Ana Sayfa Milli Demokratik Devrim ALTI OK

ALTI OK

1137

Doğu Perinçek’in 6 Ok kitabından

I

TARİH İÇİNDEKİ YERİ

Milli Demokratik Devrimimizin Halkaları

Ülkemiz, yüz elli yıla yakın süredir milli demokratik devrim aşamasındadır.
Emperyalizmden ve her tür ortaçağ ilişkisinden kurtularak, bağımsız ve demokratik bir toplum yaratmak, bu devrimin temel hedefidir.
Milli demokratik devrimimizin önemli halkaları şunlardır:
– Mithat Paşa’ların, Namık Kemal’lerin, Ziya Paşa’ların simgelediği Yeni Osmanlılar cereyanının önderliğinde 1876’da gerçekleşen 1. Meşrutiyet.
– Genç-Türkler’in İttihat Terakki Cemiyeti (Partisi) önderliğindeki 1908 Devrimi.
– Aslında Birinci Dünya Savaşı’nda başlayan ve 30 Ağustos zaferiyle tamamlanan Milli Kurtuluş Savaşı (1915-1922).
– TBMM’nin Ankara’da 23 Nisan 1920 günü toplanmasıyla iktidarını kuran ve Atatürk’ün ölümüne kadar devam eden Kemalist Devrim veya Cumhuriyet Devrimi (1920-1938).
– 27 Mayıs 1960 Devrimi.
– 1989 Baharı’nda toplu vizite eylemleriyle yükselen ve günümüzde özelleştirmeye karşı mücadele ekseninde devam eden işçi hareketi. (1989-…)
– 28 Şubat 1997 MGK kararlarıyla ateşlenen, irticaya, mafyaya ve yeni Sevr tertiplerine karşı 28 Şubat süreci.

Karşıdevrimin Huruç Hareketleri

Kuşkusuz arkada kalan yüz elli yıl içinde karşıdevrimin atakları da var. Onları da şöyle sıralayabiliriz:
– Sultan II. Abdülhamit’in Anayasa’yı yürürlükten kaldırmasıyla başlayan istibdat dönemi (1877-1908) ve 31 Mart gerici isyanı (1909).
– 1950 yılında Bayar-Menderes’lerin iktidara gelerek, “Küçük Amerika” projesini uygulamaya koydukları Kemalist Devrim’i yıkma süreci (1950-1960).
– 12 Mart 1971 Askeri Darbesi’yle gerçekleştirilen ve 1973 yılına kadar süren Amerikancı Cunta rejimi.
– 12 Eylül 1980 Amerikancı Darbesi’yle başlayan ve Nakşibendi tarikatının Çankaya’ya tırmanıp Cumhurbaşkanı olması ve arkasından Nakşibendi partisinin iktidara gelmesiyle 28 Şubat 1997’ye kadar devam eden Evren-Özal-Çiller-Erbakan’ların mafya-gladyo-tarikat rejimi (1980-1997).

Kemalist Devrim’i Tamamlama Görevi

Devrimler ile Batı işbirlikçisi gericilik arasında çarpışmalarla geçen yüz elli yıldan sonra Türkiye, bağımsız ve özgür bir toplum yaratma yönünde büyük bir birikim yarattı. Ancak günümüzün sorunlarına şöyle bir göz atarsak, hâlâ 31 Mart gerici isyanı günlerinin veya Kurtuluş Savaşı döneminin sorunlarına benzer bir gündemle karşılaşıyoruz. Buradan bir bilanço çıkarabiliriz: Türkiye, özellikle Kemalist Devrim’e rağmen, bağımsız bir ulusal devlet kurma ve ortaçağ ilişkilerinden bütünüyle kurtulmuş özgür ve laik bir toplum yaratma sürecini henüz tamamlayamamıştır. Dahası, emperyalizmin çürüme döneminin bir verisi olarak, Türkiye’de ABD güdümlü bir mafya-tarikat-gladyo rejimi oluşmuştur. Kemalist Devrim’in kazanımlarının birer birer yıkıldığı elli yıllık “Küçük Amerika” sürecinde kurulan bu rejim ile Türkiye’nin milli demokratik devrim birikimi, 28 Şubat’tan bu yana yeni bir hesaplaşma içine girmişlerdir. Türkiye’nin önündeki stratejik devrimci görev, Kemalist Devrim’i tamamlamaktır.
Altı Ok, son haline 1931 Cumhuriyet Halk Fırkası programıyla kavuştu. 1937 yılında Anayasa’nın ikinci maddesine yazıldı. Ancak aradan neredeyse 70 yıl geçmesine rağmen, bugün de geçerlidir. Çünkü aynı devrimci süreçteyiz.

III

TARİHSEL TUTARLILIĞI VE BÜTÜNSELLİĞİ

Oklar Birbirinin Lokomotifi

Altı Ok’u tarih içinde incelediğimiz zaman, oklar arasındaki tarihsel tutarlılığı ve bütünlüğü çok daha derinden anlarız.

Gerçekten de amblemde olduğu gibi, oklar aynı tarihsel kökten çıkmışlar ve birbirlerini tamamlamışlardır. Altı Ok’un her biri, adeta diğerlerini de tarih sahnesine çekmiş, birbirlerinin lokomotifi ve itici gücü olmuşlardır.

Türkiye düzleminde hangi ok’un tarihsel öncelik taşıdığı tartışılabilir. Daha sonra Cumhuriyetçiliğe varacak olan padişahın mutlakiyetini sınırlama mücadelesi ile vatanseverlikle başlayan Milliyetçilik-Türkçülük hareketi, denebilir ki, 19. yüzyıl ortalarında birlikte doğmuşlardır. 19. yüzyılın Türkçü akımı aynı zamanda halkçıdır ve laikliğe yönelmiştir. Yukarıda Yeni Osmanlıların önde gelenlerinden Mustafa Fazıl Paşa’nın daha Birinci Meşrutiyet öncesinde, Kemalist iktidarın en devrimci dönemindeki gibi, “Din ve dünya işlerini birbirinden ayırmak” anlamında bir laikliği Padişah Abdülaziz’e önerdiğini görmüştük. Yine dönemin ihtilalcilerinden olan Ali Suavi’ler köktenci bir laikliği savunurlar.
19. yüzyıl koşullarında sultanın yetkilerini sınırlayan Meşrutiyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık ve Laiklik, var olan Osmanlı feodal sistemine cepheden karşıydı. Bu program, ancak devrimle gerçekleştirilebilirdi ve ancak devrimci bir çizgide savunulabilirdi. Nitekim 19. yüzyıl hürriyetçilerinin, Türkçülerinin hayatlarının zindanlarda, sürgünlerde ve mülteci olarak geçtiğini görüyoruz. Bu akım, Harbiye’de, Ordu içinde, Askeri Tıbbiye’lerin bodrumlarında devrimci ve gizli cemiyetler kurdu. Bu akım, 1908 Devrimi öncesinde Balkanlar’da ve Anadolu’da ayaklanmalar düzenledi ve dağa çıktı.

Meşrutiyet deneyimlerinden sonra hürriyet akımında Cumhuriyetçi eğilim güçlenmeye başladı. Nitekim Mustafa Kemal Anadolu’ya 3. Ordu Müfettişliği’ne tayin edilirken, padişaha “Cumhuriyetçi” olduğu bilgisi verilmiştir. Bu “suçlamalar” Erzurum ve Sivas Kongreleri sırasında devam etmiştir.
Devletçilik ise, Osmanlı devletinin son yüzyılında zorunlu olarak vardı. Ancak Devletçiliğin bilinçli olarak benimsenmesi 1931 yılında oldu.


Tarihsel Süreçle Tutarlılığı

Altı Ok’un tarihsel tutarlılığının temelinde Türkiye’nin toplumsal-ekonomik gerçeği bulunuyor. Osmanlı devleti, 1838 İngiliz Ticaret Sözleşmesi’yle birlikte sömürgeleşme süreci içine girdi. Yüzyılın sonunda kapitalizmin emperyalist karakter kazanmasıyla ülkemiz, dünya ölçeğindeki ezen-ezilen kutuplaşmasında, ezilen ülkeler arasında yer aldı. O dönemde, Ezilen Dünya’daki ülkeler arasında yalnız Türkiye, Çin ve İran’da devletler vardı. Üçü de eski büyük imparatorluklardı. Ezilen Dünya’nın diğer ülkeleri ise sömürge durumundaydı. Türkiye’nin sömürgeleşme sürecine tek bir devrimci yanıtı olabilirdi: Milli demokratik devrim. Ezilen ülkelerin büyük çoğunluğundan farklı olarak Türkiye, Çin ve İran’ın devletlerinin olması ve daha önemlisi köklü bir devlet geleneği bulunması sayesinde, bu ülkeler milli demokratik devrim için daha büyük bir birikime sahiplerdi. Nitekim 20. yüzyılın başında 1905 Rus Devrimi’nin arkasından, 1908 Gençtürk Devrimi, 1909 İran Devrimi ve 1911 Çin Devrimi gerçekleşti. Devrimci süreç bu devrimlerle durmadı, 1920’lerde Türkiye Devrimi, asıl büyük atılımını gerçekleştirdi. Çin Milli Demokratik Devrimi de, daha sonra Komünist Partisi önderliğinde 1949’da zafere ulaştı ve kesintisiz olarak sosyalist devrim aşamasına geçti.

Çin’de 1911 Demokratik Devrimi’nin önderi Sun Yat Sen’in formülleştirdiği Üç Halk İlkesi ile Türkiye Devrimi’nde Mustafa Kemal’in formülleştirdiği Altı Ok, aşağı yukarı aynı programlardır. Bu özdeşlik, iki ülkenin Ezilen Dünya’daki öncü özelliklerinden gelir. Nitekim Sun Yat Sen’den sonraki süreçte, Çin Devrimi’nin önderliğini üstlenen Çin Komünist Partisi, Sun Yat Sen’in Üç Halk İlkesi’ni sürekli savunmuş ve bu ilkeleri milli ve demokratik bir cephenin temel programı olarak önermişlerdir.
Çin ve Türkiye’nin milli demokratik devrimleri örneğinde de görüldüğü gibi, 20. yüzyılın ezilen ülkelerindeki demokratik devrimler, kapitalizmin erken geliştiği Fransız Devrimi örneğindeki ülkelerden farklı bir programa sahipti. 18 ve 19. yüzyılın demokratik devrimleri, erken gelişmiş bir kapitalizm temelinde gerçekleşmişlerdi. O nedenle bu devrimlerin temel sloganı, “Hürriyet, Eşitlik ve Kardeşlik” idi. Emperyalizm çağında ezilen ülkelerin demokratik devrimleri ise, kendi sultanlarını ve feodallerini yıkmak için, emperyalizmi de alt etmek zorundaydılar.

Altı Ok, işte bu toplumsal-ekonomik gerçekliğe oturur. Bütünselliği ve oklar arasındaki bağlar, buradan kaynaklanır. Dış ticaret çağındaki kapitalizme karşı Vatanseverlikle ve Mutlakiyetçiliğe karşı Anayasacılıkla (Meşrutiyetçilikle) başlayan devrim cereyanı, tarihsel süreç içinde dayandığı nesnel zeminde tutarlılaşır, mazlum milletlerin milli demokratik devrim programına dönüşür.

Ezilen Dünya’da İki Milli Demokratik Devrim Modeli

Ezilen Dünya’da yaşanan bu süreç, iki model yaratmıştır. Biri çağdaş bir ulusal kapitalizm inşa etmeyi amaçlayan Kemalist Devrim’dir.

Diğer model, Kemalist Devrim benzeri Sun Yat Sen önderliğindeki 1911 Demokratik Devrimi’nden sonra Çin’in Komünist Partisi önderliğinde gerçekleştirdiği milli demokratik devrimdir.

Her iki modelin de, demokratik devrim programları aynıdır. Çünkü ülkelerin toplumsal-ekonomik süreçleri aynıdır.

Çin’de milli demokratik devrime Mao’nun başında bulunduğu Komünist Partisi önderlik ettiği için, devrim demokratik aşamada durmamış, sosyalizme ilerlemiştir. Bu nedenle demokratik devrim yarım kalmamış, sonuna kadar götürülmüştür.

Kuşkusuz burada Çin ve Türkiye devrimleri arasındaki fark, önderlikle sınırlı değildir. Çin’de çok kuvvetli bir köylü dinamiği vardır. Kendisini çok sarsıcı ve güçlü ayaklanmalarla ortaya koyan bu dinamik, demokratik devrimi sonuna kadar götürmek ve sosyalizme geçmek için olağanüstü güçlü bir toplumsal temel yaratmıştır. Toprağın yetersiz olması ve tarım aletlerinin kıtlığı nedeniyle Çin’in devrimci köylüsü, feodal toprak ağalığı sistemini yıkmanın ötesinde tarımda ortak kooperatif mülkiyeti ve halk mülkiyeti yönündeki atılımı benimsemiş ve gerçekleştirmiştir. Öte yandan Çin’in 1934 yılında Japon emperyalizminin istilasına uğraması da, 11 yıl devam eden antiemperyalist savaşta en ulusal ve en bağımsızlıkçı akım olan Çin Komünist Partisi’ni güçlendirmiş ve milli demokratik devrimi daha köklü olmaya zorlamıştır.


Kemalist Devrim Niçin Yarım Kaldı?

Mustafa Kemal de, bütün demokratik devrimciler gibi, “Köylü, milletin efendisidir” demiş ve güçlü bir Aydınlanma hareketiyle köylüyü uyandırmaya çalışmıştır. Ancak işlenmeyen geniş toprakların bulunması nedeniyle, köylüde güçlü bir toprak talebi ve ağalığa karşı büyük bir mücadele yoktur.

Atatürk ölümüne doğru, toprak reformu hazırlıklarına başlanmasını istemiş, fakat demokratik devrimin bu temel programı gerçekleştirilememiştir. Daha sonra devrimin artık kireçlenmeye başladığı dönemde çıkarılmak istenen 1946 Toprak Yasası ise başarısızlığa uğramıştır. Çünkü devrime önderlik eden CHP, artık kurduğu sistemin üzerine oturmuştur ve devrimci dinamizmini yitirmiştir. Tutuculaşan önderlik, İkinci Dünya Savaşı sonrasında yükselen ABD emperyalizmiyle işbirliğine yönelmiştir. Toprak Yasası’nı rafa kaldıran, Köy Enstitüleri’nden vazgeçen, laiklikten ödünler veren CHP yönetimi, kaçınılmaz olarak iktidarı, bu politikaların gerçek sahibine bırakmıştır. Demokrat Parti’nin, CHP’nin içinden çıkması, bir yönüyle devrimin diyalektiğini gösterir. Ancak bu olay, devrimci partideki tutuculaşmanın da somut kanıtıdır ve derin dersler içerir.

DP lideri Celal Bayar, Kemalist Devrim’in başbakanlarındandı. Demokrat Parti’nin diğer kurucuları Adnan Menderes ve Refik Koraltan, Kurtuluş Savaşı yıllarından beri Müdafaa-i Hukuk-CHP örgütlenmesi içinde yer almışlar, milletvekilliği yapmışlardı. Diğer kurucu Fuat Köprülü, Cumhuriyet Devrimi’nin önemli tarihçi ve düşünürlerindendi. Yarım kalan Kemalist Devrim’i yıkanlar, kireçlenen devrimci önderliğin içinden çıkmıştır.

Altı Ok’un yeniden canlandığı koşullarda, bu büyük dersin değerlendirilmesi, hem gereklidir, hem de kaçınılmazdır. Çünkü bir toplum, aynı deneyimi iki kez yaşamaz.

Kemalist Devrim’in kireçlenmesinin nedeni, Altı Ok değildir; tersine Altı Ok programını sonuna kadar götürecek bir devrimci önderliğin ve dinamizmin eksikliğidir. Kemalist Devrim’in yarım kalması, bir yönüyle bir önderlik sorunudur, ancak önderlikteki kireçlenmeyi belirleyen de en sonunda devrimin sınıfsal karakteridir. Ulusal kapitalizm sınırlarını aşmayan devrimci pratik, devrimin ulusal burjuvazi önderliğinde gerçekleştiğinin de kanıtıdır. Ulusal sermayenin programını dünyanın her yerinde aydınlar üretmiş ve uygulamışlardır.

Kurtuluş Savaşı’nı emekçileri seferber ederek kazanan Kemalist önderlik, işçi sınıfının sayıca çok zayıf olduğu ve köylülüğün toprak mücadelesine girmediği koşullarla sınırlıdır. Kemalist Devrim, büyük bir Aydınlanma hareketine ve kendi gücüne güvenen bir sanayileşme çabasına girişmekle birlikte, ortaçağ ilişkilerini kökten temizleyecek bir toprak devrimine yönelmemiştir. Çağımızda sosyalizme geçmeyi amaçlamayan demokratik devrimlerin kaderini, en iyi Kemalist Devrim’in serüveninde görebiliriz.
Emperyalizm çağında, milli demokratik devrimi sonuna kadar sürdürecek önder sınıf, artık işçi sınıfıdır. Emperyalist-kapitalist sistemden kopmayan bir devrim, milli demokratik programı sonuna kadar uygulayamaz. Altı Ok, sonuna kadar ve tutarlı uygulandığı zaman, tam bağımsızlık ilkesi nedeniyle emperyalizmden kopuş programı olarak yorumlanabilir ve uygulanabilirdi. Ancak buna yönelecek bir önderlikten yoksundu. 1930’larda devletçiliğe geçilmesine, Sovyetler Birliği’nden sonra dünyada ikinci ülke olarak plan uygulanmasına ve Sovyetler Birliği ile işbirliği yapılarak gerçekleştirilen sanayileşme atılımına rağmen, bu devrimci çizgi sürdürülememiştir. Altı Ok’tan daha 1940’larda vazgeçilmeye başlanmıştır. Çünkü CHP yönetimi, Altı Ok’u sonuna kadar uygulayacak bir toplumsal dinamiğe dayanmıyordu ve devrimi sürdürecek bir önder sınıftan da yoksundu. Milli burjuvazinin devrimciliği bu kadardı. Ve geri dönüş sürecine girildi.1

Dipnotlar

1 Bu sürecin esaslı bir tahlili için bkz. Cahit Talas, Ekonomik Sistemler, İmge Kitabevi, 5. basım, s.492 vd; özellikle s.513 vd.