KEMAL TEKİN YAZDI: FATİH YAŞLI’NIN LİSE ANILARI VE ANTİEMPERYALİZM

KEMAL TEKİN YAZDI: FATİH YAŞLI’NIN LİSE ANILARI VE ANTİEMPERYALİZM

Kemal Tekin
Yeni Şafak Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Karagül “Amerika Türkiye’yi kuşatıyor! PYD’ye müdahale edilmeli..” başlıklı yazısında  (19.08.2016, Yeni Şafak) emperyalizmin Türkiye’yi tecrit edip adım adım kuşatmasına, iç savaş ve devamında gelebilecek silahlı müdahaleye, toplam olarak da bir bölünme ve parçalanma sürecine dikkat çekiyordu. Karagül emperyalizmi, dünyadan biraz haberi olan birinin itiraz edemeyeceği netlikte, kaynağını ve başat yönelimini göstererek somut bir şekilde sergiliyor. Özetle, ‘bu tehdide uygun konumlanalım’ diyor. Uzunca bir süredir, özellikle de 15 Temmuz’dan bu yana dozu artan bir şekilde sağ kitlelerde emperyalizm karşıtlığını körükleyen AKP medyasının düşünsel mihveri olan Yeni Şafak gazetesi daha çok AKP teşkilatlarına, sağın görece eğitimli, bir düzeyde örgütlü kesimlerine seslenen bir gazete.

Sağcılar -istediğimiz kadar adına başka bir şey diyelim, niyetleri başka diyelim- son tahlilde emperyalizmi sorgularken, bir kısım solcu (bir kısım dediysek Vatan Partisi hariç neredeyse tamamı!) antiemperyalizme dair ne yapıyor?

Hiçbir şey!

Antiemperyalizm, bu tür solcuların gündemine sadece bir şekilde giriyor, o da Aydınlıkçılara, ulusalcılara “antiemperyalizm öyle olmaz, böyle olmalı” türünden “ders” vermek istediklerinde.

Gerçekten bu papazların kendileri ya da itibarlı sayıldıkları o küçük mahalle ne yapıyor antiemperyalizme dair?

Görülen şu ki; emperyalizm Türkiye’ye çullanırken bu mahallenin son 2-3 senede kendini sadece mizah yapmaya adadığı. Bunun, emperyalizmin Türkiye’yle kanlı bir mücadele dönemine denk gelmesi şanssızlık oldu tabi.

O mahallenin bir başka şanssızlığı da antiemperyalizmi tartışacak birilerini kendi içinde bulamaması. Bu konuda fikri bakımdan müşterek olduklarından mı? Hayır, antiemperyalizm çoktan o mahalledeki herkesin lügatinden çıktığı için. İçinde bulundukları çoraklıkta antiemperyalizm hakkında tartışmak için bile bir Aydınlıkçıya muhtaç hale geldiklerinin farkında değiller.

O mahalleden örnek bir yazı: “Biri anti-emperyalizm mi dedi?”, Fatih Yaşlı, 17.08.2016, Birgün. (http://www.birgun.net/haber-detay/biri-anti-emperyalizm-mi-dedi-124433.html)

Evet, ne yazık ki “biri” hala antiemperyalizm diyor. Hatta, demek ne kelime, rahatlarını bozacak şekilde bas bas bağırıyor. Sorun şu ki; bunu sadece “biri” diyor. İşte o “biri” işin en kolayına kaçıp, ekonomik indirgemecilikle sakatlanmış, siyasallığı zımparalanmış emperyalizm çözümlemeleriyle emperyalizmin Türkiye’nin kafasına dayadığı tabancayı gizlemiyor.

Ekonomist ya da siyasallığı zımparalanmış emperyalizm çözümlemesi derken neyi kastediyoruz?

“Lenin öncesinde daha çok iktisadi bir olgu olan yani; gelişmiş kapitalist ülkelerde tekellerin oluşması, büyük bir üretim fazlası oluşması, bunun mali sermaye olarak kapitalizmin çevre ülkelerine ihracı emperyalizmin ekonomist tahlilidir. Lenin ise yeni sınıf ilişkilerinden hareketle bu ekonomist tahlilden bir devrim teorisi üretti. Devrim, bundan böyle proletarya-burjuvazi çelişmesinin ürünü olmayacaktı. Devrim odağı, gelişmiş kapitalist ülkelerden Ezilen Dünyaya kayıyordu. Devrim, emperyalizm ile ülke/millet arasındaki çelişmenin çözülmesiydi artık. Emperyalizmin ekonomisi içine sıkışanlar bu süreci göremezdi. Lenin, onlardan “Marksizmin karikatürü” diye söz etti. Emperyalizm, yalnız tekelci sermaye sistemi değil, büyük devletler arasında dünya hegemonyası için savaşlara varan bir rekabet sistemiydi. Emperyalist devletlerin azami sömürü eğilimi, Ezilen Dünya ülkelerini devletsiz bırakmaya yönelikti. Milli devletler, emperyalizm karşısında engel oluşturuyorlardı. Bu koşullarda Ezen Milletler ile Ezilen Milletler arasındaki mücadele, çağımızda sınıf mücadelesinin uluslararası biçimiydi. Vatansız olan sermayeye karşı emeği savunmak, vatanı savunmakla birdi. Rusya’dan başlayarak bütün devrimler vatan savunmasıyla örtüştü.” (“21. Yüzyılda Lenin”, Doğu Perinçek, 13.01.2014, Aydınlık.)

Emperyalizmi sadece iktisadi bir mekanizma olarak ele alan görüş, ABD’nin Vietnam saldırısının bereketli pirinç tarlaları için yapıldığını savunmuştu. Oysa ABD pirincin değil, sonradan dahil olduğu emperyalistler arasında öne atılmanın, dünyanın yeni jandarması olduğunu kabul ettirmenin, ulusal kurtuluş savaşları ve sosyalist yönetimleri daha en başından ezmenin peşindeydi. Emperyalizme ilişkin sorunlu bakış şimdi de, devleti dağıtmayı ülkeyi parçalamayı hedefleyen emperyalizmin silahlı saldırısını, buna bağlı olarak ortaya çıkan durumu ve olanakları görmezden gelerek AKP’nin özelleştirme listesini sıralıyor.

Bu beyhude çabayı, sanki birileri AKP’yi antiemperyalist ilan etmiş de, aslında AKP’nin antiemperyalist olmadığını ispatlamak için harcıyor. Gölge boksu kolay geliyor tabi. Ama şu da bir gerçek, Yeni Şafak’ın AKP’li yazarının emperyalizm kavrayışı Fatih Yaşlı’nın yavan ekonomizminden daha ileri. Ayrıca, daha dürüst, çünkü kendisine ve taraftarlarına açıkça yön gösterip, mücadele hattı çiziyor ve gerektirdiği şekilde pozisyon alıyor. Örneğin, emperyalizmin PYD’li eşeklerinden bahsetmemek için özelleştirme listesi sıralamıyor.

Emperyalizm ile Türkiye arasında en kızgın siyasal mücadele alanlarında üç maymunu oynayıp, bunun bahanesi olarak da “efendim, zaten Türkiye’de emek sömürüsü var, özelleştirme yapılıyor, patronlara da kaynak aktarılıyor, sizinki gibi antiemperyalizm olmaz” türünden itirazlara ikamet ettikleri küçük mahallede müşteri bulunabilir. Fakat, kamuculuğu, laikliği on yıllardır emperyalizme karşı mücadele temelinde ele alan, bu anlamda gözünü budaktan sakınmayan ve dost düşman herkesin hakkını teslim etmek zorunda kaldığı “biri” pek itibar etmeyecektir.

Kamuculuk da, laiklik de antiemperyalist mücadele alanlarından kaçmak için kullanılsın diye icat edilmiş şeyler değildir. O küçük mahallenin, laikliği; “halkı ilgilendirmeyen devlet içi bir kapışma” saydığı günlerde Vatan Partisi tek başına “Batı destekli irtica”ya karşı mücadele ediyordu. Özelleştirmeler Türkiye’nin gündemine ilk geldiğinde Vatan Partisi, “özelleştirme değil kamulaştırma” diyordu. Sonralarda Birgün gazetesinde köşe yazarları olanlar ise o sırada “patron ha devlet olmuş, ha Sabancı olmuş, ne farkeder?” diyordu. Emperyalist gladyonun Türkiye şubesi olan Cemaat’e karşı Silivri önlerinde meydan savaşı verilirken izleme pozisyonuna geçenler hiçbir katkı vermedikleri bu kıyasıya mücadele sayesinde Cemaat’in defteri dürülünce lise hatıralarını anlatma fırsatı bulabildiler. Bunları neden sıralıyoruz? Boy ölçüşmeyelim, tadımız kaçmasın demek ya da basitçe böbürlenmek için değil elbette.

Emperyalizm ile Türkiye arasındaki (hatta genel olarak bölgemiz arasındaki) en kızgın mücadele alanları diyorduk. Emperyalizmin bu alanlarda koçbaşı olarak kullandığı aktörlere karşı mücadelede yoklar. Ama ahkâm kesmede varlar. Hep bir bahaneleri var, kâh “saray savaşı” diyorlar, kâh “başkanlık oyunu” diyorlar, kâh “özelleştirme var” diyorlar. Türk Tarih Kurumu’nun binasını satmak bir yana, emperyalizm Türkiye’yi toptan özelleştirme peşinde, ihalesiz, silahlı ve kanlı bir özelleştirme. Buyurun, emperyalizmle dövüşecek koskoca bir minder size. Cevap: “Iııı, ben almayayım. Türk Tarih Kurumu özelleşiyor çünkü.” Emperyalizmin bu bölgedeki en aşağılık taşeronu olan PKK/PYD’ye karşı kalem bile oynatamıyorlar ya da emperyalizmin Türkiye’yi ve Ortadoğu ülkelerini parçalama projesi olan özerklik, kantonlaşma hakkında anlamlı suskunluklarını koruyorlar. Konuştuklarında da “kan akmasın, müzakere yapılsın” türünden Amerikan projelerini pazarlıyorlar. Çünkü o küçük mahalledeki bireysel menfaatler, kimsenin PKK’ya gıkını çıkarmaması üzerine kurulu. Antiemperyalizm dersi verenler bunlar işte!

Aynı mahallede oturdukları liberallere akşam sabah küfredip, bir yandan da onların tezlerini savunarak kime, neyi ispatlamaya çalışıyorlar bilmiyoruz ama Fatih Yaşlı’nın ilgili yazısındaki fikirlerin büyük ölçüde Birgün’ün eski yazarı Ufuk Uras’tan devralındığını kendi gözleriyle görmek isteyenler Ufuk Uras’ın “Kurtuluş Savaşı’nda Sol” kitabını inceleyebilirler.

Vatan Partisi kamuculuğu da, laikliği de bağımsızlıkçılık temelinde örgütleyen bütünlüklü bir mücadele veriyor. Birbiriyle iç içe geçmiş süreçlerde çelişmeleri çözecek esas çelişmenin ve bu çelişmenin yönünün belirlenmesi kritiktir. Somut olarak, bugün kamuculuğu ve laikliği ancak bağımsız, emperyalizmin bölme parçalama müdahalelerini alt etmiş güçlü bir ulus devletle inşa edebilirsiniz. Bu zorunlu bir ön koşuldur. Arabayı atın önüne koşanlar yol alamazlar.

Kurtuluş Savaşı’na sırt çevirip grev bildirisi dağıtan Türkiye’li sosyalistlerin mazereti vardı, tarihsel deneyimleri, bilgileri sınırlıydı. Irak’ta Amerikan işgalcilerini selamlayan Komünistlere de mazeret bulunabilir. Çok zorlanırsa, Suriye tarihindeki en büyük neoliberal hamlelere liderlik eden, üstüne bir de özelleştirmeler yapan, halkın büyük bir kesiminin yoksullaşmasına neden olan Beşar Esad’a karşı mücadeleyi esas alarak işgalci emperyalizmin yedeğine düşen bir kısım Suriye soluna da bir mazeret bulunabilir. Ama onca örnek ve ülkemize ve halkımıza biçtikleri kanlı gelecek boylu boyunca ortada duruyorken emperyalizmin piyonları karşısında kafasını usulce kuma gömüp, özelleştirme listesi sıralamak için kumdan çıkaranları tarih sadece ahmak hanesine yazmayacak.

 

oncugenclik.org.tr, 21.08.2016

Paylaş: