Türkiye Komünist Partisi’nin Kurucu ve Önderlerinden Mustafa Suphi ve Arkadaşları

Türkiye Komünist Partisi’nin Kurucu ve Önderlerinden Mustafa Suphi ve Arkadaşları

İlknur KALAN TEORİ DERGİSİ – Şubat 1997

Türkiye Komünist Partisi’nin Kurucu ve Önderlerinden Mustafa Suphi ve Arkadaşları

Bir yanım Acem’den Çin den çevrilir
Bir yanım deryada çalkanır şimdi
(Mustafa Suphi ve yoldaşları için yakılan ağıttan)
Mustafa Suphi, Ekim Devrimi’nin Okulunda Yetişti
1883 yılında Giresun’da doğdu: İstanbul’da hukuk, Paris’te’ siyasal bilimler okudu 1910 yılında Osmanlı Ziraat Bankası üzerine hazırladığı, tezini verdi ve yurda döndü, iktisat doktorudur. O dönemde ekonomi üzerine söz söyleyebilecek az sayıda aydından biriydi.

1911 yılında Selanik’te toplanan İttihat ve Terakki Partisi kongresinin delegesiydi. Ancak, daha sonra İttihat ve Terakki diktatörlüğüne karşı mücadele etti, Milli Meşrutiyet Partisi’ni kurdu. Bu nedenle, 1913 yılında İttihatçılar tarafından Sinop’a sürüldü. 1914 yılında Sinop’tan bir balıkçı teknesiyle kaçarak Rusya’ya geçti.

Birinci Dünya Savaşı başlayınca, Mustafa Suphi de Çarlık yönetimi tarafından diğer Türklerle birlikte Urallar bölgesine sürgün edildi. Sürgün yıllarında Bolşeviklerle ve Türkiyeli devrimcilerle ilişki kurdu; sosyalizmi benimsedi. Türk savaş esirleri arasında propaganda ve örgütlenme çalışması yürüttü.
Mustafa Suphi, Ekim Devrimi saflarında yer aldı. Büyük Rus Devrimi’nin okulunda yetişti, olgunlaştı.
Mustafa Suphi, örgütlenme çalışmalarına önderlik ederken 1918 yılı Nisan ayında Moskova’da bir dergi çıkarmaya başladı. Dergi Yeni Dünya adını taşıyor, yedi Türk lehçesinde yayımlanıyordu.
Amaç, Türkiye Komünist Partisi’ni örgütlemek, milli mücadeleye katılarak, milli devrimin sosyal devrime dönüşmesini sağlamaktı.

Mustafa Suphi ve Rusya’daki diğer Türkiyeli komünistlerin amaca Türkiye Komünist Partisi’ni örgütlemekti. Anadolu’da verilmekte olan milli kurtuluş savaşına katılarak, milli, devrimin sosyal devrim yönünde gelişmesini sağlamak istiyorlardı. Kendi ifadeleri ile “Türkiye’nin mazlum amele ve rençberlerî”nin kurtuluşu için mücadele ediyorlardı.

Parti kurma amacına yönelik olarak 25 Temmuz 1918’de Türk Sol Sosyalistleri Konferansı toplandı. Konferans sonunda Türkiye İştirakiyyun, (Komünist) örgütü kuruldu ve Merkez Komitesi Başkanlığına Mustafa Suphi getirildi. Konferans, Merkez Komitesi’ne şu görevi verdi:
“Rusya ve Türkiye’de işçi, köylü ve askerlerimiz arasında propaganda ve örgütlenme yoluyla sosyal devrim cephesini fikren ve fiilen savunmak, ilk fırsatta Türkiye’den çağrılacak temsilciler ile Rusya’daki örgüt temsilcilerinden oluşacak ilk Türk komünist kongresini toplamak ve örgütü parti haline getirmek.”

Mustafa Suphi, 3. Enternasyonal’in 1. Kongresinde

1918 yılı içinde Mustafa Suphi, esas olarak Rusya’nın Müslüman halkları arasında parti örgütlenmesini geliştirmek, Kızılordu birlikleri oluşturmak ve Sovyet yönetimini yerleştirmek için çalıştı. Bu amaçla ülkenin dört bir tarafında dolaştı Kasım ayında Müslüman Komünistleri 1. Kongresi’ne katıldı. Stalin’in başında bulunduğu Milliyetler Komiserliği’ne bağlı olarak kurulan Bütün Rusya. Müslüman İşçiler Merkez Komitesi üyesi ve Uluslararası Doğu Propaganda Dairesi Türk Bolümü Başkanı olarak çalıştı. Aynı yılın Aralık ayında Uluslararası Devrimciler Toplantısına ve 1919 yılının Mart ayında 3. Enternasyonal’in 1. Kongresine Türkiye delegesi olarak katıldı, iki toplantıda yaptığı konuşmalarda, Doğuda gelişen milli kurtuluş mücadelelerinin önemi üzerinde durdu. Ona göre, bu mücadeleler sadece Doğuyu emperyalizmden kurtarmakla kalmayacak, Rus devrimine destek olacak ve Avrupa işçi sınıfını da harekete geçirecekti. Mustafa Suphi, “İngiliz ve Fransız kapitalizminin beyni Avrupa’da olmakla birlikte, vücudu Asya ve Afrika ovalarındadır” diyordu. Komintern’in (3. Enternasyonal) 1. Kongresi’nde yaptığı konuşmasında Türkiye işçi sınıfına olan inancını da şöyle dile getiriyordu:
“Dünya devriminin gelecekteki gelişmesinde, Türkiye işçi sınıfı şerefli bir yer alacaktır.”

Anadolu’ya Geçme Çalışmaları ve Mustafa Kemal ile İlişkiler

1919 yılı başında Türkiye Komünist Örgütlenmesinin merkezi Türkiye’ye daha yakın olduğu için Kırım’a, oradan da Odesa’ya nakledildi. Yeni Dünya dergisi yayımlanmaya devam ediyordu. Bu dönemde çeşitli broşürler yayımlandı. Parti Okulu kurularak komünist kadrolar eğitildi. Çoğunluğu Türk askerlerinden oluşan Uluslararası Doğu Âlâyı kuruldu. Anadolu’ya Türk kayıkçılarla yayınlar ve kadrolar gönderiliyordu. Bu kadrolarla ilgili olarak Mustafa Suphi, TKP’nin Bakû Kongresi raporunda şunları söyler:
“Başlıca arkadaşlarımız, bazı isçi ve köylü esirlerle iki gemi içinde memlekete gönderildiler. Merkez Komite üyesi iki arkadaşımız da İstanbul a gitti.”

Mustafa Kemal Atatürk’ün Mustafa Suphi ile haberleşmesi bu dönemde başladı. Mustafa Kemal’de milli devrime destek sağlamak için Bolşeviklerle ilişki kurmaya çalışıyordu. 1920 yılında yayımlanan bir yazısında Mustafa Suphi, “Mustafa Kemal Paşa’nın yaklaşık bir yıl önce, bize Odesa’da iken bildirdiği ayaklanmaya razı ve taraftar olduk” diyordu.

Mustafa Suphi, Kurtuluş Şavaşı’na destek sağlamak için Türkiye Komünist Örgütlenmesi adına Moskova’da Bolşevik Partisi Merkez Komitesi ile yaptığı görüşmeyi TKP Bakû Kongresi Raporu’nda şöyle anlatır:
“Türkiye’de başlayan milli müdafaa hareketine yardım edilerek, aynı zamanda devrim fikrinin yayılmasına çalışılması yolunda örgüt adına yaptığımız teklif kabul edildi.”

Anadolu işgale karşı silahlı mücadele sürüyordu. Türkiye’den daha fazla uzakta kalamazlardı. Anadolu ya geçme kararı aldılar. Ancak, o dönemde Kafkaslar üzerinden Anadolu’ya ulaşma olanağı yoktu. Bunun üzerine, Suphi Türkistan üzerinden Anadolu’ya gelmeye çalıştı. Bu sırada Türkistan’da karşıdevrimci faaliyetler yoğunlaşmıştı. Kendisine ihtiyaç duyulduğu için bir yıl kadar orada kaldı. Fakat, Anadolu’ya geçenler oldu. Yeni Dünya dergisinin yayını Türkistan’da sürdü. Türkiyeli komünistlerden oluşan bir askeri birlik kuruldu. Mustafa Suphi, Uluslararası Doğu Propaganda Konseyi’nin Türkistan Şubesi’ni örgütledi.

Mustafa Suphi Bakû’de: “Anadolu’ya Çok Yakınız”

Mustafa Suphi ve arkadaşları 1920 yılında bütün örgüt ile birlikte Bakû’deydiler. Bakû’de yapılan çalışmaları TKP Bakû Kongresi raporundan izleyelim:
“…merkezi büro yeniden faaliyete girdiği gibi, Bakû’de önceden oluşturulmasına girişilen Türk Komite veya Partisi dağıtıldı ve yeni esaslarda kuruldu…

“Kafkas ülkesi Bolşevik Komitesi ile birlikte çalışan Azerbaycanlı arkadaşlar önce bir Türk komünist grubu, son zamanlarda ise Türk Komünist Partisi kurarak Merkez Komitelerini seçmişler ve buraya İttihat ve Terakki hükümeti ve savaş zamanında büyük roller oynamış bazı kimseler alınmıştı. Yakın geçmişleri memleketin son savaş felaketleriyle ilgili olan bu kişilerle işçi ve köylü partisini kurmak ve temsil etmek doğal değildi. Onun için bu örgütlenmenin kaldırılmasında tereddüt edilmedi. Eskiden beri Azerbaycan komünistleriyle birlikte çalışmış olan bazı komünist arkadaşların, Rusya ve Türkistan’dan gelenlere katılmasıyla oluşan grup, Bakû Örgütüne esas olarak kabul edilip bu grupta Türkiye örgütünün Bakû şubesi oluşturuldu.”

Yıllarca Anadolu’dan ve kendi halkından uzak kalmanın onlara nasıl acı verdiğini Bakû’ye geldiklerinde daha iyi anladılar. Çünkü, Türkiye’ye yaklaştıklarını ve kendi kitleleri içinde çalışma olanağı doğduğunu hissediyorlardı. Etraflarında Türkiye’den gelmiş binlerce insan vardı.

TKP’nin Bakû’deki Kongresi

Yeni örgütlenme ile birlikte yoğun bir yayın çalışması da başladı. Yeni Dünya 4000 adet basılıyor, yarısı Anadolu’da dağıtılıyordu. Gençlik için bir gazete ve çeşitli broşürler çıkarıldı. Çıkarılan broşürler arasında, Komünist Manifesto, Lenin’in Hayatı, SSCB Anayasası, Komünizmin Alfabesi, Bolşevik Komünistlerin Programı, Emek ve Sermaye, Bolşevizm Nedir, Sovyet İktidarı Nedir, Rusya Komünist Partisi Programı, Lenin’in Burjuva Demokrasisi ve Proletarya Diktatörlüğü Üzerine Tezleri vardı. Yine Parti Okulu açıldı. Türkistan’da kurulan askeri birlik milli mücadeleye katılmak için geliştirildi. Sonuçta 1200 kişilik bir kızıl alay ortaya çıktı. Nahçivan’da bir şube açıldı. Erzurum, Sivas, Ankara ve Karadeniz illerinde çalışmalara girişildi. Anadolu ve İstanbul’daki komünist örgütlenmeler ile bağlar güçlendirildi. Hareketi birleştirmek için bir kongre yapılması ve Anadolu’ya geçiş çalışmaları sürdürüldü.

Bu arada İstanbul ve Anadolu’daki komünist gruplar da çalışmalarına devam ediyorlardı. Anadolu’da kurulan TKP ana tüzüğünün sonuncu maddesi, bu tüzüğün geçici olduğunu belirtiyordu. 1920 yılının Temmuz ayında Anadolu gazeteleri Bakû’de toplanacak TKP Kongresi çağrısını yayımladılar. İstanbul’dan kongreye katılacak olanlar da Bakû’ye geldiler.

1 Eylül 1920 de Bakû’de Doğu Uluslararası Kurultayı toplandı. Türkiye’den iki yüzden fazla delegenin katıldığı bu kurultayda Türkiye komünistlerini Mustafa Suphi temsil etti ve Başkanlık Divanı’nda görev aldı.

10 Eylül 1920’de ise Bakû’de TKP Kongresi toplandı. Kongreye Türkiye ve Rusya’daki 15 kadar örgütten 74 delege katıldı. Mustafa Suphi, açılış konuşmasında Doğu politikasının Enternasyonal’in gündemindeki en önemli konu olduğunu söyledi. Türkiye komünistlerinin tek bir partide birleşmesinin bu politikada oynayacağı önemli rolü açıkladı. Rapor, kongreye Mustafa Suphi tarafından sunuldu. Kongre, Türkiye’deki bütün komünist örgütlenmelerin birleştirilmesi ve parti merkezinin Anadolu’ya nakledilmesi kararı aldı. Parti’nin program ve tüzüğü kabul edil Merkez Komitesi Başkanlığına Mustafa Suphi getirildi. Kapanış konuşmasında Mustafa Suphi, izleyecekleri mücadele çizgisini şöyle anlatıyordu:
“Komünist Partisi, devrim hareketinin yeni girdiği geri kalmış memleketlerde, emperyalizme karşı varlığını savunan milli kuvvetlere yardım etmeli, bu arada genel olarak sermayedarlar yönetimine karşı sınıf mücadelesi hissinin emekçi halk içinde derinleşmesi için mücadele etmeli ve kesinlikle örgütün bağımsızlığını korumalıdır.”

Esas sorun, TKP önderliğinde bir halk cephesi kurulmasıydı. Kongreden sonra Türkiye işçilerine hitaben yazılmış, halkın acil taleplerini savunan bir bildiri yayımlandı. Bildiri dokuz madde idi. Grev hakkı, seçim hakkı, çalışma koşullarının düzeltilmesi ve toprak reformu gibi taleplerden oluşuyordu.
Mustafa Suphi ve Arkadaşlarının Anadolu’ya Gelişi ve Katledilmeleri
1919 yılında Mustafa Kemal ile haberleştiğini Mustafa Suphi’den öğreniyoruz. Daha sonra da mektuplaştıkları biliniyor. Bu mektuplaşmalarda Mustafa Kemal Atatürk, durumu yakından görmek ve birlikte hareket etmek üzere Mustafa Suphi’yi ya da gönderecekleri bir temsilciyi Ankara’ya çağırdı. Mustafa Kemal söz konusu mektubunda şöyle diyordu:
“…Amaç ve ilke yönünden bizimle tamamen birlik olan Türkiye İştirakiyyun Teşkilatından maddi ve manevi yönden hakkıyla yararlanabilmemiz için örgütünüzün sadece Büyük Millet Meclisi Başkanlığı ile irtibat kurma ve muhafaza eylemesi gerekir. Türkiye dâhilinde uygulanacak her çeşit örgüt ve devrimler ancak bu kanal aracılığı ile yapılabilir.

“Aynı hedefe yürüyen Türkiye İştirakiyyun Teşkilatıyla tamamen işbirliği edebilmek için Büyük Millet Meclisi’ne tam yetkiye sanıp bir temsilci göndermenizi… rica eder ve bu vesile ile samimi hürmet ve selamlarımı sunarım.”

Mustafa Suphi’de Anadolu’ya gelmeden önce gönderdiği son mektubunda şunları söylüyordu:
“… mazlum memleket ve halkımın da esaret ve sefaletten kesin olarak kurtulmasına yönelmiş müşterek amacımız ve el birliği ile çalışılması konusundaki azmimiz güçlenmiştir. Bunun tasavvurdan uygulanışa geçmesi için Türkiye’de de her tarafta ve hemen kendiliğinden doğmaya başlayan komünist teşkilatlarının kanuni bir şekle sokulması gerekir. Gerçek bu hususu sağlamak ve gerekse genellikle ilişki kurmak üzere zatıâlilerinizin de teklifine uygun olarak geniş yetkiye haiz heyet bugünlerde yüksek huzurunuza erişmek üzere yola çıkmaya hazırlanmaktadır.”

Bu dönemin önemli bir gelişmesi de şuydu: TBMM Hükümeti 3. Enternasyonal’e kaydolmak için başvurmuştu. Bu başvurunun cevabı bekleniyordu. Eski İttihatçılar ve Kazım Karabekir bu girişimin karşısındaydı.
O günlerde Çerkes Ethem ayaklanması başlamıştı. Enver Paşa ve İttihat ve Terakkiciler Mustafa Kemal’in yerine geçmek için fırsat kolluyorlardı, İttihatçılar, Mustafa Suphi ve arkadaşlarının da düşmanıydılar. Suphi’yi Sinop’a süren İttihatçılardı. Türkistan dönüşü Bakû’de Mustafa Suphi, İttihatçıların eline geçmiş olan komünist örgütlenmeyi dağıtmış, İttihatçıları uzaklaştırmıştı. Yalnız, Mustafa Suphi bu gelişmeler sırasında kendisini destekleyen bazı ittihatçıları Bakû Kongresi’nde TKP’nin Merkez Komitesi’ne aldı. Bunun önemli bir hata olduğu daha sonra anlaşıldı. Anadolu’ya geldikten sonra Merkez Komitesi’nde yer alan iki İttihatçı da (Mehmet Emin ve Süleyman Sami) ihanet etti. Mustafa Suphi’lerin Anadolu’ya gelişi tam da bugünlere denk gelir.

Suphi ve arkadaşları kalabalık bir grup halinde yola çıktılar. Kars’ta Ali Fuat Paşa, Tevfik Rüştü Bey, Rıza Nur Bey, Kazım Karabekir gibi önemli yöneticilerle görüşmelerde bulundular.
Komünistlerin Anadolu’da itibarı yüksekti. Bakû’de birleşerek tek bir parti oluşturmuşlardı. Suphi ve arkadaşlarının, yukarıda anlattığımız kritik günlerde kalabalık bir grupla ve etkili bir biçimde gelişi Türkiye burjuvazisini telaşlandırdı. Mustafa Kemal, onlarınn Ankara’ya yollanmamalarını, sınır dışına, çıkarılmalarını emretti. Bu arada Kazım Karabekir ve Erzurum Valisi ile sürekli haberleşiyordu. Sınır dışı edilmek üzere gönderildikleri Trabzon’a gidişte, halk yol boyunca Mustafa Suphi ve arkadaşları aleyhine kışkırtıldı.

Trabzon’a vardıklarında, kışkırtmaların aksine halk karşılama için sokaklarda bekliyordu. Hava olumluydu. Fakat, Enver Paşa’nın Teşkilat-ı Mahsusa’sından olan Kayıkçılar Kâhyası Yahya Kaptan ve arkadaşları onları Trabzon girişinde yakaladı. Halkla karşılaşmalarını engelleyerek tekneye bindirerek Karadeniz’e açıldılar Arkadan ikinci bir motor hareket etti. 28–29 Ocak 1921 akşamı Mustafa Suphi ile 14 arkadaşı Karadeniz’de Yahya Kaptan ve arkadaşları tarafından öldürüldüler. .
Mustafa Suphi ile birlikte Anadolu’ya gelen eşi Semra Hanım da olaylar sırasında kayboldu ve kendisinden bir daha haber alınamadı. Bazı bilgilere göre Erzurum’da alıkonduğu söylenmekte ise de, bazı bilgilere göre de Trabzon’da Yahya Kaptan tarafından alıkonmuştur. Semra Hanım, alıkonduğu evden Trabzon’daki Rus Konsolosu’na not göndermeye çalışırken, notu Yahya Kaptan’ın eline geçmiş ve bir daha kendisini gören olmamıştır.

Katiller, TKP’nin hazinesini de çaldılar. Hazinede en azından otuz bin Rus ve Osmanlı altını ile pek çok mücevher vardı.

Katliamı Yapanlar, İttihatçılar

Mustafa Kemal’in 25 Ocak tarihinde Erzurum Valisi’ne çektiği bir telgraf vardır. Telgrafta, Mustafa Kemal Paşa, Mustafa Suphi’nin yanında kaç kişi bulunduğunu ve kendisi ile birlikte gönderilip gönderilmediklerini sormaktadır. Bu telgraf gönderildikten dört gün sonra, yani 29 Ocak 1921 günü açılmıştır. Yani, Suphi ve arkadaşları öldürüldükten sonra. Artık, hiç kimse açısından yapılacak bir şey kalmamıştır. Daha sonra Kayıkçılar Kâhyası Yahya Kaptan, Enver Paşa’nın dönüş girişimi ile ilgili olarak Sivas mahkemesinde yargılanır, temize çıkar. “Sıkıştırsalardı hepsini söylerdim” der. Yahya Kaptan Topal Osman tarafından öldürülür. Konuyu incelemekle görevlendirilen milletvekili Ali Şükrü Bey de Topal Osman tarafından öldürülür. Yakalanacağı anlaşılınca Topal Osman da öldürülür. Olay böylece kapatılır.

Trabzon’da Enver Paşa taraftarları hâkimdir. Cinayeti tertipleyen Yahya Kaptan ve Barutçuzade Hacı Ahmet, Enver Paşa’nın Teşkilat-ı Mahsusa’sına mensupturlar. İttihat ve Terakki’nin ünlü adamlarından Küçük Talat Trabzon’dadır. Küçük Talat’ın Enver Paşa’ya bu konuda yazdığı mektup da olayı doğrulamaktadır. Mustafa Suphi öldürülünce, Enver Paşa derhal harekete geçmiş ve onun yerine geçmeye çalışmıştır.

Fevzi Çakmak’ın 10.6.1921 gün ve 975 sayılı resmi bir yazısı vardır. Bu yazıda, Fevzi Çakmak, Komünist Enternasyonal dergisinde yayımlanan Pavloviç’in yazısına cevaben Mustafa Suphi için “doğuda komünizm yerine milli mücadeleler öneriyordu” der. Pavloviç’in yazıtında ise Mustafa Suphi ve arkadaşlarının Türkiye burjuvazisinin kiraladığı cellatlar ve gözü dönmüş bağnaz bir güruh tarafından katledildiği belirtilir. Aynı yazıda, Pavloviç Suphi’nin üstün yazarlık ve hitabet yeteneğini, büyük bir örgütçü olduğunu anlatır.

Pavloviç yazısında Bolşevik şiarlar altında yürütülen Çerkes Ethem isyanından da söz etmektedir. Ayaklanma ile ilgili değerlendirmesi ise şöyledir: “Çeşitli haberlere göre bu ayaklanma, komünist partisine düşman unsurların henüz yeni doğmuş olan hareketi daha başlangıçta boğmak amacıyla yaptığı bir provokasyondur.”

Mustafa Suphi ve Arkadaşlarının Katledilmesi Olayını Niçin İnceliyoruz?
Mustafa Suphi ve arkadaşları Türkiye Komünist Hareketi’nin önemli bir parçası, bizim geçmişimiz. Onların bıraktığı mirasa olumlu ve olumsuz yanlarıyla birlikte sahip çıkıyoruz.

Bu olayı, olumluluklarını görmek için inceliyoruz. Geçmişin olumlulukları, kazanımları, birikimi görülmeden, kavranmadan, onlardan yararlanmadan, bugün daha ileri işler yapılamaz. Onların işçi sınıfının davasına olan bağlılıklarından ve bu uğurda hayatlarını feda eden tavırlarından öğreniyoruz.
Olumsuzlukları görmek için inceliyoruz. Olumsuzluklardan, hatalardan öğreniyoruz. Geçmişte yapılan hatalardan gerekli dersi çıkarıyor ve bugün tekrarlanmamasını sağlıyoruz. Böylece olumsuzluklardan dahi yararlanıyoruz. Bu yöntemle olumsuzlukları, olumluluğa dönüştürüyoruz.

“Mustafa Suphi, Ethem Nejat, Hilmioğlu İsmail Hakkı, Kazam Ali, Şefik, Topçu Hakkı ve diğer dokuz komünistin ölümü bizim için büyük bir kayıp olmasının yanında, acı ve unutulmaması gereken bir derstir. Mustafa Suphi ve arkadaşları milli mücadeleye en önde katılma konusunda öyle kararlı ve istekliydiler ki, burjuvazinin teminatları karşısında uyanıklıklarını kaybettiler.

Burjuvazi ile ittifaklar söz konusu olabilir. Müttefiklerimizin ne kadar güvenilir oldukları ayrı bir değerlendirme ve somut inceleme konusudur. Bizler, her zaman kendi gücümüze güvenmeli ve dayanmalıyız. Burjuvazinin ikiyüzlü tutumlarına karşı uyanıklığı hiçbir zaman elden bırakmamalıyız.

Kaynaklar
Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi Savunma, Aydınlık Yayınları, 3. basım. Türkiye Komünist ve İşçi Hareketi, Aydınlık Yayınları, Mart 1979.
Rasih Nurî İleri, Atatürk ve Komünizm, Sarmal Yayınevi. 4. basım, Ekim 1995. Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi, İletişim Yayınları.

Paylaş: