Başarı Ölçülerimiz Kökten Değişmelidir

Hasan YALÇIN

TEORİ DERGİSİ-SAYI 201 – EKİM 2006

En sonunda söylemek, daha doğrusu bu yazıyla tartışmaya sunmak istediğim
düşünceyi hemen yazıyorum: Partimizin bugün bir kampanya ile düzeltmeye çalıştığı
hataların kaynağı, bilgi ile sınıf mücadelesi pratiği arasındaki ilişkide, bilgiye ağırlık
vermektir; sorumlusu ise esas olarak, Başkanlık Kuruludur.

Partimiz önderliği, en az beş yıldır, üç kongrede ve önemli bütün toplantılarda örgütün
önüne koyduğu, “kitle içinde parti örgütlenmesi” diye özetleyebileceğimiz temel görevde
Parti’ye önderlik edememiş, dolayısıyla sorunun yeni bir kampanyayla ele alınması
zorunluluğu doğmuştur. Şimdiki kampanyanın başarısı zaafların temelini derinden
kavramamıza, uygun önlemler geliştirip kararlılıkla uygulamamıza bağlıdır. Partimizin
sorunu, hata ve zaaflarının yeniden yeniden dökümünü yapmak değildir. Söylenmesi gereken
her şey söylenmiş ve yazılmıştır. Ancak, çözmek için gerekli devrimci irade ortaya
konulamamıştır. Çare: Merkezî önderlik düzeyinde yaşamamız gereken bir zihniyet
devrimidir.

Üç Kongrede Tekrar Tekrar Saptanan Hatalar, Düzeltme
Yöntemleri ve Örgütsel Politikalar

Sürdürmekte olduğumuz, “Liberalizme Karşı Düzeltme Hareketi” sırasında Parti’nin
önemli belgelerini, özellikle 6–7 Temmuz 1991’de yaptığımız 2. ve 14–15–16 Ekim 1994’te
yaptığımız 3. Kongrelere sunulan Merkez Komitesi raporlarını, o raporların da özellikle
mücadele ve örgütlenmeye ilişkin bölümlerini yeniden incelemek; bu belgeleri, 4. Kongre’miz
için hazırlanan Rapor Taslağı’yla birlikte değerlendirmek önemli sonuçlar ortaya koyuyor.
Birkaç ifadenin de altını çizerek, öncelikle söz konusu belgelerden belirli bölümler aktarmak
istiyorum.

2. Kongre’ye sunulan Rapor’un “Parti’nin Öncüleşmesi”ne ilişkin bölümü, durumu net
olarak saptamış, Parti’nin önüne doğruluğu tartışılmaz örgütsel politikalar ve düzeltme
yöntemleri koymuştu. Daha öğretici olan, tıpkı şimdi hazırlanmakta olduğumuz kongre
sürecinde olduğu gibi, bir de düzeltme hareketi başlatmıştı.

Temel yaklaşım şöyle dile getirilmişti:

“Partimiz, düzgün bir ideolojik-politik çizgi belirledi, sosyalizmin deneylerini
değerlendiren ve ülkemiz gerçeğiyle birleşen oldukça olgun bir program yaptı. Siyasal
mücadelesi, işçi hareketindeki rolü ve Kürt halkının özgürlük mücadelesine katkısıyla
milyonlarca emekçiye ulaştı. Çevresinde belli bir birikim yarattı. Ülke çapında bir örgütsel
çekirdek kurdu.

“Bugün geldiğimiz noktada, bu örgütsel çekirdeğin önündeki esas görev,
hatalarını alt edip devrimcileşerek çevresindeki birikimi örgütlemek, devrim için bir işçi
sınıfı öncüsü inşa etmektir.”

Politik önderlik, örgütlenme, mücadele ve çalışma tarzına ilişkin olarak 2. Kongre
Raporu şu değerlendirmeleri yapmıştı:

“Önderlikler, üzerinde parti çalışması yaptıkları toplumsal zeminleri tahlil etmiyor,
faaliyetin belli aralarla bilançosunu çıkarmıyor, gelinen yeri saptamıyor, önündeki politik,
örgütsel ve pratik hedefleri belirlemiyor, öncelikleri ve yoğunlaşma alanlarını saptamıyor,
örgütsel planlar, çalışma programları ve taktikler üretmiyorlar…

“Yerel parti örgütleri de yerel politika alanına yeterince çıkmış değillerdir. Daha çok
Parti’nin genel politikalarının propagandasıyla yetiniyorlar. Yerel planda politika
üretmiyorlar… Yerel örgütlerin önemli bir kesimi, emekçi halkın mücadelesine önderlik
edecek bir parti inşası yerine parlamenter politik platformlar kuruyor.”

Bugün İçin Söylenmiş Gibi

2. Kongre Raporu’nun özellikle örgütsel zaafları özetleyen bölümleri daha da
çarpıcıydı:

“Sonuç olarak denebilir ki, Parti içinde merkezlerden tabana kadar, büro particiliği ile
emekçi sınıflar içinde temel örgütler kurmak, yaygın propagandacılık ile sınıf mücadelesine
önderlik eden bir parti örgütlemek, hantallık ile dinamizm, boş zaman solculuğu ile
profesyonel sınıf devrimciliği arasında çelişmeler doğmuştur.”

Saptamalar şöyle sürmekteydi:

“Fabrikaları, mahalleleri, köyleri ve emekçi halkın bulunduğu birimleri esas alan
eylemlerdense; genel propagandaya yönelik, ülke düzeyinde gösterişe dönük, basına
girmeyi ön plana çıkaran eğilimler vardır.

“Yerel planda özel politikalar geliştirilmediği için, yalnız Abramowitz’i protesto, Kürt
sığınmacıları destekleme gibi genel politik kampanyalara girişiliyor. Oysa işletme düzeyinde
ya da yerel sorunları ve çelişmeleri esas alan, bunu genel politik hedeflerle birleştiren bir
eylem çizgisi kuvvet toplamak için gereklidir. Temel örgütler böyle bir mücadele zemininde
aktifleşebilir, inisiyatifli kılınabilir ve büyüyebilir.”

Yukarıdaki değerlendirmelerin, ne zaman ve hangi belgede yapıldığını yazmamış
olsaydık, eminiz ki, birçok Partili bugünkü durumun ele alınmakta olduğunu sanacaktı. Bu,
neredeyse tıpatıp benzerlik bizi önemli sonuçlara götürecektir. Ancak şimdi Kongre
raporlarını incelemeye devam edelim.

“Merkez Organlarından Başlayarak…”

2. Kongre’nin benimsediği Merkez Komitesi Raporu, zaafları tespitle yetinmemiş;
kaynağı da doğru ve net bir şekilde belirleyip, çarenin nerede olduğunu, çözümün nereden
başlaması gerektiğini açıkça Parti’nin önüne koymuştu. Rapor’a göre bütün zaaf ve hataların
sorumlusu, Parti’nin merkezî önderliğiydi. Düzeltme de ancak Merkez’den başlarsa başarılı
olabilirdi. Şöyle söylenmişti: “Parti’nin politik çalışmayı esas almamasının ve politik
alanda kendiliğindenci hatalar yapmasının esas sorumlusu merkez organlarıdır ve bu
hata ancak merkez organlarından başlayarak düzeltilebilir.”

2. Kongre, düzeltme hareketine ilişkin olarak saptadığı politikaların hemen başında
aynı sorumluluğa bir kez daha parmak basmış, yakalanması gereken halkaya yeniden vurgu
yapmıştı: “Partimiz, hatalarına ve önüne çıkan sorunlara karsı olağanüstü döneme
uygun olağanüstü bir tavır almak, bu hatalarını kararlı bir düzeltme kampanyasıyla
aşmak sorumluluğuyla karşı karşıyadır. Burada merkez organlarından başlayarak
devrimci bir irade göstereceğiz.”

2. Kongre, düzeltme hareketi için etraflı bir politika saptayıp, merkez organları başta
olmak üzere bütün Parti’nin önüne koymuştu. Aşağıdaki satırları da, beş sene önce
kararlaştırılan politikalarla, bugünkü düzeltme hareketinin görevleri arasındaki ayniyete
dikkat ederek okuyalım:

“Propaganda Çağından Eylem ve Örgütlenme Çağına”

“Partimiz, propagandanın ağırlıklı olduğu bir çağdan, eylem ve örgütlenmenin ağırlıklı
olduğu bir çağa geçmenin sorunlarını yaşıyor. Parti’nin böyle bir sıçramanın eşiğinde esas
sorumluluğu, merkezden başlayarak temel örgütlere kadar kendiliğindenciliği her düzeyde
aşmak ve örgütlü-öncü bir güce dönüşmektir. Biz buna ‘öncünün öncüleşmesi’ diyoruz…

“Bugün Partimizin önüne koyduğu görevleri ve düzeltme hareketini başarması için
Merkez Karar Organımızın yenilenmesini 2. Kongremize öneriyoruz.

“Bu yenilenmede, politik önderliği güçlendirmek, dirayetle sınıf mücadelesinin ve
parti inşasının başına geçmek ve dinamizm esas alınmalıdır.

“Önderlik, önderliği benimsemelidir.

“Parti’nin merkezî önderliği, işçi ve yoksul köylü yataklarında karargâhlar kurmalı,
pratik mücadeleye önderlik etmeli, özellikle Parti’nin örgütlenmesinin başında olmalıdır.
“Önderlik, çalışmasındaki ağırlığı, genel ve yaygın propagandadan eylemi ve partiyi
örgütlenme alanına kaydırmalıdır. Propaganda çalışması ise eylem ve örgütlenmenin
hizmetine sokulmalı. Buna bağlı olarak belli alanlarda yoğunlaşmalı ve önderlerin
yetiştirilmesi için derinleşmelidir.

