Ana Sayfa Yazılar UĞUR BIÇAKLIOĞLU YAZDI: BOLTON’UN GİDERKEN BIRAKTIKLARI…

UĞUR BIÇAKLIOĞLU YAZDI: BOLTON’UN GİDERKEN BIRAKTIKLARI…

259

Uğur Bıçaklıoğlu, Öncü Gençlik GYK Üyesi ve İstanbul il Sekreteri

Dünkü gazetelerde bizi de yakından ilgilendiren bir istifa haberi okuduk. Şirin beyaz bıyıklarından ötürü (denizayısı) Walrus lakabı takılan ABD Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton’ın Başkan Trump ile yaşadığı fikir ayrılıkları gerekçe gösterilerek kovulduğu açıklandı. John Bolton’ın bıyıklarından ziyade Türk milleti açısından görüntüsü çok farklı tabii. Valizinde PKK/YPG’yi koruma planlarıyla ülkemizde görüşecek muhatap bulamayan, Türk ordusunun Fırat’ın doğusuna yönelik operasyonları için AB ülkelerinden kalkan yaratmak için başarısız uğraşlardan sorumlu, İran’a diş geçirmek için askeri müdahale ve rejim değişikliği senaryolarının ısrarlı savunucusu ve Venezuella’ya askeri müdahale tehditleriyle dünya kamuoyuna mesajlar veren ve darbe girişiminin etkili ismi olan Bolton’ın suç dosyası oldukça kabarık. Bu kovulma haydut ABD devletinin gelişen dünyaya müdehalelerin iflası olarak şimdilik okunamasa da dengelerin değiştiğini ve tek kutuplu dünya iddiasının üzerinden çok sular aktığına dair önemli bir veri sunmakta. Bu yazımızın konusu John Bolton’ları yaratan ABD hâkim sisteminin kirli geçmişine bir büyüteç tutmak ve “Şahin”ler, Neo-con’lar, tekeller ve tertipler yatağı ABD’nin dünya jandarmalığı öyküsüne yakından bakmak.

ABD MODERN “İMPARATORLUĞU”

İmparatorluklar çağı sona ererken burjuvazi, yeni üretim tarzı ve devlet şekliyle tarih sahnesine çıkıyordu. Toprak bütünlüğünü sağlayıp yeni oluşturduğu milli devletlerde sanayi devriminin kazanımlarıyla müthiş bir üretim patlamasını sağladı. Seri üretim ve ucuz hammadde sayesinde büyük karlar biriktiren kapitalistler için yeni kaynak ve pazar arayışı yakıcı hale geldi. Değişimin merkezi başlarda Avrupa iken sömürgecilerle tüm ezilen coğrafyalara ve Amerika’ya sıçradı. 17.yy’dan itibaren önce İspanyol daha sonra İngilizler “Kolonyal Sömürgecilik” diye tanımlanan; hammadde ve iş gücü kaynaklarını sömürmek için Kuzey Amerika kıtasında yoğun faaliyetlere başladılar. Bu süreç 1776’da Amerikalıların Bağımsızlık Savaşı sonucu kendi milli devletini kurmasıyla sonuçlandı. 1890’lara gelindiğinde ABD’li kapitalistler yerlilerde kalan son toprakları ele geçirip yatırım yapacak toprakları bitirmişti. Kar sistemi yeni pazarları zorunlu kılıyordu ve deniz ötesine açılma fikri “içe kapanma” politikasında hükümeti değişikliğe gitmeye zorladı. 1893 yılında tüm yönetim sistemi ve yasalar buna göre yeniden düzenlendi. Bu girişim, dünyaya 100 yılı aşkın kan ve gözyaşı getiren ABD emperyalizminin kılıcını çektiği an olacaktı. Hiç vakit kaybetmeden 1899 yılında, 200 bin insanın ölümüne sebebiyet vererek işgal ettiği Filipinler’i Hawaiii Porto Rico, Küba, Honduras ve Panama Kanalı Bölgesi’nde olduğu gibi Orta Amerika – Karayiplerdeki işgaller takip etti. Tabii bu süre zarfında kar hırsıyla bölge halklarını acımasızca kırıp geçiren ABD’li şirketler hızlıca tekelleşme sürecine girdiler. Özellikle 19.yy’dan itibaren emperyalist tekelci sermaye finans/banka sistemindeki hakimiyetiyle karlarını dehşet verici şekilde arttırmaya başladı. Hatta şirket ve devlet ilişkisi o hale geldi ki “şirketler için devlet” anlayışı ABD’nin merkezine oturdu. ABD Başkanı Dwight Eisenhower’ın 1953 yılında Savunma Bakanlığı’na atadığı Charlie Wilson, Senato’da, “Acaba, General Motors’un çıkarıyla ABD’nin çıkarlarının örtüşmediği bir durum olamaz mı?” sorusuna, şu ünlü yanıtını verdi:

“ABD için iyi olan herşey GM için iyidir, hakeza GM için iyi olan her şey de ABD için iyidir.”(1)

TÜM İKTİDAR TEKELLERE !

20.yy’a girerken büyüyen kartellerin siyasetle ilişkisi “rüşvet ver – istediğini yaptır” modelini terk ediyordu. Sermaye sahipleri aracılarla iş yaptırmaktan ziyade kendi içlerinden siyasetçiler çıkartarak doğrudan yönetime katıldılar. 1907 yılında Lenin’in tarif ettiği gibi kapitalist için karının kaynağını çeşitlendirmesi ve sömürgelerden gelen gelirin artık değerin çok önüne geçmesi gözünü ezilen dünyaya dikmesine sebep oluyordu. (2) Dünyaya açılmak, ayrıcalıklar elde etmek ve orduyu bu politikalar doğrultusunda kullanmak için siyasetlere doğrudan müdahale şarttı. Başkanın yetkileri arttırılarak Kongre karşısında ezici bir üstünlük kazandı ve başkanı seçtiren tekeller için yanına da uygun bir ekip kurulduğunda kolaylıkla çıkarları için politikalar uygulanabilir hale geldi. 1907’de Başkan Woodrow Wilson “ekonominin kaderine yön verme mücadelesini” şöyle tarif ediyor:

Ticaret, ulusal sınırları dikkate almadığı ve fabrikatör bütün dünyayı pazar olarak görmekte ısrar ettiği için, bu ülkenin (ABD)bayrağı onun ardından gitmeli ve ona kapalı olan kapıları yerle bir etmelidir. Sermaye sahiplerince elde edilen tavizler, isteksiz ülkelerin hükümranlığı bu süreçte ayaklar altına alınsa bile devletin görevlileri tarafından korunmalıdır. Dünyanın işe yarar hiçbir köşesi gözden kaçmasın ya da kullanılmadan kalmasın diye sömürgeler elde edilmeli ya da kurulmalıdır.”(3)

 Özellikle 1. Dünya Savaşı tekellerin devletin içine yerleşmesi için sıçrama dönemi oldu. Savaşın ilk 3 yılında tarafsızlık politikası izleyerek hem taraflara mal satıp tatlı karlar elde etti, hem de özellikle Avrupa devletlerini borçlandırarak savaş sonrası dönemde yeniden paylaşım kavgasında kendi yerini sağlamlaştırdı. İngiliz emperyalizmini saf dışı ederek New York’u dünyanın ticaret merkezi haline getirmede büyük mesafe kat etti. 2. Dünya Savaşı sonrasında ise artık tekeller siyaseti denetim altına almıştı. 4 büyük tekel grubu; Rockefeller, Du Pont, Morgan ve Mellon iktidarı paylaşıyorlardı. Morgan grubu Dışişleri Bakanlığı’nı, Rockefeller Grubu Savaş Bakanlığı, Genelkurmay ve Uluslararası Kalkınma ve İmar Bankası’nın denetimini ele geçirdi. (4) Ve böylece devlet aygıtıyla entegrasyonunu tamamlayan kapitalist tekeller tam anlamıyla hâkim güç haline geldi.

ÖZEL SAVAŞ HÜCUM BORUSU

1947 yılı ABD açısından özel bir yılı işaret ediyordu. Hem ezilen milletleri borç altına alarak siyasetlerini dayatmanın stratejisi “Truman Doktrini” ilan edildi hem de diğer ülkelere müdahale etmenin özel örgütlenmesi olan CIA ve Ulusal Güvenlik Konseyi yaratıldı. Esasında stratejileri aynıydı; ezilen milletleri ekonomik kıskaçlarla, özel operasyonlarla baskı altına alma ve hatta iktidarları düşürme. Özellikle operasyonel savaş girişimleri ilk denemelerini Yunanistan’da komünistleri bastırmak için uygularken denenmiş oldu. Yeni girilen bu yol kendisine büyük paralar ayrılacak derinlemesine bir örgütlenme gerektiriyordu. 2. Dünya Savaşı’nda İngiliz Gizli Servisi örnek alarak kurulan Stratejik Hizmetler Servisi (OSS) dağıtıldıktan sonra yeniden toparlanması CIA şeklinde oldu. Ayrıca aynı yıl çıkarılan “Ulusal Güvenlik Yasası” ABD’nin dünyanın jandarmalığı rolü için kendini hazırladığını gösteriyordu. Bu amaçla kullanılacak tüm kurumlar Beyaz Saray’ın komutası altında toplandı. (CIA, Pentagon, Dışişleri ve Hazine Bakanlığı)

ABD için en önemli tehdit Avrupa’da ve Asya’da gittikçe güçlenen sosyalizm dalgası idi. 1940’ların sonunda Macaristan, Polonya ve Çekoslovakya’da iktidara komünistlerin gelmesi, Almanya ve Fransa’da etkilerinin artması, Çin’de sosyalizmin iktidar arifesinde olması acil önlem almayı gerekli kılıyordu. Özellikle Avrupa’da daha da yaygınlaşması ihtimali ABD’yi panikletti. Nazilerin gizli polis örgütü Gestapo’nun özel savaş deneyimi ve kadrolarını devralarak Almanya’da BND’nin çekirdeği olacak GEHLEN GİZLİ ÖRGÜTÜ’nü kurdu. (5) ABD propaganda imkanları Doğu Avrupa’da çalışmak için seferber edildi. Türkiye Marshall yardımı ile borçlandırılarak bağımlı hale getirildi ve tüm güçler tehlikenin esas kaynağı kabul edilen SSCB’ye karşı harekete geçirildi. Ancak yalnızca ABD’nin bu mücadelede olması fazla maliyetli oluyordu. Dolasıyla 1951’de “Kızıl Tehlike”ye karşı NATO şemsiyesi altında ABD güdümünde bir güvenlik teşkilatı kuruldu ve içinde Komünizmle Mücadele gündemli gizli bir komite örgütlendi. Sonradan 1990’larda İtalya’da açığa çıkacağı üzere NATO üyesi ülkelere komünizm tehdidi bahanesiyle ABD güdümünde kalması için gizli örgütler, hükümetler yerleştirildi. Özellikle 1950’lerde Eisenhower döneminde belirlenen Kızıl Tehlike’nin bertaraf edilmesi için Amerikan halkı inandırılmaya çalışıldı, psikolojik savaş aygıtlarıyla tüm devletler bu tehdit için beraber hareket etmeye zorlandı. ABD Kongre raporuna göre Sovyet işgali altında sayılan yerlerde; Macaristan, Arnavutluk, Polonya Çekoslovakya, Romanya, Letonya, Litvanya, Almanya ve bazı Avusturya bölgelerinde mevcut hükümetleri devirmek için 100 milyon dolar ödenek ayrıldı. (6)

 1950-1980 arası tehdit saydığı Kore’ye, Vietnam’a, Kamboçya’ya, Laos’a askeri müdahaleler gerçekleştirdi. Türkiye’de, Endonezya’da, Şili’de, Dominik Cumhuriyet’inde, Kongo’da ve Yunanistan’da askeri darbeler tertipledi ve pek çok diğer ülkede suikastlarla milli isimler hedef alındı. Reagan döneminde sosyalist olmasalar dahi bağımsızlık rotasına giren halkçı uygulamalara yönelen devletler de hedef tahtasına alındı. Hizbullah lideri Fadlallah’a, Libya lideri Kaddafi’ye ve Irak lideri Saddam’a sayısız suikastlar tertiplendi ve açıktan saldırılar yürütüldü.

ABD tüm bu özel savaş uygulamaları olarak sayabileceğimiz suikastları, sabotajları, gerilla eğitimlerini ve ayaklanma girişimlerini özellikle Nixon döneminde “mücadele bayrağı” açtığı uyuşturucu trafiğiyle finanse ediyordu. 1960’lardan sonra Fransa’nın Güneydoğu Asya’dan çekilmesiyle buradaki uyuşturucu üretimini ve mafyalarını ABD kontrol altına aldı. 1970’lere geldiğimizde Amerika kendi ordusunun içeriye gizlice soktuğu eroinle dolmuştu. 1990’larda uyuşturucudan elde edilen gelir 100 milyon dolarları bulduğu hesaplanıyordu. (7)

ABD emperyalist devleti için tüm hukuki veya hukuksuzca “müdahalenin” 2 temel sınıfsal gerekçesi vardı; (8)

  • Öngörülen pazardaki diğer yatırımcılardan üstün konuma gelmek ve hatta onları kapı dışarı etmek. (Örneğin 1915 yılında Haiti’yi istikrarsızlık sebebiyle 19 yıl süreyle işgal etti ve Fransız, Alman ve Britanyalı yatırımcılar kovuldu.)
  • Daha da hayati olan gerekçe ise Siyasi-Ekonomik Hakimiyeti ve Sermaye sistemini korumak. (Örneğin Reagan döneminde küçük bir Karayip adası olan Grenada’nın işgali… 100 bin nüfuslu bir ada hindistancevizi ticaretinin güvenliğinden ziyade ABD’ye bağımlı devlet statüsündeki olası bir değişikliğin gündeme gelmemesi için diğer devletlere bir ihtar teşkil ediyordu. Aynı şekilde farklı bir üretim-bölüşüm ilişkisi denemeye kalkan her ülke ABD’nin sistemi için önemli bir tehlike arz ediyordu. Sovyet Rusya, Vietnam, Küba, KDHC…)

İMPARATORLUK ÇÖKÜŞTE

1980’lerde SSCB’nin çözülmesiyle ABD tek kutuplu dünya iddiasıyla milli devletlere saldırılarını yoğunlaştırdı. Küreselleşme furyası milli devletlerin pazarlarını ve gümrük duvarlarını hedef alırken aynı zamanda ABD saldırı aygıtları da istikrarsızlaştırma ve müdahale operasyonlarını yoğunlaştırdı. Askeri operasyonlarla devletleri sindirmeyi ve yeniden kurgulamayı kendine politika edinmiş Bush yönetimindeki neo-con ekip petrol bölgelerine müdahalenin yolunu açabilmek için “Radikal İslamcı terör örgütleri” kartını devreye soktular. CIA Afganistan’ı terörist yuvasına çevirdi ve tüm hedef ülkelere cihatçı militan ihraç etti.

11 Eylül saldırılarından sonra Afganistan ve Irak işgalleri bölgede milli devletleri adım adım ringin dışına itiyordu. 21.yy’ın başında milli devletlerin ölüm fermanı olan “Büyük Ortadoğu Projesini” devreye soktu. Irak’tan sonra Libya ve Suriye iç savaşları adım adım son vuruşa hazırlanmak içindi. Asya’nın batı kapısı olarak sayılan Türkiye ve İran’da etnik-mezhepsel kavgalar yükseltildi. Türk -Kürt, Alevi –  Sünni kavgaları SüperNato eliyle kışkırtıldı, halkı sindirmek için aydınlar suikastlarla ortadan kaldırıldı. Avrupa borç altında tutulmaya çalışılıyor ve Yugoslavya etnik boğazlaşmalarla parçalanıyordu. Yeni Dünya Düzeni milletleri bölmek için cemaatleri ve tarikatları yeniden diriltme uğraşına girdi. Tüm bu tertipler Avrupa ve Batı Asya’yı yeni doğan Asya uygarlığındaki ittifaklarından koparmak içindi.

