Ana Sayfa Yazılar DOĞU PERİNÇEK YAZDI: İZ BIRAKAN AYDIN

DOĞU PERİNÇEK YAZDI: İZ BIRAKAN AYDIN

170

Doğan Avcıoğlu’ndan bugünlere ve yarınlara kalan canlı bir teorik miras var. Yazdıkları hâlâ başucu kitaplarıdır. Yine ondan kalan, bütün devrimlerin pratiğindeki büyük hakikat var: Halk ile askerin birliği. Ve önemli bir ders var: Halksız asker, ya Silivri’dedir; ya da topuk selamındadır.

Doğan Avcıoğlu’nun Yön’ü
Bugün Yön dergisinin ilk sayısının 50. yılı. Tam yarım yüzyıl geçmiş.
Yön’e yön veren Doğan Avcıoğlu, 1960 sonrası Türkiye’sinin en etkin teorisyenlerinden ve aydınlarındandır. 20 Aralık 1961 günü ilk sayısı çıkan Yön dergisiyle, daha sonra 21 Ekim 1969 tarihinde yayın hayatına atılan Devrim dergisiyle Türkiye’nin siyasal sürecini etkileyen bir karargâh oluşturmuştur ve cereyan yaratmıştır. 1969 yılında Türkiye’nin Düzeni kitabıyla programını ortaya koymuştur.
İktidar mücadelesine teoriyle, programla ve siyasetler üreterek girmiştir. Başka deyişle sistemin manken politikacılarından değildir; devrimcidir. Birikimlidir. Çok çalışkandır ve namusludur.
İşte o Doğan Avcıoğlu 4 Kasım 1983 günü 12 Eylül karanlığında çok genç yaşta kaybettik.

İz bırakan aydın
Doğan Avcıoğlu, arkasında derin iz bırakan aydınlarımızdandır ve elbette siyasetçilerimizdendir.
Türkiye’nin Düzeni, 4 ciltlik Milli Kurtuluş Tarihi ve son yıllarında yayımladığı Türklerin Tarihi, Türkiye kitaplığının demirbaşları içindedir. Bu eserler, Tarihsel Materyalist teorik birikimle ve yoğun emekle üretilmiştir. Doğan Avcıoğlu, bu çalışmalarıyla son yüzyılımızın önde gelen teorisyenleri arasında yer almıştır. Tutarlıdır; ayağı yere basar; tarihsel süreci aşamalara böler; çözümde devrimcidir.

Köşe taşları ve sallanan taş
Avcıoğlu’nun günümüz dünyası ve Türkiye’sinde de geçerli olan köşe taşları vardır:
Bir: Emperyalizm çağında dünya Ezen Milletler ve Ezilen Milletler olarak iki kampa ayrılmıştır. Dünyadaki gelişmeleri açıklayan belirleyici çelişme budur. Devrimin coğrafyası, artık gelişmiş kapitalist ülkeler değil, Gelişen ve Ezilen Dünyadır.
İki: Türkiye, Ezilen Dünya’nın öncü ülkelerindendir. Onu öncü kılan, 1876 ve 1908 Devrimleri ve Kemalist Devrimde kendini gösteren yakın geçmiş ve derinlerden gelen tarihsel birikimidir.
Üç: Kemalist Devrim tamamlanmamıştır. 1945’te başlayan karşıdevrim, Atlantik sisteminin dayattığı sahte bir parlamenter sistemle yürütülmektedir.
Dört: “Filipin tipi demokrasi” diye tanımlanabilecek bu sahte demokrasi içinde hiçbir çözüm yoktur.
Ve bu sağlam köşe taşlarından sonra sallanan taşa geliyoruz:
Beş: Türkiye, sivil-asker aydınların öncülüğünde Ordunun iktidar sistemine aktif müdahalesi ve daha sonra halkın kazanılmasıyla bu kısır döngüyü kırabilir ve Kemalist Devrimi tamamlayabilir.

İzi var ama
Avcıoğlu, teori ve programıyla derin iz bırakmıştır dedik; ancak örgütsel bir miras bırakmamıştır. O nedenle bugün Türkiye’nin siyasal örgütlenmeleri, partileri ve çevreleri içinde onun izini süren bir kuruluşa veya kadroya rastlayamazsınız.
Doğan Avcıoğlu’nun kitaplıklardaki yeri ile örgütsel hayattaki yersizliği arasındaki bu büyük çelişme çarpıcıdır.
9 Mart 1971 günü başlayan ve 12 Mart günü tamamlanan çok kısa bir harekâtla o günün sivil-asker öncü harekâtı tasfiye edilmiştir. Doğan Avcıoğlu kısa hapislik hayatından sonra Büyükada’da çekildiği köşede başıdik, vakur, onurlu bir aydın olarak, ama yapayalnız hayata vedâ etmiştir.
Kasım 1983’te hapishanede olduğum için, toprağa verilişini büyük bir acıyla gazetelerden okumuştum. 12 Eylül koşullarında cenaze törenine az sayıda başıdik aydının katılması, ayrıca hüzün vermişti.

İktidar planı
Avcıoğlu, Ordu-Millet birlikteliğiyle bir çıkış aramıştı. Arkasında bir 27 Mayıs Devrimi vardı. Modeli oydu.
Ordu ile Milletin arasına bir artı (+) koyması, onun 150 yıllık devrim sürecinde çıkardığı denklemdir.
Ve biliyordu, iktidar ancak ve ancak silahlı bir güce dayanır. Bazı arkadaşlarımız gibi, “Sivil iktidar” veya “Sivil darbe” masalları üretmedi. Ancak Avcıoğlu’nun büyük yanılgısı, o sınanmış denklemde, Orduyu halkın önüne koymuş olmasıdır. Halk, iktidarın kazanılmasında neredeyse yoktu; ancak iktidarın ele geçirilmesinden sonra güdülecek bir kuvvet olarak sahnedeki yerini alacaktı. O nedenle 1960’larda Türkiye İşçi Partisi (TİP) ile Yön arasındaki mücadelede, daha doğru olan kuşkusuz TİP idi.
Doğan Avcıoğlu’nun çıkmazı, örgütsüz ve halksız devrimciliğindeydi. O zaman da kendisine sık sık belirttiğim ve yazıyla da eleştirdiğim için bugün bu tecrübeyi gönül rahatlığıyla yazabiliyorum.
Sosyalist hareket içinde, 1970 eşiğinde bir tek Aydınlık hareketi ile TİP yönetimi, Avcıoğlu’nun denetimine girmemişti. THKP/C ve THKO tamamen Avcıoğlu’nun güdümündeydi. Hatta bu örgütlerin başlangıçtaki varlık nedeni, Doğan Avcıoğlu’nun iktidar planıydı. O planda, ortam yaratacak aktif “öncü” eylemler gerekiyordu. O pratiği yaşayan herkes, bunları olaylarla anlatmışlardır.

Amerikancı 12 Mart darbesinin hazırlanması
Bu iktidar planına Proleter Devrimci Aydınlık ve İşçi Köylü gibi yayın organlarında ciddi eleştiriler yönelttik. 15-16 Haziran 1970 İşçi Hareketinden sonra gelen sıkıyönetimle adım adım bir faşist darbe hazırlandığını ısrarla yazdık. O çabalarda, özellikle Erdoğan Güçbilmez arkadaşımın katkıları unutulmaz (İzmit’te yaşadığını biliyorum, hâlâ orda mı?). Hatta hazırlanan Amerikancı darbenin tepesindekilerin adını da koymuştuk: Sunay-Tağmaç Cuntası. Ve bütün gücümüzle, özellikle 50 bin gibi o zaman için çok yüksek bir satışı ve dağıtımı olan İşçi Köylü gazetesini de değerlendirerek bir emekçi pratiği yürütüyorduk.
Doğan Avcıoğlu, kendi iktidar planı nedeniyle bu emekçi pratiğini sevgiyle izler ama başarı yolu olarak görmezdi. Model aldığı 27 Mayıs Devrimini getiren bir halk mücadelesi olduğunu görememiştir. Kızılay Adakale sokakta Devrim dergisi ile bizim Aydınlık ve İşçi Köylü’nün yazıhaneleri aynı kattaydı. O nedenle hemen her gün karşılaşır; bazen de oturur konuşurduk. Bir tek biz Aydınlıkçıları kendi planına katamadığı için, hem aramızda bir mesafe, hem de tarihe bakışta buluştuğumuz için dostluk vardı. Hatta ricam üzerine iki odalı küçük daireyi bize vermişti. Bir süre Yalçın Doğan (şimdiki Hürriyet yazarı) ve bir süre de Cahit Düzel o küçük dairede kaldılar.
Bizden güvenilir bir yazı işleri müdürü istediği zaman Hasan Cemal’i vermiştik. Seçimdeki hata, bütünüyle bizim kusurumuzdur.
Doğan Avcıoğlu’nun Aydınlıkçılar içinde tek bir yandaşı vardı: Şahip Alpay.

Orduya darbe
12 Mart 1971, evet bir Amerikancı generaller darbesidir; ama aynı zamanda Türk Ordusuna ağır darbedir. 1500 kadar Atatürkçü subay tasfiye edilmiştir. Düşman, yanlış devrimciliği çok iyi kullanmış ve Türk Ordusuna karşı çok kapsamlı bir uygulama yapmıştır.
12 Eylül 1980 ve 2008 Ergenekon-Balyoz darbeleri, aynı çizgidedir. ABD emperyalizmi, Türk Ordusundaki Atatürk Devrimciliğinin kökünü kazıyamamaktadır.
Doğan Avcıoğlu, yaşayabilseydi, bu tecrübelerden ders çıkaracağı ve devrimci mücadeleye çok önemli katkılarda bulunacağı konusunda kuşku duyulamaz. Çünkü zeki, gerçekçi ve kendisine karşı dürüsttür.
Doğan Avcıoğlu’nun değerini anlamak için, onun yanında yetişen Uğur Mumcu arkadaşımın mücadelesine bakmak yeter. Uğur, Doğan Avcıoğlu’nun yanlışlarını aşmıştır

Namuslu ve gurulu yalnızlık
Avcıoğlu’nun 12 Mart dönemi sonrasındaki yalnızlığı, düzen içinde bir yer aramayan devrimci aydının yalnızlığıdır. Bu konuda İlhan Selçuk ağabey ile çok sert tartışmaları olduğunu bana bizzat İlhan Selçuk, Doğan Avcıoğlu’nu överek anlatmıştır.
Avcıoğlu’nu bir Avrupa Birliği Vakfı’na kesinlikle kurucu yapamazdınız; bir Soros Vakfı’yla pazarlık içine bile sokamazdınız. Avcıoğlu’nun eğilmez bükülmez tavrı herkeste saygı yaratmıştır.

Halksız asker ve askersiz halk dersleri
Doğan Avcıoğlu’ndan bugünlere ve yarınlara kalan canlı bir teorik miras var. Yazdıkları hâlâ başucu kitaplarıdır.
Yine ondan kalan, bütün devrimlerin pratiğindeki büyük hakikat var: Halk ile askerin birliği.
Ve önemli bir ders var: Halksız asker, ya Silivri’dedir; ya da topuk selamındadır.
Mustafa Kemal Paşa, halksız asker değildi. Çıplak bir halkı savaşa seferber eden bir devrim önderiydi.
Doğan Avcıoğlu, birikimini halkın özlemlerine adamış Genç Türk devrimciliğinin vakur ve namuslu aydınlarındandı. Yarım yüzyıllık Yön külliyatı, hala önemli bilgi kaynağıdır. Avcıoğlu’nu kaybedeli 28 yıl olmuş. Ama acısı ve özlemi bugün gibi.

oncugenclik.org.tr, 4.11.2019