“Parti önderliği emekçi yataklarındaki bu pratik ve örgütsel faaliyetin deneyimlerinin
bilançosunu çıkarmalı, sistemleştirmeli, teorileştirmeli, buna göre Parti’nin önüne yeni
politikalar koymalı, öncelikleri saptamalı, planlar ve programlar geliştirmeli, taktikler
belirlemelidir. Önderlik bu politikalarını yeniden pratiğe taşımak için, emekçi hareketinin
başında mücadeleye ve örgütlenme çalışmasına girmelidir…

“Merkez organları, Partinin devrimcileşmesini teorik alandan mücadele ve
örgütlenme alanına taşımalı, reformculuğa ve parlamentoculuğa karşı mücadeleye somut
parti pratiğinde önderlik etmelidir. Devrimci düşünce ile pratiğin birleştirilmesinde örnek
olmalıdır…

“Parti merkezi, ürettiği politikalarla Parti’nin önünü açtıktan sonra, örgütlere geniş bir
yaratıcılık ve inisiyatif alanı bırakmalı, denetim politik önderliğin güçlendirilmesi ve yerel
inisiyatifin geliştirilmesi amacıyla yapılmalıdır. Yerel inisiyatif ve yaratıcılığı güçlü bir
politik önderlik gerçekleştirir.

“Yukarıdan iş buyurma şeklindeki bürokratik tarzda yönetme hataları, tabandaki
örgütsel faaliyete doğrudan önderlikle alt edilmelidir.”

3. Genel Kongre Sorunu Nasıl Ele Almıştı?

1994 Ekim’indeki 3. Kongre’nin kabul ettiği Merkez Komitesi Raporu, sorunları ve
zaafları yeniden tahlil ediyor, Parti’nin önüne, “Sınıf mücadelesini örgütleme” görevini
yeniden koyuyordu. Hemen görüleceği gibi, yapılan saptama ve değerlendirmeler üç sene
önceki 2. Genel Kongre’de söylenmiş olanlardan çok farklı değildir. 3. Kongre Raporu’nda
şunlar yazılmıştı:

“Partimiz açısından ise, yakıcı görev, deneylerimizden aldığımız derslerle önümüzdeki
mücadelenin çapına uygun örgütsel önlemleri gecikmeden gerçekleştirmektir. Bu görevimizi,
var olanla yetinen, mücadele dışı örgütlenme anlayışlarını yenerek başaracağız.
“Partimizin 2. Genel Kongre’de saptadığı öncüleşme görevinin günümüzdeki anlamı,
sınıf mücadelesini örgütlemek ve fiilen yönetmektir…

“Önümüzdeki dönemin örgütsel politikalarını, sınıf mücadelesini yönlendirme
görevinin ihtiyaçlarına göre oluşturacağız.”

3. Genel Kongre, kitle çalışmasına politik önderlik konusunda da, gene 2. Kongre’ye
benzer şekilde şu zaafları saptıyordu:

“Yönetim organları başta olmak üzere, Parti organlarımız politik önderlik görevlerini
yeterince yerine getirmemekte, dar pratikçi bir önderlik tarzı uygulamaktadır. İstikrarlı politik
çalışmalar yapılmıyor, kampanyalar döneminde atılan adımların arkası getirilmiyor…

“İşler ve görevler kitlelerin hayatından ve sınıf mücadelesinin gerçeğinden
çıkarılmıyor. Bunun sonucu olarak, kapalı devre bir Parti hayatı oluşmakta ve önderlikte
değiştiriciliği ve koparıcılığı engelleyen bir politik irade zayıflığı ortaya çıkmaktadır. Bu
ortam, parti içi disiplini sekteye uğratıyor. Mücadeleden kopuk iş ve görev anlayışı, Parti
yöneticilerini merkeze çekiyor, tabandaki Parti üyelerini de merkezden görev bekleyen
konumda tutuyor. Yönelim kitlelere doğru olmadığından tabandaki Parti üyelerine önem
verilmemekte, üyeler kitleler içindeki işlevlerinden uzaklaştırılmaktadır. Politik çalışmanın
yapılmaması bir süre sonra kolektif organ çalışmasını da gereksiz hale getirmektedir.
Dar pratikçi çalışma tarzı, önderlik çekirdeğini zayıflatmakta ve önderlik işlevlerini
şekilsizleştirmektedir…

“Politik önderlik zaafının nedeni, yönetimlerin kitlelerden kopuk olmasıdır. Parti’de
politik önderlik, kitlelerin dışında yapılan bir işe indirgenmiştir. Yönetimlerimiz, yukarıdan
propagandanın ötesine geçerek, kitleleri seferber eden ve örgütleyen organlara
dönüştürülecektir…

“Politika yapmaktan amacımız, kitleleri seferber etmektir. Kitleler içinde örgütlenme
amacıyla çalışmak, bizi hem gerçeklerle, hem de devrimi yapacak güçle birleştirir. Kitle
çalışması, Parti’nin varlık temelidir…

“Politik önderlik zaafı, Parti yöneticilerinin, kitlelerle ilişkilerinde kendiliğindenci
olmalarına yol açmıştır… Mücadelenin yükseldiği zamanlarda başlayan politik çalışma,
mücadele yavaşlayınca bırakılıyor… Üyelerimizi öncüleştirmenin yolu, sınıf mücadelesi
içinde omuz omuza pratik çalışma yapmaktır…

“Önümüzdeki dönemde Parti örgütlerimizi bütünüyle kitle mücadelelerine önderlik
görevine göre yapılandıracağız. Parti yönetimleri, politik önderlik, kitleler içinde mevzilenme
ve işbitiricilik ölçütleri dikkate alınarak oluşturulacaktır. Bütün görevler, kitleler içindeki
politik çalışmaya bağımlı kılınmalıdır.”

3. Genel Kongre’nin temel örgütler konusundaki değerlendirmesi ise şöyleydi:
“Parti üyelerinin bulunduğu birçok çalışma alanında temel örgüt yoktur. Kurulan temel
örgütler ise düzenli çalışmıyor…

“Parti yönetimleri, üyelerle ilişkiyi temel örgütü atlayarak doğrudan kurmakta
veya üyelerin bir kesimini kenara bırakmaktadır…

“Kitlelerin birdenbire propagandamıza geleceği yönünde kolaycı anlayışlar
önderliklerimizde yaygındır. Parti’nin ilgi merkezine emekçi hareketini örgütleme görevini
yerleştirmemiz gerekiyor…

“Öncü partinin inşasında temel örgütleri geliştirdiğimiz ölçüde kitlelere önderlik
yapabiliriz. Temel örgütlerde örgütlü olmayan tek bir parti üyesi kalmamalıdır.”

“Sınıf Mücadelesi Mevzilerine”

3. Kongre Raporu’ndan okumaya devam ediyoruz:

“Parti yöneticilerimizin çoğu sınıf mücadelesi mevzisinde değildir. Parti önderlerinde
yönetim işini mücadele dışında yapma şeklinde güçlü bir eğilim var. Kitle çalışması alanları
genellikle zayıf kadrolara, deneyim ve birikimi henüz yetersiz Parti üyelerine bırakılmıştır…
Yukarda kalan önderlikler ise, mücadelenin gerektirdiği politikaları üretemiyorlar.
Yöneticisini kendi yanında göremeyen parti üyeleri önderlikten kopmakta, güven ilişkisi
zedelenmektedir…

“Kadrolarımızı sınıf mücadelesi alanlarına mevzilendirmek, en temel önderlik
politikası olmalıdır. Bütün parti örgütleri, en birikimlilerden başlayarak kadroların kitleler
içinde karargâh kurmaları için gerekli düzenlemeleri yapacaklardır. Bu uygulama önderlik
tarzımızı olgunlaştıracaktır. Her düzeydeki yönetim organları, işte o zaman, sınıf
mücadelesinin sorunlarını önlerine koyabilecek ve kitle çalışması içindeki organlara önderlik
edebileceklerdir.”

“Kilit Sorun: Parasal Kaynak”

1991 Genel Kongresi, hata ve zaaflardan “merkez organları” sorumlu tutmuş,
düzeltmenin de merkez organlardan başlatılması gerektiğine net ve kuvvetli bir vurgu
yapmıştı. Gerçi, 1994 Kongresi de, sık sık “merkez organlarından başlayarak” ifadesine yer
veriyor, Parti önderlerinin bizzat işin başına geçmesini istiyordu. Ancak bu kez, merkezî
önderliğin hata ve zaaflardaki sorumluluğu aynı netlikte dile getirilmiyordu. Öte yandan, 94
Kongresi, örgütlenme için kilit sorunun “parasal kaynakları büyütmek” olduğunu saptıyor;
dolayısıyla “Genel Merkez’den başlayarak en alttaki temel örgütlere ve üyelere kadar bütün
Parti’nin önüne parasal kaynakları büyütme” görevini koyuyordu. Mantık şuydu: Politik
çalışmayı başarıyla yürütmek için profesyonel devrimci kadroyu güçlendirmek,
dolayısıyla parasal kaynakları büyütmek, en azından iki katına çıkarmak zorunludur.
Rapor, hatta daha ileri giderek, “Mali kaynak yaratma göreviyle birleştirilmediği zaman,
örgütlenme görevine yapılan vurguların, Parti’yi yanlış yönlendirdiğini” belirtiyordu.

Şöyle diyordu:

“Özet olarak, Parti’nin örgütlenme sorunu, gelmiş, mali kaynak sorununa dayanmıştır.
Partimiz, örgütlenme görevinde bugün hâlâ üç yıl önce bulunduğu yerdedir. Bugün
Partimizde sürekli örgütlenme ihtiyacı vurgulanıyor, temel örgütler kurmada yetersiz
kaldığımız belirleniyor, kazandığımız üyeleri dönüştüremediğimiz gerçeğine değiniliyor. Bu
saptamalar doğrudur. Ancak örgütlenme görevine yapılan vurgular, mali kaynak yaratma
göreviyle birleştirilmediği zaman, yerinde saymaktan öteye geçemiyor ve Parti’yi yanlış
yönlendiriyor… Örgütlenme atağında öncelikle sarılacağımız görev, parasal kaynakları
büyütmektir… Parti örgütlerimizin başarısını öncelikle bu konuda attıkları adımlarla
sınayacağız.”

Bugünkü Durum Zaaflar, Sorunlar ve Çözüm

Kasım 1996’da yapacağımız 4. Genel Kongre’ye sunulmak üzere Merkez Komitesi’nin
hazırladığı Rapor Taslağı ve “Liberalizme Karşı Düzeltme Hareketi İçin Yönlendirme” yazısı,
Teori’nin Ağustos sayısında çıktı. Ancak üç kongre boyunca Parti’nin kendi hata ve zaaflarına
ilişkin değerlendirmelerinin ve uygulamaya çalıştığı düzeltme yöntemlerinin evrimini topluca
görebilmek amacıyla bu son Parti belgelerindeki yaklaşımı da özetlemek gerekiyor. Taslak
şöyle diyor:

“Örgütsel alandaki birinci görev, emekçi hareketini seferber edebilecek nitelikte bir
parti inşasına girişmektir… Şimdi yapılması gereken, Parti’yi hızla emekçiler içinde
örgütlemek, sınıf hareketindeki önderlik gücünü artırmak ve emekçi sınıfların saflarında
kuvvet alanları yaratmaktır. Parti’nin devrimci görevini başarması ancak böyle bir yönelişle
mümkündür…

“Bugün, yoğunlaşma alanlarında derinlemesine örgütlenmek esastır. Parti, bugün
kadrolarını fabrika fabrika, işyeri işyeri, mahalle mahalle, köy köy kitleler içinde örgütleme
çalışmasına seferber etmelidir.”

Taslağın örgütlenme konusundaki zaaflara ilişkin değerlendirmesi şöyle:

“Örgütlenmedeki gerilikler ve Parti içindeki liberalizm, önderlik kademelerinin esas
olarak mücadele alanları dışında konumlanmasından kaynaklanıyor. Önderliklerdeki
mücadele dışı kalma eğilimi bütün bir örgütsel hayatı etkiliyor, yönetimlerde statükocu ve
bürokratik bir önderlik tarzını ve gevşek örgütsel yapıları yaratıyor. Kitle içinde parti
inşasında yakalanacak halka, her kademeden parti önderliklerinin kitle çalışmasının ve sınıf
mücadelesinin başına fiilen geçmesidir. Önderliklerin yanlış konumlanması, sadece seçim
gibi kampanyalar döneminde politik çalışma yapmak, propaganda çalışmasını uzun
süreli kitle çalışmasından kopartarak arada bir yapılan şenliklere indirgemek, kitleleri
dönüştürmek için bir emek seferberliği yerine gösterişe kaçmak, alt kademelere inildikçe
politik önderliğin zayıflamasına, kendiliğindenciliğe ve inisiyatifsizliğe yol açmaktadır.
Politik önderlik zaafı dar pratikçiliği güçlendirerek, kolektif organ hayatını zedelemekte ve
örgütleri çalışamaz hale getirmektedir…

“Parti’nin kitle çalışmasındaki temel zaafı kendiliğindenciliktir. Kendiliğindenciliğin
Parti hayatındaki birinci görünümü, Parti’nin kitle örgütlerindeki çalışmaya ilgisizliğidir.
Parti, bilinçli ve planlı olarak, kitlelerin ileri unsurlarına yönelmek yerine kitlelerin en
geri kesimleri içinde kalmaktadır…

“Parti’nin önderlik ölçüsü, başta kitle örgütlerinde olmak üzere kitle çalışmasını
ideolojik, siyasal ve örgütsel olarak yönlendirmektir. Bunun gerçekleştirilmesi, kitlelerin
günlük hayatları ve talepleriyle birleşmekten geçer. Parti’deki bütün işler ve görevler, bu
temel göreve bağlı olarak saptanmalıdır.

“Partimizin pratiği göstermiştir ki, temel örgütlerin kurulmasında ve
çalıştırılmasındaki esas zaaf, önderliklerin temel örgütlerin başında olmamasıdır.”
Rapor Taslağı, bir önceki kongrede olduğu gibi, mali kaynak yaratma görevine de
vurgu yapıyor. Ancak, sorun artık “örgütlenmede kilit sorun” olarak görülmüyor. Taslak bu
konuda şunları söylüyor:

“Parti’nin profesyonelleştirme atağı istenen hedefe ulaşmadı. Çünkü Parti örgütleri
mücadele hedeflerini büyüterek, bu ihtiyaca uygun bir mali örgütlenme içine girmediler. Parti
örgütlerinin esas zaafı, merkezden mali yardım beklemek ve asgari çalışma çizgisine uygun
bir bütçe yaratmaktır.”

Parti şimdi, zaaflarını yenmek ve örgütsel alandaki görevlerini yerine getirebilmek,
yani emekçi hareketini seferber edebilecek niteliğe ulaşmak için, tıpkı beş sene önceki 2.
Kongre’dekine benzer bir düzeltme kampanyası başlatıyor. Kampanya’nın temel sloganı,
“Bütün kademeler kitle içinde parti örgütlemeye!” Merkez Komitesi, liberalizmi kampanyanın
ideolojik hedefi olarak belirliyor ve düzeltme hareketinin başarısı için tutulacak halkayı şu
şekilde dile getiriyor: “Parti önderlerinin mücadele alanlarında mevzilenmesi ve örgütlenme
çalışmasının başına geçmesi.”

Kritik Sorular

Son derece önemli: Partimiz üç kongre ve beş sene boyunca, kendi sınıf mücadelesi ve
emekçi kitleler içinde örgütlenme pratiğine ilişkin olarak döne döne, neredeyse aynı
cümlelerle aynı hata ve zaafları tespit ediyor. Hata ve zaaflardan kurtulmak, devrimci
mücadele görevlerine uygun bir parti niteliğine ulaşabilmek için bulunan çözümler, belirlenen
politikalar da neredeyse cümle cümle aynı. Dahası, Parti hem zaaflarımızın neler olduğu, hem
de çözümler konusunda tam bir görüş birliği içinde. Temel örgüt toplantılarında olsun,
Teori’ye gönderilen yazılarda olsun, şu ana kadar Merkez Komitesinin belirlediği hatalardan
değişik bir hata üzerinde durulmuş veya Merkez Komitesi’nin önerdiği çözümlerin ötesine
geçen bir yeni düzeltme yöntemi getirilmiş değil. 2. ve 3. Kongre tartışmaları sırasında da
durum bugünkünden farklı değildi. Parti, tahlil ve yöneliş bakımından tam bir birlik görüntüsü
sergiliyordu.

O zaman yanıtı bulunacak soru, kaçınılmaz olarak, kendini getirip gündeme
oturtuyor: Bu kadar net saptamalara, üzerinde tam bir birlik sağlanmış ayrıntılı yol ve
yöntemlere, birlik halinde dile getirilmiş devrimci kararlılığa rağmen, zaafların
aşılamıyor oluşunun başka sebepleri olabilir mi? Şöyle de sorabiliriz: Yıllar yılı aynı
hata ve zaafları saptayagelmiş ve aynı çözümleri uygulamaya çalışmışken, yeni bir
Kongre öncesinde aynı zaaf ve hatalarla karşılaştığımıza göre, acaba saptamalarımızda
bir eksiklik ve düzeltme yöntemlerimizde bir yanlışlık mı vardır?

Sorumlu Belli Değilse Kampanya Yoktur

1991 ‘deki 2. Kongre’nin, hata ve zaaflardan merkezî önderliği açık olarak sorumlu
tuttuğunu; 1994’teki 3. Kongre’de ise sorumluluğun, en azından bu netlikte merkeze
yöneltilmediğini saptamıştık. 4. Kongre’nin Rapor Taslağı’nda da aynı bulanık tutumun
sürdüğünü görüyoruz. Taslak olsun, Düzeltme Hareketi’ni yönlendirme metni olsun, hata ve
zaaflar için açık bir sorumlu adres vermiyor. Oralarda en fazla “önderlik kademelerinden”,
“parti önderliklerinden” söz ediliyor. Yönlendirme metni ise, 2. ve 3. Kongre belgelerinde
yazılı olanlara benzer şekilde, “Bütün kademeler” için bir “Kitle içinde parti örgütleme”
talimatı çıkarıyor ve “Merkez Komitesinden başlayarak temel örgütlere kadar, somut görevler
ve önlemler belirlemek”ten söz ediyor. Esasen, Parti’nin bütün üyelerinin sınıf
mücadelesinde kitlelerin öncüsü oldukları dikkate alınırsa, “önderlere” ilişkin olarak
saptanan hata ve zaafların sadece merkezî önderliği değil, bütün partiyi kapsamına
aldığı; yani hataların çok geniş bir parti üyeleri kitlesine adeta paylaştırıldığı da
söylenebilir.

İl örgütlerinin kongreleri yeni başlıyor, dolayısıyla yeteri kadar il raporu okumamız
mümkün olmadı. Ancak, sorumlulukların kişiselleştirilmesi konusunda merkezde görülen
berraklıktan uzak tutumun, il örgütleri düzeyinde süreceğini şimdiden rahatlıkla
söyleyebiliriz. Nitekim Ankara İl Örgütü bu öngörüyü tam tamına doğrulayan bir rapor
taslağını örgüte sunmuş bulunuyor. Orada da adressiz zaaflardan söz ediliyor ve
sorumluluklar bulandırılıyor. Biraz kendimizle şakalaşarak düşünürsek görebiliriz ki,
tartışmalar sonunda Parti’nin bugüne kadarki bütün hata ve zaaflarından Parti’ye en son
giren üyeyi sorumlu tutup kurtulmamız tehlikesi vardır. Hata ve zaaflara ilişkin
sorumlulukları Başkanlık Kurulu’ndan başlayarak kartopu gibi aşağı doğru yuvarlarsak, o
zavallı sonuncu üyemizin ezilmesiyle sonuçlanacak bir kazaya bile yol açabiliriz.

Buralarda kuşku yok, Parti’nin bütün örgüt ve kademelerinde benzer hata ve
zaaflar görüyorsak, partinin bütün yönetici organlarının ve üyelerinin derece derece
sorumlulukları vardır. Düzeltmenin kolektif bir mücadele sayesinde başarıya ulaşacağı
daha da kesindir. Düzeltme Hareketini Yönlendirme metninin, “eleştiri özeleştirinin
arkadaşları yıpratmayı değil, devrimcileştirmeyi amaçlayan yapıcı bir anlayışla yürütülmesi”
gerektiğini hatırlatması da yerindedir. Partimizde cadı avı geleneği zaten yoktur. Öte yandan,
önümüze koyduğumuz, emekçi hareketini seferber edebilecek nitelikte bir parti inşası
görevinin bugünden yarına başarılacak bir görev olmadığını; çok ter dökmemiz, çok büyük
sabır göstermemiz, adeta iğneyle kuyu kazmamız gerektiğini de biliyoruz.

Bütün bunlarla birlikte, şüphesiz hatalarımızın kaynağını doğru saptamalı,
sorumlulukları düzgün paylaştırmalıyız… Bulanıklık emeklerin boşa gitmesine yol açabilir.
Daha kötüsü, yıllar boyunca hiç olmazsa iyileştirme yönünde elle tutulur sonuçların
alınamamış olması, saflarda can sıkıntısı ve umutsuzluk doğurabilir. Nerede neyi düzeltirsek,
sorunların üstesinden geliriz sorusunun yanıtı altın formül değerindedir. Merkez Komitesi ve
Başkanlık Kurulumuz öncelikle ve özellikle bu konuda, yani altın formülün bulunması
noktasında; sonra da o formülün uygulanması için bütün Parti’ye önderlik etmelidir.

Dostoyevski, “Cinayet yoksa roman yoktur” demişti. Cinayet olunca tabii bir de katil
olacaktır. Siyasetin diline tercüme edersek şunu söyleyebiliriz: Sorumlu yoksa, düzeltme
hareketi yoktur. Çin Komünist Partisi’nin düzeltme kampanyaları ünlüdür. Bu
kampanyalarda tabii hataların giderilmesi esas alınmış, hastayı kurtarmak için hastalığı
iyileştirme ilkesi uygulanmıştır. Ancak her seferinde hastanın adı da açık açık telaffuz
edilmiştir. Kültür Devrimi de bir düzeltme hareketidir. Kültür Devrimi’nin Mao tarafından
dile getirilmiş sloganı “Karargâhı bombalayın” idi. O kadar ötelere gitmeye de gerek yoktur.
Aydınlıkçı gelenek, otuz yıllık tarihi içinde birkaç önemli düzeltme kampanyası yürüttü. Her
seferinde sorumlulukların ve sorumluların net olarak saptanmasına önem verilmişti. Başka
türlü sonuç alıcı bir düzeltme hareketi mümkün değildir.

Bizim düzeltme hareketimiz Parti’nin bütününde, her örgütünde, her biriminde
yaşanan hataları ele alıyor. Dolayısıyla bu hataların Parti’nin en yüksek ve en merkezî
organında yoğunlaşmış olduğunu saptamak için tahlil gerekmiyor. Rahatlıkla söyleyebiliriz
ki, Parti’nin üç kongre ve beş yıl boyunca dile getirip düzeltmeye çalıştığı hataların
sorumlusu, bu dönem boyunca bireysel bileşimi de fazla değişikliğe uğramadan görev yapmış
olan Başkanlık Kurulu’dur. Başkanlık Kurulu, üç kongrenin belgelerinde aynı cümlelerle ve
çok büyük bir açıklıkla dile getirilen hata ve zaafların, zaten Başkanlık Kurulu’na ait olan,
birinci dereceden sorumluluğunu üstlenmeli, kendini eleştiriye sonuna kadar açmalı, tek tek
üyelerini Parti’nin sorgulamasına sunarak, düzeltme hareketine kendisinden başlamalıdır.
Düzeltme hareketine başka türlü önderlik de mümkün değildir.

Esas ideolojik Hata

Politik mücadeleyi esas almamak, mücadele alanlarının dışında konumlanmak, yerel
planda politika üretmemek, kitle çalışmasında kendiliğindencilik, statükocu ve bürokratik
önderlik tarzı, kolektif çalışmamak, kitle çalışmasının ve sınıf mücadelesinin başına fiilen
geçmemek, temel örgütler kurmada yetersiz kalmak, kadroları profesyonelleştirmede kararlı
davranmamak, profesyonelleşmeye direnmek, profesyonelleştirme için gerekli mali kaynağı
yaratmamak, kurulmuş temel örgütlerin yaşamasını sağlayamamak, Parti çevresindeki geniş
birikimi örgütsüz bırakmakta ısrar etmek, kazanılmış üyeleri dönüştürmemek, dar pratikçilik,
sınıf mücadelesi dışında gevşek örgütsel yapılar yaratmak, genel politik kampanyalarla
yetinmek, propaganda çalışmasıyla yetinmek ve oyalanmak, propaganda çalışmasını uzun
süreli kitle çalışmasından koparmak, kitleleri dönüştürmek için bir emek seferberliği yerine
gösterişe kaçmak, medyada görünmeye aşırı önem vermek, parti binalarında bürokratik
faaliyetlere kapanmak…

Parti belgelerinde daha pek çok hata ve zaafa değinildiğini gördük. Bu kadar çok
sayıda hata ve zaafın alt alta yazılması kaçınılmaz olarak korkutucu bir etki yapıyor; herhalde
düzeltme güç ve iradesini de olumsuz yönde etkiliyor. Aslında Parti, bu hataları böylece
sıralayıp bırakmıyor doğal olarak. Bütün hataları, “Politik çalışmayı esas almamak ve
kendiliğindencilik” başlığı altında topluyor. Dolayısıyla esas olarak politik önderlik
yeteneğini güçlendirecek tedbirlere yönelmek suretiyle zaaflardan kurtulacağımızı söylüyor.

Hatalarımızın kaynağı konusundaki saptama yanlıştır. En azından yeteri kadar
aydınlatıcı değildir. Nitekim üç kongre ve beş yıl boyunca önümüze koyduğumuz halde,
amaçladığımız doğrultuda bir düzelmeye hizmet etmemiştir. Çünkü “Politik çalışmayı esas
almamak ve kendiliğindencilik” diye özetlenen hatalarımızın da bir başka kaynağı, bir temel
hatamız vardır.

Söz konusu temel hata, Parti’nin 1991’deki 2. Kongre Raporu’nda diğer hatalardan biri
imiş gibi ifade edilmiştir. Oradaki ifade aynen şöyledir: “Bilgi ile sınıfsal pratik arasında
bilgiye aşırı vurgular yapmak.” Parti’nin sayıp döktüğümüz hatalarının biricik kaynağı,
bilgi ile pratik arasındaki ilişkide bilgiye ağırlık vermektir. Söz konusu hata ise, esas olarak
Başkanlık Kurulu’nda yoğunlaşmakta; oradan aşağıya, örgütlere doğru inmektedir.
Parti, önüne koyduğu emekçileri örgütleme görevini ancak bu temel ideolojik hatasını
yenerek yerine getirebilir; ancak böylece sınıf mücadelesinin başına geçebilir.

Yapma Aşamasına Geçişte Gecikme

1994’teki 3. Genel Kongre’ye sunulan Merkez Komitesi Raporu, Parti’nin yakın
tarihini üç döneme ayırmıştı. Birinci dönem; teori, program ve politikaların oluşturulması
görevlerini kapsıyordu ve Rapor, bu görevlerin 1989’daki 1. Genci Kongre ile tamamlandığını
saptıyordu. Dolayısıyla 1991’deki 2. Genel Kongre yeni bir dönemin başlangıcına işaret
ediyordu. “Öncüleşme” 2. Genel Kongre’yle başlayan İkinci Dönem’in temel sloganıydı. 3.
Genel Kongre ise, önüne “sınıf mücadelesini örgütleme” görevini koymuştu. İkinci ve Üçüncü
Dönem’e ilişkin olarak saptanmış parti görevlerinin özü itibariyle, sınıf mücadelesi pratiğine
ve örgütlenmeye vurgu yapıyor oluşunu göz önünde tutarak geçmişimizi üç değil iki dönem
halinde değerlendirmek daha doğrudur. Teorik hazırlığın ağır bastığı birinci dönem,
pratik ve örgütsel görevlerin öne çıktığı ikinci dönem.

Gerçekten de biz, 1. Kongre’ye giderken, “20. yüzyıl sosyalizminin bilançosu
temelinde Türkiye için bir seçenek üretmiş” bulunuyorduk. 12 Eylül’den çıkış süreci boyunca,
sivil toplumculuk, partisiz devrimcilik gibi sol içi yanlış eğilimlerle mücadele edilmiş;
Sovyetler Birliği’nin çözülüşü sürecinde ortaya çıkan Gorbaçovculuk hem Türkiye çapında,
hem de özellikle Parti saflarında püskürtülmüş; Gorbaçovcu tasfiyeci “Kanat”ın yenilgisi
temelinde Parti içi ideolojik birlik güçlü biçimde sağlanmıştı. Öte yandan yükselen işçi
hareketi, Parti’nin sadece teori ve program alanında değil, politikalar düzleminde de doğru
devrimci çizgiyi temsil ettiğini net biçimde ortaya koymuştu. Özetle artık, teori, program ve
politika oluşturmanın esas olduğu dönemden çıkmak, sınıf mücadelesi pratiği içinde işçi
sınıfını ve emekçi halkı örgütlemek gerekiyordu. Böyle bir görevi ise ancak, öncü
niteliklerini güçlendirmiş, sınıf mücadelesini örgütleme görevini net biçimde önüne koymuş
bir parti yerine getirebilirdi. Parti, tarihi bir kararla pratiğin sorunlarına yöneliyordu. Doğru
teori, doğru program ve doğru politika, doğru bir pratikle birleştirilecekti.

Parti gerçekten de, bütün hazırlıklarını yapmış olarak yola çıkıyordu. Yola çıkmakta
son derece kararlıydı. Son üyesine kadar tam birlik içinde, Genel Kongre’nin saptadığı
görevleri yerine getirmek azmindeydi. 199l’deki 2. Kongremizin saptadığı bütün politikalar,
düzeltme hareketi çerçevesinde Parti’nin önüne koyduğu bütün görevler, düzeltme yöntemleri
sonuna kadar doğruydu. Kongre belgelerine tamamen, bilmek aşamasından yapmak
aşamasına geçmekte olduğumuz bilinci hâkimdi. Bugün bir kere daha benimsediğimiz
görevler üzerinde duruluyordu. Yol berraktı. Üstelik kararlılık dile getirilmişti. Hataları
yenmek, öncüleşmek; sınıf mücadelesini örgütleyip başına geçecek bir parti yaratmak
konusunda, “Merkez organlarımızdan başlayarak devrimci bir irade göstereceğimizi”
söylemiştik.

Şimdi görüyoruz ki, Parti, 2. Kongre’nin belirlediği yönde ilerlemedi.

