Ana Sayfa Yazılar ATA OGÜN KAPLAN YAZDI: “TARİHİ FIRSAT: MİLLİ EKONOMİYE GEÇİŞ KOŞULLARI”

ATA OGÜN KAPLAN YAZDI: “TARİHİ FIRSAT: MİLLİ EKONOMİYE GEÇİŞ KOŞULLARI”

211

Ata Ogün Kaplan, Öncü Gençlik GYK Üyesi ve Edirne Temsilcisi

Yazımıza giriş yapmadan önce Barış Pınarı Harekatı’nda cümle terör örgütüne karşı emsalsiz bir mücadele veren şanlı Ordumuzu ve kahraman Mehmetçiğimizi selamlıyoruz.

24 Ocak kararlarını, dünyadaki küreselleşme hastalığının Türkiye’ye yansıması olarak adlandırsak yanlış olmaz. Bugün çektiğimiz çoğu cefanın sebebi bu kararlardır. Adına “İstikrar Kararları” dense de tam bir istikrarsızlık ve güvensizlik ortamı doğuran bu kararlar, yıllarca Türkiye ekonomisini ve buna bağlı olarak Türk siyasi ve sosyal hayatını derinden sarsmış ve artık iflas etme noktasına getirmiştir. Esasıyla iflas eden Türk siyasi, sosyal ve ekonomik hayatı değil, 24 Ocak kararlarının kendisidir. Zira milletler önlerinde duran sistemin çarkı durunca yok olmazlar. Atatürk’ün de dediği gibi, ya yeni bir yol bulurlar, yol yoksa da yeni bir yol açarlar. Türk milleti olarak bizim de yeni yollar bulacağımız, yeni yollar açacağımız bir sürece giriyoruz.

Girdiğimiz süreci anlatmadan önce 24 Ocak kararlarının üstünden geçmekte yarar var.

24 OCAK KARARLARI

24 Ocak kararları, 1980 yılının başında Başbakan olan Süleyman Demirel’in tam yetkiyle donattığı Turgut Özal’ın mimarı olduğu Türkiye’nin ekonomik bağımsızlığını kaybetmesinin önünü açan bir dizi keskin neoliberal ekonomik adımlardı.

Bunların başında, Türkiye’nin “serbest piyasa ekonomisi” denen sisteme geçişi geliyordu. Serbest piyasa ekonomisi, devletin ekonomideki payını ve müdahale alanını bitiren, rekabet şartları adı altında, gelişimini tam anlamıyla tamamlayamamış Türk ekonomisini büyük devletler ve onların tekel şirketleri altında ezilmeye mahkum eden, emekçinin alın teriyle ortaya çıkardığı ürünün fiyatını piyasanın belirlediği ve böylece emeğin hiçbir zaman karşılığını alamadığı sistemdir. Aslında buradaki serbestlik, Türkiye’ye değil, Türkiye pazarına bir akbaba misali konmak isteyen emperyalist ülkelere tanınan bir imtiyazdır.

Bu adımlardan bir tanesi de “dünya ekonomisiyle bütünleşmek” adı altında gümrük kapılarımızın yol geçen hanına dönmesiydi. Dünya ekonomisiyle bütünleşmek, egemen devletlerin ekonomik hegemonyası anlamına geliyordu.

Yine ithal ikameci politikanın terk edilmesi de dışa bağımlılığın en büyük parametrelerinden biridir. Bu adımla, ülkemizin ihtiyacı olan ürünlerin ülkemizde üretilmesi yerine dışarıdan alınması teşvik edildi. Böylelikle yerli üretim tasfiye edildi. Atasözümüze göre dağın bile dayanamadığı hazıra alışıldı. “Yerli malı yurdun malı, herkes onu kullanmalı” ilkesi unutuldu.

Devletin üretici yararına fiyat belirleme politikası kaldırıldı. Böylelikle üretici sahipsiz kaldı ve beli kırıldı. Fiyatlar piyasadaki arz talebe göre belirlendi.

Büyük önder Atatürk’ün devletçilik ilkesi tamamen terk edildi. Halkın çıkarları gözetilerek dengelenen kamu ve özel mülkiyet arasındaki ilişki göz ardı edildi. Özel sektöre hiç olmadığı kadar alan tanındı. Kamu kurumlarının özelleştirilmesi de bu alanlardan biriydi.

Faiz oranlarını da piyasa belirledi. Böylece faizcilik, sıcak para komisyonculuğu, köşeyi dönmecilik ve karaborsacılık gibi kavramlar türedi. Emeksiz kazanç, paradan para kazanma gibi yollarla çoğu para babası devletin sırtından servetine servet kattı.

Genel olarak ekonomik emperyalizmin, özel olaraksa Amerikan emperyalizminin dayattığı bu sistemin başlarda uygulanabilme ihtimali düşüktü. Fakat 12 Eylül 1980’de ABD yardıma koştu ve içerideki oyuncularını sahaya sürdü. 12 Eylül darbesi, 24 Ocak kararlarının silah zoruyla kabul ettirilmesiydi. Böylece kararlar her yönüyle hayatımıza girmişti. Siyasi ve ekonomik alanda tamamen ABD’ye bağlanan Türkiye, sosyal alanda da kendi milli benliğinden büyük bir kopuşa ve yabancılaşmaya doğru koşar hale gelmişti.

24 OCAK’ın İFLASI

Türkiye’yi kalkındıracak ve ekonomiyi istikrarlı hale getirecek denen sistem, günümüz itibariyle tümüyle iflas etti. Serbest piyasa ekonomisi ve dünya ekonomisiyle bütünleşme ülkemizde katma değeri biçti. Üretimden uzak, dışarıdan almaya yatkın sistem bizi tembelleşirdi. Dışa bağımlı kıldı. En basit örneği, şu an üzerine yazdığımız kağıt dahi dolar kuruna endeksli hale geldi. Havadan sıcak para akışı durduğundan piyasada para dönmemeye başladı. Azınlık zengin ile çoğunluk yoksul arasındaki maddi fark acımasızca açıldı. Paylaşmanın unutulduğu ve sermaye yararına bölüşümün esas alındığı sistem iflas etti.

Şimdi Türk milleti olarak yeni bir yol bulacağız/açacağız.

TEHDİDE KARŞI TARİHİ FIRSAT

Biz bu satırları yazarken Ordumuz Barış Pınarı Harekatı’yla zafer üstüne zafer kazanıyor. Suriye’de ABD’nin kara gücü olan PKK’yı eziyor. Bölgeden tamamen def edilmeye hazırlanan ABD, Devlet Başkanı Trump nezdinde Türkiye’ye “ekonomini mahvederim” gibi küstah tehditlerde bulunuyor. Aslında bu tehditler bizim için bir yandan da ekonomideki eksiklerimizi görmemizi ve önlem alma gereğini gözler önüne seriyor.. Bunun yanında “Siyasi ve askeri zaferler ne kadar büyük olurlarsa olsunlar ekonomik zaferlerle taçlandırılmalıdır” diyen Atatürk’ün ne kadar ileri görüşlü ve büyük bir devlet adamı olduğunu bir kez daha gösteriyor.

Önümüzde, bu küstah tehdide karşı her manada tam bağımsızlığımızı kazanacağımız tarihi bir fırsat duruyor.

Her şeyden önce 24 Ocak’ın bize dayattığı ezberleri bozacağız. Nedir o ezberler? 24 Ocak, köylümüze “sırtımızda kambur” dedi; işçimizi itti, kaktı, değersizleştirdi; esnafımızı neoliberal ekonomik plan doğrultusunda devasa şirketlerin kıskacında yok olmaya itti. Milli sanayicimizi yabancı tekellerin altında ezilmeye mahkum etti.

Oysa yapılması gereken başlıkta da belirttiğimiz üzere 24 Ocak’ı baş aşağı çevirmektir. Bir diğer tabirle ayakları baş yapmaktır. Köylümüzün milletin efendisi, işçimizin baş tacı olduğu ve korunduğu, esnafımızın sahip çıkıldığı ve halkla kaynaştığı, milli sanayicimizin kamu yararı doğrultusunda desteklendiği Türkiye’yi kurmaktır. Ülkemizin de son günlerde attığı adımlar bu yöndedir.Yapılan milli ekonomi vurguları 24 Ocak kararlarının terk edildiğini göstermektedir.

Bunların yanında sömürüye değil paylaşıma; işgale değil, milli bağımsızlığa; tek tarafın değil iki tarafın da kazanmasına dayalı yeni ittifaklar yapmak gerekiyor. İsmet Paşa’nın da dediği gibi “Yeni bir dünya kuruluyor. Türkiye de bu dünyada yerini alacak.” Kimler var bu yeni dünyada? Türkiye, Rusya, Çin, Suriye, Irak, İran, Azerbaycan, Hindistan, Türki Cumhuriyetler… Bu ülkelerin kendi aralarında kendi milli paralarıyla yaptığı ticaret, tüm dünyaya silah zoruyla dayatılan doların saltanatını da yıkmış olacak. Tarihi fırsat tam anlamıyla değerlendirilmiş olacak.

SONUÇ

Dünyada yayılmacı küreselleşme, Türkiye’de de 24 Ocak kararları kaybetti. Dünya yeni bir çağa giriyor. Bu çağa “Asya’da Üretim ve Paylaşma Çağı” diyebiliriz. Boş tehditlerin çaresiz kalacağı, tivıtır üzerinden atarlanmaların ilgi görmeyeceği bir çağ bu. Yeter ki tehditlere ve krize karşı tarihi fırsatı masaya koyalım.

oncugenclik.org.tr, 25.10.2019