurulur. Parti tüzüğünde belirtilen danışma ve üye toplantıları ile raporlar bunun araçlarıdır. İşçi Partisi böyle bir örgütlenme modeline sahip olduğu için işçi hareketlerinin geleceğini önceden analiz edebilmiş ve bunun gerektirdiği görevleri yerine getirebilmiştir. Bu örgütsel yapılanma demokratik merkeziyetçiliğin sağlıklı bir şekilde uygulanmasının temelidir.

Örgütsel Yoğunlaşma Çizgisi

Emekçilerin iktidar mücadelesi her aşamada hakim sınıfların ve emekçilerin kuvvetlerinin çatışmasıyla ilerler. O halde gücün tanımını doğru yapmak gerekir. Güç, bir şeyi yapabilme yeteneğidir. Güç ancak sınıf mücadelesi ölçeği içinde tanımlanabilir ve somutlanır. Gücün ölçeği sınıf mücadelesi olduğuna göre, gücün somut ifadesi de başta işçi sınıfı olmak üzere köylülerin ve emekçilerin örgütlenmiş ve harekete geçirilmiş kuvvetleridir. İşçi sınıfı ve emekçiler, üreten bir sınıf olarak hem çoğunlukturlar hem de sistemin kalbini ellerinde tutarlar. Onların sınıf pratikleri içinde oluşmuş örgütlü güçleri bütün demokratik atılımların ve devrimlerin kaldıracıdır. Sınıf mücadelesinin kuralı budur ama, emekçilerin büyük çoğunluğunun bu kuraldan ve iktidar bilincinden haberleri yoktur. Bu noktada önemli bir sorun önümüze çıkmaktadır; gücün yaratılması sorunu. Öncü partinin rolü burada kendisini hissettirir. Gücün yaratılmasına ilişkin iki ana politikadan söz edilebilir. Büyük çoğunluğu harekete geçirebilmek her ikisinin de görünüşte kalkış noktasıdır. Çoğunluk nasıl harekete geçirilecektir? Birinci politika, genel olarak kalabalıklara yönelme, çoğunluğu birden kazanma çizgisidir. Bu durumda kitleleri etkilemek için yaygın propaganda çizgisi izlenir. Propaganda dili popülistleşir. Yukardan ve dışardan bir propaganda tarzı hakimdir. Bu çizgi kitle hareketi canlı olduğu zaman canlanır, kitle hareketinin durgunlaştığı ve gerilediği koşullarda ise karamsarlaşır. Çalışma sürekliliği olmayan, içine kapanık, dar bir örgütlenme tarzına sahiptir. İdeolojik planda reformcudur. Kalabalıkları her zaman yanında göremediği için kendine güvensiz ve sınıf mücadelesinde çekingendir. İkincisi örgütsel yoğunlaşma çizgisidir. Hedefli propaganda yapar. Sınıfın güç merkezlerine yönelmeyi esas alır. Harekete geçirilmiş örgütlü bir emekçi kuvvetinin çok büyük ve sarsıcı bir propaganda değeri olduğunu bilir. Genel bir propagandadan çok, yoğunlaşmış özel propagandalara yönelir. Parti bu amaca hizmet edecek şekilde inşa edilir. Bu örgütlemenin biçimi üretim birimlerindeki temel örgütlerdir. İşçi Partisi ikinci çizgide ısrarlıdır. Ancak birinci çizginin Parti’nin çalışmalarında dikkate değer bir etkide bulunduğu da açıktır. Yoğunlaşma alanlarının tespiti için ölçülerimiz şunlar olmalıdır: 1-Üretimdeki rolü ve sistem açısından taşıdığı önem. 2-Mücadeledeki yeri. 3-Parti’nin kuvvetlerinin durumu. Bu üç etken dikkate alınarak, alan seçimi yapılmalıdır. Yoğunlaşma politikası, gücü belli noktalarda toplayarak sonuca gitmeyi amaçlar. Böyle bir çalışmada sabırlı ve ısrarlı olmak, yapılan işin ülke çapındaki sınıf mücadelesindeki önemini kavramak tayin edicidir.

