YURTSEVER BİR ÖRGÜT: TEŞKİLAT-I MAHSUSA

YURTSEVER BİR ÖRGÜT: TEŞKİLAT-I MAHSUSA


Hikmet ÇİÇEK TEORİ DERGİSİ – TEMMUZ 2001

YURTSEVER BİR ÖRGÜT: TEŞKİLAT-I MAHSUSA

Son dönemde medyada Jöntürkler ve İttihatçılarla ilgili dikkat çekici bir karalama kampanyası başladı. Bu kampanyada esas olarak İttihat ve Terakki Partisi ile Teşkilat-ı Mahsusa hedef alınıyor. Kampanya, Türkiye’de 28 Şubat’tan sonra neoliberallerin başlattığı “derin devlet” edebiyatıyla bağlantılı olarak devam ediyor. Asıl hedefleri ulusal ordu ve 28 Şubat sürecidir.

Jön Türkler’in düşünce ve eylemlerine karşı çıkanlar, soyut bir tarih tartışması yapmıyorlar. Türkiye’nin en kıymetli hazinesine, Jön-Türk geleneğine yönelik saldırı ve suçlamalar, mücadelenin ideolojik alanda da kıyasıya sürdüğünü gösteriyor. Bu alanda, Jön Türk düşmanlarının elindeki tek silah yalandır.

“Resmi tarihe karşı çıkış” iddiasıyla tarih tersyüz edilmeye, çarpıtılmaya, sanal ve yalan bir “tarih” yaratılmaya çalışılmaktadır. Halil Berktay, İttihat ve Terakki ile Teşkilat- ı Mahsusa’nın en önemli isimlerinden olan Dr. Bahaettin Şakir’i gladyo tetikçileri Abdullah Çatlılarla, Yeşillerle bir tutmaktadır. Halil Berktay, şunları söylüyor: “600 bin Ermeninin öldüğü olaylar, bugünün ‘Yeşil’leri, Çatlı’ları ve Hizbullahçıları yaptı. Olay bu kadar nettir. Bahaettin, o günün ‘Yeşil’idir.” Berktay, ‘Teşkilat-ı Mahsusa’nın adamı Bahaettin Şakir, bir kısmı ‘ipten kurtulmuş mahkumlar’dan oluşan özel ölüm timleri organize etti. Ermenileri özel örgüt öldürdü” demektedir.1

Taner Akçam, Oral Çalışlar gibileri sözde Ermeni soykırımının başlıca sorumlusu olarak İttihat ve Terakki’nin önderlerini suçlamaktadırlar, Kurtuluş Savaşı’nı “etnik temizlik süreci” olarak nitelemededirler. Ahmet Altan, son romanı İsyan Günlerinde Aşk’ta, 31 Mart gerici ayaklanmasının “28 Şubat’la aynı şey” olduğunu iddia edebilmektedir. Bu kervana Teşkilat’ın İki Silahşörü adlı kitabıyla Soner Yalçın da katıldı.2

Soner Yalçın şunu ileri sürüyor: “Yazarın kuşkusuz bir iddiası vardır; rejimler, sistemler ve isimler değişse de hep bir ‘Teşkilat’ vardır! Bunun adı Teşkilat-ı Mahsusa da olur, Özel Harp Dairesi de!.. Bugün bu iki teşkilat tarihteki yerlerini alsalar da, onların görevini başka devlet birimleri yerine getirmektedir.”3 “Sistemler ve rejimler değişse de Türkiye’de bir tane teşkilat var. Teşkilattan kastım ise şu; Teşkilatı Mahsusa’dan Özel Harbe uzanan bir çizgiyi, bir durumu vurgulamak.”4
devamı gibi gösteriliyor. Teşkilat-ı Mahsusa’nın fedaileri ile SüperNATO’nun tetikçileri aynı sepete dolduruluyor. Yalçın’ın kitabı Jön Türk’ü emperyalizmin ajanına, kontrgerillanın tetikçisini bir “hürriyet kahramanı”na dönüştürüyor.

Teşkilat-ı Mahsusa’nın kuruluşu, programı ve faaliyetlerine bakıldığında, bu örgütün “Ermeni katliamı yapmak için kurulmuş bir örgüt” olduğu iddiasının bir imalat olduğu ortaya çıkmaktadır. Teşkilat- ı Mahsusa’nın devamının “Seferberlik Tetkik Kurulu” ya da, “Özel Harb Dairesi” olması da bir başka imalattır.

Teşkilat-ı Mahsusa’nın devamı Gladyo değildir. Gerçek tam tersidir. Teşkilat- ı Mahsusa ve onun devamı olan Karakol Teşkilatı ve M. M. (Milli Müdafaa) Grubu, o zamanın gladyosuna karşı savaşmışlardır. İngiliz emperyalizminin denetimindeki Kürt Teali Cemiyeti’ne, İngiliz Muhipler Cemiyeti’ne, Kuvay-ı İnzibatiye’ye karşı bağımsızlık savaşının en önde çarpışan kahramanları bu teşkilatlar içinden çıkmıştır.

Teşkilat-ı Mahsusa nasıl ve hangi ihtiyaçtan doğdu? İdeolojik çizgisi nedir? Nerelerde faaliyet gösterdi? Ne tür eylemler yaptı? Bu yazıda bu sorulara cevap verilmeye çalışıldı.

Bir doktora tezi

Teşkilat-ı Mahsusa hakkında kapsamlı bir araştırma, 1950’li yıllarda Türkiye’ye gelen Amerikalı Dr. Philiph Hendrick Stoddard tarafından yapıldı. CIA’nın uluslararası ilişkilerde kullandığı, sözde hükümet dışı kuruluşlardan Ford Vakfı ve Woodrow Wilson Fellows Program ve Academic Research Society tarafından desteklenen Stoddard, “Küçük Amerika” sürecinin başladığı, Demokrat Parti iktidarının ilk yıllarında kendisine tanınan kolaylıkla, Teşkilatı Mahsusa hakkında o zamana kadar ulaşılamayan bilgilere ulaştı. Türkiye’de ve Mısır’da araştırmalar yaptı. Teşkilat-ı Mahsusa’nın, Kuşçubaşı Eşref Bey (Sencer), Satvet Lütfi Bey (Tozan), Aziz el-Mısri; Ahmet Salih Bey (Harb), Hamza Osman Bey (Erkan) gibi yaşayan üyeleriyle görüştü. Özellikle Süleyman Askeri Bey’den sonra Teşkilat-ı Mahsusa’nın reisliğini (başkan) yapan Kuşçubaşı Eşref Bey’den bu örgüt hakkında önemli bilgiler aldı.

Stoddard topladığı bilgileri, 11 Mart 1963 yılında Princeton Üniversitesi’ne bir doktora tezi olarak sundu. Ancak bu tez yayımlanmadı. “Osmanlı Hükümeti ve Araplar 1911–1918: Teşkilat-ı Mahsusa Üzerine Bir Ön Çalışma” başlıklı tez, esas olarak Teşkilat- ı Mahsusa’nın Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki faaliyetlerinde yoğunlaşmıştı. “Stoddard’ın bu kapsamlı çalışması sonunda, örgüt ve faaliyetleri hakkındaki bütün bilgiler Amerika’nın eline geçmiş oldu.”5 Stoddard’ın doktora tezi, 30 yıl sonra 1993 yılında Türkçeye çevrildi ve aynı adla yayımlandı.

Teşkilat-ı Mahsusa’nın kuruluşu

Teşkilat-ı Mahsusa, Osmanlı devletinde o zamana kadar görülmeyen bir “özel örgüt”tü. Teşkilat’ın örgütlenme tarzı, Abdülhamit’in “hafiye sistemi”nden (bir başka adla Yıldız İstihbarat Teşkilatı) değil, Batı’nın jakoben örgütlenmelerinden esinlenmişti. İktidarda olan bir partiye, İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne dayanmasına rağmen Teşkilat-ı Mahsusa’da gizlilik esastı.

“Teşkilat-ı Mahsusa’nın bir idari hiyerarşisi, bir genel merkezi, gizli bir bütçesi, yöneticileri, yardımcı yöneticileri, bölge sorumluları vardı; kısacası, açık ve gizli bir idari aygıtı, gizli hücreleri ve bir yetiştirme, eğitim ve finansman sistemi bulunuyordu.”6

Arif Cemil, I. Dünya Savaşı’nda Teşkilat-ı Mahsusa adlı kitabında, bu örgütün kurulmasına 1914 yılı Temmuz ayının son günlerinde, seferberliğin ilan edildiği günün gecesinde İttihat ve Terakki Cemiyeti Merkez-i Umumi’sinde karar verildiğini yazıyor.7

“Seferberliğin ilan edildiği günün gecesi İttihat Terakki Cemiyeti Merkez-i Umumi’de mühim bir içtima akdetmiş ve bunda, en yakın bir atide tatbik edilmek üzere, gayet şümullü bir karar verilmişti. Bu karar ister umumi harbe iştirak edelim, ister etmeyelim, ordularımızın ilerde düşman topraklarındaki hareketlerini kolaylaştırmak için bir Teşkilat- ı Mahsusa vücuda getirilmesini istihdaf ediyordu. Bu teşkilat sayesinde teslih olunacak çeteler harp zuhurunda düşman topraklarına akınlar yapacaklar, düşman kuvvetlerini şaşırtacaklar, onların hareketleri ve miktarları hakkında malumat edinerek bunları ordularımıza bildireceklerdir.”8

Arif Cemil, eski takvimle yeni takvimin ay ve yıllarını birbirine karıştırmaktadır. Seferberlik, eski takvimle 21 Temmuz 1330’da (4 Ağustos 1914) Harbiye Nazın Enver Paşa imzasıyla ilgili makamlara iletilen bir talimatla ilan edildi. Arif Cemil’in, Teşkilat-ı Mahsusa’nın kurulduğu tarih olarak “seferberliğin ilan edildiği günün gecesi” demesi tartışmalıdır. Teşkilat-ı Mahsusa’nın kuruluş tarihi konusunda farklı kaynaklar, farklı tarihler öne sürmektedirler. “Bir kaynağa göre, Enver Paşa’nın teşkilatın kurulmasına ilişkin gizli bir emir yayınladığı 5 Ağustos 1914’e kadar Teşkilat-ı Mahsusa kendi adıyla resmi bir kimlik kazanmamıştı. Ne var ki Cemal Paşa hatıralarında Teşkilat-ı Mahsusa’nın 1913’te Batı Trakya’yı işgalinden bahseder… Ne olursa olsun, çoğu kaynaklar, şu konuda görüş birliği içindedir. Teşkilat-ı Mahsusa, Enver Paşa’nın ve çalışma arkadaşı Süleyman Askeri’nin idare ettiği ve İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Batı Trakya’ya ilişkin kararlarını uygulamakla görevli bir örgütün büyüyüp gelişmesiyle meydana gelmişti.”9

“İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Pan-İslamizm ve Pan-Türkizm politikalarının somut örneklerinden biri Teşkilat-ı Mahsusa’nın kurulmasıdır. Teşkilat-ı Mahsusa Dairesi’nin ilk teşkili 17 Kasım 1913 tarihine rastlamaktadır.”10

Teşkilatın isim babası

Tarihçi-yazar Ergun Hiçyılmaz, Teşkilat-ı Mahsusa’nın isim babasının Veteriner Miralay (Albay) Rasim Bey olduğunu söylüyor. 11 “İttihat ve Terakki’nin yönetimi ele alışından sonra örgütün resmen kuruluşu Sultan Reşat tarafından onaylandı. Örgüt Başbakanlığa bağlıydı. Bu bağlantı idari bir bağlantıdan ileri gitmiyor ve örgüt, çalışmalarında bütünüyle bağımsız oluyordu. Örgüt başkanı, yürütülen işler hakkında sadece Sadrazam ve Harbiye Nazırına bilgi verirdi.12

Teşkilat-ı Mahsusa’nın ilk başkanı, Süleyman Askerî Bey idi. Stoddard’a göre 1916 yılında örgütün personel sayısı 30 bin kişiye ulaşmıştı. Teşkilat-ı Mahsusa’nın üyelerinin niteliğine ve mesleklerine yapmak amacıyla kurulmadığı anlaşılıyor.

‘Teşkilat ajanları çoğunlukla uzmanlardı: Doktorlar, mühendisler, gazeteciler, birkaç fırka mensubu politikacı ve geçmişleri kuşkulu ama sadakatlerine kesinlikle güvenilen pek çok gerilla savaşı uzmanı. Tek gruplar içinde en büyüğü düzenli subaylardan oluşuyordu ve bunlar, Teşkilat-ı Mahsusa’ya özel görev için katılan adamlardı.”13

“Bir fikir ve hareket yuvası”

Teşkilat- ı Mahsusa, 1. Dünya Savaşı yıllarında büyük ve geniş bir coğrafyada faaliyet gösterdi. “Doğu Anadolu ve Kafkasya’ya, Suriye’ye, Afrika içlerine, Hindistan’a, Türkistan’a, Rusya içlerine bu teşkilat tarafından ajanlar gönderilmiştir. Ajanlar, yerli halk arasında örgütlenmeye ve buralarda özellikle İngilizlere ve Ruslara karşı halkı harekete geçirmeye çalıştılar.”14

Tarihçi-yazar Orhan Koloğlu’na göre, “Enver Paşa’nın şahsına bağlı olarak kurulan Teşkilat-ı Mahsusa, devleti kurtarma gayesi ile ilkeleri ve hedefleri olan bir örgüttü.”

Celal Bayar, Teşkilat-ı Mahsusa’yı bir “fikir ve hareket yuvası” olarak tanımlıyor. “Enver Paşa, Balkan Harbi’nden sonra orduyu gençleştirmek amacıyla Harbiye Nazırı olduğu zaman, bu fikir ve aynı zamanda hareket yuvası olan Teşkilat-ı Mahsusa’da aslında bir subay olan Eşref Kuşçubaşı’ya önemli bir mevki vermişti. Kurmay subay Süleyman Askeri’nin başkanlığında ordunun en enerjik idealist subayları ile Türk ve İslam diyarının aydın bilginlerini burada toplamıştı.”15

“Enver’in emrinde bir kurul”

Eşref Kuşçubaşı, Teşkilat-ı Mahsusa’dan “Enver’in emrinde bir kurul” diye söz eder: “Gelelim Yeni Teşkilat-ı Mahsusa’mıza. Enver’in emrinde bir kurul ve Süleyman Askeri Reis, ordudan subaylar, hükümet ricalinden yetkili bazı kişiler (ikinci derecede), yabancı Müslüman memleketlerden Hilafet’e bağlı zevattan tanınmış ulema, tanınmış siyasi, milliyetçi ve memleketin kurtulması uğrunda çalışan kimselerle memleketleri içinde hidematiyle kendini göstermiş, teferrüt etmiş olanlardan kurulu.”16

Teşkilat-ı Mahsusa’nın amacı

Teşkilat-ı Mahsusa’nın amacı, Osmanlı Devleti’nin siyasal birliğini savunmak ve korumaktır. Enver Paşa, bu örgüt sayesinde çeşitli milliyetlerin ayrılıkçı hareketlerinin önlenebileceğini düşünmektedir, “Örgüt, öncelikle siyasal birliğin sağlanması amacını taşıyordu. Öncelikle İslam bütünlüğünün korunması yolundaki çalışmalar, İngilizlerin ve diğer Avrupa ülkelerinin, Ortadoğu’daki yıpratıcı eylemleri görülünce, örgütün çizgisi, yeni boyutlar kazanacaktı.”17

Kuşçubaşı Eşref, Teşkilat-ı Mahsusa’nın amacını şöyle tanımlıyor: “Osmanlı Devleti içinde gaye ve fikir birliği yapmak, bütün Türkleri bir bayrak ve bir devlet telakkisi altında birleştirmek, temsil ettiğimiz manevi iman nizamı olan Müslümanlığı, takip edilecek harici siyasetin müteessir kuvveti haline koymak ve bunun kadrosunu yetiştirmek gayesiyle Teşkilat-ı Mahsusa kurulmuştur. Teşkilat-ı Mahsusa, bazılarının zan ve tahmin hatta iddia ettikleri gibi mücerret haber alma, istihbarat, düşman memleketlerinde isyan ve hadiseler çıkarmak için kurulmuş bir müessese değildi. Bu taraf onun fiili sahada başarmaya çalıştığı işlerdi ki Mısır, Tunus, Fas, Hindistan ve bütün siyah Afrika’nın bugün tahakkuk eden istiklalinde, bizim Teşkilat-ı Mahsusa’nın himmeti ve tesirleri tasavvur edildiğinden çok daha büyük ve mühimdir.”18

Attila İlhan da, Teşkilat-ı Mahsusa’nın etkinliğini şöyle anlatıyor: “Çok kapsamlı bir örgüttür. Çok geniş bir sahada görev yapmıştır. İngiliz casus Lawrence’nin anılarını okuyunca Teşkilat’ın gücünü daha iyi anladım. Lawrence, Arabistan’dan daha yukarılara geçmek ister. Yanında bir Arap rehber, zaten kendisi de Arap kıyafetindedir, geceleri yol alırlar. Hedefleri Suriye’dir. Çölde yaşlı bir adam görürler. Açlıktan ve susuzluktan ölmek üzeredir. Adamı kurtarırlar, gideceği yere götürürler. Lawrence, gideceği yere ulaşınca anlar, kurtardıkları yaşlı adam Teşkilat-ı Mahsusa üyesidir ve yol boyunca Teşkilat tarafından izlenmişlerdir.”19

Örgütün ilk çalışma alanı Batı Trakya’dır. Balkan Savaşı’nda Batı Trakya kaybedilmiş ve 1913 İstanbul Anlaşması sonucunda Bulgaristan’a bırakılmıştır. Teşkilat-ı Mahsusa, Süleyman Askeri’nin başkanlığında bir gönüllüler birliğini Batı Trakya’ya gönderir. Osmanlı devletinden “bağımsız” “Batı Trakya Cumhuriyeti” adlı bir devletçik kurulur. Süleyman Askeri “Cumhurbaşkanı” olur.

“Ateş çemberinden geçmiş güçlü bir örgüt”

Doğan Avcıoğlu, Teşkilat-ı Mahsusa’yı bir “İslam ihtilali örgütü” olarak niteler. 20 “Enver Paşa’nın elinde, İslam Dünyası’nda ihtilaller körüklemek için ateş çemberinden geçmiş güçlü bir örgüt vardır: Teşkilat-ı Mahsusa.”21

Eşref Kuşçubaşı’ya göre Teşkilat-ı Mahsusa’nın kuruluşu sırasında görev dağılımı şöyledir:

1. Eşref (Kuşçubaşı): Umumi Müfettiş ve Ceziret-ül Arap, Necit, hatta çöl ve icabında bütün bölge ve şubeler Eşrefin teftişinde.

2. Sami (Kuşçubaşı): Türkistan ve Büyük Asya’nın kuzey ve doğu kısımları.
3. Mısır: Abdülaziz Çavuş, Sait ve Ferit Beyler ve arkadaşları.

4. Tunus: Şeyh Salih-es Şerif ve Ali Başhampa ve Cemagi.

5. Hindistan: Mehmet (Muhammed) Ali Şevket ve arkadaşları. Hatta Mecusilerden Doktor Hardiyal ve arkadaşları ve ulemadan Şeyh Mevlana Mahmut Hüseyin, Müderris Hüseyin ve Doktor Nasır.

6. Cezayir: Abdülkadir’in bazı oğulları ve milliyetçiler.

7. Afrika Sahrası: Şeyh Sunusiler.22

Örgüt Türklere dayanıyor

Teşkilat-ı Mahsusa yalnızca Türklerden oluşmuyordu. Kürt, Çerkez, Dürzî ve Laz aşiretlerinden gelen gönüllü birlikler, Bedevi birlikler, Yemenliler gibi çeşitli Müslüman kesimlerden gelen kişileri de bünyesine almıştı. Ancak esas ağırlığı Türkler oluşturuyordu. “Bunun da en önemli nedeni, Enver Paşa’nın Türk olmayanların sadakatinden ve içtenlikle kendisine bağlanmalarından kuşku duymasıydı.”23

İdeolojik çizgisi

Teşkilat-ı Mahsusa’nın ideolojik çizgisi net değildir. Pan-İslamizm ye Pan-Türkizm karışımıdır. Enver Paşa, Osmanlı Devleti’nin “İslam ihtilali” ile varlığını sürdürebileceğine inanmaktadır. Bu nedenle ideolojik olarak Pan-İslamizm savunulur. Teşkilat-ı Mahsusa üyeleri İran, Irak, Mısır, Çad, Sudan, Habeşistan, Kafkasya, Afganistan, Hindistan, Çin ve hatta Java da Müslüman halkları Çarlık Rusyası’na ya da İngiltere’ye karşı isyan ettirmek için faaliyet göstermişlerdir. Bütün Türkleri tek bir bayrak altında birleştirmek ise Teşkilat-ı Mahsusa’nın diğer ülküsüdür.

“Bu teşkilatın gayesi, bir taraftan bütün İslamları bir bayrak altında toplamak bu suretle Pan-İslamizme vasıl olmaktır. Diğer taraftan da Türk ırkını siyasi bir birlik içinde bulundurmak, bu bakımdan Pan-Türkizmi hakikat sahasına sokmaktır. Enver Paşa’nın bir yandan Emiri Efendi’nin İttihat ve Terakki programındaki Pan-İslamizminden, diğer taraftan da Ziya Gökalp’in Par-Türkizminden ilham aldığı muhakkaktır.”24

Enver Paşa, Osmanlı ordusunun en yurtsever ve ülkücü subayları olan İttihatçı subayları “İslam ihtilali” düşüncesi doğrultusunda görevlendirmiştir. Teşkilat- ı Mahsusa’nın Başkanı Süleyman Askeri, İngilizleri, Dicle ve Fırat deltasından (Şattül Arap) kovmak için Irak’a gönderilir. Enver Paşa’nın kardeşi Nuri Paşa, Sunusilerle birlikte Trablusgarp’ı kurtaracak, oradan Mısır’a yönelecektir. Enver Paşa’nın amcası Halil Paşa’nın görevi, Kafkasya’yı Çarlık Rusyası’ndan kurtarmaktır. Rauf Orbay’a verilen ilk görev, Afganistan’ı

İngiltere aleyhine savaşa girmeye hazırlamaktır. Kazım Karabekir’in görevi ise Tahran’ı işgal etmek ve İran’ı Rus hegemonyasından kurtarmaktır.25

Mustafa Kemal “İslam ihtilali”ni ciddiye almıyor

Doğan Avcıoğlu, İslam ihtilali düşüncesini Mustafa Kemal’in “ciddiye almadığını” belirtir. Mustafa Kemal, Enver Paşa’nın teklifini nasıl reddettiğini Falih Rıfkı Atay’a şöyle anlatır:

“Enver Paşa bana Hindistan’a doğru bir sefer yapmak isteyip istemediğimi sordu. Emrime üç alay vereceklerdi. İran’da halkı ayaklandıra ayaklandıra Hindistan’a kadar gidecektim.

— Ben o kadar kahraman değilim, dedim.

Talat Paşa, niçin bu görevi kabul etmediğimi sorduğu zaman da:

— Bize bir harita getirsinler, dedim. Durumu gösterdikten sonra da:

— Hem niçin üç alay? Tek bir adam gönderin yeter. Nasıl olsa kendi kuvvetini kendi yapmaya mahkûm değil midir?

— Bu fedailiği üstüne almalı idin…

— Eğer böyle bir şeye imkân olsaydı, sizin enirinizi beklemezdim… Kendim gider, kuvvetler bulur, Hindistan’ı fetheder ve imparator olurdum, cevabını verdim.”26

Birinci Dünya Savaşı yıllarında ne Pan-İslamizmin ne de Pan-Türkizmin gerçekleşme şansı vardı. Türkler’i bir bayrak altında toplamak bir hayaldi. Çarlık Rusyası’na, İngiltere’ye, Fransa’ya karşı İslam dünyasını birleştirmek de gerçekleşmesi mümkün olmayan bir rüya idi. Din birliği, çeşitli milliyetlerden halkları, emperyalizme karşı birleştirecek bir unsur değildi. Nitekim, Teşkilat-ı Mahsusa üyelerinin dünyanın neredeyse dört bir tarafında yaptıkları “İslam ihtilali” çağrıları, çok cılız bir destek bulacaktı.

Mustafa Kemal, 1 Aralık 1921’de Meclis’te şunları söyler: “Efendiler, biz Pan-İslamizm yapmadık, belki yapıyoruz, yapacağız dedik. Düşmanlar da yaptırmamak için, bir an önce öldürelim dediler. Pan-Turanizm yapmadık; yaparız, yapıyoruz dedik ve yine öldürelim dediler. Bütün dava bundan ibarettir.”27

Teşkilattaki ünlüler

Teşkilatın en tanınmış isimleri şunlardır: Enver Paşa, Binbaşı Süleyman Askeri, Eşref Kuşçubaşı, Rauf Orbay, Çerkeş Ethem, Abdulaziz El-Sinusi, Dr. Esat Işık Paşa, Hüsamettin Ertürk, Mehmet Akif Ersoy, Cezayirli Emir Ali, Afyonlu Ali Çetinkaya, Ali Fethi Okyar, Binbaşı Mısırlı Aziz Ali Bey (sonradan Mısır ordusunda General), Nuri Paşa (Killigil, Enver Paşa’nın kardeşi), Binbaşı Fuat Bulca (sonradan THK Başkanı), Teğmen İslam Bey (Fuat Paşa’nın oğlu), Yüzbaşı Manastırlı Nuri Conker (Osmanlı Meclisi Mebusan azası), Dr. Refik Saydam (sonradan bakan ve başbakan), Piyade Yüzbaşı Çerkeş Reşit (Çerkeş Ethem’in ağabeyi), Teğmen Yakup Cemil (1916’da vatana ihanetten kurşuna dizildi), Dr. Bahattin Şakir, Mithat Şükrü Bleda, Ohrili Eyüb Sabri, Fuat Balkan, Teğmen Hilmi Musallimi (1915 Süveyş Kanalı Harekâtı’nda Kürt mücahitlerin komutanı, Said Halim Paşa’nın kâtibi), İsmail Canbulat (1926 İstiklal Mahkemesi’nde asıldı), piyade subayı Rasuhi (sonradan Mustafa Kemal’in yaveri), Filibeli Hilmi Bey (İttihat Terakki Müfettişi, 1926’da asıldı), Şerif Burgiba (Habib Burgiba’nın babası).28

Kurtuluş Savaşı’nda İzmir’de işgalci Yunan kuvvetlerine ilk kurşunu sıkan Hasan Tahsin de (Osman Nevres) Teşkilat-ı Mahsusa üyesidir. Hasan Tahsin, Birinci Dünya Savaşı öncesinde Balkan devletlerini Osmanlı Devleti’ne karşı birleştirmekle görevli İngiliz Boxton kardeşleri, Teşkilat-ı Mahsusa’dan aldığı emir üzerine Romanya’da vurmuştur.

Teşkilat-ı Mahsusa’nın sonu

Savaş yılları boyunca Orta Doğu, Orta Asya, Güney Asya, Kuzey ve Orta Afrika ve Kafkasya’da faaliyet gösteren casusluk, karşı casusluk, propaganda ve gerilla eylemleri yapan Teşkilat-ı Mahsusa, Osmanlı Devleti’nin yenilmesiyle resmen sona erdi. Enver Paşa, örgütün yönetimini Hüsamettin Ertürk’e devrederek ülkeden ayrıldı. Enver Paşa, Teşkilat-ı Mahsusa’nın bundan sonraki adının “Umum Alemi İslam İhtilal Teşkilatı” olmasını istiyordu. Bu da bir hayaldi.

Teşkilat- ı Mahsusa yıkılmakta olan bir devletin “özel örgütü”ydü. Savaşın sona ermesiyle örgüt de dağıldı. Teşkilat-ı Mahsusa üyelerinin önemli bir kısmı Kuvay-ı Milliye saflarına katıldı. Mütareke yıllarında İstanbul’da faaliyet gösteren Karakol teşkilatı, Teşkilat-ı Mahsusa üyeleri tarafından kuruldu.

Kemalist Devrim’e inanmayan Teşkilat mensupları ise işbirlikçi oldu, Kuvay-ı İnzibatiye saflarına katıldı. 1926 yılında Atatürk’e suikast girişimine katılan ve asılanlar arasında Teşkilat-ı Mahsusa üyeleri de vardı. Kurtuluş Savaşı yıllarında İstanbul’da İngiliz işgal kuvvetleriyle işbirliği yapan, gıyabında Mustafa Kemal’i de idama mahkûm eden Divanı Harbi Örfi Reisi Mustafa Paşa da (Kürt Mustafa) Teşkilat-ı Mahsusa üyesiydi!

Süleyman Askeri’den sonra örgütün başkanlığını yapan ve daha sonra genç Türk devletine bağlılığından kuşku duyulduğu için yurtdışına sürgüne gönderilen “Yüzellilikler” listesinde yer alan Kuşçubaşı Eşref şöyle diyor:

“İçimizde kimsenin kaybedecek bir şeyi yok. Davamızın haklı olduğuna ve çalışmalarımızın mühim olduğuna inanmıştık. Sonunda kazanamayacak oluşumuzu gözardı etmeye meyyaldik. Hiç değilse harbin sonunda etrafımızdaki dünya çökmeden, ufak tefek bir kaç zafer kazanabilirdik… Durmadan çalıştım… Bu işe gönül vermiştim, mantık ne derse desin… Hiçbir zaman filozof yahut siyasetçi olmadım ve bu işten iyi dostlar, yara izleri ve kalça çıkığı, birkaç madalya ve memleketim için çok yi döğüştüğümü bilmenin verdiği tatmin dışında hiçbir şey elde etmedim.”29

1 9 Ekim 2000 tarihli Radikal gazetesinde Neşe Düzel’in Halil Berktay ile yaptığı söyleşi.
2 Soner Yalçın, Teşkilat’ın İki Silahşoru, Doğan Yayıncılık, Birinci basım, İstanbul, Haziran 2001. 3 Age, s. 17.
4 Öküz dergisinin Haziran 2001 sayısında Cüneyt Özdemir’in S. Yalçın’la yaptığı söyleşi.
5 Ali Eren, Aksiyon dergisi, s. 49, 1995.
6 Stoddard, age, s. 8.

7 Arif Cemil, /. Dünya Savası’nda Teşkilat-ı Mahsusa, Arba Yayınları, Birinci Basım, İstanbul, Kasım 1997. Bu kitap 1934 yılında Vakit gazetesinde Umumi Harpte Teşkilat-ı Mahsusa adıyla ve A, Mil imzasıyla tefrika halinde yayımlandı.
8 Age, s. 9.
9 Stoddard, age, s. 47.
10 Dr. Mustafa Balcıoğlu, Türk Dünyası Tarih dergisi, Temmuz 1992.

11 Ergun Hiçyılmaz, Teşkilat-ı Mahsusa ve Casusluk Örgütleri, Kamer Yayınları, İkinci Basım, İstanbul 1996, s.47.
12 Ergun Hiçyılmaz. age, s. 47-48.

13 Stoddard, age, s. 52.
14 Dr. Mustafa Balcıoğlu, agd
15 Celal Bayar, Ben de Yazdım, c.5, s. 102, İstanbul 1997, Sabah Kitapları.
16 Celal Bayar, age, s.203.
17 Ergun Hiçyılmaz, age, s. 102-103.

18 Kuşçubaşı Eşreften aktaran Celal Bayar, age, s. 102.
19 Attila İlhan’la 27 Haziran 2001 günü Ulusal Kanal’da yapılan söyleşi.
20 Doğan Avcıoğlu, Milli Kurtuluş Savası Tarihi, c.l, s.61.
21 Aynı yerde.

22 Aktaran Doğan Avcıoğlu, age, s. 63.

23 Stoddard, age, s. 52.
24 Hüsamettin Ertürk, İki Devrin Perde Arkası, aktaran Stoddard, s. 50.
25 Doğan Avcıoğlu, age, s. 64.

26 Falih Rıfkı Atay’ın Çankaya’sından aktaran Doğan Avcıoğlu, age, s. 65.
27 Aktaran, D. Avcıoğlu, age, s. 65.
28 P. H. Stoddard’ın Eşref Kuşçubaşı’ndan dinleyip hazırladığı listeden.

29 Stoddard, age, s. 142.

Paylaş: