Gerçeğin Yeniden Üretimi

Doğu PERİNÇEK

TEORİ DERGİSİ- EYLÜL 1994 – SAYI: 57

Sözcüğün ve Pratiğin Tanımları

Sözcükleri açar bakarsanız, medya; iletişim aracı, iletişimin yöntem ve
teknolojisi anlamına geliyor.

Ancak araç sözcüğü, hemen kimin sorusunu gündeme getiriyor. Araçlar,
kendiliğinden çalışmaz; bir kullananı, bir sahibi vardır.

Örneğin, düdük bir araçtır, Nasrettin Hoca zamanında “parayı veren”
çalıyordu. Bugün para, o kadar bayağı eylemlere hükmetmiyor, sahibine zarif bir
hareketle bir düğmeye veya bilgisayar tuşuna basma kudreti veriyor.

İşte o kudrete sahip olan gezegenimizin büyük sermaye sınıfıdır. Medya, onun
elindeki araçtır.

Medyanın pratik tanımına geldik:

Medya, sermaye sınıfı adına gerçeği yeniden üretme araçları ve teknolojisidir.
“Gerçek” yeniden üretilebilir mi?

Niye üretilmesin? Balon, çiklet, emzik, maytap veya havagazı üretebilen
sermayedar, pekâlâ gerçeği de yeniden üretebiliyor. Hammadde olan lastiği, ister
balon, isterse emzik haline getirebilirsiniz. Aynı işi medya, herkesin ağzını açık bırakan
yöntemlerle yapıyor.

Denebilir ki, “üretimi” işçi yapar. Doğrudur, medyanın da işçileri ve mühendisleri
vardır. Ancak sistem, sermaye sistemi ya, üretimin efendisi sermayedardır. Üretimin
amacı ise kârdır.

Piyasa sisteminde medya,
gerçeği
piyasada,
piyasanın değerine göre,
piyasaya sürmek için,
yeniden üreten
araç ve teknolojilerle oluyor.

Teknolojinin Harikası

Günümüzde medya denince, anahtar kavram piyasadır. Piyasanın kutsal
olduğu biliniyor, başka deyişle tanrısal! “Görünmez eli” vardır, ekonomiyi düzenler.
Piyasanın ünlü teorisyeni Adam Smith, teknolojinin harikalarını göremeden
öldü. Yoksa piyasanın o “görünmez eli”nin yalnız ekonomiyi değil, insanların görmeleri
gereken dünyayı, düşünce süreçlerini ve duygu alemlerini de düzenleyebilecek
kudrete ulaştığına tanık olacak ve bunun da teorisini yapacaktı.

İşte piyasa, bu son başarılarını medya teknolojisindeki baş döndürücü keşiflere
borçludur.

Medya, bütün insanlık için süper bir gözlük imal edebilmiştir. Bu süper sayesinde
miyop, hipermetrop, astigmat, katarakt gibi bütün göz problemleri Artık insanlık,
görmesi gereken herşeye bu süper gözlükle tek bir gözden bakabiliyor. Görmemizde
sakıncalar olan herşeyi, büyüklerimiz düşünmüş ve bizleri merak etmek, incelemek,
araştırmak, gözlemlemek ve karar vermek gibi bütün zahmetlerden kurtarmışlardır.
Medyanın diğer harikası kurgu beyin’dir. Kablo bağlantılıdır ve saat gibi
kuruluyor. Size hiçbir zahmeti yok. Bir merkezden kuruluyor ve bilgisayar teknolojisiyle
programlanıyor. Tiktak tiktak gibi çağdışı sesler de çıkarmıyor. Tıp alimleri insan
beyninin taze şekerle çalıştığını söylüyorlar. Gerçekten çok bayağı! Elektrik enerjisi,
pancar ve şeker kamışının pabucunu çoktan dama attı. Fişe takıyorsunuz, tuşlara
basılıyor, hem de tek merkezden.

