Ana Sayfa Manşet BLINKEN BİLE SÖYLÜYOR, ABD RÜYASI BİTİYOR

BLINKEN BİLE SÖYLÜYOR, ABD RÜYASI BİTİYOR

920

Amerika Birleşik Devletleri, kuruluşundan sonra tarihindeki en ateşten günleri yaşıyor. Koronavirüs sürecinin rüzgarı kasırgaya dönüştürmesiyle halının altına süpürdükleri bir bir ortaya çıkan ABD, doların dünya ekonomisindeki şişkinliğini, işsizlik sorununun Büyük Buhran dönemiyle yarıştığını, “Orta Doğu’da 8 trilyon doları çöllere gömdüğü” durumunu itiraf etmesini erteleyemez hale geldi. Koruyamadığı PKK “kantonları”, terör koridorunun önceki sıralı operasyonlarla temizlenmesi sonrası dirençsiz kalması ile dış politikadaki stratejisinin çöktüğünü görüyoruz. Bununla birlikte ABD halkının ekonomik ve sosyal çelişkilerini sokaklara taşıyacak olayların oluşumu Amerikan devletinin fiili iflasını önümüze koydu. George Floyd olayı ile ateşlenen hareketliliklerin temelinde, ABD’nin hem kendi halkının hem de üstüne kurulduğu emperyalist dinamiklerin gerekliliklerini yerine getirmemesi vardı. Zorlu geçen seçimle birlikte ABD tarihinin ilk kongre baskını yaşandı. Bu süreci Biden’ın ABD halkının “özgürlük” talebine bir cevap olması sonrası Trump taraftarlarının bir saldırısı olarak görenler de oldu, halkın son dönemki eylemli atmosferin önünü alamadığı da öylendi. Dünya ölçeğinden baktığımızda ise bu baskının temelinde dünya ekonomik ekseninin Avrasya ülkeleri ve özellikle Çin’e oturmasıyla Amerikan dolarının girdiği krizi en sıcak şekilde hissedenlerce gerçekleşen bir başkaldırı olduğunu anlıyoruz. Emperyalizmin damarı, kası, kemiği olan ABD artık dünyanın süper gücü değil hastalıklı bir kuvveti olmuştur.

DÜNÜN DEMOKRASİ KALESİ, BUGÜNÜN HASTA ADAMI

ABD, bölgemizde “demokrasi” götürdüğü ülkelerle, doları en çok işlem gören para birimi haline getirmesiyle, paritelerde Euro harici paralarla makası sürekli açmasıyla tanınırken artık askeri ve siyasi hamlelerini gerçekleştirmekten aciz, kendi parasının borsa konumunu korumaktan uzak bir konuma gelince taktik değişiklikler izlemek zorunluluğunu hiç hissetmediği kadar hisseder durumda. ABD’nin asıl savaş mevzisini ekonomik olarak Pasifik’te konumlandıran Trump, Çin cephesindeki yükselen paylaşmacı ekonomiyle başa çıkamadı. Donald Trump, Afganistan’da adım adım asker sayısını azalttı, ABD ordusunun hedefini Balkh, Şibirgan gibi bölgelerdeki petrol yataklarına “sahip çıkmaya” kadar geriletti. Son seçimle, alışılagelmiş Batı Asya planlarını uygulamanın ustası Biden başkan olunca bu yenilgiler için alternatifler arandığını görüyoruz. Yakın zamanda ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’in yaptığı açıklamalar bize hem ABD’nin kendi durumunu ne kadar gördüğü hem de hangi taktikleri izleyeceği hakkında çokça bilgi veriyor. Birkaç başlıkta Blinken’in açıklamalarına birlikte bakalım.

Blinken, özellikle bölgemizde ve Afganistan’daki askeri operasyonlarının başarısızlıkla sonuçlandığını itiraf etti. Bundan önce gerçekleştirdiği askeri darbelerin aksine Türkiye-Suriye sınırları, Afganistan gibi cephelerde yenilgiyle birlikte yeni bir yol izleyeceklerini belirten Blinken “Demokrasiyi, pahalı askeri müdahaleler ya da otoriter rejimleri güç kullanarak devirme girişimleri ile yüceltmeye çalışmayacağız. Bu taktikleri eskiden kullandık. Ancak iyi niyete rağmen başarılı olamadılar. Bunlar demokrasinin yüceltilmesine kötü bir nam kattı ve Amerikan halkına olan güveni zedeledi.” Açıklamasında bulunurken aslında artık iktidarına el koymaya çalıştığı ülkelerin bağımsız devlet politikalarına tosladıklarını da dillendirmiş olarak karşımıza çıkıyor. Amerika Birleşik Devletlerinin savaşlardan ağır dersler çıkardığını ve Amerikan halkının uzun süren ABD müdahalelerinden yorulduğunu ifade eden Antony Blinken, Biden yönetiminin yeni politikasının diplomasi ağırlıklı olacağını söyledi. “Gelecekte askeri güç kullanmak durumunda kaldığımız zaman bunu sadece hedef ve misyonlarımız açık ve elde edilebilir ise değerlerimiz, kanunlarımız ile tutarlı ve Amerikan halkının rızası dairesinde yapacağız. Ve bunu diplomasi ile birlikte yapacağız” söylemi çok önemli. Burada Türkiye’nin yakın tecrübelerinden 15 – 16 Temmuz darbe girişiminin başarısızlığının ABD’nin taktik değişiminde ne kadar büyük bir rol oynadığını vurgulamamız gerekir. ABD’nin bölge aracı Fethullahçı Terör Örgütü, ülkemizin bürokratik, askeri, kamusal kurum ve organlarında uzun yıllar yuvalanmış olmasına rağmen Türkiye’nin devlet-millet birliği ABD planlarını yendi. Amerika Birleşik Devletleri, bu hüsran sonuçlarla yüzleşmeye devam ettikçe o eski, dişlerini göstermekten çekinmeyen ABD profilinden uzaklaşmaya da devam edecektir.

“SÜPER GÜÇ”ÜN İMTİHANI, PAYLAŞMACI ÇİN

Dışişleri Bakanı Blinken, yaptığı konuşmada Amerika Birleşik Devletleri’nin Çin ile olan mücadelesini de önemli bir öncelik olarak ortaya koyuyor. ABD’nin dünyada Rusya’dan İran’a Mynamar’dan Etiyopya’ya kadar birçok sınama ile karşı karşıya kaldığını belirtirken Çin’in ortaya koyduğu sınamanın hepsinden çok farklı olduğunu da açıkça dillendiriyor. Öyle ki, Antony Blinken Amerika Birleşik Devletleri ile Çin Halk Cumhuriyeti’nin ekonomik savaşımını”21 yüzyılın en büyük jeopolitik imtihanı” olarak tanımlıyor. ”Çin, istikrarlı ve açık uluslararası sisteme ve dünyayı bizim istediğimiz gibi yapan kurallar, değerler ve ilişkilere ciddi bir şekilde ekonomik, diplomatik, askeri ve teknolojik olarak meydan okuyabilecek tek ülkedir.” diyen ve Çin ile ilişkilerinin gerektiğinde rekabetçi, gerektiğinde işbirliği eksenli, gerektiğinde ise hasımlık üzerinden olacağını söyleyen Blinken’ın bir itirafı da Amerikan ekonomisinin bugünkü durumda Çin’in yükselen ekonomik tablosuyla direkt karşı karşıya gelebilecek kadar kuvvetli olmadığı durumu oluyor. Dünyada dolar hakimiyeti politikasıyla Amerika bir taraftayken, “”Bir Kuşak, Bir Yol” projesi ile Çin şu anda onlarca ülkenin ekonomik çalışmasına da yön veren bir konumda bulunuyor. Bu bağlamda Amerika’nın dolar için bulduğu, büyük sermaye çevrelerince özendirdiği kripto para furyasının da ömürlük bir çözüm olmayacağına inanıyoruz.

Blinken bu açıklamaları Pentagon binasının en alt katlarındaki yalıtımlı odalarda değil Dışişleri Bakanlığı toplantısında yapıyor. Amerika, Avrasya’daki siyasi, ekonomik, askeri savaşını defalarca gözden geçirmek durumunda. Coğrafyadaki birliği bir el darbesiyle bozamayacağını öğrenen ABD, Biden yönetiminde “eski ama altın” günlerini arıyor. Ancak bölgedeki işbirliğinin her geçen gün sağlamlaşması, Türkiye – Rusya – İran denkleminin ABD destekli teröre karşı ve Suriye devletinin bütünlüğüne dair çalışmalarının ilerlemesi, ülkemizin bir süredir Doğu Akdeniz ve oradaki çelişkileri etkileyen alanlardaki siyasetlerde dik duruşu Amerikan planlarını suda gezmeye başlattı. Önümüzdeki süreçte Türkiye’nin üstüne düşen görevler çok. Suriye’de Beşar Esad ile ilişkilerin iki ülkenin bağımsızlık ve ABD destekli terör sorunları esasında geliştirilmesi, Doğu Akdeniz’de Mısır’la atılan adımların somutlaşması gibi hamleler ile bölgemizdeki ulusal direnç temelindeki birlikteliği çok daha kendinden emin bir noktaya vardıracaktır.

Can Aybars
Öncü Gençlik Ankara İl Yöneticisi, ODTÜ Temel Örgüt Başkan
ı