Niçin?

Çünkü Parti önderliği, yani Başkanlık Kurulu, kendini yeni dönemin yeni görevlerine
göre mevzilendirmedi. Parti’ye Kongre’nin belirlediği yönde önderlik etmedi. 2. Büyük
Kongre kararlarını uygulamadı. Yeni bir döneme girildiğini bilince çıkarmadı. Geçmiş
dönemin görevlerine takılıp kaldı. Teori, program ve siyasetlerle uğraşmaya devam etti.
Pratiğe, sınıf mücadelesine, örgütlenmeye ağırlık vermesi gerekirken, bilgiye vurgu yapmayı
sürdürdü. Geçmiş dönemin önderlik ve çalışma tarzında ısrar etti. Söylenen ve
yazılanların, söylenmiş ve yazılmış olarak kalmasına yol açtı. Yaşama geçirilmesine
önderlik etmedi. Parti, büyük Zonguldak işçi mücadelesi dahil birçok direniş ve eylemde
önemli, hatta öncü roller oynamıştı. Başkanlık Kurulu, doğru çizgide ısrar edip başarılı bir
örgütlenme ve çalışma tarzı geliştirecek yerde, özellikle 1993’ten sonra zaafların çoğalmasıyla
sonuçlanacak bir yönelime girdi.

1989’daki 1. Kongre sonrasına, hatta 2. Kongre’ye kadarki dönemde bilmek; yani teori,
program ve politikalar önemliydi. Esas görev, bilgi üzerinde yoğunlaşıyordu. Pratiğin,
örgütlenme ve mücadelenin yaşamsal hale geldiği ikinci döneme geçilememesi kaçınılmaz
olarak ideolojik yönelimde sorunlar yaratacaktı. Yaratmıştır. Şimdi düzeltmeye çalıştığımız
bütün zaafların temelinde, söz konusu gecikmeden doğan ideolojik bulanma vardır.
Bulanmanın konusu, bilgi ile pratik arasındaki ilişki sorunudur. Yani felsefenin en
başından itibaren üzerinde yükseldiği; Materyalizmin, “belirleyici olan madde ve
pratiktir” diye çözdüğü sorun!

Örgütsel sorunlara ağırlık vermede gecikmemizin, temel ideolojik etken yanındaki bir
diğer önemli sebebi, aceleciliktir. Bir an önce önemli sonuçlar almak isteği, sabırlı çalışma
isteyen görevlere sarılmamızı sürekli ikinci plana itmiş, dolayısıyla gerçekten başarılı
sonuçlar almamızı zorlaştırmıştır.

İdeolojide bulanıklık saptaması son derece önemli. Parti saflarında yaygın kanaat,
bizim ideolojik sorunumuz olmadığı şeklindedir. “İdeolojimiz doğrudur” ve
“hatalarımız pratiğe ve devrimci iradeye ilişkindir”. Şimdi herkes konuşmasına böyle
başlıyor.

Yanlıştır.

“Teori ve ideolojimiz mükemmel ama, pratikte beklediğimiz sonuçları
alamıyoruz, önümüze koyduğumuz görevleri yerine getirecek kadrolara sahip değiliz.”

İdealizmdir bu. Pratikte tanımlanamayan bir teori hakkında hüküm verilemez. Her
ideoloji kendine uygun bir pratikte ifadesini bulur; daha doğrusu her ideoloji belli bir
sınıfsal pratik temelinde yükselir. Tabii aynı zamanda, her ideoloji kendine uygun
kadroları yaratır. Sonuç alıcı bir düzeltme hareketi yürüteceksek, durumu derinlemesine
kavramak, ideolojik temellere inmek zorundayız. Acıtıcı olmak, büyük ameliyatların
özelliğidir. Büyük sonuçlar elde etmek istiyorsak ve iki sene sonra bir kere daha aynı zaaflar
ve aynı düzeltme yöntemleri üzerinde tartışmak istemiyorsak şimdi, “hemen şimdi”
yatırmalıyız kendimizi bıçağın altına.

Bilgiye Ağırlık Vermenin Politik Sonucu

Parti’nin bütün hata ve zaaflarının bilgiye ağırlık vermek şeklindeki ideolojik hatadan
kaynaklandığı kolayca gösterilebilir.

Bizim Parti belgelerimizde sözü edilen politik mücadele genel politikalar düzlemini
ilgilendiren bir sorun değildir. Nitekim Parti’nin genel, merkezden yapılan, büyük güçler
düzlemi denilen alandaki politik mücadelesi herkesin kabul ettiği gibi oldukça
başarılıdır. Belki bu başarı hataların kaynağı ve çözüm yolları tartışmasında Başkanlık
Kurulu’nu yanıltan bir rol bile oynamaktadır. Öyle ya, dünya ve Türkiye çapındaki
politikaları bu kadar berrak, doğru ve hayat tarafından sürekli doğrulanan bir partinin
politika alanındaki sorunu, olsa olsa örgütüyle kitleler içinde yapması gereken faaliyetle
ilgilidir.

Durum tam da budur. Kitle çalışması, emekçilerin partiye kazanılması, sınıf
mücadelesinin örgütlenmesi, esas olarak özel politikalar sorunudur. Fabrika fabrika,
işyeri işyeri, köy köy, mahalle mahalle kitlelerin bulunduğu her yerde partinin, oradaki
kitlelerin gündelik yaşamından hareket eden özel politikaları, o özel politikalar
temelinde oluşturduğu mücadele hedefleri, o mücadele hedeflerine ulaşmak için ihtirasla
uyguladığı örgütsel politikalar olmalıdır. Kitleler ancak o özel politikalar temelinde
geliştirilecek mücadeleler içinde dönüştürülüp, Parti’nin genel politikalarına ve devrimci
mücadeleye kazanılabilir. Dikkat edilirse özel politikayla ilgili olarak burada söylenenlerin
hepsi de neredeyse aynen Parti belgelerinde vardır. Ancak artık sorun bilmek ve yazmak
değil, uygulamak ve uygulamaya önderlik etmektir. “Bilmek” aşamasında ısrar edip,
yapmak aşamasına geçememek, kendini, özel politikalara geçememek şeklinde ifade ediyor.

Bizim Başkanlık Kurulumuz, özel politikalar geliştirip uygulamak konusunda Parti’ye
önderlik etmedi. Parti’yi özel politikalar açısından denetlemedi. Genel politikalar alanındaki
üstünlüğü, garip bir şekilde özel politikalarda yetersizliğe yol açtı.

Bir Başkanlık Kurulu Üyesi olarak bu yazıyı, diyelim Başkanlık Kurulu
toplantılarında ele alınan konuların cinsine ve o konulara ayrılan zamana ilişkin sayısal
verilere dayandırmak isterdim. Başkanlık Kurulu’nun toplantı tutanakları üzerinde bu açıdan
yapılacak bir incelemenin öğretici sonuçlar vereceğini de düşünüyorum. Tabii, Başkanlık
Kurulu gibi Parti’yi en yukarıdan ve merkezden yöneten bir organın, hele bizimki gibi bir
ülkede; teorik ve genel siyasal sorunlarla yoğun biçimde ilgilenmek zorunda olduğunu da
hesaba katıyorum. Ancak Başkanlık Kurulumuzun sınıfsal mücadele pratiğine, özel politikalar
konusunda örgütlere önderlik yapmaya, örgütlenmeye ayırdığından çok daha fazla zaman
ayırmış olması gerektiğini rahatlıkla saptayabiliyorum.

Temel Örgüt: Sınıf Mücadelesine Bilgi ile mi, Örgüt ile mi Önderlik
Edeceksin?

Temel örgüt kurmanın, hele yaşatmanın zorluklarını, örgütlenme pratiği içindeki her
devrimci bilir. Sorun, önemli ölçüde profesyonel çalışma gerektirir. Yeterli mali kaynak
yaratılmamışsa deneyimli, yetenekli kadrolara dayalı bir profesyonel çalışma mümkün
değildir. Dolayısıyla 3. Genel Kongre’nin mali kaynak sorununa kuvvetli bir vurgu yapması
son derece yerindeydi. Parti, mali kaynak sorununu bugün de gündeminin önemli
maddelerinden biri olarak ele almak zorundadır. Ancak 3. Kongre’nin, vurgu yapmanın da
ötesine geçerek; parasal kaynak yaratmayı, “örgütlenme atağı için kilit sorun” olarak
saptaması yanlıştı. Parti, tam da örgütsel sorunu derinlemesine kavramak, uygulamaya
yönelmek zorunda olduğu bir noktadaydı. Kongre ise, “mali kaynak sorunuyla
birleştirilmediği” gibi bir gerekçeyle, “örgütlenme görevine yapılan vurguları” eleştiriyordu.
2. Kongre’den sonraki üç yıllık dönemde ne yazık ki, örgütlenme konusundaki bilincimiz
oldukça bulanmıştı.

Temel örgütler şeklinde örgütlenmemizin bugünkü düzeyi ve durumu mali
kaynak yetersizliğiyle açıklanamaz. Parti bugünkü mali olanakları çerçevesinde bile çok
daha iyi işleyen, çok daha fazla temel örgüte sahip olabilirdi. Bunu anlamak için önemli il
örgütlerimizin hemen çevresinde bulunan, üstelik yıllar yılı temel örgüt deneyiminden de
geçmiş kadro düzeyindeki üyelerin örgütsel durumlarına bakmamız yeterlidir.

Somutluk adına örnek de verebiliriz. Ankara İl Örgütümüzün Ankara’daki belli başlı
bütün işyerlerinde çok sayıda işçi üyesi vardır; ancak aynı örgüt, hiçbir işçi temel örgütüne
sahip değildir. Bir tane olsun işçi temel örgütü oluşturup yaşatmak için Ankara ilimizde
eksik olan para mıydı? Diğer il örgütlerimizden de benzer örnekleri bol bol gösterebiliriz.
Paranın, yani profesyonel kadronun da beklenen rolü oynayabilmesi için gidermemiz gereken
zaaf temel örgütlerin öneminin kavranmamasıdır. O önemin durmadan ve söz olarak
tekrarlanmasından değil, yapma iradesini ortaya çıkaracak bir kavrayıştan söz ediyoruz.
Temel örgüt sorunu, sınıfa ve sınıf mücadelesine örgütsel olarak da önderlik etmek; belli
işyerlerinde, köylerde, mahallelerde, okullarda, sendikalarda, kitle örgütlerinde iktidar olmak
sorunudur. Bilgiyle, genel politikayla önderlik edilebileceğini sanan bir yaklaşımın temel
örgüt sorununu kavraması mümkün değildir.

Özel Politika Yoksa, Temel Örgüt Yok

Özel politika, temel örgütün ekmeğidir. Özel politika yoksa, temel örgüt de yoktur.
Kurulmuş temel örgütlerin ayakta tutulamamasının nedeni, pratik içinde sürekli
derinleştirilen, dolayısıyla mücadele coşkusuyla temel örgütü canlandıran ve canlı tutan bir
özel politikanın uygulanamıyor oluşudur. Doğru özel politika, temel örgütün yaşamasını
sağladığı gibi, temel örgüt içindeki üyelerin sınıf mücadelesini yaşam biçimi haline
getirmelerini de sağlar. Partimizde Başkanlık Kurulu’ndan başlayarak önderlik edilmesi
gereken alan, işte bu özel politikalar ve temel örgütler alanıydı.

Bugüne kadar ortadan kaldıramadığımız, temel örgütlerin önemini kavramamak
şeklindeki zaaf, özel politikalar konusundaki zaafın örgütsel düzlemdeki ifadesidir.
Dolayısıyla, özel politikalara önderlikte zaaf gösteren Başkanlık Kurulu’nun, temel örgütler
konusundaki zaafların da sorumlusu olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Mantık yürütmelerle
kanıtlanması gerekmeyen bir saptamadır bu. Diyelim ki, Ankara İl Örgütümüzde kaç işçi
olduğu, bu alanda kaç temel örgüt bulunduğu; hiç bulunmuyorsa neden bulunmadığı, 4. Genel
Kongremizden çok daha önce Başkanlık Kurulu’nun gündemine bu somutlukta gelmiş
olmalıydı. Daha doğrusu, mademki, 2. ve 3. Kongre, Parti’nin önüne sınıf mücadelesini
örgütlemeyi esas görev olarak koymuştu, Başkanlık Kurulu, üyelerinin ve zamanının önemli
bölümünü temel örgütler sorununa ayırmalıydı.

Genel Propaganda: “Keklik Avlama Yöntemi”

Genel propagandaya bel bağlamak, propaganda ile yetinmek, yerel sınıf mücadelesi
pratiği yerine gösterişli işlere yönelmek, medyada görünmeye aşırı önem vermek, bilgi ile
sınıf mücadelesi pratiği arasında bilgiye ağırlık vermek şeklindeki zaafın en çıplak ifadesidir.
Aşağıdan nutuk çekince elmaların sepete dolacağını sanan adam, niçin ağaca tırmanıp
üstünü başını yırtsın?

Ankara İl Başkanımız Ali Kalan, Partimizin üye kazanmada “keklik avlama
yöntemi” kullandığını söylerken haklıdır. Keklik avcıları, kafesteki kendi kekliklerini, üst
üste yığdıkları taşlarla oluşturdukları bir yığının üstüne yerleştirip pusuya yatarlar. Kafesteki
keklik yanık yanık ötüşüyle, çevredeki diğer keklikleri etkileyip yanına çeker. Kuşkusuz
büyük bir üstünlüktür, Partimizin daima ve gücümüze göre oldukça iyi bir merkezî
propaganda aygıtı olmuştur. Doğru teori ışığında, doğru program temelinde, doğru politikalar
yığınları gücümüzün çok üstünde etkileyebilmiştir. Parti, üye sayısıyla karşılaştırılamayacak
bir tanınmışlığa sahiptir; etrafında doğru bir yönelime girdiğinde hızla örgütleyebileceği
büyük bir birikim oluşturmuştur. Ancak bu olumlu durum güce dönüştürülememekte,
örgütlerimiz adeta kendiliğinden gelip yazılan üyelerle yetinmektedirler.

Yerel örgütlerin, merkezî ve genel politikaları tekrarlayıp durmalarından da, her
kongrede ve daima yakınagelmişizdir. Zahmetli ve zor olan; tabandan, bire bir, temel örgütler
aracılığıyla, özel politikalar temelinde yapılması gereken propaganda ve kitle çalışması yerine
Parti örgütleri, insanları genel propaganda sayesinde örgütleyebildikleri kadar örgütlemekte;
kendilerine, yani çalışma alanlarına özgü bir propagandayı içerik ve yöntem olarak da
geliştirememektedirler.

Söz konusu zaaf Parti’yi, giderek merkezden iller ve ilçelere doğru, neredeyse
gazete bayileri sistemi gibi, merkezde üretilen genel politikaların halka ulaştırılmasını
sağlayan bir genel propaganda örgütüne dönüştürmektedir.
Bir genel propaganda örgütünün temel örgüte, özel politikaya, hatta fazla üyeye de
ihtiyacı yoktur. Parti’de sıkça görülen, üyeyi ne yapacağını bilememe zaafı, fazla üyeden
rahatsızlık, bütün ısrarlara rağmen üye yapma konusundaki tutuculuk genel propagandaya,
daha doğrusu bilgiye duyulan aşırı güvenden kaynaklanmaktadır.

Altında emekçileri örgütleyip mücadeleye sevk eden, onları mücadele içinde eğitip
dönüştüren, kitlelerin derinliklerine nüfuz etmiş bir örgütsel ağ bulunmuyorsa, genel
politikalar üreten bir merkezin adı, İngilizcede think tank; Türkçede düşünce üretme
kurumudur.

Devrimci bir parti, genel propagandanın yarattığı genel etki ile yetinemez. Sıkı
bir parti yaratmak için, genel propagandadan da yararlanarak emekçi yığınlarla elle
dokunacak şekilde somut ilişkiler kurmak ve o ilişkiler içinde onları dönüştürmek ve
örgütlemek gerekir. Ülke düzeyinde ortaya çıkan kitle hareketlerinin ve mücadelelerin
ziyaretçisi, destekçisi değil de yöneticisi olmanın başka yolu yoktur.

Başkanlık Kurulu, geçen dönemde Parti’ye yerel propaganda açısından yeterli bir
önderlik götürmedi. Özel, bire bir, tabandan propagandaya yöneltmek yerine, çoğu zaman
örgütü, merkezî politikaların genel propagandasına teşvik etti, bu yönde zorladı.

Yukarıdan Etkileme

Genel propagandanın temelindeki zihniyet, kitle çalışmasında kendini üstten etkileme
diye adlandırabileceğimiz tarzla ifade eder. Bilgiye aşırı rol tanıma ideolojisi kendisini en çok
bu alanda ortaya koyar. Yaklaşımın temelindeki fikre göre, doğru düşünce ve politikalarla
kazanılacak kitle örgütü ve sendika yöneticileri, tabanı da etkileyip bizim yanımıza
getireceklerdir. Üstelik tabanda çalışmanın önemine vurgu yapageldiğimiz iki kongre
arasındaki dönem boyunca Partimizde, tam tersine yukarıdan etkileme tarzının ağırlık ve
yaygınlık kazandığını saptayabiliyoruz.

Bizim gibi büyük güçler alanında mücadelenin önemini kavramış bir partinin
sendikaları, kitle örgütlerini, diğer partileri yukarıdan görüşmeler yöntemiyle etkilemeye
çalışması son derece doğaldır. Ancak bütün parti örgütlerimizin, bulundukları yerlerdeki
benzer kuruluşların yöneticilerine yönelik bir propagandayı, neredeyse esas mücadele biçimi
haline getirmeleri önemli bir zaaftır. Kitle örgütlerinde yönetim kademelerini hedefleyen bir
çalışma yapmak, halkın kısmi talepleri temelinde yeni kitle örgütleri kurmayı düşünmemek
de, genel propaganda ve üstten etkileme yöntemine bel bağlama hatasından kaynaklanır.

Sendika ve kitle örgütlerindeki yöneticileri düşüncelerimizle kazanma; tabanı da
bu yolla etkileme olanaklarını abartmamalıyız. Nasıl ki, belirleyici olan düşünce değil
pratik ise; tepeyi, yani çeşitli sendika ve kitle örgütlerinin yöneticilerini etkilemenin esas
yolu da tabandaki örgütlülüktür.

Genel Kampanyalar

Aslında ele aldığımız bütün hataların Aydınlıkçı geleneğin tarihi içinde önemli bir yeri
vardır. Aydınlıkçılık ise Partimizin en önemli bileşenidir. Örneğin genel kampanyalar tarzının
1978’de kurulup 12 Eylül darbesinden sonra feshedilen Türkiye İşçi Köylü Partisi (TİKP)
döneminde de yerel örgütler ve üyeler tarafından sık sık eleştirildiğini biliyoruz. Örgütler,
sürekli olarak ülke çapındaki eylem kampanyalarının kendi yerel çalışmalarını sekteye
uğrattığından, kitle ilişkilerine zarar verdiğinden yakınmışlardır. Genel kampanyalar
şeklindeki mücadele ve eylem tarzı bugün de yürürlüktedir.

Başka türlü olması da esasen beklenemez. Eğer yerel planda özel politikalar
geliştirilmiyor, sabırlı bir temel örgütler politikası izlenmiyor, genel propagandanın
sihirli etkisine aşırı güveniliyorsa kampanyalar tarzından kurtulmak mümkün değildir.
Uzun vadeli, sabırlı, yığınları örgütlemeyi esas alma anlayışı olmayınca, merkezî önderlik bir
süre sonra örgütün yattığı sanısına kolayca kapılmakta, bir genel kampanya ile durumu
değiştirmeye yönelmektedir. Genel kampanyalar örgütün devrimci enerjisini kullanıp tükettiği
ve başarı ihtiyacını giderdiği esas mücadele biçimi haline gelmekte, dolayısıyla yerel çalışma
konusunda isteksizleşmektedir.

Kampanyalar konusunda aşağıdan gelen eleştiri ve yakınmaları biz, o zaman da tıpkı
şimdi olduğu gibi yanıtlardık. 1994’teki 3. Genel Kongre Raporu bu konuda uyarılar
yapmakla birlikte, şunları da söylemektedir: “Kampanyalar Parti’nin devrimci iradesini
zorlamaktadır ve bu açıdan örgütlü bir parti yaratmaya yönelik ataklardır. Bu nedenle Parti,
kampanyalardan vazgeçerek ilerleyemez.”

Ne tür bir zaafla mücadele ettiğimizin farkında değiliz. Olur ki Parti, yerel
örgütlenme ve mücadeleden başını kaldıramaz duruma gelmiş, ülke çapında politika ve
kampanyaları aklından silip atmıştır; o zaman böyle bir uyarı gerçekten de gerekli olur.
Ama şimdi biz, yerel örgütlenme ve mücadelenin önemini kavramak ve kavratmak
durumundayız. Genel kampanyalara yeni bir vurgu sadece hastalığı düzeltmek niyetinde
olmadığımızın, eski tarzı devam ettireceğimizin, esas göreve elimizin ucuyla bile
saramayacağımızın kanıtıdır. Bilincimizin altındaki bu gerçeği bütün örgütler, bütün
üyeler hemen anlayacaklardır. Ne yardan, ne serden geçebiliyoruz.

Sorun herhangi bir mücadele tarzından vazgeçmek değil, neye ağırlık
vereceğimizdir. Çünkü enerji, dikkat ve zaman sınırsız değildir. Bir işin yapılması başka
bir işin ihmaliyle mümkündür. Ve köklü bir hatayı düzeltmenin yolu, o hataya karşı gerçekten
mücadele etmektir. Mücadele ise aşırılık demektir. Hele bir de öbür yönde hatalar
işleyelim, o zaman durumu yeniden ele alırız. Ama yeniyi gündeme getirirken, elimizi
eskiden köklü biçimde çekmek zorunda olduğumuzu bilmeliyiz.

Bürokratik önderlik tarzı, kolektif çalışmamak, parti binalarına hapsolmak gibi
çalışma tarzı hatalarının hepsinin de kaynağında aynı ideolojik hatanın bulunduğu herhalde
şimdi daha net görülebilmektedir. Örgütün maddesi sınıf mücadelesi pratiğidir. Örgüt, o
pratiğe nasıl yaklaştığımıza bağlı olarak şekillenir. Genel propaganda ve üstten çalışma ile;
yani sadece fikirlerin gücüyle kitleleri kazanabileceğini sanan örgütün kolektif çalışmaya
ihtiyacı yoktur. Genel kampanyalara ağırlık veren bir örgüt için, parti binalarında üslenmiş ve
yetenekli insanlardan oluşan bir yönetim fazlasıyla yeterlidir.

Devrimi Kim Yapacak?

Partimiz önderliği, 1991’deki 2. Genel Kongre’nin emekçi kitleleri örgütleme
yönündeki kararını uygulamada dirayet gösteremedi. Düşünceye ağırlık vermek gereken
dönem için doğru olan, fakat artık geride kalması gereken zihniyeti sürdürdü. Enerjisinin,
zamanının, hatta mali kaynaklarının büyük bölümünü teori, program ve politikaların
inceltilmesine ayırmaya devam etti.

Aynı zihniyet, Parti yönetiminin aydınlara ve hâkim sınıflar arasındaki
çelişmelere gerektiğinden fazla önem vermesine yol açtı. Başkanlık Kurulu, tanınmış
bazı aydınların üye yapılmasını daima önemli bir görev olarak önünde tutarken,
işçilerin ve emekçilerin örgütlenmesinde aynı titizliği göstermedi. Merkezdeki yaklaşım
doğal olarak örgütleri de etkiledi. Dikkatler, ülke çapındaki veya yerel aydınların Parti
hakkında ne dedikleri ve ne düşündükleri gibi emekçilerin örgütlenmesi açısından ancak
dolaylı etkisi olabilecek alanlara kaydı.

Hâkim sınıflar arası çelişmelere önderliğin verdiği önem, en iyi siyasal yayın
organımızın çizgisinde görülebilir. Emekçi hareketini ve sorunlarını öne çıkaran
yaklaşım giderek geri plana düşerken, hâkim sınıfların iç ilişkilerine ağırlık verildi.
Devlet içindeki çelişmeleri, teşhir yöntemiyle derinleştirme olanağı abartıldı. Gerici bir
kuvvetin kendi iç çelişmelerinin derinleşmesi sonucunda kendiliğinden değil, ancak o iç
çelişmelerden de yararlanacak maddi bir kuvvet tarafından yıkılacağı gerçeği adeta
unutuldu. O yıkıcı kuvvetin oluşturulması görevi ihmal edildi.

Bilgi ile pratik, bilmekle yapmak arasındaki ilişki sorunu, sınıf mücadelesi alanına
taşındığında, devrimi kim yapacak sorusunu gündeme getirir. Düşünceye önem veren,
doğaldır ki düşünceyi; güce önem veren ise, gücü geliştirmeye çalışır. Bilgiye ağırlık
tanıyan bir zihniyet, kitlelerin devrimdeki rolü konusunda kaçınılmaz olarak
bulanıklığa düşer. Teori, program ve politikalara belirleyici roller vermek, kitleleri
örgütleyip bir güç haline getirmek ihtiyacını kendiliğinden zayıflatır.

“Devrim kitlelerin eseri olacaktır” temel fikrinin boşalttığı alan örneğin, devrimde
hâkim sınıflar ve devlet içi çelişmelere tanınan rol tarafından doldurulur.

Liberalizmle Mücadelede Köktenci Tutum

Partimiz liberalizme karşı bir mücadele kampanyası yürütüyor. Ama nedir liberalizm?
Birçok belirtisini sayıyoruz. Hatta Genel Sekreter Mehmet Bedri Gültekin, Teori dergimizin
Eylül 1995 tarihli sayısında liberal hataların çok geniş bir dökümünü yaptı. Öyle ki, baş
edilmesi mümkün olmayan bir hastalık manzarası ortaya çıkmıştı.

Sorun, baş edilmez değildir. Tek tek üyelerde, alt örgütlerin yönetimlerinde ortaya
çıkan ve liberalizm dediğimiz hataların hepsi aslında Başkanlık Kurulu’nun ve öteki önderlik
kademelerinin, örgütlenmeye önderlikte gösterdiği zaaftan kaynaklanıyor. Oradan güç alıyor.
Bir genel propaganda, üstten etkileme ve kampanyalar örgütünün özel politikaya, temel
örgüte, hatta çok sayıda üyeye ihtiyaç duymayacağını söylemiştik. Böyle bir yapı, genel
olarak etkilenmiş insanların kampanyalara katılmasıyla tatmin olur. Liberalizm ise, ancak
adeta günün bütün saatlerini dolduran bir iş ve eylem programı üzerinden yürütülecek
bir mücadeleyle yenilebilir. Kim neyi nasıl yapıyor veya yapmıyor, bu plan ve program
içinde görülebilir. Önüne böyle bir plan-program konmamış, bu plan ve program
çerçevesinde kendine önderlik edilmeyen, eğitilmeyen üyenin tüzüklerde tanımlanan üye
haline gelmesi, disiplinli olması, fedakâr olması, yaşamını devrimci mücadeleye göre
düzenlemesi beklenemez. Yani liberalizm, bir ahlak sorunu değil, bir mücadele
programı ve doğru örgütlenme sorunudur. Düzenleyeceğiz, program yapacağız,
örgütleyeceğiz, eğiteceğiz, seferber edeceğiz, sonra göreceğiz kimin liberal, kimin disiplinli
devrimci olduğunu. İş üzerinden denetleyeceğiz bütün örgütleri ve üyeleri.

Merkez Komitesi’nin “Bütün kademeler kitle içinde parti örgütlemeye” çağrısı
doğrudur. Sorun; tekrarlamalıyız, söylemek değil yapmaktır. Daha önce söylenmiş,
yapılmamıştır. Şimdi de söyleniyor. Yapılmasının güvencesi, ancak ve ancak pratiğin
belirleyiciliğini teslim eden bir ideolojik dönüşümdür. Devrimci iradenin temeli, doğru
devrimci ideolojidir. Düzeltme hareketinde tutulacak halka, Parti önderlerinin mücadele
alanlarında mevzilenmesi ve örgütlenme çalışmasının başına geçmesidir” şeklindeki saptama
da son derece yerinde, ancak eksiktir. Elbette önderler mücadele alanında mevzilenmeli,
elbette örgütlenme pratiğinin başına geçmeli. Öte yandan gene biliyoruz, önemli olan
adamların yer değiştirmesi değil, zihniyetlerin değişmesidir. Ancak, Merkez Komitesi ve
Başkanlık Kurulu’nun bileşimini değiştirmenin köklü ve dönüştürücü önlemlerden biri
olduğunu da unutmamak gerekir. Eski yöneticiler, eski görevlerinde değil, yeni anlayışla
çalışacakları yeni görevlerinde daha çabuk ve daha köklü biçimde değişirler. Bütünüyle doğru
olduğunu söylediğimiz 2. Kongre Raporu da, bir düzeltme hareketi başlatırken merkezî
önderliğin yeniden düzenlenmesini istemişti. Böyle bir düzenleme ihtiyacı şimdi çok daha
büyüktür. Bugüne kadar görev yapmış olan merkez yöneticileri örgütlenmeye gönderilirken;
kitleler içinde önder konumlar edinmiş, daha önemlisi, yürütmekte olduğumuz düzeltme
hareketinin temel fikirlerini ideolojik olarak sindirmiş arkadaşlar Merkez Komitesi’ne ve
Başkanlık Kurulu’na getirilmelidir.

Bazı arkadaşlarımız, kampanyanın özünü, zaaflarımızın temelini kavramaya çalışmak
yerine Parti’nin “personel dairesi başkanı” gibi düşünüp atama önerileri geliştiriyorlar. Uzun
yıllar önder konumlarda bulunmuş belli sayıdaki tanınmış arkadaşın yer değiştirip şurada
burada görevlendirilmesi üzerinde çok duruluyor. Ahmet’i oradan alıp buraya koyalım,
Mehmet’i buradan çekip şuraya gönderelim formüllerine fazla bel bağlamamak gerekir.
Alınması kaçınılmaz olan bu tür önlemlerin iyileştirici etkisi, yüzde beşi onu geçmez. Sorunu
iyi kavramış bir yönetici, görevi ne olursa olsun kitle örgütlenmesine katılır; kavramamış bir
önderi maden ocağının dibine gönderseniz sonuç fazla değişmez.

Parti açısından ise sorun, yeni önderler çıkarmak, cepheye yeni güçler sürmektir.
Türkiye’nin bütün santralleri aynı ortak şebekeye bağlıdır. Keban santralini söküp, Tekirdağ’a
götürseniz ve şebekeye oradan bağlasanız sonuç değişmez. Sonucu; şebekenin gücünü
değiştirmeniz için, şebekeye yeni santraller bağlamanız gerekir.

Kampanyamız bütün üyelerimizi, hangi düzeyde olursa olsun bütün
yöneticilerimizi kapsamalıdır. Topyekûn seferberlik! Yani eleştiri getiren her üye, aynı
zamanda göreve talip olmalıdır. “Yapamadı, yapamıyor” diye eleştirdiği yöneticinin,
fikirlerini ve çalışma tarzını değiştirmesini isteyip beklemekle birlikte, yerine yeni aday
göstermeli, kendisi aday olmalıdır. Herkes yaptığı kadar bilir ve bildiği kadarını yapar. Bize
ait bilinçle hareket etmesini başkasından beklememiz doğru değildir. Kendi bilincimizle,
kendimizin harekete geçmesi kampanyanın ruhuna uygun biricik devrimci tutumdur.

Bir kere daha tekrarlamaya değer: Sorunun örgütsel ve çalışma tarzına
ilişkinmiş gibi görülmesi yanlıştır, aldatıcıdır. Sorun ideolojiktir. Eğer hatalarımızın
kaynağındaki zihniyet, bir ideolojik mücadele ve eğitimle Başkanlık Kurulu’ndan
başlayarak değiştirilmezse; yani, bilgi ile pratik arasındaki ilişkide pratiğe öncelik veren
bir anlayış partinin bütününe ve partinin bütün çalışmalarına egemen kılınamazsa,
pratikte atılacak adımların 1991’deki düzeltme kampanyasında olduğu gibi kısa
zamanda unutulup gitmesi; Parti’nin örgütlenme ve çalışma tarzındaki hatalarının
egemenliğini sürdürmesi tehlikesi, ne yazık ki vardır.

Enerjimizin, Zamanımızın, Dikkatimizin,
Mali Kaynaklarımızın Çoğunu Nereye Harcamalıyız?

Zıtlar arasındaki ilişki her zaman görecelidir. Hele bizim gibi teorisini, programını,
politikalarını, hatta fazlasıyla olgunlaştırmış bir partide tartışma doğaldır ki, ince farklar
üzerinde yürüyecektir. Yani, özel politikalara ağırlık verilmelidir dendiğinde, bizim
Partimizde kimse çıkıp “Peki kardeşim genel politika önemli değil mi?” sorusuyla
tartışmaya başlayamaz. Örgütlenme önemlidir dendiğinde, teori ve program; tabanda
çalışmanın önemi vurgulandığında, üstten çalışma, genel propaganda veya medyada
görünmenin önemi reddediliyor değildir. Aynı şekilde biz, yani bütün olarak Partimiz tabii
ki, kitlelerin devrimdeki rolünü biliyoruz, söylüyoruz, yazıyoruz; hâkim sınıflar arasındaki
çelişmeyi görmezlikten gelerek politika yapılamayacağı konusunda Parti içinde birlik
vardır. Biz burada bugüne kadar nereye ağırlık verdiğimizi ve bundan sonra nereye ağırlık
vermemiz gerektiğini; hangisini hangisine bağımlı kılacağımızı; neyin neye hizmet edeceğini
tartışıyoruz. Bugüne kadar yaptığımız hiçbir eylem ve kampanya için “yapılmamalıydı”
demiyoruz. Peki, hem onlar, hem de bu yazıda dile getirilenler birlikte yapılabilir miydi?
İşte önemli olan bu sorunun yanıtıdır. Burada ileri sürülen görüş şudur: Önce örgütlenme,
önce temel örgütler, önce yerel ve tabandan çalışma, önce özel politikalar, önce yerel emekçi
mücadeleleri, önce profesyonelleşme… Diğer bütün faaliyetler demek ki, geriye kalan zaman,
enerji ve mali kaynakla yapılabildiği kadar yapılacaktır.

İçinde bulunduğumuz düzeltme hareketi bir zihniyet değişikliğinden, genel
olarak söz etmenin ötesine geçmemizi emreder. Zihniyet değişikliği ise kendini ancak
pratikte ifade edebilir. Bu açıdan, başta Başkanlık Kurulu olmak üzere, bütün Parti
önderlikleri ve bütün üyeler enerji, zaman dikkat ve mali kaynaklarımızı esas olarak nereye
ayırdığımız açısından çalışmamızı sürekli gözden geçirmeliyiz. Enerjimizin, zamanımızın,
dikkatimizin ve mali kaynaklarımızın çoğunu; teori ve politika meselelerine değil, örgütsel
sorunlara; propagandaya değil, örgütlenmeye; genel politika ve üstten çalışmaya değil, alttan
çalışma ve özel politikalara; genel kampanyalara değil, küçük küçük yerel kitle
mücadelelerine; aydınların kazanılmasına değil, emekçilerin kazanılmasına; hâkim sınıflar
arasındaki çelişmelere değil, emekçi hareketinin sorunlarına ayırmaya başladığımız anda
zaaflarımızı da aşmaya başlamış oluruz.

Başarı Ölçülerimizi Değiştirmeliyiz

Bugüne kadar biz başarıyı daha çok teori ve politika alanında aradık. Bu
alandaki üstünlük ve başarılarımızla gurur duyduk. Haklıydık. Partimizin söyledikleri,
dergimizin yazdıkları bugün değilse yarın, mutlaka doğrulanıyordu. Üstelik teori ve
politikaların önemini de biliyorduk. Ama artık bu tür başarılarla tatmin olmamalıyız. Parti’nin
çevresindeki birikimi üye olarak kazanamıyoruz, ama halk “en iyisi sizsiniz” diyor! Artık
sevinilecek bir durum değil. Temel örgüt sayımızda bir artış yok, ama teorimiz
mükemmel! Geçiniz. Büyük sanayi merkezlerinde işçi üyelerimizin sayısı yeteri kadar
artmıyor ama, filanca aydın bizi beğeniyor! Yetmez. Filanca fabrikadaki direnişte önder
konumda değiliz ama, sendikacılar Partimizi seviyorlar! Bizi tatmin etmez.

Teori, politika ve genel propaganda alanındaki başarı elde birdir. Artık sevinçlerimizin
konusu, daha doğrusu başarı ölçülerimiz köklü biçimde değişmelidir.

Kaç emekçiyi Parti’ye üye yaptık?
Kaç köyde kaç Parti üyesi var?
Kaç yeni temel örgüt kurduk?
Kaç fabrikada temel örgütümüz, kaç fabrikada üyemiz var?
Kaç sendikanın, kaç kitle örgütünün yönetimindeyiz?
Hangi kitle eylemlerine önderlik ettik?
Kaç profesyonel kadromuz var?
Mali kaynaklarımızı ne kadar zamanda, ne kadar artırdık?
Ne kadar zamanda kaç eğitim toplantısı yaptık, kaç üyeyi eğittik?
Kaç dergi satıyoruz?

Örgütlerimiz ve Parti önderleri bu soruların yanıtlarına göre başarılı veya başarısız
kabul edilmeli, bütün parti “kaç” sorusuna vereceğimiz yanıta göre yürüyüşünü düzenlemeli,
yeni Başkanlık Kurulu bu sorular ışığında önderlik yapmalıdır. Zihniyet değişikliğinin başka
bir ölçüsü olamaz.

Topyekûn Mücadele

Hataların ve zaafların kaynağına Başkanlık Kurulu’nu yerleştiren yaklaşım,
düzeltme hareketi açısından önemli bir tehlikeyi de gündeme getiriyor. Mantık adeta,
“Madem zaaf Merkez’dedir, Merkez düzeltsin” şeklindeki bir liberalizme kapıyı açık
tutuyor. Yanlıştır. Böylesine kapsamlı bir düzeltme hareketi ancak topyekûn bir seferberlikle
başarıya ulaştırılabilir. Kuşkusuz Başkanlık Kurulu, Parti’ye öncelikle kampanyada önderlik
etmeli, kendini değiştirirken Parti’nin tepeden tırnağa düzelmesi için yol göstermelidir. Ama
yetmez. Parti’nin her kademedeki yöneticilerinin ve bütün üyelerinin bir seferberlik
halinde hem eleştirmeleri, hem de kendi temel örgütlerinden başlayarak düzeltme
hareketi için kolları sıvamaları, sadece Partimizin değil Türkiye halkının ihtiyacıdır.

Başarı Kaçınılmazdır

İşçi Partisi, Türkiye’de başka hiçbir parti ve örgütte bulunmayan bir üstünlüğe sahiptir.
Doğru bir teorisi; düzgün bir programı; sınanmış, doğrulanmış politikaları; otuz şu kadar
yıllık mücadeleler içinden süzülüp gelmiş bir önderlik ve kadro birikimi, Türkiye’nin hemen
her yerinde örgütleri, on binin üstünde üyesi vardır. En sonunda belirleyici olan ideolojidir.
İdeoloji yanlışsa büyük olan küçülür; ideoloji doğru ise küçük olan büyür. Yakın tarih bu
büyük yasayı, hem dünya çapında hem de Türkiye’de defalarca doğruladı. Biz hatalarımızı
yenmek için güçlü ve sağlam bir ideolojik temele sahibiz. Birkaç senedir ideolojimizde ortaya
çıkan sorunları da biliyoruz. Hata ve zaaflarımızı büyük bir özgüvenle ele alıyoruz.
Kazanacağımızdan eminiz. İşçi Partisi Türkiye emekçilerinin öncü partisidir. Böyle
olduğu için de, hatalarından ders çıkarabilir, kendini dönüştürebilir, Türkiye’nin işçi
sınıfına ve emekçi halkına layık bir devrim partisi haline gelebilir. Partinin yapacağı iş,
üstünlüklerini zaaflarına karşı silah olarak kullanmaktan ibarettir.

Yapmakta olduğumuz işin özeti budur.

Paylaş: