Ana Sayfa Milli Demokratik Devrim Neoliberalizmin Panzehiri: Vatanseverlik ve Devrimcilik

Neoliberalizmin Panzehiri: Vatanseverlik ve Devrimcilik

929

Neoliberalizmin Panzehiri: Vatanseverlik ve Devrimcilik
Aykut Diş
Kırmızı Beyaz Dergisi, Kasım 2014

“Görünen ile gerçek aynı olsaydı bilime gerek kalmazdı” denir. Yirminci yüzyılın ikinci çeyreğinde Almanya, İtalya ve İspanya gibi ülkelerde gerçekleşen faşist karşıdevrimler, dönemin kitleleri en çok etkileyen ve sürükleyen milliyetçilik/vatanseverlik, sosyalizm fikirlerinin üzerinden örgütlendiler. 1980’li yıllardan itibaren emperyalistler insan hakları, özgürlük, demokrasi gibi fikirlerin arkasına saklanarak küreselleşme edebiyatıyla yayıldılar. Küreselleşme, emperyalist kapitalizmin ikinci evresinin programıydı. Neoliberalizme dayanıyordu. (1)
Tarihin son yüz yıllık dönemini mercek altına aldığımızda, insanlığın büyük bedeller ödeyerek demokratik devrimler yoluyla yarattığı kavramların nasıl zaman içerisinde hakim güçlerin öldürücü silahları haline geldiğini çok net görürüz. Amerikan emperyalizminin Ortadoğu’daki ve Türkiye’deki son otuz yıllık maceraları bu durumun yakın örneklerindendir.

Mafya Rejiminin İdeolojisi: Neoliberalizm

Neoliberalizm, en yalın açıklamayla emperyalizmin küreselleşme programının ideolojisidir.

Sınırsız mal üretimiyle, kitlelerin alım gücünün sınırlılığı arasındaki büyüyen uçurum ve eşitsiz değişimler emperyalist kapitalizmin mafyalaşan bir karakter kazanmasında belirleyici olmuştu. Artan mal stokları ve dolar birikimi nedeniyle kriz kaçınılmazdı. Emperyalist sistem akıl almaz büyüklükteki fazlalıklarıyla kendisine yeni alanlar açmak zorundaydı. Krizi savuşturmak için dünyanın bütün pazarları birleşmeli; sınırsız, engelsiz, gümrüksüz bir ekonomik düzen yaratılarak ulusal pazarlar tam yol dışa (emperyalist tekeller lehine) açılmalıydı. Paranın serbest dolaşımı sağlanmalıydı. 1979’da İngiltere’de iktidar gelen Margaret Thatcher (nam-ı diğer Demir Leydi) ve 1981’de ABD’de iktidara gelen Ronald Wilson Reagan neoliberal politikaların uygulanmasına önderlik ettiler. Üretimi devre dışı bırakan, faizciliği ve vurgunculuğu meşrulaştıran, borsa operasyonlarıyla, kara para aklama yöntemleriyle, doğa ve insan yıkımıyla yaşayan mafya ekonomisi böyle gelişti.

Neoliberalizmin Tercümesi

24 Ocak 1980 kararlarının 12 Eylül sopasıyla uygulanmasıyla Türkiye’ye giren bu akımın ilkelerini Turgut Özal, ABD’den öğrendiği şekilde üç maddede özetledi: Girişim özgürlüğü, din ve vicdan özgürlüğü, fikir özgürlüğü. Daha da tercüme edersek:

Siyasette: ABD’den ve AB’den bağımsız iç ve dış politikaların geliştirilememesi, ezilen dünya ülkelerinin taşeronlaştırılması, tekellerin ihtiyaçları doğrultusunda toprak bütünlüklerinin bozulması ve etnik ayrışma.
Ekonomide: Emperyalist tekellerin kontrolündeki dünya piyasasıyla sınırsız ve kuralsız bir bütünleşme, kamu ekonomisinin tasfiyesi (özelleştirmeler), güvencesizlik ve kazanılmış sosyal haklara el konulması.

İdeolojik ve kültürel alanda: Yüzeyselleşme ve akılsızlaşmayla beraber anarşizmin, vatansızlık fikirlerinin, etnik ve dinsel kimlikçiliğin yayılması.

Merkezde Vatansızlık Taşrada Gericilik

Emperyalizmin azami sömürü eğilimini sürdürebilmesi, sistemin varlığı açısından şarttı. Bunun için de önündeki engelleri ortadan kaldırması gerekiyordu. Milli devletler ve emperyalist devletler arası çelişmeler azami sömürüyü sınırlıyordu. Çünkü milli devlet iç pazarıyla, gümrükleriyle, bağımsız politikalarıyla iç piyasasını koruyarak ve geliştirerek dünya tekellerinin yayılmasının önünde setti. Milli devletler, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin çözülme sürecine girişi ve yıkılışıyla birlikte çeşitli yöntemlerle siyasi ve ekonomik olarak bağımlılaştırılsalar da; bu emperyalizm açısından yeterli değildi. Örneğin Türkiye, Truman Doktrini ve Marshall Yardımları çerçevesinde siyasi ve ekonomik olarak bağımlılaştırılmıştı fakat gençlik ve halk bu politikalara ve bağımlılaşmaya şiddetle karşı çıkıyordu. Çünkü demokratik devrimlerle ve ulusal kurtuluş savaşlarıyla kurulan ulus devletler insanlığa her bakımdan büyük kazanımlar sağlamıştı. Türkiye’de Cumhuriyet Devrimi insanları padişahın kulu olmaktan çıkarıp, anayasaya bağlı özgür eşit yurttaşlar haline getirmişti. 27 Mayıs Devrimi, 1968’de yükselen gençlik hareketi, 15-16 Haziran eylemleri ve 89 bahar eylemleri işte bu karşı çıkışları ifade eder. Emperyalizm projelerini kesintisiz olarak ilerletebilmek için bu direnci de kırmalıydı. Bu direnci kırmanın yöntemini Avrupa Birliği Türkiye Komiseri Karen Fogg, ‘Türklerin tarihiyle baş edemiyoruz. Türk Gençliği’ni milli kimliğinden koparın’ diye ifade ediyordu. (2) Sovyetler Birliği’ndeki çözülüş ve dağılma ve buna bağlı olarak başta Batılı aydınlarda sosyalizme ve ilerici fikirlere olan inancın büyük ölçüde zayıflaması neoliberal operasyonun hayata geçirilmesi için altın bir fırsat yarattı. Bir devletsizleştirme ve vatansızlaştırma operasyonuydu bu. Aydınlar, gençler ve halk vatana ve vatana ait tüm tarihsel değerlere yabancılaştırılmalıydı. Sistem merkezlere yaklaştıkça anarşizm ve vatansızlık, taşralara indikçe gericilik yayıyordu. Bunu da büyük bir “özgürleşme” olarak sunuyordu. Artık emperyalistler insanlığın büyük dostuydu. Yani, küresel kuvvetler ve emperyalist devletler artık en büyük insan hakları, en büyük demokrasi ve özgürlük savunucusuydular. Sınırlara ve rejimlere sıkıştırılan “özgürlükleri” genişletebilmek adına sivil toplumcuydular. Hatta, komünistten daha komünisttiler.

İnsanların kendilerini tanımlayacağı ve hayatlarını şekillendireceği aidiyetler etnik ve dinsel kimlikler olabilirdi. Tarikatlar, cemaatler sivil toplum örgütleriydi. Ya da vatan soğuk bir biraya ve kadın memesine satılabilirdi. Bunlar hep “özgürlük”tü. “Enternasyonalist” kılıklı misyonerler aracılığıyla bir kısım “solcular” da neolibaralizmin vatansızlık ve kimlikçilik girdabına kapıldılar. Bu somut olarak hayata, Mustafa Kemal ve bayrak düşmanlığı ve PKK kuyrukçuluğu olarak yansıdı.

Özgürlük ve eşitlik açılımları, barış süreçleri, darbecilikle mücadele, statükoyla savaş, demokrasi müdahaleleri, muhalifseverlik… Milli devletlerin zayıflatılmasıyla eş zamanlı olarak “muhaliflik” maskesi altında vatansızlık, anarşizm, bölücülük ve gericilik pompalandı. Afganistan’dan Irak’a, Libya’dan Suriye’ye ve ülkemizde Cumhuriyet’in fiilen yıkılışına kadar olaylar benzer gelişti.

Vatan: Emekçinin alınteri, köylünün toprağı

Vatan ve vatanseverlik kavramları da ulusal bağımsızlık, özgürlük, eşitlik ve kardeşlik kavramlarının ortaya çıkışında olduğu gibi demokratik devrimlerle ortaya çıktı. Ortaçağda insanlar feodal beye bağımlı bir yaşantıya sahipti. Çünkü ortaçağ yerel pazarı feodal beyin hâkimiyetindeydi. Demokratik devrimlerle yerel feodal pazarlar parçalandı, ulusal pazarlar oluştu. Vatan yaratıldı. Yerel feodal pazarların parçalanması beraberinde mülksüz köylüye feodal bağımlılıktan kurtulmayı ve mülk edinebilmeyi getirdi. Köylünün feodal beye bağımlılıktan kurtulması feodal beyin hakimiyetindeki pazarların parçalanarak ulusal pazarda birleştirilmesi açısından bir zorunluluktu. Köylü açısından bu bir özgürleşmeydi. Emekçiler ulusal pazarın oluşturulmasıyla yaratılan vatanla birlikte feodal beyin kulu olmaktan çıktılar. Böylece feodal yerelliğin yerini vatan aldı, feodal beyin kulu olan emekçiler de vatandaşa dönüştü. Büyük Fransız Devrimi’nde, devrimin safında olanlar kral yandaşlarını vatan haini ilan ettiler ve kendilerini vatansever olarak nitelendirdiler.

Gelişen işgalci ve tekelci eğilim ezilen dünya ülkelerinde ise milliyetçiliğin ve devrimciliğin emperyalizme karşı birlikte bayraklaşmasını ve iç içe geçmesini sağladı. Batıda zamanla gericileşen burjuvazi tarafından sınıf çelişkilerini ve emperyalist saldırganlığı ört bas etmek üzere kullanılan milliyetçilik doğuda, ezilen dünya ülkelerinde antiemperyalist bir karaktere bürünerek devrimcileşti. Ezilen dünya için vatan, emperyalizme karşı savunulacak ve üzerinde özgür bir hayat kurulacak topraktı.

İkinci Dünya Savaşı’na Sovyetler “Anayurt Savaşı” adını verdiler. (3) 26 Temmuz Hareketi’nin ve Kübalı yoksul köylülerin yaşamak için Amerikan emperyalizmine karşı vatanlarını savunmaktan başka çareleri yoktu. Küba Devrimi’nin sloganı “Ya Vatan Ya Ölüm”dü. (4) Anadolu’da “Yemin Billah Önce Vatan” diye gizlice teşkilatlananların ve “Ya İstiklal Ya Ölüm” diye dağa çıkanların da tek çaresi vatanı kurtarmaktı. Kendi devrimimiz başta olmak üzere yirminci yüzyılda tüm devrimler (Rus, Çin, Vietnam, Kore, Afrika, Latin Amerika) vatan savunmasında gerçekleşti. Küba’da ve Türkiye’de devrimin sloganının aynı olması bir rastlantı değildi. Böylece vatan ve vatanseverlik kavramları, ulusal kurtuluş mücadeleleri ve hemen ertesindeki demokratik atılımlarla ezilen dünyada yeniden hayat buldu. Çünkü vatan emekçinin alınteri, köylünün toprağı, halkın yaşam hakkı olmuştu.

Emperyalizmin Gücü Bu Topraklara Yetmez

Yirminci yüzyılın tunç kanunuydu. Çağımızda da geçerliliğini koruyor. Emperyalizm çağındayız. Emperyalizm çağında vatanlarını savunanlar ve halkı birleştirenler büyük toplumsal ilerlemelere önderlik ettiler. Dünya piyasalarıyla bütünleşme adı altında milli devletlere ve ezilen milletlere yapılan saldırıları püskürtmenin yolu vatanı savunmaktan geçiyor. Devletsizleştirmenin günlük hayattaki geri dönülmez etkilerini en son Soma’da, İstanbul’da ve Ermenek’te de gördük. Neoliberal politikalar ve ulusal birlikte bozulma gözyaşı ve kan getiriyor.

Türk gençliği 1908 Hürriyet Devrimi’nden Cumhuriyet Devrimi’ne, 27 Mayıs Devrimi’nden Haziran Ayaklanması’na kadar memleket meselelerinde hep en önde savaştı. (5) Bedeller ödedi, başarılar kazandı. Jön Türkler, 15’liler, Tıbbiyeli Hikmetler, Mustafa Kemaller, Turan Emeksizler ve 68’liler Karun hazinelerinden daha kıymetli bir miras bıraktılar bugüne. 1969’da Samsun’dan Ankara’ya Mustafa Kemal’in yolunda yürüyen, Amerikan 6. Filosu’nu deniz döken gençlerin geleneğini bu topraklardan silmek kolay değildir. Örnekleri sayısızdır. Türkiye’nin devrimci gençleri her dönemde milli değerlerine sahip çıktılar. Emperyalizm de, onun küresel saldırıları da vız gelir. Türkiye’yi bölmeye çalışan, toplumsal hayatı gericileştiren ve gençliği geleceksizleştiren mafya rejiminin gücü bu topraklara yetmez. Türkiye AKP’yi ve Tayyip Erdoğan’ı sırtından atacaktır.

Onlar bizi iyi tanır. Bu topraklarda nereye dokunsanız vatanseverlik ve devrimcilik fışkırır! Vatanseverliğin ve devrimciliğin üstesinden gelemeyeceği şey yoktur! Emekçilerin baş tacı olacağı, kimsesizlerin kimsesi Cumhuriyet’i yeniden kuracağız.

“Ateşi ve ihaneti gördük.
Ve kanlı bankerler pazarında
Memleketi Alaman’a satanlar,
yan gelip ölülerin üzerinde yatanlar
düştüler can kaygusuna
ve kurtarmak için başlarını halkın gazabından
karanlığa karışarak basıp gittiler.
Yaralıydı, yorgundu, fakirdi millet,
en azılı düvellerle dövüşüyordu fakat,
dövüşüyordu, köle olmamak için iki kat,
iki kat soyulmamak için.” (6)

Dipnotlar:
(1) Mehmet Ulusoy, Ulusal Devrim ve Küresel Karşı Devrim, Kaynak Yayınları, 2011, s.13
(2) Aydınlık Dergisi, 769, 14 Nisan 2002, s.1
(3) Teori Dergisi, 295, Ağustos 2014, s.5
(4) Teori Dergisi, 206, Mart 2007, s.70
(5) Kırmızı Beyaz Dergisi, Özel Sayı, Ocak 2008, s.9-23
(6) Nazım Hikmet, Kuvayi Milliye, Bilgi Yayınevi, 1986, s.15
Kaynakça:
1- Mehmet Ulusoy, Ulusal Devrim ve Küresel Karşı Devrim, Kaynak Yayınları, 2011
2- Korkut Boratav, Emperyalizm Sosyalizm ve Türkiye, Yordam Kitap, 2010
3- Atilla Yayla, Liberalizm, Liberte Yayınları, 2008
4- Doğu Perinçek, Mafyokrasi, Kaynak Yayınları, 2005