UĞURCAN YARDIMOĞLU YAZDI: RUBİN’İN STARI LÜTFÜ OFLAZ

UĞURCAN YARDIMOĞLU YAZDI: RUBİN’İN STARI LÜTFÜ OFLAZ

Uğurcan Yardımoğlu, Öncü Gençlik Genel Sekreteri

102 YILDIR SAVAŞAN MİLLET

Türk Milleti, Çanakkale Zaferi’nin 102. yılında yeni bir destan yazıyor. Destanlar halkın vicdanını yansıtır. Ismarlamayla siparişle yazılamaz. Çanakkale Savaşı sırasında bölgeye gönderilen sanatçıların yazdıkları yerine, o bölgeden çok uzakta -görev nedeniyle- çöllerde bulunan Mehmet Akif’in yazdığı ‘Şu Boğaz Harbi Nedir’ şiiri yüreğimize kazınmıştır. Destanlar, vicdanın estetikle buluşmuş hali olarak karşımıza çıkar.

Bugünlerin destanı da yazılacaktır elbette, El Bab’da yepyeni bir dünyanın kuruluşunu top gümbürtüleriyle selamlayan Mehmetçik’in adı yine mermere kazınır gibi zihinlere kazınıyor. 102 yıldan fazladır savaşan bir milletin silahlı çocukları olan Mehmetçikler, ulus-devletin zaferini ilan ediyorlar. Çanakkale’de direnişimizin siyasi levhası da ulus-devletti. Hükümette bulunan İttihat ve Terakki Cemiyetinin programı, vatanı kurtarmak ve milleti yaratmaktı. Bu ise ancak bir ulus- devlet yapısı inşa edilerek gerçekleştirilebilirdi. 1. Dünya Savaşı’na girmek zorunda oluşumuzun asıl sebebi, Osmanlı mülkünün tebaası olmaktan çıkarak halk egemenliğini ve refahı tesise çalışmamızdı. Çünkü tebaayı sömürmek kolaydı, 1838’de -Niyazi Berkes hocamızın ifadesiyle- bir ‘satılık memleket vesikası’yla Osmanlı mülkünün sahipleri çarşı pazarımızı talan ettirebiliyordu. Bu mülkün sahibi yani padişah, Duyun-u Umumiye ile memleketi iflas ettirirken servetine servet katabiliyordu. Veyahut canı istediğinde mülkün bir parçasını boyun eğmek zorunda olduğu Düvel’i Muazzama’ya verebiliyordu. (Abdülhamit’in Kıbrıs’ı İngilizlere kiralamasını örnekleyebiliriz.)

SAVAŞAN MİLLETİ ARKADAN VURANLAR

Padişahın kulu olmaktan vatandaş olmaya evrilen toplumun siyasi önderliği Çanakkale’de zafer kazanmak zorundaydı. Vatan, mülk kadar kolay devredilemezdi. ‘En son ocak’ sönene kadar direnmek gerekiyor. Mülkü vatan, tebaayı millet yapan İttihat ve Terakki Hükümeti de milletimizin tamamını seferber ederek emperyalist güçlerin çıkar çatışması arasında vatanımızı savundu. Daha bir yıl önce küçük Balkan milletlerine yenilen ordumuzu baştan yarattı. Tüm olanakları savaşın hizmetine sundu. Çünkü ülkemize yönelen emperyalist namlular, basit bir işgal girişiminin çok ötesinde hedefler ihtiva ediyordu. İngiliz ve Fransız emperyalistleri, ortaçağ güçlerini iktidar yapmaya çalışıyordu. Başka bir deyişle emperyalistler, bağımsız ve başı dik bir millet olmak isteyen Türk Milleti’ni parçalamak ve Osmanlı sarayının kulluk ilişkisi içerisinde sömürü zincirinin bir halkası yapmaya çalışıyorlardı. Bu yüzden insan boyundaki top mermilerinin ve çelik zırhlı gemi yığınlarının bir hedefi topraklarımızı işgal etmekse asıl hedefi; İtihat ve Terakki’yi devirmek, Abdülhamit, Vahdettin, Damat Ferit tipi püskülü dökülmüş saray mensuplarını ve soytarılarını iktidar yapmaktı. Çanakkale Zaferi bu planı suya düşürdü. Mondros’tan sonra gerçekleştirilebileceği sanılan bu plan Sevr ile resmileşmişti. Çanakkale birikimine yaslanan Mustafa Kemal ve onun milli hükümeti Sevr planını da tarihe gömdü.

Benzer bir dönemden geçtiğimizi ifade etmiştik. Ulus-devletin kurulma aşaması ile bugün onu yeniden ayağa kaldırma evresi birbirine benziyor. Bölgemizin ve çağımızın en ön cephesinde savaştığımız ve yıllardır bir parçası olduğumuz Atlantik cephesinden koptuğumuz bir dönemdeyiz. Arkada kalan dönem, Jön Türklerin, Kemalistlerin yarattığı birikimi ortadan kaldıra kaldıra bizi ‘Küçük Amerika’ yapma hedefini içeriyordu. Belki de birkaç sene önce ABD emperyalizmi bu hedefe çok yaklaşmıştı. Bölgemizi kan deryasına çevirecek ABD projelerinin eş başkanları iktidar koltuklarında oturuyor, ABD’nin özel örgütü FETÖ neredeyse ülkemizin her kurumunu yönetiyordu. Ancak Türkiye’nin Çanakkale’de başlayan direnme tecrübesi vardı ve galip çıktı. Milli devlet, milli ordu ve milletin kendisi, varlığına kastedenleri def etti bir kısmını da terbiye etti. Ancak görüyoruz ki bunların bir kısmı yeterince edep, erkan ve tarih öğrenememiş. Star Gazetesinden Lütfü Oflaz, üç gün önce yazdığı yazıda, ‘Kemalistlerin darbe yapma geleneği’nden söz ediyor ve bugünkü ‘tehlike’nin partimiz olduğunu ifade ediyordu. Ne tesadüf ki ABD’nin sesi Michael Rubin’de aynı ‘tehlike’ye atıf yapıyor. ‘Perinçek’in darbe yapma’ riskine dikkat çekiyor ve ardından ülkemizi tehdit ediyordu.

Talat Paşaları, Gazi Mustafa Kemalleri anlamayanlar, İttihatçıları, Kemalistleri darbecilikle yaftalayıp İskilipli Atıf türünden aşağılık vatan hainlerini savunanlar gelir ve Rubin’le birleşir. Lütfü Oflaz’ı uyarıyoruz; bu çizginiz 15 Temmuz’da halkın üstüne bomba yağdıranların çizgisidir. Milletimizin devrim yapma ve vatan savunması pratiklerinin kaynağı niçin hep aynıdır ? Buna kafa yormanızı temenni ediyoruz.

YENİ ZAFERLERİN EŞİĞİNDE MİLLİ HÜKÜMETE

Çanakkale Zaferini kazanan askeri deha Mustafa Kemal’di. Ordunun başkomutanı ise Enver Paşaydı. Hükümet, İttihat ve Terakki’deydi.

Kut’ül Amare Zaferini Abdülhamit’i deviren -sizin darbeci saydığınız- cemiyetin üyesi ve Enver Paşa’nın amcası Halil Paşa kazandı.

Kurtuluş Savaşı’nı vererek cumhuriyeti kuran ve başı dik bir millet yaratan lider, Mustafa Kemal Atatürk idi. Hepsi aynı siyasi hedefin ve programın parçasıydı. Darbeci sayıyorsanız bu zaferlerin ve destanların içinde yeriniz yoktur. Yeriniz İngiliz siperleridir, yerinir Amerikanın sesi Michael Rubin’in yanıdır.

Lütfü Oflaz, Kemalistlerin pusuda olduğunu söylüyor. Yanlış görüyor, Kemalistler pusuda değildir, partimizin önderliğinde ülkemizin bütün halkçıları, milliyetçileri ve sosyalistleri birleşmiştir ve vatan savaşına önderlik etmektedir. Sizin döneminiz geride kaldı. Bugün Mehmetçiğin zaferini taçlandırma yeteneğine sahip olanlar iktidar olacaktır. Vatan Partisi, milli seferberlik hükümetiyle tıpkı öncüllerinin yaptığı gibi milletin bütün olanaklarını onun bağımsızlığı için kullanacak ve mutlaka başarıya ulaşacaktır. Atlantik cephesindeki hizmetleriyle ceplerini dolduranların çağı arkada kaldı. Sizin kaleminizden dökülenler o çağın artıklarıdır. Bizim burada yazdıklarımız, her meydanda her mahallede her okulda her iş yerinde açıkladıklarımız ise yep yeni bir dönemin müjdesidir. Rubininizle birlikte rahatsızlıktan kıvranabilirsiniz, milli hükümet geliyor!

oncugenclik.org.tr, 20.03.2017

Paylaş: