KOMÜN’DEN BUGÜNE MİLLİYETÇİLİK VE SOSYALİZM EL ELE!

KOMÜN’DEN BUGÜNE MİLLİYETÇİLİK VE SOSYALİZM EL ELE!

 Berke Berkil , Öncü Gençlik GYK Üyesi ve İstanbul İl Başkanı

Emrah Zorba, Öncü Gençlik Ankara Üyesi

Türkiye’de 150 yıllık vatan ve hürriyet geleneğinin temellerini atan devrimcilerin başında gelir Namık Kemal. Fikirleri, yazıları ve şiirleri ile vatanın “bağrına dayanan hançerden” nasıl kurtulacağına dair çözümler üretmeye çalışmıştır. Padişahın arsasına vatan demiş bu uğurda sürgünü göze almıştır. Hakikat işçisidir Namık Kemal. Hakikat kul değil fert olmak olduğu için en gür sesi ile bağırmıştır. Doğumunun 178. Yıl dönümünde saygıyla andığımız büyük Türk devrimcisi Namık Kemal Fransa’da yaşadığı yıllarda arkadaşları ile birlikte çıkardığı çeşitli gazetelerde yazılar yazdı. Bu yazılardan bir tanesi de Avrupa’yı kasıp kavuran sosyalizm rüzgârlarının olduğu bir dönemde -Paris Komünü’nün gerçekleştiği zamanlarda- yazılmıştı. O dönemki adıyla İbret Gazetesi’nde kendisi gibi bir Jön Türk olan ve Paris Komünü’nde yer alan Reşat Bey’in Komün’e ilişkin yazıları yayınlanmaktadır. [i]Bu yazılara Beyoğlu’nda çıkan Fransız “Phare du Bosphore” gazetesinden iftiralarla dolu bir cevap gelince Namık Kemal Reşat Bey ile İbret gazetesinde bir yazı kaleme alırlar. Yazıyı Dergâh Yayınları’ndan basılan Namık Kemal, Osmanlı Modernleşmesinin Esasları (Bütün Eserleri 1) kitabında bulabiliriz.[ii] Aşağıda yazının günümüz Türkçesine çevrilmiş halini yayınlıyoruz:

İTİRAZ

            Phare du Bosphore 20 Haziran tarihli sayısında Osmanlı gazetelerine dair yayımladığı bir yazıda birimizin vatanda bulunan Müslümanların, Milli Eğitim Bakanlığınca fazlasıyla ihmal edildiğinden ve hâlbuki diğer topluluklar ile yardımlaşarak hem de dinleri içinde terbiye ve marifeti yüksek bir dereceye ulaştıklarına dair hiç yayımlanmamış bir gazete yazısından övgüyle bahseder.

Diğerimizin komün yandaşı olarak yayımladığı bir gazete yazısına bazı taşlamalar da ekleyerek, sonuç olarak burada basılan Fransızca gazetelerden birinin “Fransa ve Rusya arasında imzalanan teslimiyet antlaşması esası üzerine ve Osmanlı İmparatorluğu’nun mahvolmasını gerektirecek biçimde bir ittifak meydana gelmesi” tavsiyesine dair yayımladığı bir gazete yazısını, güya tercüme ettiğimizi tutturarak bu konuda bizi şaşırtmıştır.

        Her şeyden evvel Phare du Bosphore’u şununla uyarıyoruz ki sakınsın, çevirmenlerine güvenmesin. Çünkü yazarları Fransızca yazabildiği kadar olsun, Türkçe anlayamıyorlar. Yazarlarının yazdığı şeyler üzerinde yeterince çalışılırsa ve farz edelim genel düşüncede hata olmadan içlerindeki kelimeler, anlatımların benzediği kelimelerle değiştirilirse yalan yanlış bir anlam ifade edebilir. Fakat çevirmenleri sırf kuruntulardan bahsediyorlar, hiç söz anlamıyorlar. Biz hiçbir zaman hiçbir yerde burada bulunan Müslüman olmayan toplulukların terbiye ve marifette yüksek bir mertebeye değil sıradan bir mertebeye bile ulaştığından bahsetmedik. Bilakis onların da eğitim nimetinden yoksun olmasını ve bizden bir farkları olmadığını anlamak ve görmekten dolayı daima üzgünüz.

     Bir topluluğun tutalım ki birkaç kıymetsiz mektebi olsun da binde birinin okunur okunmaz derecede adını yazmaya, yüz binde birinin okuduğu gazeteyi yalan yanlış anlamaya gücü yetsin, bu durumun başka bir topluluğa teşvik örneği olarak gösterilmesi nasıl mümkün olabilir?           

    Komün yandaşlığı hakkındaki gazete yazısına gelince, İbret’te onların mesleklerinde doğruluktan ve üstlerine atılan iftiralardan aklanmasına dair iki buçuk sütuna kadar delil gösterilmiş idi.

Phare du Bosphore ise -Mösyö Thiers dahi o görüşte olduğundan mıdır nedir?- yalnız komün taraftarlarının seçtikleri yolun haksız olmadığından bahsediyor.

Yalnız bir takım devlet binalarının onların bazı çocukları tarafından yakıldığı erkek ve kadın bir takım jurnalcilerin itirafıyla ispatlandığını söylüyor.

         Phare du Bosphore’un İstanbul’da çıkan gazetelerden bilgi almakta gösterdiği ustalığa bakılırsa Avrupa’da geçen olaylardan haberdar olmasından pek de emin olamıyoruz. Bundan dolayı kendisini uyarırız ki bahsettiği makalenin yazarı, daha Versaylıların zulüm silahıyla dökülen kanlar sokaklarda akar iken Paris’te idi. Mahkemelerde komün taraftarını suçlayan ve savunan avukatları değildi. İki tarafın düşüncelerini gerekli gören gazeteleri okudu. Fransız subayları adını kullananların düşman tarafında gösterdikleri alçaklığın acısını bugün vatan evladından çıkarmak isteyenlerin merhamette, doğrulukta ne mertebeye eriştiklerini layıkıyla gördü. Bundan dolayı bunların düşman olarak, komünlere bağlı oldukları ithamının yanında filan şöyle yapmış filan bunu itiraf ediyor yollu atılan iftiralara inanamaz.

      Versay’ın her bir kötülükten kaçınmayan casuslarıyla bilinen Cizvit güruhu meydanda iken, insanlık âleminin iyileşmesini maksat edinmiş ve bu maksat uğruna canını feda etmeyi göze almış olan bu kadar bilgili insanlara “jurnalci” gibi çirkin bir kelimeyi hiç bir vakit yöneltemez.

Yine tekrar ederiz ki komün taraftarı daireleri tahrip etmek isteseler idi ellerinde bulunan kalelerin toplarıyla iki saat içinde her yeri mahvetmeye güçleri yeterdi. Zannımızca halka göre fayda, her şeyin doğrusunu bilmektedir. Bundan dolayı önceki kısımda o kadar açıklamaya girişmiyor ve bunun dersine çalışmamaktan, etraflıca düşünmemekten ileri geldiğini Phare du Bosphore’a anımsatıyoruz.

            Şurasını unutmayalım, bir vakit Rusya ile Fransa’nın Tilsit Antlaşması esası üzerine veyahut başka bir yolda ittifakını tavsiye edecek asla ve asla hiçbir gazeteden hiçbir kısım tercüme etmedik. Hiçbir zaman medeniyetin gelişimine bu kadar hizmeti görülen Fransa’yı her ne maksat için olur ise olsun daha Rusya gibi medeniyetin gerisinde kalmış bir devletin korumasına muhtaç görmek istemedik.

            Phare du Bosphore’un şurasını bilmesi gerekir ki ürettiği fikirleri herkesin gözü önünde olan bir gazeteye (İbret) bu kadar iftira etmek nezaketsizliktir.

                        Reşad-Kemal “Reddiye”, İbret, No:8, 18 Rebiulahır 1289/12 Haziran 1288

            Türkiye’de 150 yıldır yürüyen vatan ve hürriyet mücadelemizi tarihsel kökleriyle anlamak istiyorsak bu gazete yazısındaki tutumu kavramak gerekmektedir. O tarihlerde Jön Türk fedailerinin yazılarında milliyetçilik ile sosyalizm iç içe bulunmaktadır. O Jön Türk Fedailerinden Mehmet, Reşat, Nuri Beyler Paris Komünü’nde yer alıyor; şehrin savunulmasına katkıda bulunuyorlardı. Gazetelerinde sosyalizmin değerlerini ve Paris Komünü’nü hararetli şekilde savunuyorlardı.

            Namık Kemal ise o geleneğin liderlerinden birisi olarak Reddiye yazısında da görüldüğü üzere Paris Komünü’nde yer alan insanların insanlık uğruna canını fedayı göze almış olduklarını ifade etmiştir. Cerrahoğlu’nun Türkiye’de Sosyalizmin Tarihine Katkı adlı eserinde bu yazıdan bahsederek “Görülüyor ki, Namık Kemal’in komün karşısındaki ideolojik durumu, faraza bir Mazzini’yle kıyasla çok ilgilidir. Namık Kemal (büyük demokrat) Mazzini gibi, sadece yermekle yetinmiyor; onun savunmasını yapıyor ve böylece ileri fikirleri savunan Avrupalı yazarın ve en ünlü sosyalistlerin safına katılmış oluyor.”[iii]

            İşte Namık Kemal ile başlayan bu tavır, kendilerinden sonraki vatanseverler için de geçerlidir. Hüseyinzade Ali Turan Beylerden, Yusuf Akçuralara, Gaspıralı İsmaillere ve Mahmut Esat Bozkurtlara kadar dönemin vatanseverleri sosyalizmden ve sosyalist liderlerden kuvvetle etkilenmiştir.  Bu sebeptendir ki Atatürk’ün hislerinin babası olan Namık Kemal’le başlayan bu tavır Mustafa Kemal’in kurduğu yeni cumhuriyetin kuruluş ilkelerinde kendimi göstermiştir.

            Namık Kemal’i anlamak Türkiye’de sosyalizm ile milliyetçiliğin aynı yatakta vücut bulduğu mücadeleyi anlamaktır. Paris Komünü’nden beri Türkiye’de vatan ve hürriyet için sosyalizm ve milliyetçilik el ele, omuz omuza mücadele etmelidir.

KAYNAKÇA:

[i]              İbret Gazetesi, No.3, Ta. 5.6.1288, “ Devâir-i Belediye Tarafdârânı”

[ii]              Namık Kemal Osmanlı Modernleşmesinin Esasları, Dergah Yayınları s.67-68-69

[iii]             Cerrahoğlu,Türkiye’de Sosyalizmin Tarihine Katkı, s.283

oncugenclik.org.tr, 26.12.2018

Paylaş: