ÖZGÜR BURSALI YAZDI: ÇOK SESLİ “ÖZEL” KORO VE HULUSİ AKAR

ÖZGÜR BURSALI YAZDI: ÇOK SESLİ “ÖZEL” KORO VE HULUSİ AKAR

Özgür Bursalı, Öncü Gençlik Genel Başkanı

Büyük kırılma dönemleri bir bakıma turnusol kağıdıdır. Bu olağanüstü dönemlerde alınan tavır, söylenen söz, atılan adım, yaşanacak olası kırılma anındaki tavrın erken habercisidir. Hesabını yaparsın, olası senaryoyu çıkarırsın, stratejik hattını kurarsın ve en nihayetinde yaptığın veya ıspatlamaya çalıştığın teorinin eylemi için kolları sıvarsın.

Büyük kırılma dönemleri bir bakıma turnusol kağıdıdır. Bu olağanüstü dönemlerde alınan tavır, söylenen söz, atılan adım, yaşanacak olası kırılma anındaki tavrın erken habercisidir. Hesabını yaparsın, olası senaryoyu çıkarırsın, stratejik hattını kurarsın ve en nihayetinde yaptığın veya ıspatlamaya çalıştığın teorinin eylemi için kolları sıvarsın.

Türkiye Cumhuriyeti, ordusuyla, milletiyle, kurumlarıyla ve bütün dinamikleriyle ABD ve çırpınan kara gücü PKK ile son düzlükte, eylemli bir savaşın içerisine çoktan girmiştir. 24 Temmuz 2015 sabahında PKK’nın sığınaklarında, cephaneliklerinde patlayan top sesleri, geri dönüşü mümkün olmayacak yeni bir sürecin başlangıcı ve büyük kırılmanın önemli bir kavşağı olarak tarihe geçmişti. Hesaplaşma takvimi başlamıştı ve savaş artık meydandaydı. Hendek savaşları, 15 Temmuz Darbe girişimi, Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı operasyonları… 2018’i tüketiyoruz. Artık kafa karışıklığı yok, sahada tartışma bitti ve saflar belirlendi. Türkiye cephesinde TSK’nın mevzisinde Mehmetçik olanlar ya da ABD tanklarının içinde, Münbiç’teki üslerin koridorlarında, Pentagon’un dehlizlerinde ya da uzağa gitmeyelim, TBMM’de Türkiye’ye karşı örtülü veya açıktan fırsat kollayıp düşmanlık yapanlar…

18 Aralık 2018 günü, Meclis Genel Kurulu’nda, Hulusi Akar, Özgür Özel ve diğer milletvekilleri arasında yaşanan tartışmayı bu açıdan inceleyeceğiz.

ÇOK SESLİ ‘ÖZEL’ KORO

Büyük hesaplaşma sürecinde gerçekleşen bütün hamlelerde, özellike TSK’nın yürüteceği operasyonların hemen öncesinde aşina olduğumuz çeşitli sesler belirmeye başlar. “Özel” bir korodur bu. Müthiş bir ahenkle, başlar türküye! Sesin ulaşacağı yer planlıdır. Nota defterine yazılan sözlerin merkezi bellidir ve sabittir. Kimisi sinsidir, stratejik hesapların merkezi planındadır. Kimisi de pusulasını kaybetmiştir ve savrulduğu rüzgarla kendisini bu koronun içinde bulmuştur. Koro üyeleri her ne kadar görünüşte aynı renkten olmasa da, türkü bir başladı mı o uyum hepsini birleştirir, gerisi artık tamamen teferruattır.

Amaç ortaktır; Türkiye’nin diz çökmesi, Türk Ordusunun zaafa uğraması ve başarısızlığı, cephedeki Mehmetçiğin motivasyonunun kırılması, dünyaya demokrasi ve insan haklarıcılık taslanarak, stratejik ortaklarının ya da efendilerinin elinin rahatlatılması…

Kaderleri birdir. Ya Türkiye içine girdiği büyük savaştan başarıyla çıkacaktır, ya da başka bir projeye teslim olacaktır. Koro, teslimiyetin pususundadır. Stratejik olarak konumu buradadır ve bütün kişisel hesaplar bu denkleme göre planlanmaktadır.

Çarpıktır. Ne kadar çarpık olabilirse, o kadar çarpıktır. PKK’nın meclis kanadı HDP’nin yöneticilerinden, yıllarını orduda geçirmiş bazı askerlere, FETÖ firarisi tiplerden, CHP yöneticilerine, tarikat rantçılarından neoliberal solculara kadar hiçbenzemezlerin, Türk Ordusu karşıtlığında bir araya gelebilmesidir.

Şimdi bu “Özelleşen” koro üyelerine ve hedefine kısaca bir göz atalım.

ÖZGÜR ÖZEL…

Bugünlerde en ateşli olanlardan… Fırat’ın doğusuna yapılacak operasyondan öyle rahatsız ki, sesi kısılıncaya kadar, yüzündeki damarlar nerdeyse çatlayıncaya kadar, en detone haliyle meclisten bağırıp çağırıyor. Son zamanlarda gösterdiği performans manidar. Geleceğe yönelik bir yatırım ve ciddi bir proje olduğu, bugünkü tavrından rahatlıkla anlaşılabilir. Kaldı ki Özgür Özel’in bu konuda sicili “zengindir.” Dün hararetle meclis kürsüsünden argümanlar sallayan Özel, çok değil 6 ay önce, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ı açıkça CHP’nin Cumhurbaşkanı yardımcılığına önermiştir… PKK’yı hükümete taşıma önerisi dahi, Meclis’te yaşanan kavganın detaylarında boğulmadan en net foroğrafı önümüze sermiyor mu? Ya da aynı Özel, Haziran ayında Kandil operasyonu gündeme geldiğinde, “Herkes biliyor ki Kandil’de PKK unsurları kalmamıştır.” diyebilmiştir. Kandil’de PKK unsurunun olmadığını iddia edecek bir savunma refleksi, sıradan bir bilgi yanlışı ya da dil sürçmesiyle açıklanamaz elbette. Liste uzar… Ancak son olarak bu denkleme HDP ile yerel seçimde “gönül ittifakını” da ekleyin, toplayın, çıkarın, bölün, eşittir Hulusi Akar – Özgür Özel tartışması… Saflaşma açıktır. Yani mesele Hulusi Akar değildir. Milli Savunma Bakanlığı bütçesi hiç değildir…

VELİ AĞBABA…

As solistin hemen yanındaydı Meclis tartışmasında. Koronun yedeklerinden. Bu sefer ona ekranda görünmekten başka bir ekmek çıkmadı. Mikrofona uzanamadı, Özgür Özel köşeyi kapmıştı. Kameralara hararetli pozlar keserek Hulusi Akar’a kenardan bir kamyon laf söyleyenlerden. Meclis kürsülerini laf sokma, “kapak yapma”, şov yapma kürsüsü olarak görüp, çok çalıştığı konuşmalarına binlerce lira sponsorlu reklam vererek CHP’nin kaotik denkleminde yarışmaya çalışan bir vekil. Kendisini HDP yöneticilerine şafak operasyonu yapıldığında, herkesten önce kameraların karşısına geçip, “bu operasyonlar vahimdir, Türkiye’nin yararına değildir” sözleriyle hatırlıyoruz. Tablo açık.

MEHMET ALİ ÇELEBİ…

Koronun genç üyelerinden. Kumpas süreci bitince soluğu milletvekili olarak meclis kürsülerinde alan Çelebi diğerlerinden farklı… Hulusi Akar’ın Hasdal’ı ziyaret ettiğini istemeyerek kabul etse de, topu taca atıp, “tamam öyle yaptınız ama şunları şunları da yapmadınız” yollu, açıklamarıyla Koronun türküsüne yetişmiştir. Zor… Hem TSK’nın bir mensubu olacaksın, hem FETÖ kumpasının mağduru olacaksın, hem de bugün kendini cezaevine yollayan kalemlerle aynı cepheye düşeceksin… Türk Ordusuna yarım ağızla sahip çıkıp, ceylan derisi koltuklardan cephedeki Mehmetçiğin motivasyonuna ve hedefine karşı, mecliste yaşanan tartışmalarla payanda olacaksın… İlk bakışta bir paradoks gibi gözükse de durum çok basit. Bir kez stratejik tercih yapıldı mı, gerisi teferruat olur, geçmiş silinir, gelecek de toz pembe kariyer basamaklarıyla tırmanacağın güzel bir rüya oluverir. Durup durup paylaşılan Ergenekon davasındaki savunma görüntüleri de en fazla Atatürkçüleri, vatanseverleri havuzlamak için sıkı bir propaganda aracı olur… Vatan uğruna giyilen üniforma çoktan unutulmuştur. Artık şık takım elbiselerle, mevcut siyasi iklimin içerisinde, Atlantik’ten esen rüzgarı kuvvetlendirmek üzere özel bir konumun vardır.

ALİ TÜRKŞEN…

İYİ Parti’de hesapları tutturamayan ve erken sonlanan siyasi kariyerinden sonra, aslında korodan hiç çıkmadığını gösterircesine yeniden sahalara döndü… E fazla da uzak kalamazdı. Hazır “uzman ve kahraman” olduğu bir konu da vardı, mutlaka bir şeyler söylemeliydi. Genel Başkanı Meral Akşener’in Afrin harekatına “tosuncuk” yollama projesi tutmasa da, bu kez Fırat’ın doğusu için yerni bir anti-formül üretilebilirdi… OdaTv’ye yazdığı yazıda Hulusi Akar’a, “Sen Sn. Özgür Özel’in nasıl grup başkanvekili olduğunu sorgulayacağına, sen önce emrindeki emir subayı tarafından boynuna kement takıldıktan sonra nasıl Genelkurmay Başkanı yapmaya devam edebildiğini sorgula bence” ifadelerini kullanıyor. Gözünü CHP’den herhangi bir belediye başkanlığına mı dikti bilinmez. Ancak Türkşen öyle bastırıyor ki, neredeyse o kementi sıkan elleri görse, üstüne kapanacak! Sayın “Kardak kahramanı” Ali Türkşen, o gece FETÖ militanlarına karşı savaşan ve teslim olmayan bir komutanı, bugün yürüyen savaşta mevziye girmemenin dayanılmaz hafifliğiyle hedef alabiliyor. Mesele yine kement meselesi değil… Kementin sahibine çaresiz bağlanma meselesidir…

TÜRKER ERTÜRK…

Fırsat son zamanların moda alışveriş kavramı. Bolca var, kimse kaçırmıyor… Türker Ertürk, ise bu modayı TSK’ya yönelik psikolojik savaşın merkez mevzilerinde kendince yakalıyor ve başlıyor bozguncu türküsüne… Hulusi Akar’a kayık bile emanet etmeyeceğini söyleyen bu zat, Ergenekon kumpasından hemen 2 yıl sonra görevinden istifa ederek, paşa paşa yaşamıştır, yoluna bakmıştır. En kolayıdır. Cezaevi görmemiştir. Bedel ödememiştir. Buna rağmen içerisine girdiği kompleksler ve küçük duygular, onu bugün ordu düşmanlığına sürklemiştir. Selahattin Demirtaş’ın eline su dökemeyeceği, Saray Savaşı tezinin azılı bir savunucusudur. Koronun en çatlak sesidir. Hulusi Akar’ı hedef göstermeseydi, varlık nedenini yitirecekti. Kendi küçük dünyasında, bozgunculuk fırsatlarının pususunda çürümektedir.

AHMET YAVUZ…

Çok sesli koroda başlayan harekata Ahmet Yavuz Komutan da dahil oldu ve Bir asker kafasına tabanca dayansa da direnir ve vazifesini hatırlayarak, hayır demekle kalmaz, tabancayı dayayana yumruğu çakar ve gerekirse ölür!” ifadelerini kullandı. Tartışmanın bu derece bağlamından koparılarak, soyut ve olmayacak bir önerme üzerinden Hulusi Akar’ın hedef alınması yine kişiselleşen bir öfkenin, Türkiye gerçeklerinden kopuk bir yansıması olarak tezahür ediyor. Öyle ki, Hulusi Akar neredeyse o gece ölmediği için eleştiriye tutuluyor! Yüzeyselliğin, olgularla başa çıkamayacağını biliyoruz. Ancak, en hafif tabirle bu kadar komik ifadeler, sırf yazmak için yazılmış, bugünden azade, geçmişe fatura çıkaran akıl dışı bir manzarayı önümüze seriyor…

APOLETLER SÖKÜLEMEYİNCE…

Koronun hedefi mi? Hulusi Akar’la birlikte, Org. İsmail Metin Temel, Korg. Zekai Aksakallı’yı not etmezsek, eksik bırakırız. Çünkü bu isimler Afrin Operasyonu, İdlib Harekatı demektir, 15 Temmuz direnişi demektir… Suriye’deki oyununun bozulması, PKK-PYD Kantonlarının dağıtılması demektir. Türkiye’nin can güvenliği demektir. ABD’ye karşı fiili savaş demektir! En kritik opresyonların başındaki komutanlarımızın da sistemli bir şekilde yukarıdaki koro + HDP yöneticileri tarafından açıktan hedef alındığına hep birlikte tanık olduk… Muharrem İnce’nin İsmail Metin Temel Paşa’nın apoletini sökme tehditi, işte bu koronun ağzındaki bakladır. Apoletler sökülememiştir. Bütün rahatsızlık buradadır. 15 Temmuz’da Hulusi Akar birisinin istediği gibi o kementten kurtulamasaydı, teslim olsaydı, önündeki bildiriyi imzalasaydı, şüphesiz koronun da baş kahramanı ilan edilecekti!

TEREDDÜTSÜZ KENETLENECEĞİZ!

Türkiye bu beşbenzemez koronun çıkardığı sese teslim olacak bir ülke değildir. Birikimiyle, geleneğiyle, sürecin her aşamasındaki tavrıyla millet, bunların hepsini mahkum etmiştir. Çünkü savaş mevzisindeyiz. Savaş meydanında korku, riyakarlık, teslimiyetçilik olmaz. Mehmetçik, Fırat’ın doğusundan da çok yakında ses verecek. O ses bütün dünyada, yeniden kurulan dünyada şimdiden yankılanıyor. ABD’nin hegemonyasının çöktüğü, PKK’nın ezildiği, stratejik ve taşeron ortaklarının kaybettiği gerçeği, yarını belirleyecek yegane gerçektir. Telaş bundandır. Hulusi Akar’ın hedef alınması da bundandır. Ancak çare olmayacaktır. Savaş meydanında Mehmetçiğe ve komutanlarına kenetleneceğiz. Hulusi Akar’ın tereddütsüz yanında olmak, bozguncuları bozguna uğratmak içindir. Anlamsız ortaklıklar içinde ve kirli hesaplarla Türk ordusunu yıpratmak isteyenlerin karşısına dikilmek içindir. Kenetleneceğiz. Her alanda milletimizle kenetleneceğiz. Üniversitelerde gençliği kenetleyeceğiz. Mesele, o savaş meydanına çıkmak ya da çıkmamaktır. Meydanda korkular yoktur, tereddütler yoktur! Vatan Partisi savaş meydanında Mehmetçiktir, en öndedir. Tereddütsüzdür. Başaracağımıza eminiz, çünkü karar çoktan alınmıştır.

oncugenclik.org.tr, 19.12.2018

Paylaş: