UĞURCAN YARDIMOĞLU YAZDI: BİLDİRİR HADDİNİ ŞEHZADEYE, SENİN KANUNUN!

UĞURCAN YARDIMOĞLU YAZDI: BİLDİRİR HADDİNİ ŞEHZADEYE, SENİN KANUNUN!

Uğurcan Yardımoğlu, Vatan Partisi Öncü Gençlik Genel Sekreteri

İbrahim Şinasi, 19. yüzyılın demokrasi mücadelelerinin Türkiye ayağında mücadele veren devrimci bir aydın olarak her zorluğu göğüsleyerek haykırmıştı: Bildirir haddini sultana, senin kanunun. Sultanlara, krallara haddini bildirme dönemi açılmıştı milletler için. Büyük Fransız Devrimi’nin açtığı bu yoldan gidenler demokratik devrimler yaparak, anayasalarını kanla yazmış, meclislerini süngüyle toplamıştı. Demokrasi, bütün toplumlar açısından kan ve barut kokuları içerisinde gelen ancak üretici güçleri geliştirerek insanlığı ilerleten hamlelerdir. Kralların, soyluların, rahiplerin engellerinden kurtulan Avrupa hızla gelişerek dünyanın çekim merkezi haline gelmişti. Dünya’nın yeni çekim merkezi doğunun geri kalmış toplumlarını ezerek, ülkelerini hammade kaynağına dönüştürmüştü. Gelişen Avrupa’ya karşı savaşan asya toplumları hem bağımsızlıklarını kazanmış hem de demokrasilerini kurmuştur. Bu başarıya ilk ulaşan ülke Türkiye olmuştur.

Osmanlı İmparatorluğu’nda Tanzimat Dönemi’nde kurtarılmaya çalışılan saltanata sahip çıkanlar Osmanoğullarının mülkiyetini koruma kaygyısıyla Avrupa yanaşması haline gelen bir kesim yaratmıştı. Sarayla iç içe olan bu kesime karşı Fransız Devrimi’ni izleğinde olan Yeni Osmanlılar vatanı korumanın esas yolunun demokrasiden geçtiğini söylerek mücadele bayrağını açtılar. O bayrak, daha sonra İttihatçılara ardından Kemalistlere geçmiştir. Bugün de Vatan Partisi’nin elinde dalgalanan vatan ve hürriyet bayrağı ülkemizin en hakim tepelerine dikilmiştir. Ancak saray ve Bab-ı Ali çevresinde oluşmuş olan batı işbirlikçisi ve saltanatçı ve gerici siyasal gelenek hiçbir zaman tam yok olmamıştır. Bugün o geleneğin uzantıları sarayın eski mensuplarını da reklam malzemesi yaparak yeniden başlarını çıkarmış görünüyor. Şarlatanlık düzeyinde de olsa saltanat yılanının başı görüldüğünde onu ezmek devrimci liderimiz Mustafa Kemal’in bizlere verdiği tarihsel bir görevdir.

Ülkemizin varlık-yokluk savaşı verdiği bugünlerde Amasya’da bir şarlatanlığa imza atıldı. Yavuz Selim Osmanoğlu adlı sözde şehzade, saltanatı ne kadar özlediğini ortaya koydu Osmanoğlu ailesinin bir ferdi olan Yavuz Selim, askerlik görevini yapmaya giderken Amasya’da şehzade heykellerini ziyaret edince saltanat özlemi depreşmiş olmalı ki ‘Şehzade olarak göreve geldiğini’ söylüyor. Amasya Belediyesi de durumdan istifade ederek, ‘şehzade’yi milletin belediye dairesinde ağırlamaktan ve resmi hesabında bu ‘şehzade ziyareti’ni duyurmaktan geri kalmıyor. Bize de İbrahim Şinasi’den feyz alarak kanun tanımaz saltanat özentilerine haddini bildirmek düşüyor.

Madde madde anlatmak gerekiyor. Birincisi, saltanat 1908 yılında yapılan Hürriyet Devrimi’yle yönetim hakları kısıtlanarak güdükleştirilmiş bir yapıya dönüştü. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Sultan Vahdettin tarafından İngiliz süngüleri altında diriltilmeye çalışılan mutlak monarşinin yetki ve etki gücü Marmara bölgesinin ötesine geçememiş, milli davaya ihanet içerisinde olan sultanın işi, Büyük Zafer’in ardından bitirilmişti. Sadece sultanın değil saltanatın da işi 1 Kasım 1922’de TBMM tarafından çıkarılan kanunla bitmişti. Tarihsel misyonu son bulmuş olan bu ortaçağ kurumunun modern bir ulus devlet içerisinde yeri olamazdı. Saltanat uzantısı olan hilafet kurumu da 1924 yılında ortadan kaldırıldı ve Osmanoğulları sürgüne gönderildi.

İkinci gerçek de şudur: sultanlar, halifeler, vatan savunmasına hep kayıtsız kalmıştı. Milletin bütünlüğü onlar için ‘mülklerinde yaşayan tebaanın huzursuzluk çıkarmaması için önemliydi. Vatan yerine mülk, millet yerine tebaa kavramlarını kullanmayı ısrarla sürdüren saray ahalisi için bugün Afrin Operasyonu’nun birden önem kazanması ise bir reklam vesilesi olmasıyla açıklanabilir. Afrin’de görev yapmak istediğini söyleyen ‘Şehzade’ bunu bir Türk genci, Türk vatandaşı olarak yapmayı öğrenene kadar bu görevi yapamaz. Çünkü askerlik görevi silah tutmanın ötesindedir. Silahı niçin tuttuğunuzu bileceksiniz. Türk askeri, Türk vatanı,milleti ve cumhuriyeti için silah tutar. Zeytindalı Operasyonu’nun da bir amacı vardır: Türk vatanının bütünlüğünü ve Türk milletinin birliğini ve halkımızın huzurunu korumak. Yani kimse kimsenin ‘mülkü’ için ve onun ‘tebaası’ olarak askerlik yapmıyor. Bu açıdan hiçbir Osmanoğlu ferdi şehzade olarak askerlik yapamaz.

Üçüncüsü, şehzadelik Osmanoğlu erkeklerinin tahta oturmadan önceki evresine verilen isimdir. Yavuz Selim Osmanoğlu, kendisini şehzade olarak adlandırıyorsa ne zaman tahta oturacağı konusunda milleti bilgilendirmelidir. Bilhassa devletin resmi bir kurumu olan Amasya Belediyesi attığı tivitte kast ettiği şehzadelik makamını millete açıklamakla yükümlüdür. Onlar açıklayamacaksa biz tarif edelim: Türkiye Devleti, bir cumhuriyettir. Anayasamızın birinci maddesi demek istiyor ki bu devlet halk tarafından yönetilir. Cumhurun yani halkın devletidir. Ortada taht falan da yoktur. ‘Şehzademizin’ oturacak bir tahtı olmadığına göre şehzadeliği de yoktur. Herhangi bir şehzadelik iddiası ise anayasal bir suçtur. Parlementer sistem, Osmanoğullarının canına yetmiş olabilir, ancak saltanatın Türk milleti tarafından kaldırıldığı gerçeği değişmiyor. Bu gerçeği değiştirmek isteyenlerin de yapması gereken Türkiye Cumhuriyeti’ne isyan etmektir. Yaptıkları takdirde bedelini öderler. Çünkü ekmeğini taştan çıkartan, her cephede aslanlar gibi dövüşen bu milletin canına yeten taht 1922’de paramparça edilmiştir. Osmanoğullarının ve yeni saltanat özentilerinin hoşuna gitse de gitmese de taht Vahdettinle birlikte İngiliz gemisiyle kaçmış ve de tarihe gömülmüştür.

oncugenclik.org.tr, 10.2.2017

 

Paylaş: