Ana Sayfa Manşet Özcan Bal yazdı: “Metaverse: İnsancıllık ile Bireyciliğin Savaşı”

Özcan Bal yazdı: “Metaverse: İnsancıllık ile Bireyciliğin Savaşı”

509

Zaman geçtikçe teknolojinin yeni biçimleri hayatımıza daha fazla entegre oluyor. Sosyal medya platformlarının doğuşu ile birlikte teknolojinin dijital boyutuyla daha çok tanıştık. Böylelikle internet denilen alemin ucu bucağı olmayan sınırlarında, dünyanın bir diğer ucundaki insana kolayca ulaşmanın, onun duygularını öğrenmenin ve ona duygularımızı iletmenin imkanına ulaştık. İnternet evrenine girdiğimiz zaman düşüncelerimiz çok kolayca dijital kodlar haline gelebiliyor ve bu kodların bütün dünyaya yayılması birkaç dakika sürebiliyor. Şimdi ise sosyal medyanın sınırsız sınırlarını aşacak yeni bir evren gündemimizde yavaş yavaş yer işgal etmeye başlıyor: Metaverse!

Türkçe “sanal evren” diye de ifade edebileceğimiz Metaverse, internetin yeni bir modeli, siber bir toplum yaratma, insan bilincinin dijitalleşerek ölümsüzleşmesi, diğer teknolojiler ile de entegre olarak üretimin verimini artırma gibi iddialarda bulunuyor. Yeni bir durumu ifade eden bu kavram çeşitli tartışmaları da beraberinde getirdi. Teknolojinin son harikası, kapitalizmin velinimeti olarak şıp diye sahipleneni de gereksiz bulup hemen kapıyı kapatanı da söz konusu. Biz ise bu tartışmalara insanı ve milli devleti merkeze alarak dahil olacağız.

Doğanın İnsanı, İnsanın Doğası

Doğa, yaşamsal ve maddi her türlü unsurun var olduğu bir alanı ifade eder. Üstünde yaşadığımız kara parçasından evrenin en uzak yıldızlarına kadar doğa bir bütündür. İnsan ise doğanın bir öznesi olarak var olur. İnsanı diğer canlılardan ayıran en belirgin özelliği, doğayı şekillendirebilme ve yeniden tasarlayabilme yeteneğidir. Ayrıca doğanın yasalarını yazarak onu kavrama ve sistemli bir bilgi bütünü haline getirme noktasında bilinen en ileri canlıdır.

İnsan, varlığını sürdürebilmek için sistemli bir şekilde tasarım ve üretim yapabilme kabiliyetleri ile öne çıkmıştır. Bu, kolektif emeği zorunlu kılar. Kolektif emek ise toplumu ve sınıfları oluşturur. Dolayısıyla insan hayatta kalabilmek için toplumla ilişki kurabilmeye mahkûmdur. Daha kısa bir ifadeyle: insan doğası gereği toplumsal bir varlıktır.

Bugün emperyalizm; yaşadığımız doğayı kirletip katlederken bilinç düzeyinde de insanın doğa ile olan ilişkisini yıkıma uğratıyor. Sistem, toplumsal özgürlüğün karşısına bireyciliği yerleştirerek birey ile toplum arasına sınırlar çiziyor. Elbette bireylerin temel insan haklarının güvence altına alınması modern dünyanın en önemli kazanımlarından bir tanesidir. Ancak bu, insanlık denilen en geniş toplumun özgürlüğünün karşısında bir alternatif değil onu güvence altına almak içindir. En nihayetinde bireylerin özgürlüklerinin aritmetik toplamı toplumsal özgürlüğü meydana getirir.

Ya Newton’un Kafasına Elma Düşmeseydi?

İnsanlık bugüne kadar bütün birikimini doğa ile kurduğu ilişkisine, doğayı kavrayabilme yeteneğine ve doğanın sunduğu nimetlerden faydalanabilmesine borçludur. Bu birikimin ekonomi politikte ayrıca bir karşılığı var. Fakat uzatmamak adına buraya girmeyeceğiz. Bir düşünelim. İnsan, yıldırımların ateşe sebebiyet vermesine şahit olmasaydı, toprağın içinden tohumların filizlendiğini gözlemlemeseydi, göğü izleyerek doğaya olan etkisini anlamasaydı, kafasına elma düşüp yerçekimini fark edemeseydi ne olurdu? Elbette bunlar basit örneklemlemeler. Ancak doğa ile şu ya da bu yol ile bir iletişim kurmak ve kendisinin doğanın bir unsuru olduğunu fark etmek insanın bilincini artıran ve doğadan daha fazla verim almasını sağlayan bir sonuç yarattı.

Peki bugün emperyalizm ne yapıyor? İnsanın doğa ile kurduğu ilişkiyi ortadan kaldırıyor. İnsanlığın bir grup hakim zümrenin hesabına sömürülmesi gönül rızası ile kabul edilmeyeceği için, insanın kavrama, düşünme, tasarlama ve üretme yeteneklerini ortadan kaldırmaya çalışıyor. Üretmeyen insan toplumsal emekten soyutlanıyor, sorgulama, fikir geliştirme kabiliyetini kaybediyor ve en nihayetinde asalaklar sürüsü meydana geliyor.

İşte neoliberalizmin hedeflediği toplum modeli bu asalaklar toplumudur. Toplumsal özgürlüğe bireyin özgürlüğü ile savaş açılmasının maksadı buradadır. Bireyin sınırsız özgürlüğü en nihayetinde bireyin doğa/doğası ile karşı karşıya gelmesine yol açar. Çünkü bireye toplumsal özgürlüğün sınırlarının ötesinde özgürlük tanırsanız o birey toplumundan kopar ve dolayısıyla doğasından da kopmuş olur. Toplumsal özgürlük, üretme, bağımsız olma, başı dik ve barış içinde yaşama özgürlüğüdür. Bunun yıkıma uğratılması, ulus devletin, bağımsız milletlerin, emeğin, toplumun faydasına üretimin ve bölüşümün yıkıma uğratılması demektir. Hakim sınıflar ancak bu koşulda insanlığı dilediği gibi sömürebilecektir.

Bilim ve Teknolojinin İnsana Düşman Edilmesi

Emperyalizm, ideolojik saldırısını elinde tuttuğu bilim ve teknoloji araçları ile sağlamaktadır. Bilim, emperyalist hakim sınıfların elinde olduğunda insanlığı ilerletmek için değil, hakim sınıfların çıkarı adına her şeyi metalaştırmaya ve piyasaya sunmaya hizmet eder. Teknoloji ise böyle bir bilime yaslandığında aynı hizmeti görür(1). İşte dijital dünya bu durumlarda aynı işleve sahiptir.

Şüphe getirmez bir gerçek, dijital dünyanın yarattığı imkanlar insanlığı birçok açıdan ileriye götürmüş fayda sağlamıştır. Üretimin dijital teknolojiler ile entegre edilmesi üretimin verimini oldukça artırmıştır. Keza halkçı uygulamalar ile birlikte bunu gerçekleştirmek, toplumsal refahı önemli ölçüde artırmaktadır. Çin, bu konuda örnek uygulamaları ile yoksulluk ile savaşında çok önemli zaferler elde etmiştir(2). Aynı faydaları sosyal medya için de sıralayabiliriz. Ancak bütün bu araçların, küresel sermayeyi elinde tutan bir takım şirketlerin tekelinde olması (bkz. Silikon Vadisi) insanlığın bilinç dünyasında büyük yıkımlara yol açıyor.

Sosyal medya dünyasında insan, kanıyla, canıyla sahip olduğu kimliğini bir kenara bırakıyor, dijital kodlara sahip olan yeni bir sanal kimlik ile buluşuyor. Twitter, Instagram, Netflix, Youtube gibi platformları elinde tutan sistem ise, buralarda yoğun bir ideolojik saldırı ile insanları bireyciliğe, bencilliğe, kibre, karamsarlığa, bohemliğe, tembelliğe doğru sürüklüyor. Öne çıkarılan, bir anda yükseltilen içerikler ve akımlar ile aklın mantığına oldukça ters davranış biçimleri meydana getiriliyor. Koltuk altı kılı bırakma, yoldan geçen birisinin kafasına tükürme, yaşlıları kışkırtma gibi toplumsal ahlakın tamamen dışında akımlar buralarda palazlandırılıyor.

Çok meşhur bir sözdür: Eğer bir ürüne para ödemiyorsanız ürün sizsinizdir. İşte sosyal medyada insan tam anlamıyla bir ürün haline geliyor. Sistem piyasa çarkını işletmek için yaşam tarzları üretiyor ve kitle araçları ile bunu yayıyor. Bu yaşam tarzına sahip gözükmek sosyal medya toplumunda bir statü kaynağı haline getiriliyor. Bu statüye erişmek için ise maddi ve manevi her şey bir piyasa ürünü haline geliyor. En nihayetinde insanın bilinci buralarda ciddi bir şekilde erozyona uğruyor. Kişisel verilerin piyasa malzemesi haline gelerek pazarlanmasına hiç değinmiyoruz bile.

21. Yüzyılda Cennetten Arsa Satmak

Emperyalizm, insanı kendi doğasından koparması, onu kendi kimliğine ve varlığına yabancılaştırılması, doğa-insan ilişkisini yıkıma uğratması ile insanlık tarihinin gördüğü en gerici sistem haline geldi. Ortaçağ’da insanın emeği bir şekilde değerlendiriliyor ve ilerlemeye öyle ya da böyle hizmet ediyordu. Bugün emperyalizm insanın emeğini ortadan kaldıran bir noktaya geldi.

Yazımızın konu başlığını oluşturan Metaverse evreni ise bu işi bambaşka boyutlara taşıyor. Dijital ortamda üç boyutlu bir şekilde oluşturulan mekanlar ve karakterlere erişebilen insanlar orada kendisine uygun bir kimliği yaratabiliyor. Bu evrende ünlü sanatçıların konserlerine gidebilir, ünlü mağazalarda alışveriş yapabilir, sanat eserleri meydana getirebilir, hatta bunları satabilir, daha da ötesi ilişkiler geliştirip flört bile yapabilirsiniz.

Buraya kadar her şeye rağmen işler normal gelebilir. Normal olmayan kısmı yukarıda saydığımız hiçbir şeyin fiziki dünyada bir karşılığının olmaması. Hepsi sanal, hepsi dijital, hepsi kodlama. Orada sahip olduğunuz hiçbir şeye gerçek hayatta sahip olamıyorsunuz. Ortaçağ’da kiliseler sermayesini sağlayabilmek için insanlara “cennetten arsalar” satıyordu. Hiç olmayan, elle tutulamayan, çiçeği koklanılamayan, toprağına basılamayan bir yer para karşılığında insanlara satılıyor, insanlar da ölünce buralara gidebileceğine inanıyordu. Lise tarih derslerinde bu hikayeyi dinlerken hep “Nasıl ya? Şaka gibi.” derdik. Fakat 2022’ye geldiğimizde bu olay teknolojinin devrimi, insanlığın geldiği en ilerici nokta olarak reklam ediliyor.

Türkiye’de Metaverse

Öncelikle şunu belirtelim, öyle ya da böyle bilimin ve teknolojinin getirdiği yenilikleri almak ve bunları hayatımıza geçirmek önemlidir. Ama yeni olan her şey ilerici olacak anlamına gelmez. Bir şeyin ilerici olup olmadığı insana ve topluma ne denli fayda sağladığı ile alakalıdır. Metaverse evreni insanın üretim faaliyetine entegre edilip verimini artırabileceği, insan emeğine katkıda bulunabileceği ölçüde ilericidir.

Metaverse evreninden Türkiye’de nasibini almış durumda. Sanatçılar Metaverse platformları üzerinden konserler veriyor, mağazalar açılıyor, şehirlerde arsalar satılıyor(3). İş öyle bir noktaya vardı ki, siyasi partiler teknolojiyi yakalayacağım, gençlerle buluşacağım, şirin gözükeceğim diye Metaverse parti genel merkezleri bile açmaya başladılar.

DEVA Partisi Metaverse üzerinden genel merkez satın alan ilk siyasi parti olduğunu duyurarak buraya hızlı bir giriş yaparken AK Parti Bilgi ve İletişim Teknolojileri Başkanlığı Ocak ayı toplantısını Metaverse üzerinden gerçekleştireceğini ilan etti. CHP’nin aynı birim sorumlusu da gelişmeleri yakından takip ettiklerini ifade etti(4). Anlaşılan o ki, yeniliği yakalamak adı altında Türk siyasetinde bu tarz girişimleri daha fazla göreceğiz.

Metaverse’ten Vatan Savunulur mu?

Önümüzdeki dönem ülkemizi hem güvenlik hem de ekonomik olarak zor günler bekliyor. Bu zorluklardan ancak ciddiyetli, kararlı, tutarlı, devrimci bir program ve irade ile çıkılabilir. Fakat sistem içi partilerin ve onların organlarının bu zorluklara karşı ciddiyetli bir tavra bürünmekte ve eksikliklerinin olduğunu tespit ediyoruz.

Soruyoruz: Türkiye’ye Doğu Akdeniz’de namlular dönerken, kodla yazılmış 3 boyutlu gemiler ile mi Mavi Vatan’ı savunacağız yoksa ittifak birikimimizi harekete geçirerek mi? KKTC’yi dünyaya Metaverse üzerinden mi tanıtacağız? Suriye’nin kuzeyinde YPG’ye karşı oyuncak sanal silahlar ile mi mücadele edeceğiz yoksa Esad ile anlaşarak mı terörü temizleyip mülteci krizini çözeceğiz, sınırlarımız koruyacağız? Küresel finans çetelerine karşı Metaverse üzerinden satın alınan arsalarda kurulacak fabrikalarla ekilecek topraklar ile mi ekonomik kurtuluş savaşı vereceğiz?

Vatan Partisi’nin İnsancı ve Kamucu Programı

Emperyalizmin yarattığı sistem insanlığı büyük bir yıkıma uğratıyor. Bu yıkım ise emperyalizmin kendi sonunu getiriyor. Her sonu gelen sistemin içinden insanlığı ilerleten büyük devrimler çıktığı gibi bugün de insanlığı aynı sıçrama bekliyor. İnsanlık, kardeşce, paylaşarak, başı dik, sömürülmeden, adaletli bir şekilde yaşamanın mücadelesini veriyor. Türkiye bu mücadelenin ön mevzisini oluşturuyor. Tıpkı Kurtuluş Savaşımızın Atatürk’ün deyimiyle ‘tüm mazlum milletlerin nam ve hesabına’ olduğu gibi bugün de Türkiye’nin emperyalizme karşı savaşı aynı rolü üstleniyor.

Dolayısıyla bugün Türkiye; insanı merkeze alan, insan için olan, insanı özgür kılacak olan bir felsefe ile bu savaşı vermek zorunda. Bu, insanlığın özleminde kavrulan sınıfların Türkiye’yi yönetmesi ile mümkün olur. Vatan Partisi’nin “Üretenlerin Milli Hükümeti” programının felsefesinin özü budur. Üretmek, kaynaşmayı, kardeşliği, dostluğu, paylaşmayı, gönüldaşlığı, sevgiyi, ahlakı getirir. Üretmek, insanı doğasıyla buluşturur, onu özgürleştirir. Üretimi toplumsal refaha, bağımsız ve başı dik yaşamaya hizmet etmek için gerçekleştirmek ise halkçı, kamucu politikalardan geçer. Hümanizm kamucudur. Kamunun özgürlüğü insanın özgürlüğüdür. İşte Türkiye önündeki zorlukları aşmak için ihtiyacı olduğu felsefe budur. Vatan Partisi’nin en büyük hayali gülün gül ile tartıldığı, insana arkadaş diye seslenileceği bir dünyayı Türkiye’den yaratmaktır. Metaverse üzerinden parti genel merkezi inşa etmenin insancı hiç bir yanı olmadığı gibi Türkiye’yi koruyacak ve kurtaracak bir ciddiyeti de yoktur. Dünyaya rantı, çıkarı, bireyciliği temele alarak bakarsanız bunu göremez, yeniliği yakalayayım diye komik duruma düşersiniz. Dünyaya insanı esas alan bir yerden bakarsanız ciddiyetiniz, kararlılığınız ve bilimselliğiniz o zaman devreye girer.

Özcan Bal
Öncü Gençlik İzmir İl Başkanı, GYK Üyesi

Dipnot:

  1. “Emperyalist Çürüme ve Bilim”, Prof. Dr. Semih Koray, Teori Dergisi Kasım 2021 Sayısı.
  2. “Dijital ekonomi politik ve ortak refah”, Ulusoy Erdoğan, Aydınlık Gazetesi, 14 Aralık 2021.
  3. https://www.webtekno.com/turkiye-metaverse-istanbul-sanal-arsa-fiyatlari-h119122.html
  4. https://www.coinkolik.com/ak-parti-metaversete-toplanti-yapacak/
  5. “Merhaba Kamuculuk – 1”, Dr. Doğu Perinçek, Aydınlık Gazetesi, 24 Mart 2020.