Ana Sayfa Manşet ATA OGÜN KAPLAN YAZDI: TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE EKONOMİSİ

ATA OGÜN KAPLAN YAZDI: TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE EKONOMİSİ

427

Ata Ogün Kaplan/Öncü Gençlik GYK Üyesi, Edirne İl Temsilcisi

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak 12 Ağustos Çarşamba günü CNN Türk televizyonunda Ahmet Hakan’ın konuğuydu. Çok önemli açıklama ve değerlendirmelerde bulundu. Esasıyla 24 Ocak 1980 kararlarıyla başlayan ve ekonomik bağımsızlığımızı elimizden alan Serbest Piyasa Ekonomisi’ne karşı “Üretim ve İstihdam Odaklı Siyaset”in temellerini anlattı. Albayrak’ın yaptığı açıklamalar aşağıda da bahsedeceğimiz üzere bizi Vatan Partisi’nin Üretim Devrimi Programı’na götürüyor.

EKONOMİK BAĞIMSIZLIĞIMIZI NASIL KAYBETTİK

Türkiye, 2. Dünya Savaşıyla birlikte başını ABD’nin çektiği Atlantik kampına doğru yol almaya başlamıştı. Truman Doktirini ve Marshall Yardımları bunun en büyük göstergesiydi. Celal Bayar’ın “Küçük Amerika olacağız” vaadi de süreci perçinliyordu.

Türkiye, tüm bu gelişmelere rağmen 1970’lerin sonuna kadar ekonomik bağımsızlığını korumayı nispeten başarmıştı. İthal ikameci politikalar Türk üreticisini koruyordu. Gümrük duvarları güvence unsuru olarak ayaktaydı. Ta ki 24 Ocak 1980 tarihine kadar…

24 Ocak kararları, 1980 yılının başında Başbakan olan Süleyman Demirel’in tam yetkiyle donattığı Turgut Özal’ın mimarı olduğu, Türkiye’nin ekonomik bağımsızlığını kaybetmesinin önünü açan bir dizi keskin neoliberal ekonomik adımlardı. Bu adımların başında, Türkiye’nin “serbest piyasa ekonomisi” denen sisteme geçişi geliyordu. Serbest piyasa ekonomisi, devletin ekonomideki payını ve müdahale alanını sınırlayan, rekabet düzeni adı altında, gelişimini tamamlayamamış Türk ekonomisini büyük devletler ve onların tekel şirketleri altında ezilmeye mahkum eden, emekçinin alın teriyle ortaya çıkardığı ürünün fiyatını piyasanın belirlediği ve milli üreticinin boğazını sıkan sistemdir. Aslında buradaki “serbestlik”, Türkiye’ye değil, Türkiye pazarına bir akbaba misali konmak isteyen emperyalist ülkelere tanınan bir imtiyazdır.

“Dünya ekonomisiyle bütünleşmek” adı altında, milli üretici için güvence olan gümrük duvarlarımız yıkıldı. Dünya ekonomisiyle bütünleşmek, egemen devletlerin ekonomik hegemonyası anlamına geliyordu. Bu hegemonya içinde milli üreticinin sözü geçmezdi.

İthal ikameci politikanın terkedilmesiyle de ihtiyacımız olan ürünlerin ülkemizde üretilmesi yerine dışarıdan alınması teşvik edildi. Böylelikle yerli üretim tasfiye edildi. Dağ dayanmayan hazıra alışıldı.

Büyük önder Atatürk’ün devletçilik ilkesi tamamen terk edildi. Halkın çıkarları gözetilerek dengelenen kamu ve özel mülkiyet arasındaki ilişki göz ardı edildi. Özel sektöre ve yabancı imtiyaza hiç olmadığı kadar alan tanındı. Kamu kurumlarının özelleştirilmesi de bu alanlardan biriydi.

Faiz oranlarını da piyasa belirledi. Böylece faizcilik, sıcak para komisyonculuğu, köşeyi dönmecilik ve karaborsacılık gibi kavramlar türedi. Emeksiz kazanç, paradan para kazanma gibi yollarla zenginlik hak sayıldı.

Dalgalı döviz kuru benimsendi. Devletin, TL’nin değerinin korunması için yapacağı müdahaleler sınırlandırıldı. TL’nin değeri piyasanın, lobilerin ve manipülasyon odaklarının eline teslim edildi. Türk Lirasını koruma kanunundan vazgeçildi.

Merkez Bankası “bağımsızlaştırılma” adı altında emperyalizmin mafya sistemi tarafından yönetilen küresel finans merkezlerine bağımlı hale getirildi.

Devletin temel dayanağı olan Kamu İktisadi Teşebbüsleri (KİT) ederinin çok altında değerlere özelleştirildi. KİT’lerde çalışan işçiler işsiz kaldı veya sağlıksız biçimde yok pahasına çalışmak mecburiyetinde bırakıldı.

Genç işsizlik büyük oranda arttı. Nüfusun çoğunluğunu oluşturan gençler kendilerine uygun iş sahası bulamadı.

12 Eylül 1980 darbesiyle de tüm bunlar silah zoruyla Türkiye’ye dayatıldı ve uygulandı. Böylece kararlar her yönüyle hayatımıza girmişti. Türkiye’nin ekonomik bağımsızlığına pranga vurulmuştu.

SERBEST PİYASA EKONOMİSİNİN İFLASI

Türkiye’yi sözde kalkındıracak ve özgürlükler ortamı doğuracak olan sistem günümüz itibariyle tümüyle iflas etti. Zaten bitme noktasına gelen sistem için bardağı taşıran son damla Koronavirüs salgını oldu. Bu süreçte dünya genelinde kamuculuğun öne çıktığı, Serbest Piyasa denen kandırmacanın çöktüğünü gördük. Gelişmiş denen ülkelerin birbirlerinin sağlık malzemelerine nasıl el koyduğunu gördük. AB’nin dostane yapısının nasıl dağıldığını gördük. Bireyciliğin ölüme, toplumculuğun yaşama adım olduğunu gördük.

Bunlara ek olarak yaklaşık kırk yıldır yürürlükte olan 24 Ocak Kararları bizi üretimden uzaklaştırdı. Dışarıdan hazır almaya yatkın sistem bizi tembelleştirdi. Siyasi imtiyazlar karşılığı ülkemize akan sıcak para, siyaseten dik durduğumuzda kesildi.

DOLAR SALTANATININ SONU

Serbest Piyasa Ekonomisinin şirin çocuğu olan ve ABD’nin tüm dünyaya silahla dayattığı doların saltanatı çöktü. 3 kuruşluk kağıt parçasının üstüne 100 Dolar yazıp silahla kabul ettirerek ticaret yapma devrinin sonu geldi. Çünkü ABD’nin silahı her yerde yenildi.

Özellikle yükselen Asya uygarlığının mücadelesi doların saltanatını çökertti. Çin’de ABD destekli Uygur kışkırtmaları zemin bulamadı. Güney Çin Denizi üzerindeki restleşmede ABD’ye taviz verilmedi. Rusya, Ukrayna üzerinden gelebilecek tehditleri bertaraf etti. Türkiye, ABD’nin silahlı gücü PKK’yı ve yine ABD’nin sadık müttefiki FETÖ’yü ezdi. Doğu Akdeniz’de oyalanmaya izin vermedi, yelkenler fora dedi. Türkiye, Rusya ve İran’ın birlikte oluşturduğu Astana süreciyle, Suriye’de ABD’nin rolünü bitirdi. Suriye 9 yıl boyunca ABD’ye aslanlar gibi direndi. İran, ABD ambargolarına karşı dimdik ayakta. Irak Meclisi çok uzun süredir bölgede bulunan ABD askerlerinin ülkeden çıkarılması kararını verdi. Asya uygarlığıyla her daim dayanışma içinde olan Venezuela Amerikancı darbelere geçit vermedi.

Bugün Asya uygarlığının dost ülkeleri ulusal para birimleriyle ticarete adım atıyor. Rusya ve Çin 5 yıl önceye kadar ticaretlerinin %90’ını dolar üzerinden yaparken bugün bu oran %50’nin altına iniyor. Tüm bu ekonomi – politik hamleler dolar saltanatının sonunu getirdi.

TÜRKİYE’NİN ÖNÜNDEKİ YOL: ÜRETİM DEVRİMİ

Bu sistem iflas etti dedik. Peki ne olacak? Türkiye toz bulutu misali yok mu olacak? Yoksa bir program değişikliğine mi gidecek?

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak bu noktada çok değerli açıklamalarda bulundu ve Türkiye’nin önündeki yolu anlattı. Yol da bizi Vatan Partisi’nin Üretim Devrimi Programı’na çıkarıyor.

BU BİR MİLLİ BAĞIMSIZLIK MÜCADELESİ

Albayrak, Türkiye’nin ekonomik mücadelesini “Bu bir milli bağımsızlık mücadelesi” sözleriyle anlatmaya başladı. Emperyalizm destekli teröre karşı dik duran Türkiye’nin siyaseten olduğu gibi ekonomik olarak da bağımsız olması gerektiğini vurguladı. Doğu Akdeniz’de de bu ilkeyle hareket edildiğini açıkladı.

Üretim Devrimi programı tam da buna işaret ediyor. Emperyalizme karşı güçlü ve bağımsız milli devlet ilkesi güçlü ekonomiden geçiyor.

ESKİ MODELDEN ÇIKIYORUZ

Albayrak, “Türkiye eski modelden çıkıyor” diyerek Türkiye’nin özellikle son 40 yıldır ayağına pranga olan sistemden çıktığını müjdeledi. Bizim de yukarıda özetlediğimiz Serbest Piyasa Ekonomisini hedef aldı. İthalat ve IMF’den veya başka yerlerden gelecek sıcak paraya bağımlılık sürecinin bittiğini vurguladı. Açık olarak “Üretim ve İstihdam öncelikli programı uygulayacağız” dedi. “Türkiye’nin ithalata değil üretime dayalı bir paradigma dönüşümü var” diye de ekledi. “Ucuz diye ithal etmek yok” diyerek yerli üretimin ne denli önemli olduğuna parmak bastı.

Üretim Devrimi Programı “böyle gitmez” diyor. Sıcak parayla gitmez, ithal malla gitmez. Üretmek şart.

SICAK PARA DEVRİ GERİDE KALDI

Albayrak, emperyalist ülkelerin Türkiye’ye eskisi gibi “siz oturun, sıcak parayla sizin başınızı okşayalım, sizin üretmenize gerek yok biz ucuza ithal yapalım” diyemeyeceğini anlattı. Doğu Akdeniz’de akbaba misali gezinen devletlerin de “Siz Doğu Akdeniz mücadelenizden vazgeçin biz de size turist gönderelim” gibi ahlaksız tekliflerde bulunduğunu, dolayısıyla hala sıcak paracı zihniyetin var olduğunu söyledi.

Üretim Devrimi Programının 3. bölümü “IMF’NİN ÖCÜLERİ” başlığıyla açılıyor. IMF, ülkelerin, yerli üreticilerini koruma hamlelerini “öcü” olarak gösteriyor. Albayrak’ın yukarıda değindiği madde de “korumacılık öcüsü.” Emperyalizm “siz üretmeyin, gümrük duvarlarınızı açın biz ithal edelim” diyor. Albayrak’ın açıklamalarında ise Üretim Devrimi Programından da okuduğumuz üzere; “yerli üreticiyi koruyalım, serbest piyasanın kucağına atmayalım” tavrı hakim.

TERCİH DEĞİL ZORUNLULUK

Fikrimce dün akşamki programın en önemli yeri bu cümleydi. Albayrak, Türkiye’nin Üretim ve İstihdam Odaklı Siyaseti uygulamasının bir tercih değil zorunluluk olduğunu söyledi. Zira Vatan Partisi’nin Üretim Devrimi Programı bir temenni ile değil bir zorunluluk ile hazırlanmıştır. Siyasi olarak bağımsızlığımızı korumak istiyorsak ekonomik bağımsızlığımızı da korumak durumundayız. Ekonomi – politik budur.

SONUÇ

Vatan Partisi’nin Üretim Devrimi Programı tüm yönleriyle Türkiye’nin önündedir ve sorunların yegane çözümüdür. Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın  açıkladıkları da bu programın maddeleridir. Üreticilerin Milli Hükümeti her geçen gün daha da somutlaşmaktadır.

Ülkemiz koca bir program değişimi gerçekleştiriyor. Özellikle 1980’lerden bu yana tahrip edilen program iki günde dönüştürülmüyor. Çalışacağız, onaracağız.Sorumluluk alacağız. Mevcut zorlukları toplum disipliniyle paylaşacağız. İki öküzümüzden birini, gerekiyorsa ikisini de vereceğiz. Devlet nezdinde de yurttaş nezdinde de ihtiyaç dışı tüketimden kaçınacağız. Kaynaklarımızı lüks tüketime harcamak yerine yatırıma harcayacağız. Taşın altına elini koymayıp, taşı kaldıran ellere de çamur atanlara da izin vermeyeceğiz. El ele vereceğiz ve kamuculuğun üzerine atılan o ağır taşı kaldıracağız.

.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün  dediği gibi “İktisat savaşı devam ediyor, uzun sürecektir, fakat bunda da mutlak muzaffer olacağız.”

Önümüzdeki yol uzun. Fakat yolun sonu zafer; tam bağımsızlık.

oncugenclik.org.tr, 13.08.2020