Ancak süreci tersine çeviren özellikle imparatorluk birikimi olan milletlerin bu parçalanma ve bölme girişimlerine direnmesi oldu. Özellikle 1990’lardan sonra üretimden adım adım çekilip dolar haraç sistemiyle kolay karları hedefleyen, kara para aklama ve uyuşturucu gibi yeraltı ekonomisini ve faizcilik/ borsa vurgunculuğu gibi kolay kar alanlarına yönelen tekelci emperyalist sınıfların Çin-Rusya-Hindistan vb. Asya ülkelerinin başını çektiği planlı kalkınan ve halkçı kamucu ekonomileri karşısında güç kaybetmeye başladı. Güç kaybeden ekonomi özel savaşı finanse etmede güçlükleri doğurdu ve eskinin ezilen dünyası şimdi güçlü ekonomileriyle, oluşturduğu yeni iş birlikleriyle inisiyatifi eline geçirdi. ABD’nin aynı anda Afganistan, Irak, Suriye gibi ülkelerde vekalet savaşı yürütürken Orta Asya’da ülkeleri karıştırması ve 21.yy’da asıl hedef ilan ettiği Çin’e Sincan Uygur bölgesi üzerinde olduğu gibi etnik kışkırtmaları kaşıması artık yürütemeyeceği bir durumdu. Gelişmekte olan Avrasya milletlerindeki bağımsızlıkçı tavır ortak düşmana karşı birleşmeyi ve güçlü ekonomiler inşa etmeyi zaruri kıldı. Uluslararası ilişkiler düzleminde dengeler değişti ve yeni denklemler doğuyor.

DOĞU’DAN GÜNEŞ YÜKSELİYOR

Bolton, Rubin, Tillerson gibi ABD dışişlerindeki “Şahin” politikaları savunan isimlerin bir bir eksilmesi değişen dünyanın bir yansıması olarak kabul edilebilir. Henüz tam anlamıyla bir kaybediş sayılmasa da ABD’nin dünya jandarmalığı iddiası çöktü. İran’a ambargo, Venezuella’ya ekonomik yaptırım, Suriye’yi parçalama ve ülkemizdeki 15 Temmuz Amerikancı Fettulahçı kalkışma gibi politikalar git gide ABD’yi daha da yalnızlaştırmakta. AB ülkelerinde yükselen bağımsızlaşma eğilimi, BRICS, ŞİÖ, Karadeniz işbirliği Platformu gibi birliklerin kuvvetlenmesi ve Kuşak-Yol projesi gibi Avrasya inisiyatifleri yeniden çok kutuplu bir dünyayı hazırlamakta. Ve en önemlisi büyük devlet birikimiyle, jeopolitik konumuyla ve Atatürk Devrimi kazanımlarıyla büyük potansiyel teşkil eden ülkemizin kurulan yeni dünyada Batı Asya’nın kapısı olarak bağımsızlık adına önemli adımlar atıyor olması. SüperNato’nun aygıtı FETÖ’nün temizlenmesi, PKK-YPG’yi kökten temizleme operasyonları ve Rusya- İran-Çin’den başlayarak bölge ülkeleriyle devam eden stratejik ittifaklar 21.yy’da yeniden Atatük Devrimimizin rotasına girileceğinin en kuvvetli dayanakları. John Bolton gibi figürlerin sadece çizgi filmlerde olacağı bir dünyaya doğru gitmekteyiz, rotamız Atatürk…

Dipnot:

  1. https://www.cnnturk.com/2009/ekonomi/dunya/06/02/general.motorsda.tarihi.iflasin.oykusu/529205.0/index.html
  2. Bilim Ütopya, sayı 235 Ocak 2014, “Lenin ve Emperyalizm”, sf 26-27-28
  3. Michael Parenti – İmparatorluğa Karşı , Kaynak Yayınları 1996, sf.47
  4. Adnan Akfırat – Özel Savaş , Kaynak Yayınları 1997, sf.125
  5. Marc Zepezauer – CIA’nın Büyük Operasyonları, Kaynak Yayınları 1996, sf.31
  6. Adnan Akfırat – Özel Savaş , Kaynak Yayınları 1997, sf.40
  7. Aydınlık Gazetesi, 13 Mayıs 1995
  8. Michael Parenti – İmparatorluğa Karşı , Kaynak Yayınları 1996, sf.49