Ortak Örgütlenme Üzerine

Cemil Gözel

Her düşünce ve ideoloji, ya da her siyasal program, kendisini hayata geçirecek bir örgütsel biçim yaratır ve geliştirir. Örgüt her ne kadar bir araç olarak kullanılırsa da, mücadele süreci içinde, siyaseti ve programı da etkiler. Her ideoloji ve siyaset, kendine en uygun örgütsel biçimi doğururken, aynı zamanda ondan etkilenir de.

Sınıf mücadelesinin en önemli aracı örgüttür. Örgütün biçimi, verilen mücadelenin özüne de etki eder. Kitleleri ve sınıfı eğiten ve şekillendiren örgüttür. Bu nedenle örgütün tipi ve biçimi Stalin’in de dediği gibi çok önemlidir.

“Örgüt tipi sadece pratik çalışmaya etki yapmaz. Aynı zamanda işçinin bütün manevi yaşamı üzerinde silinmez izler bırakır. İşçi, örgütünün yaşantısını yaşar, manevi olarak orada gelişir ve orada eğitilir. Örgütü ile ilişkide olan, orada her defa diğer milliyetlerden yoldaşlarına rastlayan, ortak kolektifin yönetimi altında onlarla birlikte ortak mücadele yürüten işçi, işçilerin her şeyden önce bir sınıf ailesinin üyeleri, sosyalizmin birleşik ordusunun üyeleri oldukları düşüncesi ile kaynaşır. Ve bu işçi sınıfının geniş kesimleri için muazzam bir eğitici önem taşır. Bunun için enternasyonal örgüt tipi, arkadaşlık duygularının okuludur, enternasyonalizm yararına en güçlü ajitasyondur.” (J. Stalin, Eserler, Cilt 2, S.316- 317)

Enternasyonal örgüt tipi, nasıl arkadaşlık duygularının okulu ise, milliyetlere göre örgütlenme ise bunun tam tersidir. Stalin’in de çok haklı olarak işaret ettiği gibi:
“Milliyetlere göre örgütlenmede ise durum farklıdır. Milliyet ilkesi temelinde örgütlenmiş olan işçiler, ulusal kabuklarına çekilir, örgütsel engellerle birbirinden ayrılırlar. İşçiler arasında ortak meseleler değil, fakat işçileri birbirinden ayıran şeyler vurgulanır. Burada işçi her şeyden önce ulusun bir üyesidir. Bu nedenle ulusal örgüt tipi ulusal dar görüşlülüğün ve fosilleşmenin okuludur.” (J. Stalin, Eserler, Cilt 2 S. 317)

“Demokratik Cumhuriyet” Projesine Örgütlü Katılmak

Son dönemlerde, Abdullah Öcalan tarafından geliştirilen “Demokratik Cumhuriyet” projesine baktığımız zaman, bu projenin konjoktürel bir proje olduğunu görürüz. Bu projeye göre, PKK, silahlı mücadeleyi bırakacak, yasal siyasi çalışmayı esas alacak ve örgütlü olarak “Demokratik Cumhuriyet” projesine katılacaktır. Ayrılıkçılığın terk edildiği, anayasal vatandaşlık çerçevesinde birliğin sağlanacağı ileri sürülmektedir.

Burada kritik olan nokta şudur: Ayrılmak istemiyorsan ve bunun yanlış olduğunu görmüşsen, niçin ayrı örgütlenmeye devam ediyorsun? PKK saflarından bu sorunun doğru dürüst bir cevabı yoktur. Daha doğrusu, içten içe ayrılıkçılığın sürdürüldüğünü ve buna zemin yaratan örgütü muhafaza etmek istediklerini görüyoruz.

Devletin son on yılda PKK’ya karşı kazandığı askeri zafer, Avrupa ve ABD ile yaptığı uzlaşarak yaptığı ittifaklar, PKK’yı askeri anlamda çok zor durumlara düşürmüş, liderleri Abdullah Öcalan’ın tutuklanıp yargılanmasına kadar varan bir sonuca sürüklenmiştir. “Demokratik Cumhuriyet “ süreci, bu gelişmelerin sonucudur. Türkiye’yi silahlı mücadele ile bölemeyenler, şimdilik bundan vazgeçmiş gibi görünmeye çalışmaktadırlar. Bu tutumun samimi, ciddi ve içten bir stratejik bir tavır, birlikçi bir politika olup olmadığını, ayrı örgütlenmede ısrar edip etmemek belirleyecektir. Samimiyet ve güven bu meselede test edilecektir. PKK ve diğer Kürt örgütleri kendini dağıtmalı, Türkiyeli güçlerle ortak örgütlenmelere gitmelidirler. Kürtleri başı dik, onurlu, özgür yurttaş düzeyine bu tutumlar getirir. Emperyalizmin oyuncağı olmaktan bu tutumlar kurtarabilir.

Meselenin bir diğer yanı da ayrı örgütlenmeden vazgeçildiğinde kimlerle ve hangi partilerde örgütlenileceğidir. ABD Dışişleri Bakan Yardımcılarına Türkiye hakkında rapor verenlerle kurulacak partilerin Kürt asıllı yurttaşlarımıza zarardan başka bir yararı olmayacaktır. Türkiye’nin en gerici, dinci, liberal ve neoliberal güçleriyle kurulan ittifaklar ve eylem birliklerinin ne Kürtlere ne de Türkiye’ye bir yararı dokunacaktır. Bu nedenle, ortak örgütlenmenin de Türkiye’nin aydınlanmış, laik demokratik, ulusal güçleri ile yapılması gerekmektedir.

Ayrı Örgütlenme, Milliyetçiliğin ve Ayrılıkçılığın Örgütsel Biçimidir

Bir ülkede farklı milliyetlerden insanlar yaşıyorsa, bunların milli taleplerini savunan parti ve örgütlenmeler de olur. Bu nesnel bir olgudur. Milliyetler arası eşitsizlikler, devletin uyguladığı baskı ve asimilasyon politikaları ile emperyalist ülkelerin kışkırtma ve destekleri bu tür örgütlenmeleri yaratır ve geliştirir. Bu tür örgütler, genellikle milliyetçi olmadıklarını, hatta sosyalist olduklarını savunurlar. İsimleri genellikle işçi ve emekçi kelimelerini içerir. Örneğin PKK’nın Türkçe açılımı, “Kürdistan İşçi Partisi’dir”. Peki, niye sosyalist olmadıkları halde sosyalist görünmek zorunda kalıyorlar? Çünkü yüzyıla damgasını vuran ideoloji Bilimsel Sosyalizmdir. Sosyalizmin emekçi kesimler üzerindeki manevi etkisi ve otoritesi, milliyetçi olan bu örgütlerin bile kendilerini sosyalist göstermelerine neden olur.

O halde bir örgütün ya da partinin, Bilimsel Sosyalizmi savunan, devrimci bir işçi partisi mi, yoksa emekçileri sosyalizm maskesiyle aldatıp bölmeye çalışan milliyetçi bir parti mi olduğunu nasıl anlayacağız? Öncelikle programına ve siyasal mücadelesine bakmak gerekir. Ama bizzat örgütlenmesi de önemli ipuçlarını bize verebilir.

Milliyetçi örgütlenmeler, ayrılıkçılığın ve bölücülüğün örgütlenmesidir. Bu tür örgütlenmeler, hem emekçi halkı milliyetlerine göre bölerler, hem de ülkeyi.

Temel ölçüleri nelerdir? Birincisi bu tür örgütler bir bölgeyi veya milliyeti örgütlemeyi esas alırlar. Örneğin PKK genel olarak Kürtleri örgütlemeye çalışıyor ve diğer milliyetlerden emekçilerin örgütlenmesine ilgi duymuyor. İkincisi, bu tür örgütler ülke içindeki milliyetler arası eşitsizlikleri ve çelişmeleri mücadelelerinin eksenine oturturlar. Örgütsel yapıları da bu siyasal mücadelenin doğal sonucudur. Ülke çapında cereyan eden politik mücadeleye katılmazlar veya esas almazlar. Ülke ile emperyalizm arasındaki çelişme ve çatışmalardan ülke aleyhine yararlanmaya çalışırlar. Bu tutumlarını meşru göstermek için, Kürtlerin farklı bir toplumsal sistemde yaşadığını, sömürge olduğu, Türk ve Kürt emekçilerinin mücadele ve siyasal hedeflerinin aynı olmadığı vb. Nedenlerle ayrı örgütlenmenin zorunlu olduğunu söylerler. Bunlara göre, Kürt emekçilerinin baş düşmanı emperyalizm ve feodal gericilik değil, Türkiye Cumhuriyetidir. Baş düşman Türkiye olunca, Türkiye ile çelişen ve çatışan her güç ile ittifak da meşru hale gelir. Ayrılıkçılığın ve Türkiye düşmanlığının eninde sonunda dışta emperyalizm ile içte ise feodal gericilik ile buluşması ve ittifak yapması bundan dolayıdır. PKK’nın ve genel olarak Kürt milliyetçiliğinin, ilk önceleri bölge ülkeleri arasındaki çelişmelerden yararlanma politikalarının daha sonra Avrupa’nın, ABD’nin Türkiye ile olan çelişmelerinden yararlanma politikalarına dönüşmesi bundan dolayıdır.

Kürt emekçilerinin diğer milliyetlerden emekçilerle birlikte örgütlenmelerine engel olurlar. Emek örgütlerinde ve kitle örgütlerinde Kürt fraksiyonları olarak ortaya çıkarak, emekçileri milliyetçilikle zehirleyerek, ortak, birleşik emekçi örgütlenmesini engellerler. Sadece Türk’ü ya da Kürt’ü esas alan her örgütlenme, ismi ve programı ne olursa olsun, sonuç olarak emekçilerin bölünmesine hizmet eder.

Kürt örgütlerinin tümünün ortak bir karakteri oluştu. Kürt halkı içinde ayrılıkçı bir söylem ve propaganda yaparak halkı Türkiye düşmanı hale getirdiler.

Eleştirildiklerinde ve sıkıştırıldıklarında ayrılıkçı olmadıklarını Türkiye’den ayrılmayı düşünmediklerini, sadece Kürtlerin demokratik hakları için mücadele ettiklerini söylediler. Daha doğrusu Kürtlere ayrılıkçılık propagandası, Türk devrimcilerine de birlik propagandası yaparak desteklerini almaya çalışıyorlar. Bunlara sormak lazım: Ayrılıkçı değilsen, neden sadece Kürtlerin demokratik hakları için mücadele ediyorsun? Kürtlerin demokratik hakları da ortak örgütlenmeler tarafından daha güçlü bir şekilde savunulabilir.

Siyasi partiler iktidar olmak için kurulurlar. Büyük olsun, küçük olsun, yeni olsun eski olsun her siyasi parti iktidar olmak için çalışır. Siyasi iktidar olmak için se ülke çapında örgütlenmek ve her milliyetten ve mezhepten halkı örgütlemek gerekiyor. Azınlık milliyetlere veya azınlık mezheplere dayanarak iktidar olmak mümkün değildir. Birlik Partisi ve daha sonraki Barış Partisi ve her türlü Kürt partileri bunun somut kanıtıdır. Muhalefet olmak için parti kurmak saçmadır. Bu durumda bu partilerin kuruluş amaçlarının bu ülkede iktidar olmak olmadığı gün gibi açıktır. Dini temelde kurulan emekçileri bölmek, etnik temelde kurulanların ise, hem emekçileri hem de ülkeyi bölmek için örgütlenmelerinden başka mantıki bir izah yoktur.

İktidar Olabilmek İçin Ortak Kardeşlik Partisi

Belli bir devlet çerçevesinde emekçilerin iktidar olabilmesi, her milliyetten ve dini inançtan emekçinin birlikte ortak örgütlenebilmesine bağlıdır. Bağımsız, laik, demokratik bir cumhuriyet iktidarı ancak Alevi-Sünni, Türk-Kürt her kesimden emekçilerin birlikte bir parti çatısı altında örgütlenmelerinden geçer.

Emekçi iktidarı ne demektir? Bağımsız bir ülke yaratmak nasıl mümkündür? Tek tek her ülke devrimi, artık o ülkeden emperyalizmi kovmak, bağımsız bir ülke haline gelmektir. Emperyalizmin ülkedeki sömürü ve baskı sistemini yıkmadan, emperyalist zinciri kırmadan, emekçi iktidarından bahsedilemez. Zaten emekçi iktidarı, emperyalist cephe zincirinin en zayıf halkasından koparılması değil midir?

Ayrı Örgütlenmenin Olumsuz Sonuçları

Ayrı örgütlenme emekçi hareketinde büyük tahribatlara yol açmıştır. Bu olumsuz sonuçları ve tahribatları kısaca şöyle özetleyebiliriz:

Birincisi, özel olarak işçi sınıfının Bilimsel Sosyalist hareketinin, genel olarak da emekçi halk hareketini bölmüştür. Türk ve Kürt sosyalist aydınlarının tek bir partide örgütlenmesini engellemiştir.

İkincisi, bu bölünmenin doğal sonucu olarak, emekçi hareketinin ve solun güçlü bir iktidar alternatifi yaratmasını engellemiştir. Hatta solun emekçi hareketi içinde zayıflamasına hizmet etmiştir.

Üçüncüsü, ayrı örgütlenme ve ayrılıkçılık, hem ırkçı Türk milliyetçiliğinin, hem de Kürt milliyetçiliğinin yükselmesine neden oldu. MHP’nin seçim başarısında, PKK’nın varlığı ve mücadele yöntemleri tayin edici oldu. Türkiye’nin parlamento tarihinde ilk olarak MHP iktidarın ikinci büyük ortağı olarak yer aldı.

Dördüncüsü, ABD emperyalizminin ve AB’nin Türkiye üzerindeki tahakküm ve denetimi arttı. Kürt meselesi küreselleşti. ABD ve AB’nin Kürt meselesini kullanarak Türkiye’ye boyun eğdirme süreci ivme kazandı.

Beşincisi, Ortaçağ kuvvetleri bu soruna sarılarak, bölgede karşı örgütlenmeler yarattılar. Kürt milliyetçiliği ülke çapında dinci ve tarikatçı gelişmelere yardımcı oldu.

Altıncısı ve son olarak, Türkiye’deki demokratik gelişmenin önünü tıkayarak, anti demokratik güçlere hizmet ettiler.

Müdafa-i Hukuk Cemiyeti mi, Kürt Teali Cemiyeti mi?

Türkiye’nin yakın tarihi incelendiğinde, “Türk, Kürt tekmil milletin” birleştiği zaman büyük siyasi ve ekonomik başarılar kazandıklarını, ayrıldıklarında ise büyük acılar çektiklerini biliyoruz. Tarihimizde bize ışık tutacak çok olay ve örgütlenme vardır. Geçmişte de, bugünlere benzer günler yaşadığımızda yine önümüze ayrı ve ortak örgütlenme seçenekleri önümüze gelmiştir. Tarih, geçmişte ortak örgütlenmenin doğruluğunu kanıtladı; bugün de kanıtlıyor. (Teori Mart 2000)

Ayrı örgütlenme emperyalizmle işbirliğine,
Ortak örgütlenme devrime götürür

Başkanlık Kurulu’nun Merkez Komitesi adına tartışmaya sunduğu Kongre Rapor Taslağı’nda şöyle deniyor:”Ezilen dünya ülkelerinin içindeki milli sorunları silahla çözme girişimleri, kardeş milleti düşman aldığı için, hızla emperyalizmin güdümüne girmektedir.”

Bu ifadede, vurgunun sadece silah kullanılmasına yapılması, eksik, hatta yanlıştır. Yanlış anlamalara da yol açabilir. Doğrudur. Bizde şiddet uygulamak ve silaha başvurmak, iki halk arasında bir çelişme ve düşmanlık yaratmak ve sorunun çözümünü karmaşıklaştırarak zora sokmuştur. Doğal olarak da bundan, Batılı emperyalist devletler, özel olarak da ABD emperyalizmi yararlanmıştır.
Ama bütün bunlara yol açan program ve teori unutulur, iş sadece kullanılan araçlara yüklenirse, bundan doğru sonuçlar çıkaramayız.
Şiddeti doğuran ve diğer politikaları şekillendiren temel hata nedir? Ayrılıkçılık ve ayrı örgütlenme. Hangi söylem ve temalarla yola çıkarsa çıksın, öznel olarak hangi fikirleri savunursa savunsun, ayrılıkçı program ve siyasetlere sahip bir hareket, bizim gibi geri, emperyalizmin tehdidi ve baskısı altında olan ülkelerde, emperyalizmin yedeğine düşmekten kendini kurtaramaz.
Emperyalizmin işbirlikçisi olmak için mutlaka ikili anlaşmalar imzalamak gerekmez. Emperyalizmin o günkü çıkarlarına hizmet eden politikalar geliştirirsen, resmen işbirlikçi konumlara düşersin.
Meseleyi sadece ve esas olarak silah kullanma ekseninde koyarsak, bugün esas olarak silaha başvurmayan, hatta şiddeti savunmayan ama ayrılıkçılığı savunan Kürt parti ve gruplarının emperyalizm ile geliştirdikleri ilişkileri göremeyiz ve açıklayamayız. Bu gruplar, daha PKK batıya teslim olmadan, yani Körfez krizinden öncede Batı’ya teslim olmuşlar, hatta
Avrupa’ya kaçanlar, Batılı büyük devletlerin dışişleri bakanlıklarının memurları, maaşlı maşaları konumuna düşmüşlerdi.
Bu nedenle, meseleyi silahla çözme olarak değil de, ayrı örgütlenme ve bölücü mücadele olarak koymak daha doğrudur. Zaten silah kullanmada ayrılıkçılığın mücadele yöntemi olarak önem kazanıyor. Ayrı örgütlenme ve şiddet, ayrılıkçı politikanın araçlarıdır. Ayrılmak istemeyen, milliyet temelinde partiler kurmaz ve şiddete başvurmaz.
Şunu net olarak tespit etmenin ve açıklamanın zamanı gelmiş ve geçmektedir. Kürt ayrılıkçı hareketleri emperyalizme hizmet etmekte ve gerici konumlara düşmektedir. Ülke içinde Türk-Kürt çatışmasının, bölgede ise emperyalizmin bölge ülkelerini bölme saldırısının yanında yer almışlardır. Nitekim Irak’ta Saddam’a karşı, Türkiye’de ise Avrupa ve Amerikan emperyalizminin Türkiye’ye boyun eğdirme ve sömürgeleştirme politikalarına alet olmuşlardır. Abdullah Öcalan savcılık ve mahkeme ifadelerinde bu durumu çok net olarak belirlemektedir. Ayrıca PKK Başkanlık Konseyi de, Yeni Dünya Düzeni’ni kabul ettiğini açıklayarak buna uygun roller talep ediyor. Kuzey Irak’ta ki Kürt gruplarının ABD emperyalizmi ile yaptıkları işbirliği ise herkesçe bilinmektedir. (teori Eylül 1999)

Savrulmalardan Mutlaka Sakınalım

Yurt dışından Murat İnce arkadaşımız 5. kongre Rapor taslağı’na eleştirilerini içeren “Savrulmalardan sakınalım” adlı yazısının bazı değinmeler bölümünün 8. maddesinde şöyle deniyor.
“Partimizin yıllardır savunduğu Kürt sorununa çözüm önerileri bugün birçok çevre tarafından tartışılıyor. Kürt sosyalistleri de döndü dolaştı ve çok yavaş da olsa bizim çözüm önerilerimize yaklaştı. Bu sürecin devam ettiği görülüyor. Yalnız burada durmamız gerekiyor. Heyecana kapılmadan, aceleciliğe düşmeden, sağduyuyu elden bırakmadan soruna yaklaşmalıyız. PKK ve Abdullah Öcalan’ın açıklamalarına gereğinden fazla önem vermeliyim. Bunun zararlarını daha önceleri somut olarak yaşadık” (teori, sayı 116, s.20)
Bu paragrafta açık olmayan yuvarlak tahminler ile yanlış ifadeler ve öneriler iç içe geçmiş.
1. Partimizin yıllardır savunduğu Kürt sorunu çözüm önerilerini bugün hangi çevreler tartışıyor? Bu ifadeden ne anlamalıyız? Bu tartışma ordu içinde mi? Çeşitli Kürt grup ve partilerinde mi ya da diğer sol partilerde mi, hangisinde? Yoksa hepsinde birden mi? Bu nokta çok muğlâk duruyor.
2. Kürt sosyalistleri kim? Bizim çözüm önerilerimize yaklaştı derken kim kastediliyor? Ben anlayamadım. Bundan sonraki cümleyi okuyan herkes bu ibarenin, PKK’yı ve liderini kastettiğini zanneder. Umarım öyle değildir.
Öyle ki, “Kürt sosyalist’i” payesini önümüze gelen herkese vermeyelim. Kendine her sosyalist diyeni sosyalist kabul edersek, işçi sınıfının öncü partisinde örgütlenmenin anlamını ve önemini yok ederiz. Nerede görülmüştür milliyet esasına dayalı ayrı örgütlenmelerde yer alan, emperyalizme hizmet eden siyasetleri geliştiren ve milliyetçiliğin teori ve pratiğini yapanlara sosyalist dendiği? Burada kimlerin kastedildiği açıklanmalıdır. Burada kısa bir not daha düşeyim; günümüzde Kürt kökenli sosyalistler kolay yetişmiyor. Türk ve Kürt milliyetçiliğinin alabildiğine yükseldiği bir dönemde Kürt kökenli insanlarımızın sosyalizme, yani enternasyonalizme yönelmeleri gerçekten zordur. Burjuva milliyetçiliği ile proleter enternasyonalizmini ayırt etmek, bunların arasına sınır çekmek tayin edicidir. Burada en önemli ayrım, ayrılıkçılık ve ayrı örgütlenmedir. Kürt solu olarak her türlü örgütlenme, sonuç olarak Kürt milliyetçisi bir çizgiyi geliştirir ve buradan “Kürt sosyalistliği” çıkmaz. Bu nedenle sosyalizme gönül vermiş her Kürde şu çağrıyı yapmalıyız: Sosyalist isen, sosyalist Türklerle birlikte örgütlen. Sosyalizmin teori ve pratiği bunu emrediyor. Yirmi beş yıllık “Kürt Solu” mücadelesi, son 15 yıllık PKK’nın mücadelesi bunu defalarca kanıtlamıştır.
Bir sonraki paragrafta ise yanlış tahliller yapılıyor ve bizi rehavete sürükleyen ifadeler kullanılıyor.
“Unutulmasın ki, Avrupa’daki PKK çevresi belirleyici yere sahiptir. Batıcı, teslimiyetçi bir hat izliyorlar. YDD’nin yedek gücü haline gelmeleri ve PKK’nın önemli bir kesimini peşlerinden sürüklemeleri mümkündür” deniyor.

Birincisi; Avrupa’daki PKK çevresinin belirleyici bir konumu yoktur. PKK Başkanlık Konseyi’nin ve Öcalan’ın izlediği politikalar Avrupa’daki PKK’yı öne çıkarıyor. Ama esas belirleyici olan, hala Öcalan ve Konsey’dir. Konseyin esasını ise gerilla önder ve komutanları oluşturuyor. Batıcı teslimiyetçi bir hat izleniyor, işbirlikçi bir hatta ilerliyorlar. ABD’nin müdahale etmesi için çağrılar yapıyorlar (Cemil Bayık ve Osman Öcalan’ın açıklamaları); PKK, merkezi önderlik olarak YDD ile tam uyum içinde çalışmakta ve buna uygun roller üstleneceğini açıklamaktadır. Devrimci-antiemperyalist unsurlar şimdilik azınlıkta kalmışlardır ve sesleri kısılmıştır. Artık Yeni Dünya Düzeni’ne lafta bile karşı çıkanlara gazetelerinde yazı yazdırmıyorlar. Fakat PKK, girdiği bu yeni süreçte birliğini koruyamaz. Antiemperyalist ve Türkiyeci bir kesim mutlaka çıkacaktır. Devletin izlediği çizgi bunu geciktirse bile bu seçenek kuvvetlenecektir.
“c” şıkkında söylenen, “önümüzdeki dönem Kürt illerinde yaşayan farklı etnik kökene sahip insanlarımız arasında olumsuz anlayışlar filizlenebilir” cümlesinden ne kastediliyor? Şahsen ben bir şey anlamadım. Anlayan biri lütfen bana da anlatırsa sevinirim.

Son olarak da “d” şıkkında “Kapağı Avrupa’ya atmış ve orada karanlık ilişkiler geliştirmiş, Batı’nın müdahalesi için can atan çevreler yeniden atağa geçebilirler. Batı, daha ılımlı olan Burkay’lar ve PKK’den ayrılan kesimlere yönelebilir” diyor. Burada da gerçeklere dayanan bir tahlil yok. Fikirler ve ihtimaller ileri sürülüyor. Var mı böyle bir ihtimal? Bence yok. Çünkü diğerleri için söylenen her şey PKK’da fazlasıyla var. Diğerlerinde olmayan ise güç. PKK merkezi önderliği Batı’nın müdahalesini savunuyor ve çağrı üzerine çağrı yapıyor. Silah bırakmayı bile buna dayandırıyor. Kendisi ile yapılan röportajda Cemil Bayık, “şimdiye kadar Amerika bizim terörizme başvurduğumuzu bahane ediyordu. Bundan sonra artık bu bahaneleri de olmayacak” tarzında konuşmalar yaptı. Bugün Batı için en ılımlı örgüt PKK’dır. Hatta Burkay, bu ılımlılığı fazla bularak eleştirmişti. Burkay’ların Batı için belki bir yedek lastik olarak bir önemi vardır, hepsi bu kadar. Bu yedek lastiğe ne zaman ihtiyaç olabilir? Esas lastik patladığı zaman. Yani PKK’nın Batıcı politikalardan vazgeçip, antiemperyalist politikaları benimsediği, Türkiyeci bir çizgiye girdiği ve emekçi hareketi içinde eridiği zaman. Bu ise şimdilik uzak bir ihtimal olarak görünüyor. Bu nedenle, bu tür zihin jimnastikleri yapmaya gerek yoktur. Politika gerçekler zemininde yapılır.

Yalnız şunu belirlemekte yarar var: Abdullah Öcalan’ın, yakalanmasının ardından yaptığı savunma ve açıklamalar ve PKK’nın içine girdiği süreç ikili ve geri dönülmezdir. Pandoranın kutusu açılmış ve her şey ortaya dökülmüştür. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmaz.

O halde ne yapmalıyız?

Birinci olarak; “Kürt sorununa acil kardeşlik çözümü” programımızı toplumun önüne tekrar çıkarmak ve güncelleştirmek gerekiyor. Bugün Kürt aydınları ve siyasetçilerinin önemli bir kesimi, ayrıntılı olarak bizim program ve siyasetlerden bihaberdirler. Son 8 yıl kulaklarını ve hafızalarını paslandırdı. Yapılanlar ve söylenenler unutuldu. Zihinleri tekrar canlandırmak lazım. Ortam uygundur. Daha önce bize ve fikirlerimize kapalı kulaklar şimdi dinlemeye hazırdır.
İkinci olarak; Abdullah Öcalan’ın savunma ve açıklamalarından sonra çeşitli Kürt aydın ve siyasetçileri önce şaşkınlığa uğradılar, sonra da söylenenleri anlamaya ve kavramaya çalıştılar. Bugün HADEP içinde “Demokratik Cumhuriyet” tartışmaları yapılmakta. Bu deneyimden neyi anlamak ve içini nasıl doldurmak gerektiğini tartışmaktadırlar. Bu tartışmalar mutlaka yurtdışında da yapılmaktadır. İşte bu noktada tartışmalara dahil olmak gerekmektedir.
Küreselleşmecilerin, neoliberallerin, yani Batı’nın ve ABD emperyalizminin müdahalesini savunanların kafası net ve açık. Ama hala devrimci vicdana sahip, emperyalizme karşı olanların ise kafası karışık ve ne yapacaklarını bilmiyorlar. Bunlara fikren ve ideolojik olarak destek vermeliyiz. Buralarda tavırsızlık veya tarafsızlık olmaz. Partinin önde gelen teorisyenleri bu konularda yazılar yazmaları ve aydınlatma faaliyetine devam etmelidir. Örgütsel anlamda da bu konuda tedbirler alıyoruz ve daha başka tedbirler de almalıyız.
Üçüncü olarak; Kürtlerin çeşitli hak mücadelelerini desteklemeli, hatta bazılarına biz önderlik etmeliyiz. Kürt sorununu Türk sorununa dönüştürmeliyiz. Kürt milliyetçiliğinin geliştirdiği güvensizliği mutlaka yıkmalıyız. (teori ekim 1999)

AYRI ÖRGÜTLENME AYRILIKÇILIKTIR

Abdullah Öcalan ve diğerleri Kürtlerin “Demokratik Cumhuriyet”e örgütlü olarak katılmalarını savunuyor. Uzun zamandır düşünüyorum. Kürtlerin Cumhuriyet’e “örgütlü olarak” katılmaları nedir diye. Kulağa da ne güzel gelmektedir, “örgütlü katılmak”. Ama bu güzel görünümlü görüşe yakından baktığımız zaman bunun altında ayrılıkçılığın yattığını görmekteyiz. Çünkü Cumhuriyet’e Kürtler olarak örgütlü katılmak, Kürtlerin Türklerden ayrı, milliyet esasına göre ayrı örgütlenerek Cumhuriyet içinde yer almaları demektir. Bu yanlıştır ve ayrılıkçılıktan vazgeçmemektir.
Bugün güç dengesinin aleyhlerinde olmasından dolayı bölünmeyi gerçekleştiremediler. Güçleri yetmedi. Ama bundan gaz geçmiş değiller. Bu nedenle daha sonra kullanabilecekleri, bölünmenin aracı olacak ayrı teşkilatlanmalarını muhafaza etmek istiyorlar. Örgütlü olarak katılmaktan maksat, dengeler değiştiğinde, gücümüz yettiğinde yeniden ayrılma mücadelesi vermek istiyoruz demektir. Bu kabullenilemez. PKK ve HADEP kendini dağıtmalı ve Türkiye halkı ile her alanda birlikte örgütlenmelidir. Başka türlüsü kabul edilemez.

Ayrı örgütlenmenin diğer bir yanı da esas olarak Kürt emekçilerini, devrimci aydınlarını, Türkiye’nin emekçi hareketinden koparmaktır. Hakim sınıflar arasında ayrılık yok. Kürt hakim sınıfları ortak örgütlenmelerde yer alıyorlar. Partiler ve tarikatlar düzleminde hep birlikteler. Ortak örgütlenme sadece emekçilere yasaklanmaktadır.

Ayrı örgütlenme, halkı ve sınıfı bölmenin tipik bir biçimidir. Burada dikkatinize sunmak istediğim diğer bir konu da şudur: Kürtlerin azınlıklar statüsüne indirilmesi ve onların haklarından yararlanmasıdır. Bu, Kürtlere yapılacak en büyük kötülüktür. Türkiye Cumhuriyetini kuran asli unsur statüsünden, eşit unsur olma statüsünden Kürtleri çıkarmaktadır. Kürtleri, Ermeni, Rum ve Yahudilerin statüsüne indirmektedir. Kürtler açısından azınlık hakları ve statüsü geri bir durumu ifade eder ve savunulamaz.

Son olarak, Genel Başkanımızın yazdığı Kemalist Devrim 4: Kurtuluş Savaşında Kürt Sorunu kitabından bahsetmek istiyorum. Gerçi Genel Sekreterimiz bütün illerde bu kitabın satılmasını önerdi. Ama ben yine de burada belirtmek gereğini duyuyorum. Bu kitap, Kürt sorununun hem Kemalistlere hem de Kürtlere anlatan bir kitap. Bu nedenle bir kampanya ile adam adama, hem Kemalist milliyetçi kesimlere, hem de Kürt aydın ve siyasetçilerine dağıtılmalı ve bu çerçevede tartışmalara açılmalıdır.

Paylaş:

Yorum Yap