Bir varmış bir yokmuş, deve tellal pire berber iken, insanlar duyguluymuş,
duygusalmış, sever ve aşık olurlar imiş, medyanın anlattığı masallar böyle başlıyor.
Sağolsun teknoloji, bizi at arabası çağının özelliklerinden kurtarmış bulunuyor. Bütün
insanlık için plastik bir kalp imal edilmiştir. Artık eski insanlar gibi çeşme başında
sevgiliyi görüp yürek çarpması tehlikesi yok. Artık atardamarlarınızın bir “insanlık
davası” için yüreklerinize daha çok kan pompalayıp yorulmasına gerek yok. Bunlar
Taş Devri’nden, bilemediniz Endüstri Çağı’nın emekçilerinden kalma belgesellerdir.
Artık yüreğinizden eski türkülerdeki gibi “kan damlamasına” izin verilmiyor. Bu amaçla
üretilen kırmızı boyalar bulunuyor; üzüntü vermez, kurumaz ve yapışmaz. Sahisan
koçum Sahisan, gerçeğinden daha sahicidir.

Bir Piyasa Değeri Olarak Gerçek

Piyasa, kapitalizmle birlikte bütün kullanım değerlerini değişim değeri haline
getirdi, başka deyişle alınır satılır kıldı. Su, kıyı, orman havası, denizde taş sektirmek,
böğürtlen toplamak, birdirbir oynamak, taşların üzerinden seken bir dağ keçisini
görmek, karanfili koklamak, gülün adını koymak, bir dostla muhabbet etmek,
balkondaki sevgiliye şarkı söylemek, pencereden çiçek atmak, el ele tutuşmak, iyilik
edip denize atmak, karşılıksız sevmek, karşılıksız vermek, mektup yazmak, dilekçe
yazmak, Gemlik Körfezi’ne giderken şaşırmak, bütün bunlar birer piyasa değeri oldu,
piyasaya düştü.

İletişim çağıyla birlikte, gerçeğin kendisi de harcıâlem bir mal haline gelmiştir.
Kapitalizm, ilk dönemlerinde, dünyanın bütün gerçeklerini meta haline getirememiş
piyasaya sürememişti. Şimdi İletişim Çağı, bunu da başarıyor. Ne kadar gerçek varsa,
artık piyasa değeridir, maldır, alınır ve satılır.

Medya, gerçeği satın alır, üretir, değiştirir, pazarlar, ortadan kaldırır, gizler,
bozar, gerçekle ilgili her imalatı yapar. Bu anlamda medya, gerçeğin kendisini bir
endüstri ürünü haline getirmiştir ve pazarlamaktadır.

Bu olay, özel mülkiyet sisteminin doruğudur, bireyciliğin en büyük fethidir.

Herhangi bir holding, herhangi bir banka veya özel girişim, istediği gerçeği
satın alabilir, mülkiyetine geçirebilir. Mülkiyet kutsal değil mi? 1982 Anayasası dahil,
bütün çağdaş anayasalarda böyle yazmıyor mu? O halde her holding, kendi
mülkiyetindeki gerçeği, ister kasasına gizler, ister hisse senetleri çıkarıp satar, isterse,
şöminesine atıp yakar. Satın alma gücü düşük olanlar, gerçekleri satın alamazlar.
Onlar ancak medya aracılığıyla piyasaya sürülen gerçekleri tüketebilirler. Çağımızda
herkesin bir çek defteri olmadığı gibi, herkesin bir Macit’i de yoktur ki, onu
otomobillendirsin! İletişim çağında kadınlar için en iyi çözüm, bir Macit bulabilmektir.

Medya gerçeği değiştirme patentini de satabilir. Örneğin, dünya piyasasında
gücünüz varsa, Körfez Savaşı sırasında, İspanya kıyısında ölen ördekleri Basra Körfezi
örneğine dönüştürebilirsiniz. Ördek yine ördektir, ama medyanın gücüyle Atlas
okyanusundan Hint okyanusuna kadar uçabilmiştir. Şu örnek de verilebilir: Diyelim
Romanya da Bush ve Gorbaçov ortaklığı bir askeri darbe tezgâhladı. Medya
sayesinde bu askeri darbeyi, bir halk hareketine dönüştürmeniz mümkün olmaktadır.
Yapılan iş büyüktür, fakat bütün bunların maliyeti birkaç bobin kâğıt, birkaç şişe
mürekkep veya birkaç kaset TV filmidir, o kadar.

Gerçek isterse çelikten olsun, medyanın hareketi onu eritebilir. Medya,
Tevrat’taki Samson’dan ve kurgufılmlerdeki Süpermen’den daha güçlüdür, istediği
gerçeği istediğiniz boyutlarda eğebilir, bükebilir, katlayabilir, parçalayabilir. Örneğin,
Lenin’i bir “Alman ajanı”, Stalin’i “Hitler’den daha dehşetli ve kanlı bir diktatör”, Mao
Zedung’u “yüzlerce cariyesi olan bir seks manyağı” haline getirebilir.

Medya isterse, sıradan insanlarımızı bir tanrı gibi çarpar. Evinin kapısından çıkan
bir genç kızı randevu evinde basılmış bir hayat kadını, Türkiye’ye arkeolojik araştırma
için gelmiş bir yabancıyı “kuvvetli Türk erkeğini arayan Helga”ya dönüştürebilir.
Asparagas deniyor, Türk medyasının dünya medyasına önemli bir katkısıdır.

Hamdolsun Yaratan ve Bağışlayan Medyaya

Sözün kısası, sermaye medyası, biz piyasa kullarının yeni efendisidir, rabbimizdir.
Hamdolsun ona, bizleri beyaz camlara pırıltıyla bakan üstün zekâlılar sürüsüne, patron
ordusuna çevirmiştir. Rahman ve rahim olan odur ki, bizi her türlü özgürlük ve
yaratıcılıktan bağışlamıştır. Biz, yalnızca ona kulluk ederiz ve yalnız ondan medet
umarız. Bizi insanca olan bütün saçmalıklardan kurtarmıştır. Doğru yolu ancak o
gösterir. Bizi gazaba uğramış ve sapmışların yolu olan Komünizmden o korur.

Onun kudretini inkâr eden vahşiler yok değildir. Örneğin, Güney Amerika’nın
Ant Dağlarındaki ve Avusturalya’daki yerliler. “Onlara: İnsanların iman ettiği gibi siz de
(madyaya) iman edin, denildiği vakit; ‘Biz hiç sefihlerin, akılsız ve ahmak kişilerin iman
ettikleri gibi iman eder miyiz!’ derler. Biliniz ki, sefihler ancak kendileridir, fakat bunu
bilmezler.” (Bakara, 13)

Yine onlar gibi münafık ve inkârcılar vardır ki, komünistlerdir. “Onların durumu
karanlık gecede ateş yakan kimse misalidir. O ateş yanıp da etrafını aydınlattığı
anda, (medya) hemen onların aydınlığını giderir ve onları karanlık içinde bırakır.”
(Bakara, 17). Çünkü Medya’nın Terörle Mücadele Yasası vardır. Medya, yalnız
piyasanın değil devletin medyasıdır.

Medya’nın imal ettiği ‘özgür bireye’, “yabancılaşma” falan diyenler, işte o
külüstür kafalı komünistlerdir. Tüketici anketlerinin hiçbir kategorisine girmeyecek
kadar çağdışıdırlar, piyasa dışıdırlar, vahşidirler, basittirler, kullanışsızdırlar, satılamaz ve
satın alınamazlar. İşte o inkârcılar, o gafiller ve o isyancılar, bugün her parfümü üreten
bir endüstrinin mallarına, gül kokusu ve çam kokusuyla rekabet etmeye kalkıyorlar.

Paylaş: