Ana Sayfa Manşet Emevi Camii’nde Namazı Esad’la Birlikte Kılacağız

Emevi Camii’nde Namazı Esad’la Birlikte Kılacağız

214

Türkiye ve bölge huzura kavuşur. İşte o zaman Emevi Camii’nde Türkiye ve Suriye Cumhurbaşkanları birlikte namaz kılarlar.

26 Mayıs 2021’de yapılan seçimle Baas Partisi lideri ve Devlet Başkanı Beşar Esad, 13,5 milyon Suriyelinin oyuyla (%95,1) 7 yıllığına yeniden Cumhurbaşkanı seçildi.

Suriye’nin her yerinde bayram havası hâkim. İnsanlar sokaklarda, meydanlarda zaferlerini kutluyor. Sonuna kadar hakkettiler. Onları yürekten kutluyor, sevinçlerini paylaşıyoruz.

Elbette her seçimde olduğu gibi bu seçimin de kazananları ve kaybedenleri var. Önce onları saptayarak başlayalım.

ABD-İSRAİL KAYBETTİ, BATI ASYA KAZANDI

Birincisi, Suriye’nin birliği, vatan bütünlüğü ve bağımsız yaşama iradesi kazandı. ABD emperyalizmi ve İsrail siyonizmi kaybetti. Suriye’yi bölemediler.

İkincisi, Suriye’yle birlikte ABD ve İsrail’in kuşatmasına direnen Türkiye, İran, Irak, Lübnan, Filistin kazandı. ABD, bölge ülkelerinin bağrına bir hançer gibi saplamak istediği İkinci İsrail’i kuramadı. Trilyonlarca dolar döktüğü Büyük Ortadoğu Seferi’nde büyük bir bozguna uğradı.

Üçüncüsü, ABD’nin emperyalist hegemonyasına karşı mücadele eden çok kutuplu dünya ve büyük insanlık kazandı. Rusya’dan Çin Halk Cumhuriyeti’ne, oradan Latin Amerika’nın devrimci hükümetlerine, tüm mazlum dünyada zafer rüzgarları esmektedir.

Bundan gayrı hiçbir güç ABD’nin tepetaklak gidişini durduramaz. Hiçbir güç, ABD’nin kuklası olan IŞİD’i diriltemez, kara gücü PKK-YPG’yi bölge ülkelerinin süngüsünden kurtaramaz.

ABD’NİN BOMBALARI SURİYE’Yİ YIKAMADI

2011’de Mustafa İlker Yücel başkanlığındaki TGB heyetiyle Suriye’ye gitmiş, Halep Dağı’nın eteklerinden Halep’in güzelliğine hayran kalmıştık. Bir yıl sonra bombalar yağdırdılar o güzelim taş evlerin, rengarenk çiçekli bahçelerin, bereketli çarşıların, Halep halkının üzerine. Bombaları Esad yağdırmadı, Amerika yağdırdı.

Koca Halep şehri kül olmuştu. O ziyaret heyetinde olan TGB’liler, bombardıman sonrası gelen ilk fotoğrafı unutamazlar. Göz göre göre yaşanan emperyalist yıkım karşısındaki o öfkeyi, o isyanı… Şimdi seçim sonrası kutlama görüntülerine bakıyoruz, Halep dimdik ayakta.

Suriye halkı 10 yıl süren savaşta büyük acılar çekti ama yıkılmadı. ABD’nin bomba yağdırdığı, terör örgütlerinin pençesine düşen şehirler yerle bir oldu ama küllerinden yeniden doğdu.

Şimdi Suriye’nin muzaffer yurttaşları, Beşar Esad etrafında kenetlenmiş, “vatanımızı böldürmeyeceğiz” diye haykırmaktadır. Bu irade, 10 yılın sonunda galip gelen iradedir.

EMPERYALİST BATI’YA DEMOKRASİ DERSİ

Suriye seçiminden birkaç gün önce ABD, İngiltere, Fransa, İtalya ve Almanya’nın Dışişleri Bakanları bir araya gelerek “seçim sonuçlarını tanımayacaklarını” ilan ettiler. Batı medyası da durmadan seçimlerin “düzmece” (sham) olduğu propagandasını yaymaktadır.

Devlet Başkanı Beşar Esad ise Duma’da oy kullandıktan sonra buna, “biz egemen bir devletiz, Batı’nın ne söylediği umurumuzda değil” diyerek yanıt verdi.

Suriye devleti, hâkim olduğu her yerde sandık kurdu. Suriye’ye düşmanlık gütmeyen tüm ülkelerde oy kullanılmasının önünü açtı. BM’nin taş koymasına rağmen Rusya, İran, Çin, Venezuela’nın da aralarında bulunduğu 14 ülke, Suriye’nin demokratik başarısına tanıklık etti.

Nihayetinde seçimler, 18 milyonluk bir seçmen listesiyle yapıldı. Bu sayı, 2011’de başlatılan savaşın arifesinde 12 milyondu. O tarihten bugüne Suriye içindeki nüfusun azaldığı düşünülürse, yurt dışındaki Suriyelilerin büyük çoğunluğunun seçmen listesinde yer aldığı söylenebilir. Onların da 14,2 milyonu (%78 gibi yüksek bir oran) sandığa gitmiştir.

ABD’nin yaptığı son seçimde aynı oran %62’dir ki bu ABD’nin son yüz yılda elde ettiği en yüksek katılım oranıydı. Üstelik o seçim de karakolda bitmiş, ABD Kongresi basılmıştır. Cumhuriyetçi Parti seçmeninin %60’ı hala seçimleri Trump’ın kazandığını düşünmektedir.

SURİYE POLİTİKASINDA KURULAN ‘BATICI TUZAK’

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, birkaç gün önce “Türk dış politikasını Batıcı bir bağımlılık tuzağına mahkûm etmek isteyenlere” işaret etti. Çok doğru bir saptama.

Rus uçağının düşürülmesi, doğrudan doğruya FETÖ’nün kurduğu bir tuzaktı. Türkiye, o tuzağı kısa zamanda bozdu. Neticesi, Astana mekanizmasıyla birlikte, sınırımızda terör koridorunun yarılmasından Karabağ’ın kurtarılmasına kadar uzanan zaferler silsilesi oldu.

Uygur meselesi üzerinden Çin düşmanlığı, yine CIA ve FETÖ eliyle kışkırtılan bir tertipti. Bu da devlet katında büyük ölçüde bozuldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Çin Dışişleri Bakanı’nın Türkiye ziyareti sırasında verdiği samimi görüntü önemli bir göstergedir.

Fakat Suriye politikasında kurulan tuzak hala bozulamamıştır. Davutoğlulardan miras kalan Esad düşmanlığı çizgisi sürmektedir. Ne yazık ki Türkiye, Suriye seçimlerini tanımayarak, hepsi azılı Türkiye düşmanı olan bir avuç Batı ülkesinin yanında yer almıştır.

YAMALI BOHÇA DEĞİL TUTARLI DIŞ POLİTİKA

Sonunda hükümet yetkililerinin ve SETA gibi Batıcı odakların Suriye’ye karşı argümanları, doğrudan doğruya Türkiye’ye, Türkiye Cumhurbaşkanına ve yakın iş birliğinde bulunduğumuz ülkelere karşı kullanılan düşmanca argümanlarla aynı kaynaktandır.

Suriye seçimlerine “düzmece” diyenler, Venezuela seçimlerine de “düzmece” diyor. Beşar Esad’a “diktatör” diyenler, Maduro’ya da “diktatör” diyor. Biz ne yapıyoruz? Batı’nın onca gürültü patırtısına aldırmadan Venezuela’yla birlikte duruyoruz.

Dış politikamız, bu haliyle bir yamalı bohça. Latin Amerika’da Atlantik siyasetinden özgürleşiyor. Ama Venezuela’dan kat kat önemli olan komşumuz Suriye’de hala bizi “Batıcı bir bağımlılık tuzağına mahkûm etmek isteyen” anlayışın dümen suyundan gidiyor.

Aynı yanlış tavır Kırım’da da geçerlidir. “Denge politikası” diye kılıf uydurdukları Batıcı çizgi uğruna Türkiye’nin geniş ittifak potansiyeli, kendi üreticimiz, çiftçimiz, turizmcimiz harcanmaktadır. Türkiye’nin Avrasya’da yapacağı büyük atılımların önü tıkanmaktadır.

Bu böyle gitmez. Tutarlı bir dış politika olmazsa, Türkiye önünde bulunan zorlukları aşacak iktisadi, siyasi, askeri birikimi açığa çıkartamaz. O yüzden Atlantik muhalefeti bu tutarsızlıkların sonucunda ortaya çıkacak başarısızlığın pususunda beklemektedir.

 “Biden tayfası” dediğimiz muhalefet güçleri kendi içinde gayet tutarlıdır. Hepsi Suriye’ye, İran’a, Venezuela’ya, Rusya’ya, Çin’e düşmandır. Hepsi HDP-PKK’yla dosttur. YPG’yi “laik güç” diye parlatmakta, yeniden Açılım’a hazırlanmaktadır. ABD’nin programı budur.

YANLIŞ HESAP ŞAM’DAN DÖNSÜN

Suriye’de Esad hükümetini devirme stratejisi, bir Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) siyasetiydi ve yanlış bir hesaba dayanıyordu. Batı Asya ülkelerinin ve esas olarak da Türkiye’nin ABD’ye boyun eğeceği hesabına… Bu planı bozan, en başta Suriye ve Türkiye’nin direnişi olmuştur.

Obama, 2016’da verdiği bir mülakatta Erdoğan’la ilişkilerinde yaşadıkları derin kopuşu, Türk ordusunu Suriye savaşına taraf yapılmamasıyla açıklamıştı. Bunu kavramak hayati önemdedir. Çünkü FETÖ, bu anlaşıldıktan sonra Erdoğan’ı devirmek üzere harekete geçirilmiştir. Şehirlerimizde bombalar bu tarihten sonra ABD’nin talimatıyla patlatılmıştır.

Türkiye, bu hesabın yanlış olduğunu, bu işin ucunda Türk devletinin çökertilmesi ve Türkiye’nin bölünmesi olduğunu o tarihte anlamıştır. 2014’ten itibaren de ABD’nin BOP dayatmasına direnen bir çizgiye girmiştir. FETÖ’yü ezmiş, ABD’nin Rusya ve İran tertiplerini bozmuş, önce Güneydoğu’da sonra Suriye’nin kuzeyinde PKK-YPG terörünü temizlemiştir.

Fakat Ak Parti’de Suriye politikasının iflas ettiğini bir türlü kabul etmeyen bir “müflis esnaf sendromu” hakimdir. SETA gibi hükümet yanlısı görünen odaklar ise bu Batıcı tuzağın “rasyonel” ve “gerçekçi” olduğuna dair Erdoğan hükümetini aldatmaya çalışmaktadır.

VATAN PARTİSİ’NİN ÇÖZÜMÜ YÜRÜRLÜĞE GİRİYOR

Ancak Beşar Esad yönetimi, BOP yürürlükteyken yıkılamadıysa şimdi hiç yıkılamaz. Hükümetin tuttuğu muhalif grupların hiçbiri, Beşar Esad’ın halktan gördüğü teveccühün yanına yaklaşamaz. Beşar Esad, Suriye halkı ve anti-emperyalist dünya için bir kahramandır.

İhvancılıktan kalma takıntıların etkisiyle Beşar Esad’ı sevmemekte ısrar edebilirsiniz. Fakat Türkiye devleti duygusal saiklerle, İhvancılık gibi saplantılarla yönetilemez. Bizim gibi emperyalizmin hedefinde olan bir başka ülkenin iç işlerine karışamaz, komşusunu ateşlere atamaz. Bu bize İstiklal Savaşımızdan ve Atatürk’ten miras kalan bir dış politika ilkesidir.

Türkiye’nin ihtiyacı, dostu düşmanı ve önceliklerimizi doğru saptayan bütünlüklü bir stratejidir. Bu stratejinin en önemli adımlarından birisi PKK-YPG’nin kökünü kazımak için Suriye devletiyle anlaşmaktır. Dostu kazanacak, düşmanı caydıracak olan budur.

Vatan Partisi, yıllardır bu çözümü ortaya koyuyor. Genel Başkan Doğu Perinçek’in başında bulunduğu heyetlerle Suriye’ye gidiyor. Türkiye’deki Suriye, Suriye’deki Türkiye düşmanlığıyla mücadele ediyor. Strateji ve rota çiziyor. Şimdi dış politikanın Batıcı çıkmazlarında, bu çözüm yürürlüğe girmektedir.

Türkiye’yi yönetenler, Beşar Esad düşmanlığından vazgeçip ABD destekli bölücü teröre karşı Suriye’yle silahlı işbirliğine girerse, yanlış hesap Şam’dan döner. Hala Suriye topraklarının %35-40’ını kontrol eden PKK-YPG’nin kökü kazınır. ABD’nin 6’dan 19’a çıkan üsleri bağrımızdan söküp atılır. Türkiye ve bölge huzura kavuşur. Çarşılarımız şenlenir.

İşte o zaman Emevi Camii’nde Türkiye ve Suriye Cumhurbaşkanları birlikte namaz kılarlar. O namaz, bölgemizde başlayacak yeni bir altın çağın simgesi olur. O namaz, Amerikan emperyalizmi ve İsrail siyonizmi için cenaze, Batı Asya milletleri için ise bayram namazı olur.

Işıkgün Akfırat
Öncü Gençlik MYK Üyesi