9. Kurultay Raporu Ek4: Haziran Ayaklanması

Haziran Ayaklanması, Yeni Durum, Görevler ve Sorular

 

Haziran ayaklanması ile halk hareketi başka bir boyut kazandı, yeni bir eşiğe ulaştı. Anadolu toprakları, başka memleketlerde mucize sayılabilecek olayların sıradanlaştığı yerdir. Bu topraklarda devrimi yapacak kuşak yeniden tarih sahnesine çıkacak demiştik. Destan yazdı! Yeni toplumun kültürünü ve ortak değerlerini yaratacak kuşak geleceğini ellerine almak üzere meydanlara taştı.

Ülkenin dört bir tarafına nüfuz eden, aksak ritimli bir orkestrasyon gibi fakat uyumlu, böylesine çeşitlilik içeren bir toplumsal hareket büyük ders ve tecrübelerle doludur. Haziran ayaklanması; gündelik yaşamın akışının durduğu, birlikte yaşamanın imkanlarının bu kadar oluştuğu, gençliğin yaşadığı kent dahil hayata ve geleceğe bakışının değiştiği bir tarihi dönemeçtir. İnisiyatif ve güç, alanları dolduran halka ve örgütlü önderliğine geçmiştir. Sonuçları açısından da Haziran ayaklanması ile yükselen halk hareketi, psikolojik üstünlüğün halka geçmesi ile sonuçlandı. Gündemi yaratan ve belirleyen halk oldu. Tayyip Erdoğan iktidarının öne çıkan nefret söylemi ve halkı hedef göstermesi, başta TC olmak üzere bütün toplumsal kesimleri etkileyen yasaklar, AKP’nin bölgedeki savaş kışkırtıcılığı, mafya-tarikat ekonomisinin girdiği çıkmazın yarattığı derin bunalım, gençliğin işsizliği, gelecek kaygısı ve en temel hak olan yaşam hakkına tecavüz, gençliği isyana teşvik etti. Mafya-Gladyo-Tarikat diktasına başkaldırı ve Tayyip Erdoğan karşıtlığı mücadelenin en birleştirici unsurları haline geldi. Gelecek ve yaşam koşulları kaygısının gençlikte yarattığı bunalım, toplumsal öfke olarak açığa çıktı. Gençliğin birleşme talebi, AKP ve Tayyip Erdoğan karşıtlığında vücut buldu. Sistem ve holding medyası her ne kadar sivil toplumculuğu dayatıp ayaklanmayı örgütsüzleştirmek istese de, milletin ve gençliğin birleşerek doğru programın peşinden gitmesine engel olamadı. Birleşen gençliğin örgütlere mesafeli durmasının nedeni ise; sivil toplumcu tezlerin tesirinde kalmanın tersine, bölünme kaygısı olarak ortaya çıktı.

Yaşam tarzı ve hakkına müdahale, özgürlük ve demokrasi mücadelesi, Cumhuriyet ve Emek mücadelesinin yanında en önemli ve kapsayıcı mücadele gündemi oldu. Yeni olgular önemli; emekçi karakterli, laiklik eksenli özgürlük mücadelesidir patlak veren. Yasaklara karşı öfke patlaması, yaşam hakkı mücadelesi, şehir hakkı mücadelesi… Yaşamayı arzulayan halkın kaderini ellerine aldığı bir dönemi yaşadık ve tüm Türkiye’de bu ayaklanmalara önderlik ettik.

Özgürlükler ve demokrasi siyaseti, liberallerin, cemaatçilerin, ABD sopasına kulluk edenlerin saltanatının maskesi olmaktan çıktı. Demokrasi en öz anlatımıyla halk hâkimiyetidir. Özgürlükler ve demokrasi siyaseti; Cumhuriyet Devrimi değerlerinin reddi iken Haziran ayaklanması ile kaynağına yani halka dönmüş oldu. Cumhuriyet Devrimi değer ve kültürünün bütünü olan gerçek özgürlükler, devrimin programının özü olarak ortaya çıktı. Gençlik ve halk hareketinin programı billurlaştı! Türk bayrağı ve Mustafa Kemalsiz özgürlük olmaz!

Geniş halk kitleleri, İşçi Partisi dışındaki Türkiye soluna Türk Bayrağı’nı kabul ettirdi. Milli değer ve semboller geniş halk kitlelerinin devrimci sembolleri oldu. Kimileri bununla ilgili deklarasyon yayımladı, kimileriyse Türk Bayrağı’nın ve Mustafa Kemal söyleminin “devrimciler” tarafından anlaşılması gerektiğini, halkın bu simgeleri ve söylemleri benimsediği için suçlanmaması gerektiğini belirtti. Türkiye solu 30 yıldır ilk kez liberalizmin kalesi dışından bir müdahaleyle karşılaştı ve kendine gelme sürecine girdi. Bu anlamda Haziran Ayaklanması, Türkiye solu üzerindeki PKK vesayetine çok büyük bir darbe indirmiştir.

Bu ayaklanma, Türkiye halkının tarihteki en görkemli özgürlük mücadelelerinden biri olma ünvanını kazanmıştır. PKK’da AKP ile birlikte böyle bir halk hareketine düşmanlık etmiştir. PKK-AKP-ABD şer ittifakı günyüzüne çıktı. PKK’nın AKP ve ABD’ye biat çağında olduğu tescillenmiş oldu. Bu bağlamda Türkiye solunun ve “sol özgürlükçü” sempatizanı gençliğin üniversitelerde,   PKK sultasından kurtulması ve tamamen özgürleşmesi, PKK’nın bölücü ve gerici siyasetlerini daha da etkisiz hale getirecektir. Bunun için koşullar hiç olmadığı kadar uygundur.

Haziran ayaklanması ile bütün toplumsal kesimler, hesaplaşmanın milli-gayri milli çelişmesinin çözümü sonuçlanacağı kavradı. Esas olan Cumhuriyet Devrimi değerlerinin ve kazanımlarını yetiştirdiği özgür yurttaşın milli değerler sembollerine sarılarak özgürlük mücadelesi vermesiydi. İkincil olan; Sanatın yozlaştırılmasına ve tiyatroların, kültür merkezlerinin kapatılmasına, kültürel yozlaşmaya, AKP’nin talan politikalarına, mafya ekonomik sisteminin yaşam alanlarına ve hakkına saldırısına, gerici iktidarın bilim düşmanlığına, yasaklara halkın isyanıdır.

 

Alışılmamış Mücadele Biçimlerinin Keşfi

Direnişin baskın karakteri düzen karşıtı bir arayış hareketi olmasıdır. Özgürlüğün peşinden giden cefakar, paylaşımcı, toplumsal değerler uğruna çatışan ve sistem dışına yönelen gençlik; mafya düzenine karşı insanlık düzenini ve insanın özünü açığa çıkardı. Mücadele biçimi ve yöntemi boyut değiştirdi. Neşeli, güleç, mizahi unsurların öne çıktığı kararlı direnişin, geleneksel devrimci anlayıştan ve örgütlenme biçimlerinden uzak olduğunu tespit etmemiz gerekir.

Haziran ayaklanması insanlığın yaratıcı potansiyelini ortaya çıktı. Gençliğin ve sanatçıların fişeklediği Haziran Ayaklanması yaratıcılığı ve direnişin uzun soluklu olmasını tetikleyen en önemli unsurlardandır.  Devrim kuşkusuz sadece üretim araçlarının el değiştirmesi değildir. Bilgi, becerinin fethi ve yaratıcılığın doruğudur. Yaratıcılığın kaynağı; sokakların özgürleştiriciliği ve iktidar erkinin baskısından kurtulan gençliğin bunalımını farklı biçimlerde göstermesidir. Sokağın yaratıcı gücü ortaya çıktı, akıl uyandı…Yeniyi kurma enerjisi, sanatın direnişiyle birleşti. Sanatta piyasa derdinin ortadan kalkması ve sanatçının toplumsal meselelerde ilk kez böyle politik tavır içinde olması, geleceğin toplumunun sinyallerini vermiştir. İnsani direnişten ortaya çıkan performans sanatı, yeni eylem biçimlerini devrimci gençliğe öğretti. Mizah, politik mizah, yaratıcı eylem tarzı, orantısız zeka, performans sanatı ve sanatın politik duruşu iktidarın ezberini bozdu. Alışılageldik mücadele yöntem ve araçlarının bu niteliği yönetmeyeceği aşikardır. En çok bugün alışılmamış olanın keşfi ve ezber bozmak Öncü Gençlik’in gündeminde olmalıdır.

Türkiye’nin geleceği sanatın ve mücadelenin yeni biçimleri ile şekilleniyor!

 

Gençlik Sistem Dışı Seçeneği Arıyor! 

Muhalefet parlamento dışına taşınmıştır. Korku krallığı yıkıldı, inisiyatif halka geçti. Tehdit mizahla göğüslendi ve şölene gider gibi halk mücadelesi yolunda şehitler verildi. Halk zalimin üzerine yürüyor! Genel Başkanımız Doğu Perinçek’in söylediği gibi: “Emekçi halk için yanan fedai geleneği, en büyük güç kaynağıdır!” Öncü Gençlik fedai geleneğinin güç kaynağıdır!

Türkiye topraklarında mücadelenin seyrini belirleyen hareket olduk. Dev yürüyüşler, cesaret ve kararlılık aşılayan duruş ve eylemler! Şimdi Türkiye siyasetine, gençlik hareketine, üniversitelere damgamızı vuracağımız dönemin eşiğindeyiz. Muhalefet eden bir gençlik değil, altenatif üreten kaşifler olma dönemindeyiz. Kendine güvenli, kararlı, neşeli, umutlu, neye karşı değil mücadele ettiğini bilen değil, ne için mücadele ettiğini bilen bir önderlik devrimin örgütleyicisi ve vurucu gücü olacaktır.

Gençlik kitleler halinde toplumsal mücadeleye yöneldi. Yeni düzen kurmak isteyen gençlik sistem dışı seçeneği, önderini arıyor. Buna nasıl önderlik edeceğiz?  Sorusuna kurultayımızın vereceği cevap tarihidir. Gezi direnişi ile başlayan mücadelenin kazanımları, sonuç alınacak büyük eylemlerin umudunu yarattı! Beklenti büyük! Görev yeni dalgaya hazırlık ve AKP’nin sonbaharına hazırlık yapmak üzere kuvvet toplamaktır. AKP iktidarının yıkılması ile sonuçlanacak evreye ulaştık. Kurultayımızın cevap arayacağı en büyük sorulardan biri; büyük bir hızla yükselen toplumsal öfke doğru program ve önderlikte nasıl örgütlenir ve Türkiye devriminin vurucu gücü haline gelir?

 

  1. Haziran Direnişi ile Yükselen Halk Hareketi ve Yeni Dönem Siyasetlerimiz

 Haziran Direnişiyle yükselen  halk hareketine K.Ö’nün eylemli önderliği ile damgamızı vurduk. Haziran Ayaklanmasının esası; bilişim çağı gençliğinin yaşam hakkına ve özgürlüklerine dokunan iktidara karşı öfkesinin patlamasıydı diyebiliriz. Gençlik, toplumsal mücadeleye kitleler halinde büyük bir hızla katıldı. Kitle örgütümüz eylemlere önderlik etme kabiliyeti, kararlılığı, cesareti, umut veren ve neşe saçan politik söylemleri ve birleştirici siyasetiyle kitlelerin sevgilisi haline geldi. 19 Mayıs 2012 Diriliş Yürüyüşü ile yükselttiğimiz mücadele, Haziran Ayaklanmasına yurt çapında önderliğimiz, 07 Temmuz’da gerçekleştirdiğimiz GazdanAdam Festivali, 05 Ağustos Silivri Taarruzu gösterdi ki; yüz binler K.Ö’müzü konuşuyor. Türkiye siyasi tarihinde gündem yaratan bir konuma geldik. Gençlik içerisindeki kendilerini sosyalist ya da sol olarak değerlendiren parti ve dergi çevreleri de büyük oranda birleştirici siyasetlerimizin etkisinde kaldı. Gazdan Adam Festivali diğer sol ile eylemli birlikteliğin kapılarını aralayan en somut adım oldu. Öncü Gençlik 9. Olağan Genel Kurultayında tartışacağımız ve cevap arayacağımız önemli bir soru da; başka siyasetler ve diğer sol ile ilişkilerde ve söylemlerde nasıl bir dil tutturmalıyız? Diğer sol ile yürüteceğimiz diyaloglar hangi düzlemde olmalı? Diğer sol ile üniversite mücadelesinde ittifak kurulabilir mi? Eylemde birlikteliğin gençlik mücadelesine katkısı olur mu?

Yeni dönemde AKP faşizminin üniversitelere yönelik baskı ve saldırılarına karşı (Üniversitlere polisin girecek olması)  Haziran direnişinde barikatlarda çarpışan gençlik, üniversitelerde kendi yaşam alanlarını ve geleceğini koruma mücadelesine soyunacak. Bu mücadeleleri örgütleyecek siyasetleri ancak üniversite içinden dünyaya bakarak üretebiliriz. Haziran ayaklanmasında birlikte değişen durum ve koşullarda kurultayımızın cevap araması gereken sorulardan bir diğeri; Öncü Gençlik’in ve yönettiğimiz K.Ö‘nün üniversitelerde yeni dönem siyasetleri ve söylem dili nasıl olmalı? (Özgürlükler, demokrasi vd mücadele gündemleri, söylemleri, ajitasyon dili vb) Gezi direnişi ile açığa çıkan her kesimden gençliği kucaklayacak bir söylem geliştirmeli miyiz? Gençliğin politik duruşu göz önüne alındığında, hedef kitlemiz değişti mi?

Türkiye siyasi hareketinde geldiğimiz konum bizi üniversite dışında siyasetler üretmeye itiyor. Bu da doğal olarak nitelikli gençlerle buluşmamızın ve örgütlü gücü büyütmemizin süresini uzatıyor. Bunun yanı sıra bir dönem içinde onlarca merkezi faaliyet ve kampanyayı yöneterek Türkiye gençlik hareketi tarihinin en yoğun dönemlerini yaşadık. Mücadele temposunun en üst düzeye çıktığı bu süreç; dar pratik hastalığına yakalanmadan nasıl her gün büyük bir eylem örgütlermiş gibi yaşamamız gerektiği sorusunun cevabını yaratmayı önümüze bir görev olarak koyuyor. Örgütün önderliğini tek bir noktada toplayıp yoğunlaşarak gerçekleştirdiğimiz sonuç alıcı kampanyalar, örgütümüzün kuvvet zeminini arttırmakla birlikte, büyük bir hızla Öncü Gençlik’in önderlik ettiği K.Ö’nü kampanya örgütü haline çevirdi.  Değişen durum ve koşulları göz önünde bulundurduğumuzda; kampanya örgütü olmalı mıyız? Sorusuna vereceğimiz cevap kritiktir.

 

  1. Yerleşkeye ve Üniversiteye Önderlik, Kampüslere Yerleşme Örgütlü Gücü Büyütmek 

Öncü Gençlik Rapor Taslağının yoğunlaştığı esas görev; örgütlü gücü büyütmek, Haziran direnişi ile ortaya çıkan nitelikli potansiyeli örgütlemek için bugün daha yakıcı hale gelmiştir. Yönelimi istikrara kavuşturmak, kadro birikimimizi ve  önderlik kabiliyetimizi arttırmak, etki alanımızda oluşan enerjiyi, birikime çevirmek için örgütlü gücü büyütme meselesi hayatidir. Alışılagelmiş araç ve yöntemler, eylem biçimleri, nitelikli gençlik kitlesini kucaklamamıza, derinleşen fikir ve siyasetler üretmemize, yoğunlaşan üretim faaliyetleriyle (sanatsal, yazınsal, kültürel, bilimsel üretim) sistemin gençlikte boğduğu yaratıcılığı ortaya çıkarmamıza yetmiyor. Oysa sistemin tıkadığını Haziran direnişi açtı. Performans sanatı, sokaklarda hayat bulan edebiyat, şiir, müzik, tiyatro ile gençlik özgürlüğün balını meydanlarda tattı. Diğer yandan gelecek kaygısıyla önünü göremeyen gençlik, yine direnişle birlikte geleceğini ellerine almanın yöntemini keşfetti. Fakat devrim yıkmak ve kurmak eylemi ise; geleceğin tasarımcıları olarak yarını kurma, yeni toplumu yaratma seçeneğini sunmanın araçlarını ve yöntemlerini keşfetmeliyiz. AKP’nin sonbaharına hazırlanırken; kitleler halinde büyüyen halk hareketine önderlik etmek, Türkiye siyasetine damgamızı vurmak, K.Ö‘ne yönelen büyük gençlik potansiyelini örgütleyebilmek için hangi somut iş ve eylemleri gerçekleştireceğiz? Üniversitelerde başlayacağını öngördüğümüz direnişe ve üniversitelere hangi eylem biçimleriyle ve araçlarla önderlik edeceğiz? Sorusuna Kurultayımızın vereceği cevap tarihidir. Bilim, sanat ve akademi düşmanı Tayyip Erdoğan ve AKP  iktidarına karşı hızla yükselen gençlik mücadelesini, bilimsel eğitim ve demokratik üniversite talebine evirmenin yöntemlerini keşfetmek bugünün en yakıcı görevidir. Kuşkusuz üniversitelerde yürüteceğimiz mücadeleyi, genel siyasi söylem ve hedeflerimizle birleştirmek örgütlü gücü büyütmenin ve başarının anahtarı olacaktır.

Devrimciler açısından iş düne göre daha zor. Gençliğin isyan bayrağını çekmesi itibariyle işlerin kolaylaştığı yanılsamasına kapılmak hata olacak. Artık mevcut düzene karşı nasıl mücadele edeceğini bilmeyen bir gençlikle değil, mevcut düzenin alternatifini arayan nitelikli gençlikle karşı karşıyayız.

 

  1. Öncü Gençlik’i Büyütmek ve Kurumsallaştırmak

Haziran ayaklanmasıyla değişen mücadele biçimleri ile ayağa kalkan geniş gençlik kitlelerini doğru program etrafında birleştirerek, Türkiye devriminin bir parçası haline getirmek bugünün en yakıcı görevi haline geldi. Halk hareketine doğru önderliğin tayin edici olduğu en keskin dönemeçteyiz. Her devrim kendi kadrosunu yaratır ve o kadroya dayanır. Türkiye devriminin ve gençlik mücadelesinin kadro okulu Öncü Gençlik’tir. Devrimin kadrolarını yaratmak mücadeleyi uzun soluklu kılmanın ve başarıya ulaştırmanın en önemli koşuludur. Örgütümüzün önünde duran en önemli görevlerden biri Öncü Gençliği büyütmek ve yurt çapında kurumsallaştırmaktır. Bu hem hali hazırda yürütülen kitle çalışmasının daha güçlü yürütülmesi açısından hem de Parti’nin geleceği açısından büyük bir önem taşımaktadır. Kitle Örgütü’nde örgütlü arkadaşlarımızın Parti’ye duydukları sempati oldukça belirgindir. Aslında sempatinin ötesinde İşçi Partisi zaten tek devrimci alternatif oluşundan da ötürü genç bir devrimci için, hele hele bizim kitle çalışmasında ilişki kurduğumuz bir genç devrimci için en olağan seçenektir. O halde, kitle çalışmasında en öne çıkan, en kararlı ve nitelikli unsurları partiye kazanmak hem devrimci çekirdeği büyütmek hem Parti’nin niteliğini yükseltmek hem de o arkadaşı mücadelenin en ileri biçimi içerisinde dönüştürmek ve ilerletmek açısından son derece önemlidir.

Genel Başkanımız Doğu Perinçek kitle örgütünde çalışmayı öncünün kitle içinde ‘erimesi’ metaforu ile anlatmıştı. Şüphesiz toplumsal olayları her zaman fiziksel olaylara açıklamak doğru olmayabilir. Ancak eğer ‘erime’ örneğinden gidersek; şeker, çay içerisinde erimekle, görünmemekle birlikte ona tadını vermektedir. Çayla bütünleşmiştir ancak büsbütün çay da değildir. Maya, yoğurdun kendisi değildir, bununla birlikte yoğurttan ayırt da edilememektedir. Yoğurt maya olmadan düşünülemez ve maya yeni yoğurtların kurulmasının ya da yoğurdun devamlılığının temel koşuludur.

 

O halde erimek, kaybolmak ya da yitip gitmek demek değildir. “Ona içkin olmak” demektir. Öncü Gençlik açısından bakacak olursak erimek; kitlenin, hayatın içinde olmak ve aynı zamanda kitleye, hayata müdahale etmek(çaya tadını vermek) demektir. Dolayısıyla Öncü Gençlik asli olarak tüm gövdesiyle kitle çalışmasının içindedir, bununla birlikte kitle örgütünün bir ve aynısı da değildir.

Kitle çalışmasını yoğunlaştırdığımız son beş yılın en önemli zaaflarından biri Öncü Gençlik ile kitle örgütü arasındaki farkın silikleşmesiydi. Bu silikleşme önceden öngörülen bir zaaftı. Buna karşın Öncü Gençlik önderliği bu yıllar boyunca tüm enerjisini Kitle Örgütü’nün inşasına vermiş ve bu aşınma da bir yandan gerçekleşmiştir.

Aradaki farkın silikleşmesi, kitlenin en geri yönleriyle bizi buluşturmuş ve liberalizm çeşitli biçimleriyle örgütümüze sirayet etmiştir. Birçok ilde yeter sayıda üyemiz olmasına karşın Öncü Gençlik örgütü oluşmamış, arkadaşlarımızın tek aidiyeti kitle örgütü mensubiyeti olmuştur. Parti disiplininin yokluğu ya da tesadüfîliği mücadelenin istikrarını ve yükseltilmesini de rastlantılara bırakmıştır. Önümüzde duran görevlerden en önemlisi ilk dönem bir kısmını oluşturduğumuz Öncü Gençlik örgütlerinin tamamını oluşturmak ve sağlamlaştırmaktır. Güçlü Öncü Gençlik, Güçlü Kitle Örgütü! Kitle çalışmasını yükseltirken bir yandan Öncü Gençliği yeniden inşa edeceğiz, Öncü Gençliği inşa ederken kitle çalışmasını yükselteceğiz.

 

ÖNCÜ GENÇLİK GENEL YÖNETİM KURULU

Yorum Yap