Öncü Partinin Örgütlenmesinde Temel Örgütlerin Rolü ve İnşası

Temel örgüt partinin temel taşıdır. Klasik literatürdeki “hücrenin” karşılığı olarak kullanılmaktadır. “Temel örgütler partinin üretim alanları ve meslek esasına göre oluşturduğu örgütlenmelerdir”42

Temel örgüt niçin partinin örgütsel temelidir? Çünkü devrimci bir partinin amacı emekçi iktidarının kurulmasına önderlik etmektir. Parti’nin bu rolünü oynayabilmesi emekçileri örgütlü bir güç haline getirmesine bağlıdır. Bu nedenle devrimci partiler üretim esasına dayalı temel örgütler oluşturmayı esas alırlar. Kapitalist sistemin işleyişinin can damarı olan fabrikalar, aynı zamanda işçinin üretimden gelen gücünü kullanacağı alanlardır. 1925 yılında Komünist Partiler için Komünist Enternasyonal Örgütlenme Şubesinin hazırladığı model tüzüğün ilgili maddesi şöyledir: “13- Parti’nin temel organı, temeli, içinde çalışan tüm partililerin üyesi olması gereken fabrika… hücresidir.”43 Bolşevik Partisi ve diğer devrimi gerçekleştirmiş partiler, temel örgütleri parti örgütlenmesinin temeli olarak değerlendirmişlerdir. Düzen partileri üretim ve meslek esasına göre bir örgütlenmeye karşıdırlar. Çünkü amaçları hakim sınıf iktidarını korumaktır. Emekçi inisiyatifini güçlendirecek örgütsel yapıları reddederler. Onların örgütlenmesinde merkez tek aktif organ durumundadır. Zaman zaman seçim kaygıları nedeniyle oluşturulan sandık örgütlenmeleri de bir temel örgüt değildir. Bunlar gelip geçici örgütlenmeler olduğu gibi, kişilerin üretim alanlarında bir kuvvet haline gelmelerini perdelediği için de aldatıcıdırlar. Revizyonist ve reformcu partiler de emekçilerin iktidara gelmesine karşı olduklarını, emekçilerin temel örgütlerde örgütlenmelerine karşı çıkarak gösterirler. Kruşçev’in iktidara geldikten sonra gerçekleştirdiği ilk uygulamalardan biri de partinin temel örgütlerini dağıtmak olmuştur. Parti’nin bu temel örgütleri üretimi arttırmakla görevli komitelere dönüştürülmüştür. Kruşçev bunu şöyle ifade ediyor: “Parti örgütlerinin çalışmalarında esas şeyin eğitim olduğunu dobra dobra söylüyoruz.” SBKP Kruşçev’le birlikte “parti örgütlerini üretim ilkesine göre inşa etmeye” yönelmiştir.44 Ülkemizde bir örnek de SBP örgütlenmesidir. SBP tüzüğünde bir organa üye olmak maddesi yoktur. Bunun doğal sonucu temel örgütlerin reddidir. Diğer taraftan ülkemizdeki çeşitli sosyalist gruplar çevreleriyle üyelik ve organ temelinde bir ilişki kurmamakta, sadece “gruptan” olmayı yeterli görmektedirler. Böyle bir anlayışla emekçilerin örgütlenemeyeceği bu tür grupların da emekçilerden koparak bir çürüme içine girecekleri açıktır. Partimiz, emekçiler içinde temel örgütlerle örgütlenmeyi esas almıştır. Bu husus, temel örgüt içtüzüğünde şöyle belirtilmiştir: “Madde 1- İşçi Partisi’nin amacı, işçi sınıfı önderliğinde Demokratik Halk İktidarını gerçekleştirmek ve durmaksızın sosyalizmin kuruluşuna geçmektir. Bu amaç Parti’nin örgütlenme çizgisini belirler. Partimiz bu anlayışla emekçiler içinde örgütlenmeyi esas alır. Üyelerini fabrikalar, işyerleri, köyler, mahalleler, sendikalar, kitle örgütleri, eğitim kurumları ve diğer emekçi topluluklarında temel örgütler oluşturarak örgütler. Temel örgütler, Parti’nin üretim alanları ve meslek esasına göre oluşturduğu örgütlerdir. Bu özellikleriyle parti örgütlenmesinin temelidirler ve Parti’nin emekçilere önderlik etmesinin başlıca aracıdırlar.”45

Temel Örgütler İktidar Organlarıdır

Parti’nin amacı, parti iktidarı değil emekçi iktidarı kurmaktır. Bunun güvencesi Parti’nin gövdesinin örgütlü bir emekçi kuvvetine dayanmasıdır. Birincisi, örgütler iktidar bilincine ulaşmış emekçi öncülerini temsil ederler. İkincisi temel örgütün esas fonksiyonu, emekçi kitlesini kendi örgütsel pratikleri içinde değiştirerek bir iktidar kuvveti haline getirmektir. Temel örgüt bu özellikleriyle emekçilerin gittikçe gelişecek olan iktidar organlarının motoru işlevini üstlenir.

Temel Örgütler Kitleleri Dönüştüren Organlardır

Partimizde temel örgütlerin çalışmalarına mükemmelliyetçi yaklaşılmaktadır. Temel örgütler Parti’nin kitlelerle bağını sağlayan örgütlerdir. Emekçi önderleri geçmişten gelen zaafları ile bu örgütlerde yer alırlar. Burada önemli olan yaratıcılığı öne çıkaran bir dönüştürme çizgisi izlemektir. Kitleleri dönüştürmek ancak bir iş ortaklığı temelinde gerçekleşebilir. Her temel örgüt emekçilerin kültürel, politik, ekonomik ve psikolojik sorunlarını dikkate alan bir dönüştürme politikası oluşturmalıdır. Temel örgütler, üye olan emekçilerin öncü ve yaratıcı yanına sarılmalı, sıradan eğilimleri ise ortak pratikler içinde altetmelidir. Temel örgüt, emekçi önderleri için bir okul olmalıdır.

Temel Örgüt ve Parti Üyeliği

Üyelik kurumu ve temel örgüt arasında çok yakın bir bağ vardır. Temel örgütü olmaması, üyenin fonksiyonlarını zayıflatır. Üyenin hak ve görevlerine sahip çıkması ise örgütlenmeyi zorunlu hale getirir, varolan temel örgütlerin fonksiyonlarına uygun bir şekilde çalışmasını sağlar. Temel örgütler üyenin hak ve görevlerinin kurumlaştırıldığı yapılardır. Yöneticiler içinde ciddi bir eğilim olan insan beğenmezlik hastalığı yenilmelidir. İnsan beğenmezliğin kaynağında genel ve üstten propagandaya göre koşullanmış bir önderliğin ölçüleri vardır. Yöneticiler, kendileri gibi olmayanları horlamaktadırlar. Halbuki, doğru önderlik tarzı, güce dayanarak iş yapmak, güç hareket ettirilebildiği ölçüde etkili bir propaganda yapılacağını görmektir. Üye beğenmezlik saplantısı, üyeye ilgisizliği de getirmektedir. Bir kısım yöneticiler, bırakalım örgütlenmeyi üyeyi tanımaya bile yaklaşmamaktadır. Üyeyi tanımamak, onu değerlendirmemeye yol açmaktadır. Üyenin fikirlerine ve yapabileceği şeylere değer verilmemekte, sadece arada bir aidat veya bağış istemek için kendisine uğranmaktadır. Bu zaafı yenmek için atılacak birinci adım, bütün üyeleri mücadele ve somut iş esasına göre temel örgütlerde örgütlemektir. Üye, temel örgütlerde ve üye toplantılarında karar süreçlerine katılmalı, partinin politikalarında ve pratiklerinde söz sahibi olduğu bilincine varmalıdır.

Temel Örgütler Bağımsız Çalışan Organlar Olmalıdır

Her temel örgüt, parti politikaları doğrultusunda bağımsız kararlar alma ve uygulama yeteneğine sahip olmalıdır. Bu inisiyatifin gerçekleşmesi, temel örgütün kendi kitlesiyle ve içinde yaşadığı gerçeklikle birleşmesine bağlıdır. Temel örgüt bağımsız bir çalışma yürütmek zorundadır. Çünkü kendisinin dışında hiçbir parti organı o alanın gerçeğini bilemez. Temel örgüt, kendi başına yaşama yeteneği kazanmış parti organı demektir. Temel örgütler bu yönleriyle partinin büyümesinin ve sürekliliğin aygıtlarıdır. Yaşam dinamikleri merkeze değil, kitlelere dayanan temel örgütler, merkezler şu veya bu nedenle tahrip edilmiş olsa bile örgütsel hayatlarını sürdürebilirler. Temel örgüt inisiyatifinin partinin sürekliliğindeki rolünü gösteren çarpıcı örnekler vardır. TİKP’de 80 sonrasında merkezdeki sağcı ve tasfiyeci çizgiye karşı esas direniş bazı fabrika ve mahalle temel örgütlerinden gelmişti. Bu temel örgütler, örgütsel faaliyeti kesintiye uğratmadılar. Bulundukları alanda ideolojik ve siyasi çalışmayı aksatmadılar. Parti mali ihtiyaçlarını önemli ölçüde buralardan karşıladı. Bir fabrika temel örgütünün ısrarla izlediği sınıf politikaları, fabrika içinde büyük bir muhalefet hareketi yaratmış, diğer iş kollarındaki muhalefetin motoru olmuş, işçi ve sendikacıların 12 Eylül’e karşı örgütsel inisiyatif koymalarına yol açmıştı. 1988 yılında Sosyalist Parti örgütsel inşaya başladığında, sınıf içinde önemli kanallara sahipti. Bu kanallar 12 Eylül’ün baskısına ve Parti merkezinin dağılmasına rağmen çalışmalarına devam eden temel örgütlerin ve parti üyelerinin eseriydi.

Temel Örgütler ile Partinin Eylem Yeteneği Arasındaki İlişki

1989’dan sonra, gelişen büyük işçi hareketleri, özel olarak Zonguldak madencisinin Ankara yürüyüşü, işçi gücünün iktidarla hesaplaşmadaki önemini ortaya çıkardı. Sosyalist hareketin sınıfın bu eylem yapabilme yeteneğini değerlendirebilmesi belirleyici bir öneme sahiptir. Sosyalist hareketin eylem yeteneği nedir? Sosyalist Parti 89 Bahar eylemlerinden başlayarak bütün büyük işçi hareketlerinin ve önemli işçi grevlerinin içinde yer aldı. Bu hareketleri zaman zaman etkilemeyi başardı. Bazılarına ise fiilen önderlik etti. Bugün de İşçi Partisi sol içinde, eylem yapabilme yeteneğine sahip tek örgüttür. Diğer sol gruplar işçi hareketlerinin içinde yer almadılar ve bu hareketlere soğuk yaklaştılar. Küçük grupların korsan eylemleri şeklinde bir eylem çizgisi izlediler. Bu grupların kitlelerin katıldığı bağımsız bir eylemi gerçekleştirdikleri görülmedi. İşçi Partisi diğer sola kıyasla daha ileri bir pratiği temsil etmektedir. Ancak ülkemizdeki çelişmelerin derinleşmesi dikkate alındığında İşçi Partisi’nin de ihtiyaca yeterince cevap vermediği ve ciddi eksiklikler taşıdığı açıktır. İşçi Partisi’nin eylem gücünü analiz edersek şöyle bir sonuca varırız:

1- Üretim birimlerinde çalışan parti üyeleri işçi hareketlerinde genellikle etkili bir rol üstlenmiştir.

2- Herhangi bir üretim alanında önceden hazırlanan ve yönlendirilen özel eylem pek yapılmamaktadır.

3- Parti’nin merkezi olarak düzenlediği miting ve yürüyüşler en sık rastlanan eylem biçimidir.

Bu merkezi eylemlere katılanları incelersek; a) parti üyelerinin bir kısmı, b) genel propagandanın etkisiyle çevreden mitinge gelenler, c) üretim alanlarındaki ve emekçi bölgelerindeki parti üyelerinin çevrelerindeki emekçiler mitinglerin katılımını oluşturmaktadır. Bu eylemlere katılanların büyük çoğunluğunu genel propagandayla gelenler oluşturmaktır. Parti üyeleri ve örgütlü katılım daha azdır. Bu tablo göstermektedir ki, üyeler parti eylemlerine tam olarak seferber edilememektedir. Üretim birimlerindeki temel örgütlerimiz ve parti üyelerimiz, çevrelerini parti eylemlerine sokamamaktadırlar. Kendi alanlarında özel eylemler geliştirmemektedirler. Parti’nin eylem yeteneği ile temel örgütlerinin yapılanması arasında çok yakın bir bağ vardır. Birinci olarak, eylemlere katılmayan parti üyeleri genellikle temel örgütlerde görevli değildir. Bir partili olarak kolektif çalışmanın parçası haline gelmemişlerdir. O halde yapılması gereken, bu üyeleri hızla temel örgütlerde birleştirmek ve siyasi çalışmada bir fonksiyon yüklemektir. Karşımıza çıkan ikinci sorun, temel örgütlerin özel eylem yapmaması ya da çevrelerini merkezi eylemlere çekememesidir. Birçok temel örgütümüz işyerlerinde ve çalışma alanlarında genel ve üstten bir propaganda dilini kullanmaktadır. Eyleme yönelmek için bir işçi kabarışı beklemektedir. Kuşkusuz fırsat kollamak ve işçi yükselişinin olanaklarını değerlendirmek önemlidir. Ancak, yükselişe kadar sadece bekleyen bir kuvvet ne ölçüde bu yükselişe önderlik edebilecektir? Bir partinin işyerlerindeki özel eylem yeteneği yükselişlere önderlik edebilmesinin de garantisidir. Özel eylem yeteneği olmayan bir temel örgüt merkezi mitinglere de çevresini getiremez. Bir temel örgüt özel eylem yeteneğini nasıl kazanır? Bunun için temel örgütün her somut durumda üretilecek özel politikalarla çevresindeki emekçilere yönelmesi ve onlarla ortak faaliyet içine girmesi gerekir. Yüzlerce kez tekrarlanan ortak pratikler kitlelerin önder kesiminin partiye güven duymasını sağlayacaktır. Parti’nin politikaları bu ortak pratikler içinde sınanacaktır. Ancak böyle bir birikim yaratılırsa, partinin kritik dönemde yapacağı çağrılara emekçiler olumlu yanıt verebilir. Fabrikalardaki temel örgütlerimiz, böyle bir çalışmaya yöneldiklerinde eylem yapabilme gücünü kazanıyorlar. 91 Yaz eylemlerinde bir fabrika temel örgütümüz 10-15 bin kişilik bir işçi hareketini günlerce yönlendirebildi. Ancak o noktaya nasıl gelindiği önemlidir. Bu temel örgüt yıllardır işçilerle yüzlerce ortak pratikte bulunmuştu. 89’daki işçi yükselişinden sonra işyerinde ve çevresindeki fabrikalarla ortak eylemliliği yaratacak bir dizi özel politika izlenmişti. Zıt görüşten işçiler dahi partili işçi önderlere güveniyordu. Zonguldak eylemlerinin sıcak günlerinde madenci parti üyeleri her gün çevrelerindeki emekçilerle toplanıyor günlük politikaları saptıyor ve bunu ocak komitelerinin ortak politikası haline getirebiliyorlardı. Bunun sonucunda Parti’nin eylemdeki inisiyatifi arttı, yeni üyeler kazanıldı. Daha sonra Zonguldak İl Örgütünün madencinin her sorunu konusunda özel politikalar geliştirmesi ve çözümün işçi önderleriyle birlikte aranması bir başka olumlu deneydir. Partimizin Ege’deki köylü çalışması da bir diğer önemli deneyi oluşturuyor. Kırsal alandaki temel örgütlerin her somut durumda özel politikalar ve özel eylemler geliştirmeleri hızla bir köylü kitle örgütünün doğmasına ve büyümesine neden oluyor. Son yıllardaki işçi hareketleri kendi mücadele pratikleri içinden çıkardıkları işyeri komiteleri tarafından yönlendirildi. Bu işyeri komiteleri net siyasal perspektiflere sahip olmadıkları halde sadece işyerinde sınanmış ilişkileri nedeniyle hızla yönetici konuma geldiler. Ve büyük bir işçi kitlesi onların siyasal görüşlerine bakmaksızın arkalarından yürüdü. Bu tablo parti temel örgütlerinin ortak pratikler içinde kitlelerin güvenini kazanmaları durumunda, kritik zamanlarda üye sayıları ne olursa olsun önemli bir rol oynayabileceklerini göstermektedir.

Temel Örgütlerin Kurulması ve Çalıştırılması

Birçok parti örgütümüz ve üyemiz temel örgütün önemini kavradıklarını, ama bir türlü temel örgütler oluşturamadıklarını, oluştursalar bile bunların kısa bir sürede dağıldığını belirtmektedir. Bunun o kadar çok lafı ediliyor ki neredeyse bir bilinmezciliğe sürükleniliyor. Bunun nedeni Parti’nin kendi deneylerinden öğrenmemesidir. Partimizin temel örgüt kurma ve çalıştırma deneyleri, neler yapılması gerektiğini açıkça göstermektedir.
Önderlik çalışma alanında karargâhını kurmalıdır Eğer çalışma alanında bir temel örgüt yoksa, önderlik o alana dışarıdan bir kadro tayın yaparak temel örgüt çalışmasına başlamalıdır. Şayet çalışma alanında parti üyeleri varsa, yine önderlik bu üyeler ile omuz omuza bir çalışma içine girmelidir. Karargâh kurulabilmesi için bu mesele parti yönetiminin gündemine ağırlıklı olarak girmelidir. Parti kadroları ve çalışma alanındaki parti üyeleri bütün zamanlarını emekçiler içinde geçirmeye özen göstermelidir. Birçok işçi üye, mesai saati bitince işinden evine gelmektedir. İşçi kahveleri, işçilerin evleri, sendika merkezleri, kültür evleri, parti çalışmasının mesai saatinden sonra da devam ettirileceği alanlardır.

Parti kitlelerin gerçeğiyle birleşmelidir: Parti üyesinin karargâh kurmaya başladıktan sonra ilk yapması gereken şey, kitlelerin durumunu, özelliklerini, taleplerini, kültürel arayışlarını, kitle psikolojisini tanımaya çalışmaktır. Bu tanıma kitlelerin genel durumunun yanısıra belli işçi önderlerinin tanınmasına da yönelik olmalıdır. Parti, emekçilerin kendiliğinden oluşturduğu bütün ortak çalışmaların içine girmelidir. Bir kültürel toplantı mı var, bir hasta emekçi için dayanışma mı yapılıyor, sendikada bir toplantı mı var, yemekhanede bir gazete haberi mi tartışılıyor, parti üyeleri orada olmalıdır. Kitleleri tanımak ancak böyle ortamlarda mümkün olur. Tanımanın ve gerçeği tespit edebilmenin bir diğer yolu ilgi çekici soruları ve konuları ortaya atmaktır. Gelen yanıtlar ve sorular kitlelerin durumunu somut olarak gösterir. Böylece giderek kitlelerin gerçeğiyle birleşilir. Gerçeği tespit etmek de politika yapmanın ilk şartıdır.
Özel politik çalışma belirleyici önemdedir: Temel örgüt kurulmuş veya kurulmamış olsun, bir parti yöneticisi o alanla ilgilenmeye başladığı andan itibaren özel politikalara sahip olmalıdır. Bilgisi ve gözlemleri düzeyinde sınıfın ihtiyaçlarına cevaplar bulmalı, politikalaştırmalı, yayabildiği en geniş çevreye yaymalıdır. Her özel politikanın gereği olan özel işler ortaya çıkartılmalı, mümkün olduğunca detaylı bir iş paylaşımı yapılmalıdır. Özel politika iki şekilde geliştirilmelidir. Birincisi; merkezi bir politikanın, örneğin Çekiç Güç’e karşı mücadele politikasının, işçiye hangi özgüllük içinde, hangi özel bağlar kurularak anlatılacağının tespit edilmesidir. İkincisi ise, işyerindeki somut sorunların çözümüne yönelik politikalardır. Özel politika, insanların ancak kendi karşılaştıkları sorunları aşarak dönüşecekleri gerçeğine dayanmalıdır. Parti örgütsel alanda da özel politikalar izlemelidir. Üye kazanma çalışması her aşamada olgunlaştırılan, her insana özgü bir özel politikayı gerektirir.
Uzun süreli sabırlı ve istikrarlı bir çalışma: Birçok parti örgütü kısa bir süre, temel örgüt kurmaya çalıştıktan sonra, “olmuyor” deyip vazgeçiyor. Kurulmuş temel örgütün iyi çalışmaması durumunda onu kolayca gözden çıkarabiliyor. Bu kolaycı bir anlayıştır. Emekçileri dönüştürmek, binlerce yılın kültürel ağırlıklarını yok etmek kolay değildir, ancak bir süreç içinde gerçekleşebilir. Dönüştürme eylemi hayatın her alanını kapsar ve sabırlı, istikrarlı bir çalışma gerektirir. Ayrıca emekçiler kendileriyle ilişki kuran partilerin istikrarlı olmalarına, düzen partileri gibi gelip geçici olmamalarına çok dikkat ederler. Sınıf mücadelesinde önder roller oynamış temel örgütlerimizin kurulması ve çalıştırılması bir anda olmadı. Parti örgütçülerinin ve işyerindeki partili işçilerin birkaç yılı bulan çalışmaları ile sonuç elde edilebildi.

DİPNOTLAR

1 Engels, “Ludwig Feuerbach ve Klasik Alman Felsefesinin Sonu” Sol Yayınları, s.72
2 Marks-Engels, “Komünist Partisi Manifestosu”, Aydınlık Yayınları, s.64-65
3 a.g.e., s. 34
4 Marks-Engels, “Birinci Enternasyonelde Örgütlenme Meselesi” Ekim Yayınları, s.91
5 Marks-Engels, “Komünist Partisi Manifestosu”, Aydınlık Yayınları, s.14
6 Marks-Engels, “1. Enternasyonelde örgütlenme Meselesi” Ekim Yayınları, s.88
7 a.g.e., s.91
8 Lenin, “Örgütlenme” Kaynak Yayınları, s.15
9 J. Molyneux, “Marksizm ve Parti” Belge Yayınları, s.45
10 Thomson, “Marks’tan Mao Zedung’a Devrimci Diyalektik Üzerine”, s.92
11 Marcel Liebman, “Lenin Döneminde Leninizm”, C.1, s.46
12 E. H. Carr, “Bolşevik Devrimi 1917-23” Metis Yayınları, s.192
13 “AEP’nin İnşası ve Parti Yaşantısı” Komün Yayınları, s.39
14 Lenin, “3. Enternasyonal Konuşmaları” Koral Yayınları, s.145
15 Stalin, “Leninizmin İlkeleri “, s.101
16 E. H. Carr, “Bolşevik Devrimi 1917-23”, Metis Yayınları, s.38
17 Lenin, “Kitle içinde Parti Çalışması”, Ekim Yayınları, s.13
18 a.g.e., s.142
19 J. Molyneux, “Marksizm ve Parti” Belge Yayınları, s. 82
20 Carr, “Bolşevik Devrimi” Metis Yayınları, s.49
21 J. Molyneux, “Marksizm ve Parti” Belge Yayınları, s. 82
22 Lenin, “Örgütlenme Üzerine” İnter Yayınları, s.24
23 J. Molyneux, “Marksizm ve Parti” Belge Yayınları, s. 83
24 a.g.e., s.83
25 a.g.e., s.82
26 “Örgütlenme Üzerine, Tüzükler” İnter Yayınları, s.185
27 J. Molyneux, “Marksizm ve Parti” s.86
28 a.g.e., s.84
29 a.g.e., s.84
30 Krupskaya, “Lenin’den Anılar” Bibliotek Yayınları, s.108
31 Marcel Liebman, “Lenin Döneminde Leninizm”, C.1, s.44
32 “Örgütlenme Üzerine, Tüzükler” İnter Yayınları, s.77
33 a.g.e., s.79
34 a.g.e., s.79
35 Krupskaya, “Lenin’den Anılar” Bibliotek Yayınları s.118
36 a.g.e., s.108
37 a.g.e., s.118
38 Bu bölümdeki istatistiki bilgiler için yararlanılan kaynak: İşçiler ve Toplum, Mart 1990, “KPD’nin Faşizme Yenilgisi” Aydemir Güç.
39 Osman Bilge Kuruca, “İktidar Mücadelesi, İşçiler ve Parti” Teori Mart 90 s.3
40 İşçi Partisi Tüzük Program s.3-4
41 Teori, Sayı 37, Ocak 93, s.25
42 a.g.e.
43 “Örgütlenme Üzerine, Tüzükler” İnter Yayınları, s.89
44 “Polemik” İnter Yayınları, s.511
45 Teori, Sayı 37, s.25

Paylaş: