Ana Sayfa Milli Demokratik Devrim VATANSIZLARIN VATANI IMF’NİN KUCAĞI

VATANSIZLARIN VATANI IMF’NİN KUCAĞI

1627

Doğu Perinçek
Vatansızların Vatanı: IMF’nin Kucağı

Emperyalizmin “Yeni Dünya Düzeni” bayrağını açarak yürüttüğü saldırının ağırlaşması, küresel “solcuların” tavırla¬rında da kendisini gösteriyor. Neo-solcularımız arasında bir “vatansızlık” edebiyatıdır gidiyor. İçlerinde en göze çarpanlar, IHD Genel Başkanı Akın Birdal ve Ertuğrul Kürkçü.

Akın Birdal, küresel “solculuğun” daha çok pratiğini yapıyor; emperyalist devletlerin paravan kurumlara aktar¬dığı paralarla, Batı güdümünde “insan haklan” savaşımı veriyor. Aynı zamanda ABD kodamanlarının Türkiye da¬nışmanlarından. ABD heyetiyle elçilikte gizlice buluşup onlara bilgi veriyor ve politika öneriyor.1 Birdal, en son BSP Kongresi Başkanlığına seçilince, teşekkür konuşmasına vatanseverliği lanetleyerek başlıyor.2
Kürkçü ise, 8 Haziran 1995 günlü Evrensele, yazdıklarıyla “küresel solculuğun” baş teorisyeni olmayı hak etti.3
Daha başkaları da var. Küresellerin vatana ve vatanse¬verliğe ilişkin başlıca tezleri şöyle:
• Türkiye işçisinin vatanı yoktur.
•Sosyalizm, vatan denen toprak parçasında, yani tek ülkede kurulamaz.
Biz de, Bilimsel Sosyalizmin son yüzyılın dünya pra¬tiğinden çıkardığı saptamaları sıralayalım:
1. Türkiye işçisinin, emekçisinin, halkının vatanı vardır. Bütün Ezilen Dünya halklarının, hatta bütün dünya halk¬larının vatanları vardır. Emperyalist burjuvazi, “vatanseverlik” yalan-dolanıyla yağma ve tahakkümünü perdeler. Proletarya devrimcileri ve emekçiler ise, vatanı seven derin duygularla doludurlar, çünkü vatanı emekleriyle yaratan ve işleyen onlardır ve devrimin zemini vatandır.
2. Sosyalizm, tek ülkede kurulabilir. Dünya devrimi, tek tek ülkelerdeki devrimlerin ürünü olacaktır.

Kapitalizm Çağında Vatan

Vatan kavramı da millet kavramı gibi, kapitalizmle bir¬likte ortaya çıktı. Ortaçağın yerel pazarı, feodal beyin hâkimiyet alanıyla sınırlıydı. İnsanların “kimliğini” be¬lirleyen de belli bir feodal beye bağımlılıktı, Bektaşi fıkrasındaki “Mehmet Ali Paşa’nın kullan” gibi. Ortaçağda

1 Bkz. “ABD Senatosundan TİHV’ye ‘Yardım’ Kararı”, Aydınlık, 8 Nisan
1995, s.1 1; “ABD Parasıyla İnsan Haklan”, Aydınlık, 15 Nisan 1995, s.4 vd.
2 Aydınlık, sayı: 418,24 Haziran 1995, s.l 1.
3 Ertuğrul Kürkçü, “Globalizm ve Enternasyonalizm”, Evrensel, 8 Haziran 1995.

beyin hâkimiyet alanı, o alanda yaşayan beye bağımlı insanların “memleketi”dir. İn¬sanların coğrafî kimliğini bu alan belirler. Herkes, memleketiyle anılır, örneğin Er¬zurumlu Emrah, İdris-i Bitlisî.

Burjuvazi, bu yerel feodal pazarları parçalayıp ulusal pazarda bütünleştirerek “vatan” kavramını da yarattı. Ancak bunu başarması için, köylüyü feodal beye bağımlılıktan kur¬tarması gerekiyordu. Burjuvazi, beyin kullarını kendisine gerekli ücretli işçi haline ge¬tirmek için “özgürleştirmek” zorundaydı. Burjuva demokratik devrimlerin kulluğa son veren “özgürlük, eşitlik, kardeşlik” ülkülerinin ve Aydınlanma sürecinin temelinde bu toplumsal ekonomik ihtiyaç yatıyordu. Kapitalizmde vatan, burjuvazinin pazarıdır, hâkimiyet alanıdır. Ulus, bu toprak parçası üzerinde yaşar. Emekçiler ise, vatan kavramıyla birlikte kul olmaktan kurtuldular. Böylece burjuva toplumunda feodal yerelliğin (memleketin) ye¬rini vatan aldı, beyin kulu vatandaşa dönüştü.
Vatanseverlik, tıpkı ulusal bağımsızlık, özgürlük, eşitlik ve kardeşlik kavramları gibi burjuva-demokratik devrimlerle ortaya çıktı. Büyük Fransız Devrimi’nin en ateşli yılları olan 1789-1793 yıllan arasında “Vatansever” sözcüğü de dünyaya geldi. Devrimin safında olanlar, Kral yandaşlarını vatan haini ilan ettiler ve kendilerini vatansever olarak isim¬lendirdiler. Danton’a ölüm tehlikesi nedeniyle İngiltere’ye kaçması önerildiği zaman, şöyle der: “Kaçmak mı? Asla! Vatan, ayakkabı ökçesi altında götürülür mü?”4

1789-1871 döneminde Avrupa’da patlak veren burjuva milli kurtuluş hareket¬lerinde, “feodal sistemin, mutlakiyetin, yabancı baskının tasfiyesine” hizmet eden “va¬tan savunması”, Lenin’in belirttiği gibi, “ilerici” bir rol oynadı.5

Burjuva demokratik anlamda devrimci içeriği olan vatan ve vatanseverlik, zamanla gericileşen burjuvazi tarafından da kullanıldı. Feodalizme karşı demokratik devrime bayrak olan vatanseverlik, gericileşen burjuvazinin başka ülkelere karşı yayılmacı ve kendi halkına karşı baskıcı amaçlarının aleti haline de getirildi; burjuvazinin dilinde yalan-dolana dönüştü.

Vatanın Bağımsızlığı ve Avrupa Devrimi

Marx ve Engels, 1848 yılında yayımladıkları Komünist Partisi Manifestosu’nda işçi sınıfının vatan ve ulusla ilişkisini şöyle açıkladılar:
“İşçilerin vatanı yoktur. Onlardan sahip olmadıkları bir şey alınamaz. Proletarya en başta siyasal hâkimiyeti ele geçirmek, ulusal sınıf durumuna yükselmek, kendisini ulus ola¬rak kurumlaştırmak zorunda olduğundan, burjuva anlamda değil ama ulusaldır.”6
Marx ve Engels, hemen iki paragraf sonra, “proletaryanın kurtuluşunun ilk koşul¬larından birinin en azından önde gelen ülkelerin ortak eylemi olduğunu” da belirlediler.

19. yüzyılın Avrupası’nda iki süreç yaşanmaktadır. Biri, burjuvazinin hâkimiyetini yıkacak olan proletarya devrimidir. Diğeri ise, ulusal bağımsızlık sürecidir. Proleterya devrimi, Avrupa kıtası ölçeğinde, en azından en gelişmiş kapitalist ülkelerde “ortak eylemi” gerektirmektedir. O gün dünyanın etkin siyasal coğrafyasının Avrupa’dan iba¬ret olduğunu düşünürsek, Avrupa ülkelerinde proletarya devrimi, dünya devrimi de¬mektir. Marx ve Engels, “işçilerin vatanı yoktur” saptamasını, o zamanın Avrupası

4 Aktaran Mahmut Esat Bozkurt, Atatürk İhtilâli, Altın Kitaplar, İstanbul 1967 (ilk basım 1940), s.99.
5 Lenin, Proletarya İhtilali ve Dönek Kautsky, 2. basım, Bilim ve Sosyalizm Yayınları, s.66-67 ve Toplu Eserler, c.21,s.432-433.
6 Marks-Engels, Komünist Partisi Manifestosu, çev. Nur Deriş, Aydınlık Yayınları, İstanbul Mart 1979, s.72. Çeviri Almanca özgün metne göre düzeltildi.

için yaptılar. Avrupa’nın gelişmiş kapitalist ülkelerinde vatan, gericileşen burjuva¬zinin pazarıydı. Avrupa ölçeğinde tanımlanan proleter devrimine önderlik edenler, bu pazarı kutsallaştıramazlardı. Proletarya devrimini başarmak için vatan sınırlarını aşmak, Avrupa ölçeğinde bir dayanışma içine girmek zorunluydu.

Ancak Manifesto’nun bildirisini bu kadarla sınırlarsak, Marx’tan da, Engels’ten de koparız. Çünkü aynı Avrupa’da bir de “ulusal bağımsızlık” süreci yaşanıyordu. En-gels, yine Manifesto’nun 1892 İtalyanca ve 1893 Lehçe basımlarına yazdığı önsöz¬lerde, Komünistlerin devrim ile ulusal bağımsızlık arasındaki ilişkiye vurgu yapan tavırlarını açıkladı: “İki büyük ulus (Almanlar ve İtalyanlar) 1848’den 1871’e kadar kendilerini toparlayıp bağımsızlıklarını şu ya da bu biçimde yeniden elde ettilerse, bunun nedeni, Karl Marx’ın dediği gibi, 1848 Devrimi’ni bastıranların bu devrimin va¬siyetini kendilerine rağmen yerine getirmeleridir.”7

Dahası Engels, bağımsızlık ile uluslararası dayanışma arasındaki bağlantıyı da yine bu önsözlerde saptar. 1992’de yazdığı Önsöz’de şöyle der: “Avrupa uluslarının gerçek uluslararası işbirliği, ancak bu ulusların her birinin kendi vatanında tamemen bağımsız olmalarıyla mümkündür.” 1893’te yazdığı Önsöz’de aynı saptamayı bir kez daha vurgular: “Tek tek her ulusun birlik ve bağımsızlığı yeniden sağlanmaksızın, ne proletaryanın uluslararası birliği gerçekleştirilebilir, ne de bu ulusların ortak hedeflere yönelik barışçı ve mantıklı işbirliği.” İşte Engels, Almanların ve İtalyanların bağım¬sızlığına özellikle bu devrimci açıdan önem verir. Eksik kalan Polonya’nın bağım¬sızlığıdır. Engels, şöyle der: “Polonya’nın bağımsızlığı ancak Polonya’nın genç pro¬letaryası tarafından kazanılabilir ve onun ellerinde güvence altında olabilir. Çünkü Po¬lonya’nın bağımsızlığına, Polonyalı işçiler kadar Avrupa’nın bütün öteki işçilerinin de ihtiyacı vardır.”8

Bilimsel Sosyalizmin kurucularının burada kesin çizgilerle belirlediğimiz tavrını Lenin de saptamıştır: “Marx ve Engels, Komünist Manifesto’da işçilerin vatanlarının olmadığını söylemişlerdir. Fakat bizzat Marx, birçok kere millî savaş için çağrıda bu¬lunmuştur: 1848 yılında Marx, 1859 yılında da Engels, Po ve Ren adlı broşürün so¬nunda, Almanların millî duygularını yüceltir ve onları doğrudan doğruya bir millî savaşa çağırırlar. 1891’de Engels, o sıralarda Almanya’ya karşı Boulanger Fran-sası’nın ve III. Aleksander’in savaş tehdidinde bulunması karşısında, ‘anavatanın sa¬vunulmasını’ açıkça kabul etmiştir.”9

Toparlayacak olursak, Marx ve Engels’in konuya ilişkin tezlerini şöyle sıralamak mümkündür:
1. Avrupa’da proletarya devrimi, en azından en gelişmiş kapitalist ülkelerin işçi
sınıflarının ortak eylemini gerektirir.
2. Tek tek ülkelerin bağımsızlığı, proletaryanın uluslararası işbirliği için şarttır.
3. Bütün ülkelerin bağımsız hale gelmesi, Avrupa’nın devrimci işçi sınıfının ortak
ihtiyacıdır.

Görüldüğü gibi, Marx ve Engels, 19. yüzyıl Avrupası’ndaki proleter devrimleri ile bağımsızlık süreçleri arasındaki bağlantıyı vurgulamışlardır. Tek tek ülkelerin ba¬ğımsızlığı, uluslararası proleter devriminin ön şartıdır. Dünya devrimi, tek tek ülke¬lerin bağımsızlığından geçmektedir. İşçilerin vatanının olmadığı bir dünyaya, işçi-

7 Aynı eser, s.38.
8 Aynı eser, s.36, 38.
9 Lenin, Emperyalist Savaş Üzerine, Günce Yayınları, s. 184.

lerin bağımsız vatanlarının olduğu bir dünyadan gidilmektedir. Komünist Parti Ma¬nifestosunda belirtildiği gibi, proletaryanın “ulusal sınıf durumuna yükselmek, ken¬disini ulus olarak kurumlaştırmak zorunluluğu” ve “burjuva anlamda değil ama ulusal” olması buradan gelir.

Emperyalizm Çağında Vatan

Emperyalizm çağında dünya iki büyük kampa ayrıldı: Ezen Ülkeler, Ezilen Ülkeler. Lenin ve Komünist Enternasyonal, dünyadaki bu temel saflaşmayı, tahlillerinin ve devrim stratejilerinin ekseni olarak kabul ettiler. Artık devrim, Batı’dan Doğu’ya kayıyordu. Dünya devriminin fırtına merkezi, Avrupa değil, Ezilen Dünya idi. Çünkü emperyalist-kapitalist sistemde en keskin çelişme, Ezen Ülkeler ile Ezilen Ülkeler arasındaydı. Devrim, emperyalizmin zayıf halkasında gerçekleşecekti. Rusya’da Ekim Devrimi ve Türkiye’de Kurtuluş Savaşıyla birlikte çağın iki devrimci dinamiği belirdi.

Kapitalizm, Ezilen Dünya’ya vatanı ve vatanseverliği dayattı. Emperyalizmin eğilimi, tam tekel olmaktır; başka deyişle Ezilen Dünya ülkelerine rakipsiz egemen olmak, onları sömürgeleştirmektir. Böylece burjuva demokratik devrimlerin “vatan” ve “vatanseverlik” kavramları, Ezilen Dünya’da yeniden hayat kazandı. Ezilen Dünya halkları için vatan, emperyalizme karşı savunulacak ya da sömürge olmaktan kur¬tarılacak topraktı. İster proletarya önderliğinde olsun, isterse millî burjuvazinin önderliğinde olsun, emperyalizme karşı her mücadele, Dünya Devrimi’nin parçasıydı. Nitekim Komünist Enternasyonal’in 1928 yılında kabul ettiği program, Türkiye’deki Kemalist Devrim’le birlikte Ezilen Dünya’daki birçok mücadeleyi, “Dünya Devriminin halkaları” olarak kabul etti.10

Ezilen Dünya’da vatansızlığı savunan ve özellikle aydınları vatana yabancılaştıran emperyalizm oldu. Kültür alanında Batı emperyalizminin vurucu gücünü oluşturan kozmopolit aydınlara verilen misyon, vatanla ve vatanseverlikle alay etmekti.

Öte yandan gelişmiş kapitalist ülkelerin burjuvazileri, “vatanseverlik” kavramını hem Ezilen Dünya’ya karşı emperyalist faaliyetlerinde, hem de aralarındaki he¬gemonya yarışında kullandılar. “Vatan savunması”nın ne zaman haklı ne :aman haksız olduğu tartışması, bu nedenle ortaya çıktı. Lenin, Birinci Dünya Savaşı’nın büyük devletler arasında bir yağma savaşı olduğunu saptayarak, emperyalistlerin “vatan savunması” yalanını sergiledi. Lenin, bu savaşta yalnız Türkiye (Osmanlı dev-leti), İran, Çin ve Arnavutluk için vatan savunmasını haklı görmekteydi.11
Lenin’e göre, ezilen ulusların büyük devletlere karşı savaşını “vatan savunması” olarak görmemek, budalalıktır.12

“Biz Dilimizi ve Vatanımızı Severiz”

Dünya komünistleri, yağma savaşlarında emperyalist burjuvazinin “vatan sa¬vunması” yalanını çürütmekle birlikte, emekçi halk içinde vatanseverliği işlediler. Lenin, 1914 yılı sonunda yazdığı ünlü “Büyük-Rus Ulusal Gururu Üzerine” başlıklı yazıda, Çarlığın yayılma ve tahakkümünü desteklemek anlamında bir “vatan savunmasını” reddeder, ancak vatanseverliği Çarlara, büyük toprak sahiplerine, büyük

10 Komünist Enternasyonal Programı, Aydınlık Yayınları, İstanbul, Mayıs 1977, s.29. Aynı şekilde bkz. Doğu Perinçek, Lenin Stalin Mao’nun Türkiye Yazıları, Kaynak Yayınları, 3. basım, İstanbul, Temmuz 1992, s.138.
11 Bkz. Doğu Perinçek, Lenin Stalin Mao’nun Türkiye Yazıları, Kaynak Yayınlan, 3. basım, İstanbul, Temmuz 1992, s.99.
12 Lenin, Sosyalizm ve Savaş, s.61-62.

burjuvalara bırakmaz. Emekçi halk vatansız değildir; asıl vatan sevgisi, vatan için so¬rumluluk duygusu, emekçilerdedir. Lenin şunları söyler: “Ulusal gurur duygusu, bize, biz bilinçli Rus proleterlerine yabancı bir duygu mudur? Elbette ki, değildir! Biz, di¬limizi ve vatanımızı severiz; biz vatanımızın emekçi yığınlarını (yani vatanımız nüfusunun onda dokuzunu) demokratik ve sosyalist bilinç düzeyine yükseltmek için elimizden geleni yapıyoruz. Çarın kasapları, soylular ve kapitalistler elinde, güzel vatanımızın uğradığı hakaretleri, zulüm ve aşağılamalara görmek ve duymak bizim için çok acıdır. …Biz Büyük-Ruslar, bu zulüm ve aşağılamalara karşı göstermiş olduğumuz direnişten ötürü gurur duyuyoruz.”13

Bolşevik Partisi, muhalefette ve iktidarda Lenin’in bu tavrını uygulamıştır. Sovyetler Birliği’nin devrimci döneminde eğitimin temel görevlerinden biri de vatan sevgisini geliştirmekti. Kalinin’in yazdığı Komünist Eğitim kitabının ilgili bölümü bu açıdan çok öğreticidir.14 Kalinin, bu kitapta “tüm emekçileri coşkun bir vatanseverlik ve vatana karşı hudutsuz bir aşkla eğitmemiz gerekir” der ve Sovyet vatanseverliğini, “halk destanlarıyla başlayan derin geçmişe” bağlar.15 Aynı eserde, Belinski, Nekrasov gibi Rus burjuva de¬mokratik devriminin büyük yazarlarının vatan sevgisi üzerine yazdıklarına yer verilir.16 Eisenstein, ünlü Aleksander Nevski ve Korkunç İvan adlı sinema şaheserlerini, birer va¬tanseverlik destanı olarak bu anlayışla yaratmıştır.17 Bugünkü Rusya komünist partilerinin önderlerini tanıdığım zaman, Rus tarihinin içine kök salan devrimci geleneğin bugün daha da canlandığını gördüm. Tulkin, Gunko, Andreyava, Lapin arkadaşlar, Rusya’nın geçmiş birikiminden kuvvetle beslenen bir devrimci kültürle yoğrulmuşlardı ve hepsinin yüreği vatan sevgisinin ateşiyle doluydu.18

Proleter Enternasyonalizmi ve Vatanseverlik

Kürkçü, “işçilerin vatanı yok” diyedursun, Bilimsel Sosyalizmin büyük ustaları, işçi sınıfı devrimcilerinin hem proleter enternasyonalist hem de vatansever ol¬duklarını vurgulayarak belirtmişlerdir. Dahası şu önemli saptamayı yapmışlardır: En¬ternasyonalizmde derinlik vatanseverliği güçlendirir ve vatanseverlikte sağlamlık En¬ternasyonalizmi besler. Mao, komünistlerin bu tavrını şöyle açıklamıştır: “Enternasyonalist olan bir komünist, aynı zamanda vatansever olabilir mi? Bizce olabilir ve mutlaka olmalıdır da. …Her yola başvurarak Japon saldırganlarının ve Hitler’in ye¬nilgiye uğramasını sağlamak Japonya ve Almanya halklarının çıkarınadır. …Ancak Çin’in durumu farklıdır. …Çin’in zaferi ve istilacı emperyalistlerin yenilgisi, diğer ülkelerin halklarına da yardımcı olacaktır. Bundan dolayı Enternasyonalizm, milli kur¬tuluş savaşlarında ifadesini vatanseverlikte bulur.”19

13 Lenin, Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı, çev. Muzaffer Ardos, Sol Yayınları, 5. basım. s.125 vd.
14 Bkz. M.1. Kalinin, Über Kommunhtische Erziehunf, Verlag Roter Morgen, Dortmund, Aralık 1977, s.44 vd. Bazı bölümleri eksik olmakla birlikte bu kitap Türkçe’ye de çevrildi: Devrimci Eğitim Devrimci Ahlâk, çev. Hüseyin Aykol, Ser Yayınları, s. 103 vd.
IS Age, s. 107 vd.
16 Afe, Almanca basım, s. 128 vd.
17 Bu konuda şu yazıyı okumanızı öneriyoruz: Doğu Perinçek, “Aleksander Nevski’den Mustafa Kemal’e”, Ay¬dınlık, 10 Haziran 1995, s.20.
18 Rusya Komünist İşçi Partisi (RKİP) Genel Sekreteri Tulkin’i ve Bütün Sovyet Bolşevik Komünist Partisi (BSBKP) Merkez Komitesi Sekreteri Lapin’i İşçi Partisi 3. Büyük Kongresi’ne geldikleri zaman tanıdım. RKİP önderlerinden Gunko ise 1993 yılında Türkiye’yi ziyaret etti. BSBKP Genel Sekreteri Nina Andreyeva ile Kore DHC’nin başkenti Pyongyang’da tanıştım.
19 Mao Zedung, “Millî Savaşta Çin Komünist Partisi’nin Rolü”, Seçme Eserler, c.HI, Kaynak Yayınları.

Bilimsel Sosyalistler, bütün dünyada burjuva milliyetçiliğinden kendilerini va¬tanseverlikle ayırmışlardır. Peki vatanı olmayan küresel “solcular” nasıl vatansever olacaklar? Vatansız vatanseverler!

Vatansızlar, bugün vatan satıcıları olarak boy gösteriyorlar. Kendilerinin olmayan bir vatanı, emekçi halkın göz nuruyla el emeğiyle işlediği bir vatanı, Yeni Dünya Düzeni’ne teslim etme gayretkeşliği içindedirler.

Bilimsel Sosyalistlerin, Proleter Enternasyonalizmi ile vatanseverliği birleştiren tavırlarının temelinde, devrim amacı bulunuyor. Çağımızda devrimler, emperyalizmin zayıf mikasında oldu ve oluyor. Emperyalizmi zayıflatmak, başka deyişle bağımsızlık için mücadele, Ezilen Dünya’da devrimin şartıdır. Ertuğrul Kürkçü ise, Troçki’nin izinden gi¬derek, devrimi imkânsız hale getiriyor. “Vatansızlık” yabancılaşması yüzünden emper¬yalizme karşı mücadeleye ilgisizdir. O zaman devrim nasıl olacak? Olmayacak! “Dünya Devrimi” palavrasıyla örtülemeyecek bir durum var ortada..

“Tek ülkede sosyalizm kurulamaz” teorisi de, devrim çıkmazına götürüyor. Kürkçü, Evrensel’deki yazısında, bazı sosyalist ülkelerde yaşanan kapitalizme geri dönüş ol¬susundan pek memnun görünüyor, “yok oldular” diyor ve böylece Troçki’nin tek ilkede sosyalizmin kurulamayacağı iddiasının kanıtlandığını düşünüyor. Kürkçü ne yapıp yapıp devrimden vazgeçmenin teorisini bulmaktadır. Öyle ya, tek ülkede sosyalizmin kuruluşu olanaksız ise, niçin devrim uğruna boş yere çaba harcayalım, Kürkçü gibi “dünya devrimi” düşleri satmak daha doğru olmaz mı?
Tek ülkede devrimden vazgeçenler, nasıl olacak da dünya devrimi yapacaklar? Bu soru çok önemli. Çünkü dünya devrimi, tek tek ülkelerdeki devrimlerin toplamının ürünü olacaktır. Tek ülkede devrimden vazgeçenler, dünya devriminden vazgeçerler ve oluğu küreselleşme cephesinde alırlar.

Vatansızın Oturduğu Yer

Peki, Türkiye gibi bir Ezilen Dünya ülkesinde bugün bir vatansızlık kampanyası yürütülmesi ne anlama geliyor? Takılan maske, “Enternasyonalizm”dir, ancak maskenin altında küreselleşen “Solculuğu” görüyoruz. Batı devletlerinden aldıkları pa¬llarla “İnsan haklarcılık” yapanlar, ABD devlet heyetiyle gizli buluşmalara katılanlar, atansız olmasınlar da ne yapsınlar? Onlara göre vatan ve bağımsızlık, modası geçmiş kavramlar. Hâkim sınıflar uğraşsın vatan için, gericiler uğraşsın, bağımsızlık için! Evet, tam da öyle. Kürkçü, “modası geçtiği” için bağımsızlık mücadelesini açıkça hakim sınıflara, gericiliğe terk ediyor. Nokta dergisine yaptığı açıklamaya bakın, “Globalizmin tam karşı kutbunda da milliyetçi reaksiyon var” diyor.20
• Globalleşme nedir?
• Emperyalizmin Ezilen Dünya’yı sömürgeleştirmesi.
• Sömürgeciliğin karşısında kim var?
• Kürkçü’ye göre, “milliyetçi gericilik” (reaksiyon, Batı dillerinde gericilik demek).
• Peki, Kürkçü bu saflaşmanın neresinde?
• “Milliyetçi gericilik” globalleşmenin tam karşı kutbunda olduğuna göre, “Enternasyonalist” Kürkçü, globalleşmenin kucağında!
Böylece vatansızlar en sonunda oturabilecekleri bir yer bulmuşlardır.
20 Nokta, 28 Mayıs-3 Haziran 1995.

Kürkçü, bu pozisyonunu sağlama bağlıyor. Önce globalleşmenin tam karşı kut¬bunu “milliyetçi gericilik” diye suçlayarak emniyet tedbirlerini alıyor, arkasından va¬tansızlığı savunarak bulunduğu konuma iyice yerleşiyor. Globalleşmeye direnen Türkiye sosyalistlerini “milliyetçilikle” suçlamada Kürkçü yalnız değildir. ABD’nin ünlü CIA uzmanı ve Türkiye komünist hareketi analizcisi Richard Harris de Kürkçü’nün görüşünü paylaşıyor, Türkiye solcularını “milliyetçi” buluyor.21

Emekçinin Vatanı: IMF’ye Karşı Savunulan Toprak

Dikkat edilirse Kürkçü, her iki durumda da Türkiye emekçi hareketinin karşı¬sındaki cephede durmaktadır.

Bugün ülkemizde globalleşmenin “tam karşı kutbunda”, “milliyetçi gericilik” değil, işçi sınıfı ve kamu emekçileri var. “Kahrolsun IMF, Bağımsız Türkiye”, emekçi ha¬reketinin başsloganı haline geldi.

Büyük sermaye globalleşerek vatansızlaşırken, emekçiler vatana ve bağımsızlığa sahip çıkıyor. Bugün ezilen dünya ülkelerinde vatan, emperyalizmin sömürgeleştirmek istediği topraktır. Aslında sömürgeleşmenin diğer adı, vatansızlaşmaktır. Sömürge¬leştirmek, ezilen halkın vatanını yok etmektir; ulusal devletini yıkmak ve onu yeniden ortaçağ karanlığına yuvarlamaktır.
Kürkçü, emekçi halka “senin vatanın yok” derken, aslında “vatanını emperyalizme teslim et ki, bir an önce globalleşelim” çağrısında bulunmaktadır. Ahmet Altan’la aynı çağrı, “Kahrolsun bağımsızlık” çağrısı veya “Korkun bağımsızlıktan” tehdidi!

Manifesto’daki “Vatan” Üzerine Lenin’in Armand’a Mektupları

“Vatansızların Vatanı” Yazısına Ek

Teori dergisinin Eylül 1995’te yayınlanan 69. sayısında “Vatansızların Vatanı: IMF’nin Kucağı” başlıklı bir yazım yayınlanmıştı. Bu yazıda, Komünist Partisi Manifestosu’ndaki “İşçilerin vatanı yoktur.” cümlesinden kalkarak, emperyal¬izmin Ezilen Dünya emekçilerini vatansızlaştırma amacına hizmet eden Neoliberal “Solculuk” eleştiriliyordu. Daha önem¬lisi o yazı, vatan kavramının sınıf mücadelesindeki rolünü, doğduğu kapitalizm çağından başlayarak inceliyordu. O zaman Lenin’in bu konuda Ines Armand’a yazdığı iki mektubu görmemiştim. İşçi sınıfı devrimcisi, Manifesto’mın o ünlü cümlesini nasıl anlar, bunu Ekim Devrimi’nin büyük önderinin 1916 yılındaki satırlarında da görebiliyoruz.

Lenin’in iki mektubundaki ilgili bölümleri sunmak, hem Eylül 95’te yayınlanan yazıyı zenginleştirmek, hem de 150. yılında Manifesto’yu yeniden inceleyenlere bir hatırlatmada bulunmak açısından yararlı olacak. Mektuplara geçmeden, Manifesto’da işçi sınıfının vatan ve ulusla ilişkisini açıklayan bölümünü bir kez daha aktaralım:

“İşçilerin vatanı yoktur. Onlardan sahip olmadıkları bir şey alınamaz. Proletarya en başta siyasal hakimiyeti ele geçirmek, ulusal sınıf durumuna yükselmek, kendisini ulus olarak kurum¬laştırmak zorunda olduğundan, burjuva anlamda değil ama ulusaldır.”1”
Marx ve Engels, hemen iki paragraf sonra, “proletaryanın kurtuluşunun ilk koşullarından birinin en azından önde gelen ülkelerin ortak eylemi olduğunu” da belirttiler.


Lenin’in Açıklamaları

Marx ve Engels, Neoliberal solcuların ileri sürdüğü gibi, Enternasyonalizmi “vatansızlık” olarak mı tanımlamışlardı? Lenin, Birinci Dünya Savaşı sırasında, Ines Armand’a yazdığı 20 ve 30 Kasım 1916 tarihli mektuplarda konuya açıklık getiriyor. Önce birin¬ci mektuptan ilgili bölüm:
“İşçinin vatanı yoktur’ şu anlama gelir: a) Ekonomik durumu (le salariat) ulusal değil, fakat uluslararasıdır. b) Sınıf düşmanı uluslararasıdır. c) Kurtuluşunun şartlan aynı şekilde uluslararasıdır. d) İşçilerin uluslararası birliği, ulusal birliğinden daha önemlidir.
“Bundan, yabancı boyunduruğundan kurtulmak söz konusu olduğu zaman, mücadele etmemeli anlamı mı çıkar? Evet mi, hayır mı?

“Sömürgelerin kurtuluş savaşları, İrlanda’nın İngiltere’ye karşı savaşı ne olacak?
“Yani ulusal bir ayaklanma vatan savunması değil midir?”
Lenin, on gün sonra yazdığı ikinci mektupta konuyu şöyle sürdürür:
“Marksizmin bütün ruhu, bütün sistemi, şunu öne sürer: a) Her tez, tarihseldir; b) yalnızca diğerleriyle ilişkili olarak ve c) yalnızca tarihin somut tecrübeleriyle bağlantı içinde ele alınır.

“Vatan, tarihsel bir kavramdır. Ulusal boyunduruktan kurtuluş çağında, daha doğrusu sırasında vatan, başka şeydir; ulusal hareketlerin çok geride kaldığı bir zamanda başka şeydir. 3 tip ülke için (ulusların kendi kaderini tayin konusundaki tez¬lerimizin 6. maddesi) vatan ve savunması tezi, her durumda aynı biçimde olmaksızın uygulanabilir.

‘”Komünist Manifesto’da’ deniyor ki, işçilerin vatanları yoktur.”Doğru. Ama orada yalnız bu söylenmiyor. Orada ayrıca, ulusal devletlerin kuru¬luşunda proletaryanın özel bir rol oynadığı da söyleniyor. Birinci tez (işçilerin vatanı yoktur) alınır ve ikinci tezle (işçiler, kesinlikle burjuva anlamda olmamakla birlikte, sınıf olarak kendilerini ulusal olarak kurumlaştırırlar) bağlantısı unutulursa, bu temelden yanlıştır.

“Bu bağlantı nerededir? Bana göre şurada: Demokratik harekette (böyle bir zaman¬da, böyle somut bir durumda), proletarya, demokratik hareketi (ve bunun sonucu olarak ulusal bir savaşta vatan savunmasını} desteklemeyi reddedemez.

“Marx ve Engels,.” Komünist Manifestomda, işçilerin vatanlarının olmadığını söylediler. Ama aynı Marx, birçok kez ulusal savaş çağrısında bulundu: Marx, 1848, Engels 1859 (“Po ve Rhein” kitapçığının sonunda, doğrudan Almanların ulusal duy¬gusu tutuşturulur; Almanlar doğrudan ulusal savaşa çağrılır). Engels, 1891 yılında, Fransa’nın (Boulanger) ve III. Alexander’in Almanya’ya karşı yaklaşan savaş tehdidi açısından, “vatan savunmasını” açıkça kabul etti.

“Marx ve Engels, bugün böyle yarın başka türlü konuşan karışık kafalı adamlar mıydı? Hayır. Bana göre, ulusal savaşta “vatan savunması”, Marksizme kesinlikle uygundur. 1891 yılında Boulanger’ye ve III. Aleksander’e karşı savaş olsaydı, Alman Sosyaldemokratları vatanı fiilen savunmalıydılar. Bu, ulusal savaşın özel bir varyantı olurdu.” “2”

1 Marks-Engels, Komünist Partisi Manifestosu, çev. Nur Deriş, Aydınlık Yayınları, 1. İstanbul Man 1979, s. 72. Çeviri almanca özgün metne göre düzeltildi.
2 Marx-Engels-Lenin, Über proletahschen İnternationalisnıus, Dietz Verlag, Berlin 1959, s. 431 vd, s.433 vd)