ENDÜSTRİYEL FUTBOL

ENDÜSTRİYEL FUTBOL

Aykut Diş, Vatan Partisi Öncü Gençlik Genel Başkanı

Türk çocuğunun futbol serüveni doğumhaneden çıkıp evdeki beşiğe yerleşmeyle başlar. Odadaki kulüp sembolüne ilk göz gezdirişle tanışılır, forma renklerindeki kıyafetin giydirilmesiyle tanışıklık pekiştirilir.

İlk oyuncakların arasında muhakkak pelüş futbol topu bulunur.

Takım ismi, “anne”-“baba” seslerinin ardından öğretilen ilk şeylerdendir. Konuşmanın gerçekleşmesiyle çeşitli tekerlemelerin arasına bazı tezahürat ve marşlar da sıkıştırılır.

Oyun ve seyir zevkinin keşfedilmesiyle büyünce olunabilecekler listesine futbolculuk da eklenir.

Hareket ve düşünce becerisinin gelişmesiyle sokak kariyerine giriş yapılır. Sokak kariyerini okul kariyeri, amatör lig kariyeri, profesyonel arayışlar, Play Station kariyeri ve halı saha kariyeri takip eder.

Taraftarlık ise tüm bunların yanında hiç sönümlenmeyen bir ilişki biçimidir.

Dünyanın her yerinde böyle midir bilinmez ama söz konusu futbolsa Türk çocuğu, teneke meşrubat kutusundan top yapıp oynayarak ayakkabılarını parçalayacak kadar çılgın; cebindeki son parasını maç biletine harcayacak kadar gözü kara ve takımının müsabakasını ne olursa olsun –asli sorumluluklarını aksatmak da dahil- izleyecek kadar tutkuludur.

Futbol, düzeniyle ve kültürüyle Türkiye’de her zaman gündemdedir. Bu özelliğiyle hayatın içinde, hatta merkezindedir… Siyasi liderlerin yerel ziyaretler ve mitingler esnasında şehrin takımının atkısını üzerinde bulundurması futbolun ne denli merkezde olduğunun yansımalarındandır.

Bugünlerde ise futbol yeni tartışma başlıklarıyla gündemde…

BİR NESİL TÜKENİYOR MU?

Milli takım oyuncularının sporcu ahlakına uymayan davranışlarının ve 2018 Dünya Şampiyonası elemelerindeki düşük performansının yarattığı tartışmalar sürüyor. Konular, Arda Turan’ın Türkiye-Makedonya maçı sonrasında milli takım uçağında 61 yaşındaki gazeteci Bilal Meşe’yi darp etmesiyle açılmıştı. Kimi oyuncuların hem olay yerinde, hem de olay sonrasında sosyal medyada Arda Turan’a destek vermesi ve Arda Turan’ın pişmanlık duymadığını belirten şımarık açıklamaları skandalı büyütmüştü.

Türkiye ile Ukrayna arasındaki müsabakada yedek kulübesinde oturanların tamamının maçtan koparak akıllı telefonlarla ilgilendiği fotoğrafsa gerilimi daha da yükseltti. Sınırlamanın kaldırılmasıyla sayıları giderek artan yabancı oyuncuların etkili performansları tüm bunlarla birleşince, seyirci ile yerli oyuncu arasında negatif bir etkileşim doğurdu. Sosyal medyada #YerliSınırlamasıGetirilsin başlığıyla ifade edilen tepkiler bu durumun karikatürize bir örneğiydi.

Yerli oyunculara ruhsuzluktan terbiyesizliğe, vefasızlıktan duyarsızlığa kadar çok sayıda eleştiri yapılıyor. Bir dönemin kapandığı, bir neslin tükendiği iddia ediliyor.

Ali Sami Yen’in “Türk olmayan takımları yenmek” ideali geçerliliğini yitiriyor mu?

Metin Oktay’ın “Bizi sevenleri üzmeyelim” mütevazılığı; Trabzonsporlu Dozer Cemil’in (Usta) “Ben Trabzonspor’un kaptanıyım, başka takımların kaptanının arkasından sahaya çıkmam” bağlılığı sona mı eriyor?

SINIF ve TOPLUM İLİŞKİLERİNİN İÇİNDE TAŞINAN MİSYON

Futbol, Türkiye’de ve dünyada 1990’lı yıllardan beri hızlı bir dönüşümün içinde… “Endüstriyel futbol” kavramıyla adlandırılan bu dönüşüm, futbolu her şeyiyle yalnızca bir spor dalı olmaktan çıkararak kirli bir sektör haline getiriyor. Elbette futbol kurumlaşma döneminden itibaren hiçbir zaman yalnızca bir oyun olarak kalmadı. İnsanın onunla kurduğu aidiyet münasebetindeki gibi masum da kalmadı.

Her kavram ve her kurum gibi futbol da çağın sınıf ve toplum ilişkilerinin içinde gelişti. Her dönem bir misyon taşıdı.

Örneğin, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin (İTC) gençlik ve işçiler içinde teşkilatlanmasında spor kulüplerinin, idman yurtlarının önemi büyüktür.

İTC’den kalan ve ona ek olarak kurulan Türk futbol takımlarının 1. Dünya Savaşı’yla başlayan kurtuluş mücadelemizin başından sonuna kadar savaşın içinde yer aldığı herkesçe bilinir.

Ülkenin futbol tarihinde İstanbul’dan Ankara’ya gizlice silah taşıyan ve şehitler veren; o zamanki adıyla “İmalat-ı Harbiye”, bugünkü adıyla Ankaragücü vardır. Oyuncularını Çanakkale Cephesi’ne asker yollayan ve şehitler veren Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş vardır, İzmir kulüpleri vardır.

Cumhuriyetin ilk yarısında cumhuriyet kültürünün yerleştirilmesi noktasında da futbol yine işlevli olmuştur.

Üstün başarılarla spor tarihine damga vuran Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nde (SSCB) ulusal gururun, çok yönlülüğünün ve sosyalizmin insana verdiği değerin gösterilmesinin vesilesidir.

BÜTÜN KÖTÜLÜKLERİN ANASI:

“ENDÜSTRİYEL FUTBOL”

İçinde bulunduğumuz emperyalist kapitalist mafya düzeninde ise futbol, işten arta kalan zamanın da kontrol edildiği ve kâra çevrildiği bir sektördür. Boş zaman medya aracılığıyla kontrol edilir çünkü toplumların gerçek sorunları hakkında yeterince farkındalık kazanması istenmez. Her duygu ve her an paraya çevrilmek istenir çünkü hem devasa futbol endüstrisinin hem de emperyalist kapitalist yıkım endüstrisinin çarklarının dönmesi gerekmektedir.

Astronomik ücretler alan futbolcu ve teknik direktörler… Astronomik fiyatlarla yapılan transferler… Bol sıfırlı ve promosyonlu sponsorluk ve yayın anlaşmaları… Dudak uçuklatan gelirlere sahip seviyesiz televizyon yorumcuları… Sportif anonim şirketlerine ait yüksek düzey işlem gören hisse senetleri… Menajer komisyonları ve tekelleri… Uluslararası para akışları ve haraçlar… Şike ve doping olayları… Bilet alış veriş işlemlerinin merkezileştirilmesiyle ortaya çıkan banka hizmet bedelleri… Karaborsa rantı… Kara para aklama girişimleri… Hatta tarikat-cemaat operasyonları…

Avrupa’da işçi sınıfı takımlarının birer birer büyük sermayedar takımları haline gelmesi bu dönüşümün en kapsamlı göstergesi…

Örneğin İngiltere’de Manchester United’ın sahibi ABD’li bir aile, Liverpool’un sahibi ABD’li bir yatırım şirketi, Arsenal’in sahibi ABD’li ve Rus iki ortak iş adamı, Manchester City’nin sahibi Abu Dabili bir şeyh ve Chelsea’nin sahibi bir Rus tekelidir.

Fransa’da Paris Saint Germen (PSG) için Katar sermayesi, AS Monaco için Rus gübre kralı iş başındadır.

Dönüşüm öyle noktalara taşınmıştır ki uluslararası krizlerin yatıştırılmasında dahi futbol kullanılır hale gelmiştir. Barcelona’ya 222 milyon Euro ödenerek alınan ve PSG’ye yaklaşık 500 milyon Euro’ya mal olan Neymar Da Silva Santos Jr transferinin bir spekülasyon olduğu söylenmektedir. Neymar transferi, kimilerine göre ABD ve dörtlü Arap çetesinin Katar’a ödettiği bir bedel, kimilerine göre ise Katar’ın dünyaya güçlülük mesajı olarak değerlendiriliyor.

TÜRK FUTBOLUNDAKİ BOZULMA TESADÜF DEĞİL

Türk futbolundaki ve futbolcusundaki bozulmanın bugüne denk düşmesi bir tesadüf değil. Bu dönüşüm Türk futboluna da birçok düzlemde yansıyor.

  • Uluslararası sisteme adapte olabilmek ve onun yarattığı endüstriyle rekabet edebilmek için kulübe hibe yapabilecek ya da borç verebilecek kimseler yönetim kurulu üyeliklerine ve başkanlığına düşünülüyor.
  • Osmanlıspor, Başakşehir vb. proje kulüpler parlatılarak belediye kaynakları ekonomik ranta ve siyasi çıkara çevriliyor.
  • Takım ve taraftar arasındaki ilişki seyir zevki ve aidiyetten çıkarak doyumsuz ve sevimsiz bir başarı beklentisine sıkışıyor.
  • Astronomik ücretler futbolcuları bencilliğe, görgüsüzlüğe ve cahilliğe itiyor.
  • Tribün ve taraftarlık kültürü yozlaşıyor.

Türk futbolunun artık “Galatasaray bir his takımıdır. Renklerine âşık birbirlerine seven futbolcuların takımıdır. Galatasaray feragat ve fedakârlıklarla çalışacak futbolcuların takımıdır. Galatasaray; şımarıkları, kendini beğenmişleri, yalnız kendini düşünenleri sevmez. Kısacası Galatasaray; bir halatı hep birlikte çekenlerin, hep birlikte üzülüp, hep beraber sevinmesini bilenlerin takımıdır” diyen Baba Gündüz’ü yok.

“Karar doğru mu değil mi, kırmızı kart haklı mı değil mi” diye hakemin dahi teyit aldığı Beşiktaşlı Baba Hakkı’sı yok.

Ordinaryus Lefter’i, Taçsız Kral Metin Oktay’ı yok…

Eskişehirspor formasıyla Sevilla’ya 10 dakikada 3 gol atan, bir uluslararası mücadelede 4 golle aynı maçta en çok golü atan yerli oyuncu unvanını taşıyan Çengel Fethi’si (Heper) yok. Fethi Heper, futbolu bıraktıktan sonra “Profesör” unvanına erişerek üniversitelerde maliye kürsülerinde dersler veren idealleri olan bir futbolcuydu.

Üstüne takacağı çiçeği bile su dolu bir kadehle ceketinin cebine koyarak çiçeğin ömrüne sahip çıkan Karıncaezmez Şevki’si (Mehmet Şevki Günay) yok tribünlerin.

Alpaslan Dikmen’i, Optik Başkan’ı (Mehmet Işıklar) yok…

Yılda 1,5 milyon Euro alan Ozan Tufan’ı var. Yıllık 8 milyon Euro ücretli, gazeteci yumruklayan Arda Turan’ı var. Yılda 500 bin lira alan Erman Toroğlu’su, 350 bin lira alan Ahmet Çakar’ı var. Emekçi bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Ozan Tufan’ın bir yılda elde ettiği ücreti yakalayabilmek için 333 yıl durmaksızın çalışmak zorunda… Tribün reisleri, karaborsa baronları, madde bağımlısı holiganları var…

Futbolcu lakaplarından tribün liderlerine, sahada oynanan oyunun zenginliğinden oyuncuların genel kültür düzeyine kadar beliren bu durum kanayan bir yara…

“Karıncaezmez” gibi naif bir takma isimle anılan amigolardan bugünkü mafya özentisi tribün liderlerine uzanan bir dönüşüm…

Peki, ne yapmak gerekiyor?

Türk futbolu bu bozulmayı aşabilir mi?

Endüstriyel futboldan rahatsızlık duyanlar bu tutkudan vaz mı geçmeli?

KAYBETTİĞİNDE DEĞİL VAZGEÇTİĞİNDE YENİLİRSİN:

BİZ VAZGEÇMİYORUZ ONLAR VAZGEÇSİN

 

Topyekûn vazgeçmek de bir seçenektir.

Endüstriyelleşme seviyesi futbol kadar ilerlememiş ve çirkinleşmemiş alternatif spor dallarına yönelmekse ikinci bir seçenek… Nitekim Süper Lig bilet işlemleri için “passolig” uygulamasına geçişin ardından tribün gruplarında basketbola ve voleybola anlamlı bir kayış olmuştu.

Alt liglerin ve amatör liglerin takibi de bir tercihtir. Geçtiğimiz sene 2. Lig’de şampiyon olan Ankaragücü bütün sezon kapalı gişe oynamıştı. Bu yıl da aynı ligde Altay, Karşıyaka, Sakaryaspor ve Mersin İdman Yurdu gibi camialar yer alıyor.

Her şeye rağmen mevcudun içinde alışkanlıkları sürdürmek de son tutumdur. Fakat burada endüstriyel dayatmalara teslim olmayan ve her gün yeniden üretilen bilinçli bir yaklaşım şarttır.

Kültürel aşınmaların ve yeteneğe bağlı meselelerin ortadan kaldırılması kısa vadede daha mümkün olsa da Türk futbolu sorunun toplamını ancak ulusal çapta radikal bir düzen değişikliğiyle çözebilir. Yaşamın her alanında uygulanabilecek milli, devrimci ve toplumcu bir programla çözebilir. Bu gerçeklik doğal olarak siyasal mücadeleyi, yani iktidar mücadelesini gündeme getiriyor.

O mücadelenin görevlerinin arasında:

  • Sporcu eğitimlerinin tek başına yeteneklere dayandırılmaktan çıkarılarak zorunlu sosyal ve beşeri bilimlerle tamamlanması,
  • Rekabeti düşmanlık boyutuna vardırarak insani değerlerin önüne geçiren iklimlerin kalıcı olarak sonlandırılması,
  • Ulusal bilincin ve kolektif kültürün gelişmesinde sporun rolünün arttırılması,
  • Gelir – gider anormalliklerinin adım adım tasfiyesi ve bu yolla yapılan tasarrufların yerli sporcuların keşfi ve gelişimi için alt yapı çalışmalarının teşvikinde kullanılması,
  • Bütün kulüplerin milli ve evrensel değerlere yaslanan bir geniş görüşlülüğe ve maksada büründürülmesi; sporun ülke tanıtımına nitelikli katkı sağlaması hedefi var.

 

Futbol hiçbir zaman sadece futbol olmadı, futbol olarak kalmadı. İnsanlığın zincirlere vurulamayan özlemleri eninde sonunda futbol oligarklarının hırslarına galip gelecek; biz değil onlar vazgeçecek!

 

—        SON    —

 

Kutucuk 1:

 

 

Kutucuk 2:

 

2010 YILINDA FUTBOL YORUMCULARININ YILLIK KAZANÇLARI

Rıdvan Dilmen 700 bin Dolar
Erman Toroğlu 500 bin Dolar
Hakan Şükür 700 bin Lira
Sergen Yalçın 400 bin Lira
Ahmet Çakar 350 bin Lira
Hakan Ünsal 300 bin Lira
Hıncal Uluç 300 bin Lira

 

Kutucuk 3:

 

SON 5 YILIN EN PAHALI TRANSFER BEDELLERİ (Nereden + Nereye)
Neymar Da Silva Santos Jr 222 milyon Euro Barcelona + PSG
Paul Pogba 105 milyon Euro Juventus + Man. United
Gareth Bale 101 milyon Euro Totenham + Real Madrid
Cristiano Ronaldo 94 milyon Euro Man. United + Real Madrid
Gonzalo Higuen 90 milyon Euro Napoli + Juventus
Romelu Lukaku 84.7 milyon Euro Everton + Man. United
Luiz Suarez 81.7 milyon Euro Liverpool + Barcelona
James Rodriguez 75 milyon Euro Monaco + Real Madrid
Angel Di Maria 75 milyon Euro Real Madrid + Man. United
Kevin De Bruyne 74 milyon Euro Wolsfurg + Man. City

 

Paylaş: